Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Bazen çevirmenin seçtiği kelime çoğu kişiyi ikilemde bırakırken çeviride yapılan hatalar çoğu kez siyasetçiler için bir skandala dönüşebiliyor. Bu tür hataların, tarih kitaplarında mizah malzemesi olan krizlere yol açtığı da oluyor

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
TT

Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)

Emine Hayri 

Çevirinin çıkış noktasıyla ve ilk çevirinin ne zaman yapıldığıyla ilgili tartışmalar halen güncelliğini koruyor.

Ruslara göre simultane çeviri ilk kez 1928 yılında Moskova'da düzenlenen Komintern'in 6'ncı Yıllık Kongresi'nde yapıldı.

Komintern, 1919 yılında eski Sovyetler Birliği'ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki komünistlerin ve devrimci sosyalistlerin çalışmalarıyla ilgilenmek üzere kurulmuş uluslararası bir komünist gruptu.

ABD'lilere göre ise simültane çeviri modern haliyle 1945 yılında ünlü Nürnberg Duruşmaları ile başladı.

Nürnberg Duruşmaları, Almanya'nın Nürnberg şehrinde, Nazilerin üst düzey 21 yetkilisinin uluslararası mahkeme önünde ilk kez yargılandığı tarihteki en büyük davadır.

Ardıl çeviriden simultane çeviriye

Bu duruşmalara farklı ülkelerden çeşitli diller konuşan insanlar katıldı.

Hakimlerin, avukatların ve katılımcıların söyleneni söylendiği gibi takip etmesini sağlayacak bir çeviri sistemine acilen ihtiyaç duyuluyordu.

Bir kişinin sözlerinin söylendikten birkaç dakika sonra çevrilerek aktarıldığı ardıl çeviri olarak bilinen bir sistem işliyordu.

O dönem bilinen ve uygulanan tek tercüme türü olan ardıl çeviri türünde çevirmen, konuşmacının birkaç cümle söylemesini bekler, daha sonra bunları çevirerek muhataba aktarır. 

Bu duruşmalar sırasında çeviri ve tercüme hizmetlerinden sorumlu ABD'li bir görevli, Avrupa ülkelerindeki çevirmen yetiştiren kolejlerdeki ve enstitülerdeki dil öğrencileriyle iletişime geçti.

Mühendislerden oluşan bir ekiple birlikte duruşmalara katılanların söylenenlerin çevirisini anında duyabilmelerini sağlayan günümüz standartlarına göre ilkel, ancak o dönem için son derece modern bir teknik sistem geliştirdi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında İngilizceden Fransızcaya çeviri yapmak üzere çevirmenlerden oluşan bir ekip kuruldu ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında İngilizceden Fransızcaya yapılan simultane çeviri bir ilki teşkil etti.

Onlarca yıldır çevirmenlerin (önemli belgeleri tercüme ederken ya da simultane çevirirken) yaptığı kelime ve sözcük seçimleri, bazılarını ikileme düşürmeye yetti.

Aktarılan cümlelerde yapılan hatalar ya da yanlış anlaşılan espriler ve durumlar yahut kaçırılan ifadeler sık sık krizlere yol açarken bunların bazıları neredeyse bir felakete neden oluyordu.

Bazen çeviride yapılan hatalar, bir skandala kapıyı aralarken daha sonra tarih kitaplarında mizah konusuna dönüşüyorlar.

Carter, Polonya ve yanlış anlama

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, en ünlü çeviri hatalarından birinin yapıldığı ve modern çeviri tarihine kazınan olayın yaşandığı 30 Eylül 1977 günü her yıl Dünya Çeviri Günü olarak anılıyor.

Carter, Polonya ziyareti sırasında yaptığı konuşmada Polonyalıların geleceğe dair arzularını anlamak istediğini söylemiş, ancak çevirmen bu sözleri Carter'ın Polonya'yı arzuladığı şeklinde çevirmiştir.

Çevirmen bu kadarla da yetinmeyip, Carter'ın "Bu sabah ABD'den ayrıldım" şeklindeki sözlerini "Bu sabah ABD'den bir daha dönmemek üzere ayrıldım" şeklinde çevirdi.

Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)
Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)

Aynı gün akşamı verilen özel yemekte çevirmenin değiştirilmesine rağmen Carter konuşmasını yaparken sık sık başvurduğu mizah dolu bir cümlesinin ardından gelen sessizliği anlamakta zorlandı.

İkinci cümlesi de ilkinden daha sağır edici bir sessizlikle karşılandı. Zira yeni çevirmen Başkan Carter'ın İngilizcesini anlamamış ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Şimdi gülün!

Daha tuhaf bir durum 1981 yılında Japonya'da kırsal kesimdeki bir üniversitenin konferans salonunda yaşandı.

