Mısır - İran uzlaşısı pamuk ipliğine bağlı

Mısır ile İran arasındaki uzlaşının hızı artıyor ancak bu muhtemelen bölgedeki gerilimlerden ve Mısır'ın Washington ve Tel Aviv'le olan ilişkilerinden etkilenecek

Al-Majalla
Al-Majalla
TT

Mısır - İran uzlaşısı pamuk ipliğine bağlı

Al-Majalla
Al-Majalla

Amr İmam

Mısır ve İran arasındaki barış çabaları büyük bir ivme kazanıyor, ancak bu başarısı, bölgesel gerilimlerin karmaşık ağı ve Mısır, Washington ve Tel Aviv arasındaki diplomatik ilişkilere bağlı. Kahire ve Tahran'ın anlaşmazlıklarını aşma ve yeni bir bölüme başlama yeteneğine dair yaygın iyimserlik söz konusu, ancak barış sürecini engelleyebilecek birkaç faktör var.

Geçtiğimiz 20 Eylül'de, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları vesilesiyle Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan arasında yapılan görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkilerde bir umut ışığı belirdi. Görüşmenin ardından da bu umut ışığı devam etti. Görüşmede bakanlar karşılıklı saygı, iyi komşuluk ilişkileri ve her ülkenin içişlerine karışmama gibi prensipler temelinde ikili ilişkileri güçlendirmek için olası yol haritalarını görüştü.

Ancak, Bakan Şukri, bölgesel istikrar ve bölge halklarının refahını tehdit eden ‘karmaşık krizler’ olduğunu kabul etti. Bu krizleri özellikle belirtmekten kaçınarak, bunun yerine bu gerginlik odaklarını ele almanın gerekliliğine vurgu yaptı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ise Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile yaptığı görüşmeyi, Kahire ile ilişkileri normalleştirme yönünde önemli bir adım olarak değerlendirdi. İran'ın, Mısır ile ilişkilerini güçlendirmek ve bunları olumlu bir yola sokmak istediğini ifade etti. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de bu uzlaşmacı tonu yineleyerek, dışişleri bakanlarının görüşmesinin diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasına teşvik olacağını umduğunu söyledi.

İki müttefikten iki düşmana

Kahire ve Tahran arasındaki anlaşmazlık, 1979 İslam Devrimi'nden sonra başladı. Devrim, Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin yönetimini sona erdirdi ve İran'da dini liderliğin hakimiyetine yol açtı. Mısır, diğer birçok Arap ülkesi gibi, İran ile ilişkisinde hızlı bir değişiklik yaşadı. Mısır'da sadece bir dost rejimin çöküşü nedeniyle değil, aynı zamanda İran'da yaşanan ideolojik değişimler ve İslam Devrimi’ni ihraç etme politikası nedeniyle de endişeler ortaya çıktı.

Tahran ile gerginliği daha da artıran, devrik Şah'ın tahtını kaybetmesinin ardından Mısır'a sığınması ve Kahire'de coşkuyla karşılanması idi. Durum burada bitmedi, Şah'ın 1980 yılının Temmuz ayında vefatından sonra cenaze töreni Kahire'nin güneyinde bulunan eski bir camide gerçekleşti. Şah'ın ailesi, dul eşi Farah Diba da dahil olmak üzere orada kalmaya, her yıl anmalara devam etti. Bu durum İran'la  anlaşmazlığı körükledi.

“İran Dışişleri Bakanı, Mısırlı mevkidaşı ile görüşmeyi, Kahire ile ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde önemli bir adım olarak değerlendirdi. İran'ın Mısır'la ilişkileri güçlendirme ve onları olumlu bir yola döndürme arzusunu dile getirdi.”

İslam Cumhuriyeti'nin Mısır'a karşı duyduğu düşmanlık büyüdü. İran, 1979 yılında Mısır'ın merhum lideri Enver Sedat'ın İsrail ile imzaladığı barış anlaşmasına başlangıçta karşı çıktı. Mısır, 8 yıl süren Irak-İran Savaşı sırasında Irak'ı destekledi. Sedat, 1981 yılının Ekim ayında suikasta uğradığında, İran bu olaydan dolayı kutlama yaparak suikastçının adını Tahran'daki bir caddeye verdi.

