Mısır - İran uzlaşısı pamuk ipliğine bağlı

Mısır ile İran arasındaki uzlaşının hızı artıyor ancak bu muhtemelen bölgedeki gerilimlerden ve Mısır'ın Washington ve Tel Aviv'le olan ilişkilerinden etkilenecek

Al-Majalla
Al-Majalla
TT

Mısır - İran uzlaşısı pamuk ipliğine bağlı

Al-Majalla
Al-Majalla

Amr İmam

Mısır ve İran arasındaki barış çabaları büyük bir ivme kazanıyor, ancak bu başarısı, bölgesel gerilimlerin karmaşık ağı ve Mısır, Washington ve Tel Aviv arasındaki diplomatik ilişkilere bağlı. Kahire ve Tahran'ın anlaşmazlıklarını aşma ve yeni bir bölüme başlama yeteneğine dair yaygın iyimserlik söz konusu, ancak barış sürecini engelleyebilecek birkaç faktör var.

Geçtiğimiz 20 Eylül'de, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları vesilesiyle Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan arasında yapılan görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkilerde bir umut ışığı belirdi. Görüşmenin ardından da bu umut ışığı devam etti. Görüşmede bakanlar karşılıklı saygı, iyi komşuluk ilişkileri ve her ülkenin içişlerine karışmama gibi prensipler temelinde ikili ilişkileri güçlendirmek için olası yol haritalarını görüştü.

Ancak, Bakan Şukri, bölgesel istikrar ve bölge halklarının refahını tehdit eden ‘karmaşık krizler’ olduğunu kabul etti. Bu krizleri özellikle belirtmekten kaçınarak, bunun yerine bu gerginlik odaklarını ele almanın gerekliliğine vurgu yaptı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ise Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile yaptığı görüşmeyi, Kahire ile ilişkileri normalleştirme yönünde önemli bir adım olarak değerlendirdi. İran'ın, Mısır ile ilişkilerini güçlendirmek ve bunları olumlu bir yola sokmak istediğini ifade etti. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de bu uzlaşmacı tonu yineleyerek, dışişleri bakanlarının görüşmesinin diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasına teşvik olacağını umduğunu söyledi.

İki müttefikten iki düşmana

Kahire ve Tahran arasındaki anlaşmazlık, 1979 İslam Devrimi'nden sonra başladı. Devrim, Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin yönetimini sona erdirdi ve İran'da dini liderliğin hakimiyetine yol açtı. Mısır, diğer birçok Arap ülkesi gibi, İran ile ilişkisinde hızlı bir değişiklik yaşadı. Mısır'da sadece bir dost rejimin çöküşü nedeniyle değil, aynı zamanda İran'da yaşanan ideolojik değişimler ve İslam Devrimi’ni ihraç etme politikası nedeniyle de endişeler ortaya çıktı.

Tahran ile gerginliği daha da artıran, devrik Şah'ın tahtını kaybetmesinin ardından Mısır'a sığınması ve Kahire'de coşkuyla karşılanması idi. Durum burada bitmedi, Şah'ın 1980 yılının Temmuz ayında vefatından sonra cenaze töreni Kahire'nin güneyinde bulunan eski bir camide gerçekleşti. Şah'ın ailesi, dul eşi Farah Diba da dahil olmak üzere orada kalmaya, her yıl anmalara devam etti. Bu durum İran'la  anlaşmazlığı körükledi.

“İran Dışişleri Bakanı, Mısırlı mevkidaşı ile görüşmeyi, Kahire ile ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde önemli bir adım olarak değerlendirdi. İran'ın Mısır'la ilişkileri güçlendirme ve onları olumlu bir yola döndürme arzusunu dile getirdi.”

İslam Cumhuriyeti'nin Mısır'a karşı duyduğu düşmanlık büyüdü. İran, 1979 yılında Mısır'ın merhum lideri Enver Sedat'ın İsrail ile imzaladığı barış anlaşmasına başlangıçta karşı çıktı. Mısır, 8 yıl süren Irak-İran Savaşı sırasında Irak'ı destekledi. Sedat, 1981 yılının Ekim ayında suikasta uğradığında, İran bu olaydan dolayı kutlama yaparak suikastçının adını Tahran'daki bir caddeye verdi.