Yine eski ABD Başkanı Carter konuşuyordu, ancak bu kez ciddiydi ve sözlerinin arasına espriler serpiştirmiyordu.

Fakat dinleyenler gülmeye başladı. Carter durdu ve çevirmenlere salondakilerin neden güldüğünü sordu.

Çevirmenin yanlış çeviri yaptığını öğrenince salondakilere dönüp "Şimdi gülün!" dedi.

Başkanın bu sözü üzerine salondakiler bunun kahkahalarla karşılanması gereken bir şaka olduğunu sandılar.

Normal şartlarda o an için kötü görünen durum daha sonra insanı güldüren bir olay olabilir.

Büyük bir musibetin ayak sesleri duyulurken sonradan gülünecek bir olay da olsa o an için komik değildir.  

Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden sadece birkaç ay önce, İngiltere'nin eski Trablus Büyükelçisi Oliver Miles, "Kaddafi'nin sözleri çeviri arasında nasıl kayboldu?" başlıklı bir makale kaleme aldı.

Kaddafi ikilemi

Makalesinde, Kaddafi'nin sözlerinin tercüme edilmesinin neden bazen imkânsız hale geldiğine değinen Miles, Kaddafi'nin genellikle yalnızca Libyalılar tarafından anlaşılan bir lehçeyle konuşmakta ısrar etmesi de dahil çeşitli nedenler sıralayarak "Peki bu konuşmaları İngilizceye, Fransızcaya ya da başka bir dile nasıl çevireceksiniz?!." diye yazdı.

Kaddafi'nin Londra'daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Fakültesi'nde bir grup profesör ve öğrenciye uydu aracılığıyla yaptığı konuşmada yaşananları anlatan Miles, makalesini şöyle sürdürdü:

Ses kötü aktarılıyordu. Kötü bir çevirmen vardı ve Sayın Kaddafi ile aynı anda konuşuyordu. Dolayısıyla Kaddafi'nin konuşmasının yüzde 90'ı anlaşılamadı. Sonunda oturum başkanı bu durumdan dolayı salondakilerden özür diledi. Bana döndü ve Kaddafi'nin söylediklerini özetlememi istedi. Şans eseri onun teorilerini daha önce okumuştum. Ben de bunlardan alındılar yaparak konuşmanın özetinin uydurdum. Bu tür olaylar uluslararası anlayışı oluşturuyor.

Tercüme, Hiroşima ve Nagazaki

Ancak uluslararası anlayış İkinci Dünya Savaşı'nda işe yaramadı. Savaş Avrupa'da biterken, Japonya'da devam ediyordu.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Milliyetçi Çin lideri Çan Kay şek, 1945 yılında Potsdam Deklarasyonu'nun (Japonların Teslim Olma Koşullarını Tanımlayan Bildiri) taslağını hazırladılar.

Japonya'yı teslim olması için verilen bir ültimatom da dahil olmak üzere çeşitli maddelerin yer aldığı deklarasyon, Japonya'da savaşı sürdürmeyi isteyenlerle teslim olup can ve mal kaybını sona erdirmeyi isteyenler arasında büyük tartışmalara yol açtı.

Dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki, Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmayı reddetmesi halinde 'derhal ve mutlak olarak yok edileceği' uyarısıyla sonlanan deklarasyonda sıralanan teslim şartlarına yanıt vermek için bir basın toplantısı düzenledi.

Suzuki, bu şartlara Japonca'da iki anlamı olan 'mukasuto' kelimesiyle yanıt verdi.

Kelime ilk olarak 'yorum yok', ikincisi olarak ise 'sessiz bir küçümsemeyle aşağılanacaksınız' anlamlarına geliyordu.

Uluslararası haber ajansları, kelimenin ikinci anlamını kullanmayı 'seçtiler'.

Analistler, bu seçimin Japonya'nın tepkisinin sanki ABD'ye karşı bir tehditmiş gibi görünmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.

Bunun üzerine ilk atom bombasının Hiroşima'ya, ikinci atom bombasının ise üç gün sonra Nagazaki'ye atılmasına karar verildi.

Vietnam ve tercümede mübalağa (abartıya kaçmak)

İnsanlık tarihinin en ağır savaş, ölüm ve yıkım sahnelerinden biri olan ve muhtemelen çevirideki bu 'seçimin' de katkısının olduğu atom bombalarının atıldığı günlerden

ABD'nin girdiği bir başka istenmeyen savaş olan Vietnam Savaşı yıllarına gidiyoruz.