Kahire, o zamandan beri İran'ın Körfez bölgesindeki istikrarsızlaştırıcı güç olarak statüsünün artmasıyla birlikte stratejik çıkarlarının tehlikeye girdiğini görerek, gittikçe artan bir hoşnutsuzluk hissetti. Bu hoşnutsuzluk daha da derinleşti, çünkü Mısır, İran'ın çeşitli Arap ülkelerinde nüfuzunu genişlettiğini fark etti. Bu, Mısır'ın rolünü, tarihsel olarak onlarca yıl boyunca siyasi, askeri ve kültürel nüfuzunun temel alanı olarak gördüğü bölgede geriye itti.

Son yıllarda, İran'ın Yemen'deki Husi milislerine verdiği destek konusundaki Mısır endişeleri arttı. Özellikle Yemenli milislerin, Süveyş Kanalı'na giden yolda Babu'l Mendeb Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerini ve gemileri hedef almaya başlamasıyla bu endişeler daha da çoğaldı.

 İlişkileri onarma çabaları

Görünüşe göre, iki ülkenin dışişleri bakanlarının son toplantısı, Umman ve Irak gibi ülkeler tarafından kolaylaştırılan aylarca süren diplomasi ve arka plandaki arabuluculuğun taçlandırılmasıydı. Her iki ülkeden yetkililer, son birkaç ay içinde ilk görüşmelere katıldılar. Umman ve Irak'ın arabuluculuk çabaları ivme kazanırken, bu çabalar, bu yılın başlarında Suudi Arabistan ve İran arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasıyla daha da cesaretlendirildi.

xscdf
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın New York'taki görüşmesinden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

 Ancak Mısır ve İran, 1979'da diplomatik ilişkilerini kesmelerine rağmen, minimum düzeyde normal bir ilişki kurmaya çalıştılar. 1991'de iki ülke karşılıklı maslahatgüzar atamayı kabul etti. 2003 yılında, Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile bir araya geldi ve bu, iki ülkenin liderleri arasında diplomatik kopuştan beri yapılan ilk görüşme oldu. O dönem, Hatemi'nin benimsediği reformcu yaklaşımla desteklenen bir iyimserlik hakimdi, ancak bu iyimserlik uzun sürmedi.

2011'de Mübarek'in devrilmesinin ardından, iki ülke arasındaki soğuk ilişkilerde geçici bir çabalama yaşandı. O sırada, İran hükümeti, Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda Mübarek karşıtı göstericilere destek verdi ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Şubat 2013'te Kahire'yi ziyaret etti.

Ayrıca sonraki yıllarda İran'ın politikaları ve özellikle İran'ın komşu ülkelerdeki sabotaj eylemleri nedeniyle tüm bu uzlaşma girişimleri bir anda durduruldu.

Son aylarda Çin'in arabuluculuğuyla Riyad ve Tahran arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Kahire ve Tahran arasındaki uzlaşma çabalarına yeni bir ivme kazandırdı. Bu yılın Mayıs ayında, Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, İran ve Mısır'ın her ikisinin de ilişkileri geliştirmek için karşılıklı adımlar atacağı konusunda iyimser olduğunu ifade etti. Aynı ay içinde, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Mısır'ı ziyaret eden Umman Sultanı Heysem bin Tarık ile yaptığı görüşmede, Mısır ile tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesine hazır olduğunu açıkladı.

Dikkate değer gelişmeler

İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için her iki ülkenin de istekli olduğunu gösteren önemli gelişmeler yaşandı. Bu yılın Temmuz ayında, İran'ın resmi haber ajansı, önümüzdeki altı hafta içinde Kahire ve Tahran arasındaki doğrudan uçuşların yeniden başlayacağını öngördü. Bunun ardından, dört ay önce Mısır, İran dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen yolcular için vize giriş şartlarını hafifletme kararı aldı. Ayrıca, bu yılın Mayıs ayında, Mısırlı yetkililer, Mısır ve İran arasında büyükelçilerin değişimi için hazırlıkların sürdüğünü duyurdu. Bu yetkililer, Cumhurbaşkanı Sisi ile Cumhurbaşkanı Reisi arasında yıl sonuna kadar bir toplantı yapılmasını beklediklerini ifade ettiler.

Son aylarda Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik Çin'in arabuluculuğunda yaşanan süreç, Kahire ile Tahran arasındaki uzlaşma çabalarına yeni bir ivme kazandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı habere göre Mısırlı analistler, Mısır'ın İran ile ilişkilerini normalleştirmesinin, Yemen'deki Husi isyancılarını, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak da dahil olmak üzere, Mısır için birçok şekilde faydalı olacağını düşünüyor. Bu analistler, Mısır'ın İran ile doğal ilişkiler kurmasının, Mısır'a birçok yönden fayda sağlayacağını söylüyorlar. Bu faydalardan biri de Yemen'deki Husi isyancılarına, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak için baskı yapmaları.