Kahire, o zamandan beri İran'ın Körfez bölgesindeki istikrarsızlaştırıcı güç olarak statüsünün artmasıyla birlikte stratejik çıkarlarının tehlikeye girdiğini görerek, gittikçe artan bir hoşnutsuzluk hissetti. Bu hoşnutsuzluk daha da derinleşti, çünkü Mısır, İran'ın çeşitli Arap ülkelerinde nüfuzunu genişlettiğini fark etti. Bu, Mısır'ın rolünü, tarihsel olarak onlarca yıl boyunca siyasi, askeri ve kültürel nüfuzunun temel alanı olarak gördüğü bölgede geriye itti.

Son yıllarda, İran'ın Yemen'deki Husi milislerine verdiği destek konusundaki Mısır endişeleri arttı. Özellikle Yemenli milislerin, Süveyş Kanalı'na giden yolda Babu'l Mendeb Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerini ve gemileri hedef almaya başlamasıyla bu endişeler daha da çoğaldı.

 İlişkileri onarma çabaları

Görünüşe göre, iki ülkenin dışişleri bakanlarının son toplantısı, Umman ve Irak gibi ülkeler tarafından kolaylaştırılan aylarca süren diplomasi ve arka plandaki arabuluculuğun taçlandırılmasıydı. Her iki ülkeden yetkililer, son birkaç ay içinde ilk görüşmelere katıldılar. Umman ve Irak'ın arabuluculuk çabaları ivme kazanırken, bu çabalar, bu yılın başlarında Suudi Arabistan ve İran arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasıyla daha da cesaretlendirildi.

xscdf
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın New York'taki görüşmesinden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

 Ancak Mısır ve İran, 1979'da diplomatik ilişkilerini kesmelerine rağmen, minimum düzeyde normal bir ilişki kurmaya çalıştılar. 1991'de iki ülke karşılıklı maslahatgüzar atamayı kabul etti. 2003 yılında, Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile bir araya geldi ve bu, iki ülkenin liderleri arasında diplomatik kopuştan beri yapılan ilk görüşme oldu. O dönem, Hatemi'nin benimsediği reformcu yaklaşımla desteklenen bir iyimserlik hakimdi, ancak bu iyimserlik uzun sürmedi.

2011'de Mübarek'in devrilmesinin ardından, iki ülke arasındaki soğuk ilişkilerde geçici bir çabalama yaşandı. O sırada, İran hükümeti, Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda Mübarek karşıtı göstericilere destek verdi ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Şubat 2013'te Kahire'yi ziyaret etti.

Ayrıca sonraki yıllarda İran'ın politikaları ve özellikle İran'ın komşu ülkelerdeki sabotaj eylemleri nedeniyle tüm bu uzlaşma girişimleri bir anda durduruldu.

Son aylarda Çin'in arabuluculuğuyla Riyad ve Tahran arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Kahire ve Tahran arasındaki uzlaşma çabalarına yeni bir ivme kazandırdı. Bu yılın Mayıs ayında, Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, İran ve Mısır'ın her ikisinin de ilişkileri geliştirmek için karşılıklı adımlar atacağı konusunda iyimser olduğunu ifade etti. Aynı ay içinde, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Mısır'ı ziyaret eden Umman Sultanı Heysem bin Tarık ile yaptığı görüşmede, Mısır ile tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesine hazır olduğunu açıkladı.

Dikkate değer gelişmeler

İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için her iki ülkenin de istekli olduğunu gösteren önemli gelişmeler yaşandı. Bu yılın Temmuz ayında, İran'ın resmi haber ajansı, önümüzdeki altı hafta içinde Kahire ve Tahran arasındaki doğrudan uçuşların yeniden başlayacağını öngördü. Bunun ardından, dört ay önce Mısır, İran dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen yolcular için vize giriş şartlarını hafifletme kararı aldı. Ayrıca, bu yılın Mayıs ayında, Mısırlı yetkililer, Mısır ve İran arasında büyükelçilerin değişimi için hazırlıkların sürdüğünü duyurdu. Bu yetkililer, Cumhurbaşkanı Sisi ile Cumhurbaşkanı Reisi arasında yıl sonuna kadar bir toplantı yapılmasını beklediklerini ifade ettiler.