Vietnam Savaşı da çeviri hatalarının alevlendirdiği, uzattığı ve yansımalarını kötüleştirdiği bir savaştı.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden The New York Times (NYT) tarafından yıllar önce yayımlanan bir raporda, Ulusal Güvenlik Teşkilatının birçok durumda Vietnam'dan alınan istihbarat bilgilerini tercüme etmede hata yaptığı belirtiliyordu.

NYT'nin aktardığına göre 1964 yılında hazırlanan bu kapsamlı raporda, Kuzey Vietnam torpido botlarının Tonkin Körfezi'nde ABD destroyerlerine iki kez ateş açtığı bildirildi.

Bu durum, dönemin ABD yönetimini çileden çıkardı. Yönetim saldırıya derhal karşılık verilmesi talimatı verdi.

Ancak ilk etapta ikinci saldırının gerçekleşmediği, kağıt üzerinde yapılan bir çeviri hatası olduğu anlaşıldı.

Uzmanlar, Vietnam'daki savaşın uzun yıllar devam etmesinin ve yüzbinlerce Vietnamlının ve ABD'linin ölümüne yol açan şiddetin İngilizceye yanlış ya da eksik tercümeden kaynaklandığını söylüyorlar.

Üçüncü Dünya Savaşı

Bundan sadece birkaç hafta önce yüzlerde beliren anlık sıkıntılı ifadelerin ardından mantık devreye girmeseydi, şu an dünyanın kaldıramayacağı şiddetli bir savaşın, Üçüncü Dünya Savaşı'nın hayaleti ufukta belirmiş olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi'de yapılan görüşmede çevirmen, "Türkiye Rusya ile savaş halinde" diye bir cümle kurdu.

O an Putin'in yüzünde adeta ünlem işaretleri belirdi. Bu durum, orada bulunanların yüzlerinde tedirginlik ifadelerinin belirmesine ve korku dolu anların yaşanmasına neden oldu.

Daha sonra herkes savaş durumuyla ilgili ciddi bir çeviri hatasının yapıldığını anladı. 

Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)
Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)

Putin'e eşlik eden çevirmenlerin çalışırken karşılaştıkları en büyük zorluk, Rusya Devlet Başkanı'nın son derece zor cümle kalıpları ve ifadeler kullanması.

Ya Rus kültüründen geldiği ya da başkalarının anlayabilmesi için tarihi ya da kültürel bir arka plan bilgisi gerektiren bir benzetme taşıdığı için bunların çevirisi genellikle çok zor oluyor.

Çeviride istenmeyen bir hata yapılmasına ve bunun kötü sonuçlar doğurmasına dair büyük bir korku hakim.

Burjuvazinin gömülmesi

Bir başka çeviri hatasının yol açtığı kriz ise 1956 yılında yaşandı. Hata tarih kitaplarına girse de düzeltilebildi.

O yıl Polonya'nın Moskova Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyonda Batılı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev, komünizmin, 'kendisini içeriden yok edeceğini' söylediği kapitalizmi geride bırakıp yoluna devam edeceğini belirterek "İster beğenin ister beğenmeyin, tarih bizim yanımızda ve sizi tarihe gömeceğiz" ifadelerini kullandı.

Ancak Kruşçev bu sözleri, Karl Marx'ın Komünist Manifesto'sundaki 'Burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yaratacak' cümlesine atıfla söylemişti.

Ancak çevirmen Kruşçev'in sözlerini batılı büyükelçilere "Sizi mezara gömeceğiz" diye çevirdi.

Komik olansa Kruşçev o gece ne demek istediğini açıklasa da yıllar sonra 1963 yılında (eski) Yugoslavya'da yaptığı bir konuşmada "Bir keresinde 'Sizi gömeceğiz' dedim ve bununla başımı belaya soktum" diyerek yanlış çevrilen sözlerini, "Elbette ki kürekle gömmeyeceğiz. Sizi kendi işçi sınıfınız tarihe gömecek" diye savundu.

Çin bilgeliğiyle ilgili hata

Bir çeviri hatası daha düzeltilemeyip tarih boyunca Çin bilgeliği ve felsefesiyle ilgili bir basmakalıp sonucunda "Belki de hoşlanmadığınız bir şey sizin için iyidir" ifadesi ortaya çıktı.  

ABD eski Başkanı Richard Nixon'ın 1972 yılında Çin'e yaptığı ziyaret sırasında dönemin Çin Başbakanı Çu En-Lay, Fransız devriminin sonuçlarını değerlendirmek için 'henüz çok erken' olduğunu söyledi.

Çu En-Lay, 1968 yılındaki Fransa'ya atıfta bulunmuştu, ancak 1789 tarihindeki Fransız Devrimi'nden bahsettiği sanıldı.