Mısır merkezli araştırma kuruluşu Arap İran Politika Analizleri Forumu'nun Başkanı Muhammed Hasan Ebu en-Nur, Mısır ve İran arasındaki anlaşmaların, Filistin meselesi konusunda daha geniş anlaşmalara kapı açabileceği görüşünde. Ebu en-Nur, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada "Mısır ve İran arasındaki anlaşmalar, İran'ın Gazze Şeridi'ndeki çoğu silahlı gruba verdiği desteğin ışığında, Filistin meselesi konusunda daha geniş anlaşmalara kapı açabilir. Mısır, Filistin meselesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, İran ile ilişkilerinin iyileştirilmesi, Gazze gibi yerlerde istikrara olumlu yansıyacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Gazze'deki huzur, Mısır'ın son on yılda terörden kurtarmak için ağır bedel ödediği Sina Yarımadası'nda istikrarın sağlanmasına da katkıda bulunur. Ayrıca İran ile ilişkilerin iyileştirilmesi, Mısır'ın Suriye, Irak ve Yemen gibi bölgedeki ülkelerdeki sorunların çözümünde arabuluculuk yapmasına yardımcı olacaktır. Mısır bu ülkelerde,daha aktif bir siyasi ve ekonomik rol oynamayı arzuluyor.

Konunun bir başka yönü daha var: Kahire'ye İranlı turist akını olasılığı, Mısır turizminin umutlarını artırabilecek ve çok ihtiyaç duyulan parayı getirebilecektir.

Ayrıca ihracatını şu anki 50 milyar dolardan yıllık 100 milyar dolara çıkarmaya çalışan Mısır, büyük İran pazarında cazip fırsatlar bulabilir.

İnce bir çizgi

Ancak işler bu kadar basit değil. İki ülke arasındaki barışın önünde duran gelecekteki birçok zorluk var. Bunlardan biri, özellikle Suudi Arabistan ve Kuveyt ile İran arasında yaşanan Körfez bölgesindeki deniz sınırlarının belirlenmesi konusundaki gerilimlerdir.

Mısırlı bazı analistler, Mısır'ın İran ile ilişkilerini normalleştirmesinin, Mısır için birçok şekilde faydalı olacağını düşünüyor. Bu faydalardan biri, Yemen'deki Husi isyancılarını, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak için baskı yapmalarıdır.

Kahire'deki gözlemciler Mısır'ın İran'la ilişkilerini yeniden değerlendirmesinin bu gerilimlerden ciddi şekilde etkileneceğini söylüyor. Mısır'ın eski Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi, "Mısır ve İran arasındaki uzlaşmanın hızı artıyor, ancak Mısır bu uzlaşmanın kendi çıkarlarına veya Arap ulusal güvenliğine zarar vermeyeceğinden emin olacak" dedi. Arabi ayrıca, "Mısır, İran ile Arap ülkeleri arasındaki değişken ilişkileri ve İran'ın Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde izlediği politikaları göz ardı edemez" ifadelerini kullandı.

Mısır'ın karar alma çevrelerinde, Mısır'ın güvenliği ile diğer Arap ülkelerinin güvenliği, özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenliği arasındaki bağlantının derinlemesine anlaşıldığı görülüyor. Geçmişte Sisi, herhangi bir Körfez ülkesinin tehdit altında olması durumunda ordusunun sürece müdahil olacağını tekrarladı.

scdvfe
İranlı bir kadın, Tahran'da Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın katili Halid el-İslambuli'nin duvar resminin yanından geçiyor (AFP)

Mısır, İran'la ilişkilerini düzelterek, aynı zamanda İslam Cumhuriyeti ile normal ilişkileri sürdürmek ve İran'a karşı düşmanca pozisyonlar alan iki ülke olan ABD ve İsrail'i kızdırmak arasındaki ince çizgide de yürüyecek.

Mısır ve İsrail, güvenlik ve diplomasi alanlarında koordineli çalışıyor. Filistinliler ve İsrailliler arasındaki Mısır arabuluculuğu, Tel Aviv'de her zaman memnuniyetle karşılanıyor. Mısır, Washington ile on yıllarca süren stratejik ilişkilere sahip ve ABD ile çok yönlü iş birliğini yaşamsal önemde görüyor.

Bu değerlendirmeler, Kahire'nin Tahran'la ilişkileri düzeltme yönünde bir sonraki adımı atmadan önce derinlemesine düşüneceğini gösteriyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.