Özellikle Çin'de büyük bir kabul ve hayranlıkla karşılanan En-Lay'ın bu sözlerinin bilgeliği ve düşünmeyi ön plana çıkaran Çin kültürünün ayrılmaz bir parçası ve tarihi Çin felsefesinin sağlam temellerinden geldiği vurgulandı. 

Ziyaret sırasında Nixon'ın tercümanlığını yapan emekli diplomat Charles Freeman şunları söyledi:

Çin'deki devlet adamlarının Batılı liderlerden farklı olarak ileri görüşlü liderler oldukları imajı karşısında neyin yanlış gittiğini anlamak mümkün değil. İnsanlar böyle duymak ve inanmak istediler ve dolayısıyla hafızalarına da böyle kazındı.

Çin'in South China Morning Post adlı günlük gazetesi, 2011 yılında yayınladığı "Gerçeklerin iyi bir hikayeyi bozmasına izin vermeyin" başlıklı haberinde bu hataya dikkati çekmişti.

Trudeau ve Nazizm

Ancak 2016 yılında ABD'de yayın yapan televizyon kanallarından birinin Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Beyaz Saray'da yaptığı bir konuşma sırasında kullandığı çeviri programında yapılan ölümcül hatalar ne yazık ki kötü sonuçlandı.

Çeviri programı, yalnızca 'Nazi' demiryolu hatlarına gönderme yapan çeviriler yapmakla kalmayıp Kanada Başbakanı'nı "Biz yaşlı adamlarız ve Houston'ın sekiz günü uçup gidiyor" ya da "yıllar geçtikçe bu konuda ve sendikada ilerlemek için, ki bu da sit-com'u gerektiriyordu" şeklinde ve daha birçok garip ve anlaşılmaz cümle kurmuş gibi gösterdi.

Bu cümlelerden bazıları hem Trudeau'yu hem de televizyon kanalını utandırdı.

Çevirmenler, simultane ya da yazılı çevirilerde istemeden hatalar yapabiliyor ya da vatanseverlikleri nedeniyle yahut söylenen bir tehdidi veya hakareti yumuşatarak ve şiddetinin dozunu azaltarak dünyayı kurtardıklarını sandıkları için ifadelerin anlamlarını değiştirebiliyorlar.

Çeviri programlarının yaptığı hatalarsa bir yandan makinenin sınırlı öğrenme kabiliyetinden diğer yandan diller ve ülkeler arasındaki kültürel ve sembolik boyutu dikkate alacak şekilde gelişmemiş olmalarından kaynaklanıyor.

Ancak Libya'nın merhum lideri Muammer Kaddafi'nin tercümanının başına gelenler de ortada.

"Daha fazla devam edemeyeceğim"

Kaddafi, 2009 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul oturumlarına katıldı ve bir konuşma yaptı.

BM Genel Kurul konuşmalarının süresinin 15 dakikayı geçmemesi gerekirken, Kaddafi'nin konuşması 90 dakikadan fazla sürdü.

Konuşmanın 75'inci dakikasına gelindiğinde kulaklığını çıkarıp masaya atan ve yere yığılan çevirmen etrafına toplananlara "Daha fazla devam edemeyeceğim" dedi.

BM'de görevli Arapça çevirmenlerden sorumlu kişi hemen çevirmenin yardımına koştu ve konuşmanın geriye kalanını çevirdi.

İşin ilginç yanı yere yığılan çevirmen Kaddafi'nin şahsi çevirmeni Fuad ez-Zalitni'den başkası değildi.

Kaddafi ise tercümeye devam edemeyen çevirmenin BM çevirmenlerinden olduğunda ısrar etmişti. 

Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)
Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)

"ABD Genel Sekreteri"

Yine BM salonlarında 1992 yılında bir çevirmen salonda büyük bir kahkaha tufanın kopmasına neden oldu.

Çevirmenin yeni seçilen BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali için 'ABD Genel Sekreteri' sıfatını kullanması salondakileri kahkahaya boğdu.

Çevirmen, kahkahalara neden olan çeviri hatasını açıklamak isterken ikinci bir kahkaha tufanının kopmasına yol açtı.

Bu kez kahkahalar daha yüksek ve daha uzun sürmüştü ve kahkahalara şiddetli alkış sesleri eşlik ediyordu.

Çevirmenlik ve özellikle simultane çevirmenlik, bir kısmı düzeltilebilen, bir kısmı da kimsenin müdahalesi olmadan ortadan kaybolan hataların olduğu bir meslek olarak yapılmaya devam ediliyor.

Ancak bu hataların bazıları ülkelerin kaderini, ilişkilerini, kavramlarını ve konumlarını büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.

Öyle ki bir çeviri hatası, çevirmenin yargı karşısına çıkarılmasına ve o ülkenin yasalarına göre belki de ceza almasına ya da baskıya uğramasına yol açabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.