Son aylarda Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik Çin'in arabuluculuğunda yaşanan süreç, Kahire ile Tahran arasındaki uzlaşma çabalarına yeni bir ivme kazandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı habere göre Mısırlı analistler, Mısır'ın İran ile ilişkilerini normalleştirmesinin, Yemen'deki Husi isyancılarını, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak da dahil olmak üzere, Mısır için birçok şekilde faydalı olacağını düşünüyor. Bu analistler, Mısır'ın İran ile doğal ilişkiler kurmasının, Mısır'a birçok yönden fayda sağlayacağını söylüyorlar. Bu faydalardan biri de Yemen'deki Husi isyancılarına, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak için baskı yapmaları.

Mısır merkezli araştırma kuruluşu Arap İran Politika Analizleri Forumu'nun Başkanı Muhammed Hasan Ebu en-Nur, Mısır ve İran arasındaki anlaşmaların, Filistin meselesi konusunda daha geniş anlaşmalara kapı açabileceği görüşünde. Ebu en-Nur, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada "Mısır ve İran arasındaki anlaşmalar, İran'ın Gazze Şeridi'ndeki çoğu silahlı gruba verdiği desteğin ışığında, Filistin meselesi konusunda daha geniş anlaşmalara kapı açabilir. Mısır, Filistin meselesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, İran ile ilişkilerinin iyileştirilmesi, Gazze gibi yerlerde istikrara olumlu yansıyacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Gazze'deki huzur, Mısır'ın son on yılda terörden kurtarmak için ağır bedel ödediği Sina Yarımadası'nda istikrarın sağlanmasına da katkıda bulunur. Ayrıca İran ile ilişkilerin iyileştirilmesi, Mısır'ın Suriye, Irak ve Yemen gibi bölgedeki ülkelerdeki sorunların çözümünde arabuluculuk yapmasına yardımcı olacaktır. Mısır bu ülkelerde,daha aktif bir siyasi ve ekonomik rol oynamayı arzuluyor.

Konunun bir başka yönü daha var: Kahire'ye İranlı turist akını olasılığı, Mısır turizminin umutlarını artırabilecek ve çok ihtiyaç duyulan parayı getirebilecektir.

Ayrıca ihracatını şu anki 50 milyar dolardan yıllık 100 milyar dolara çıkarmaya çalışan Mısır, büyük İran pazarında cazip fırsatlar bulabilir.

İnce bir çizgi

Ancak işler bu kadar basit değil. İki ülke arasındaki barışın önünde duran gelecekteki birçok zorluk var. Bunlardan biri, özellikle Suudi Arabistan ve Kuveyt ile İran arasında yaşanan Körfez bölgesindeki deniz sınırlarının belirlenmesi konusundaki gerilimlerdir.

Mısırlı bazı analistler, Mısır'ın İran ile ilişkilerini normalleştirmesinin, Mısır için birçok şekilde faydalı olacağını düşünüyor. Bu faydalardan biri, Yemen'deki Husi isyancılarını, Mısır'ın milli gelirinin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı'na giden gemileri hedef almaktan caydırmak için baskı yapmalarıdır.

Kahire'deki gözlemciler Mısır'ın İran'la ilişkilerini yeniden değerlendirmesinin bu gerilimlerden ciddi şekilde etkileneceğini söylüyor. Mısır'ın eski Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi, "Mısır ve İran arasındaki uzlaşmanın hızı artıyor, ancak Mısır bu uzlaşmanın kendi çıkarlarına veya Arap ulusal güvenliğine zarar vermeyeceğinden emin olacak" dedi. Arabi ayrıca, "Mısır, İran ile Arap ülkeleri arasındaki değişken ilişkileri ve İran'ın Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde izlediği politikaları göz ardı edemez" ifadelerini kullandı.

Mısır'ın karar alma çevrelerinde, Mısır'ın güvenliği ile diğer Arap ülkelerinin güvenliği, özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenliği arasındaki bağlantının derinlemesine anlaşıldığı görülüyor. Geçmişte Sisi, herhangi bir Körfez ülkesinin tehdit altında olması durumunda ordusunun sürece müdahil olacağını tekrarladı.

scdvfe
İranlı bir kadın, Tahran'da Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın katili Halid el-İslambuli'nin duvar resminin yanından geçiyor (AFP)

Mısır, İran'la ilişkilerini düzelterek, aynı zamanda İslam Cumhuriyeti ile normal ilişkileri sürdürmek ve İran'a karşı düşmanca pozisyonlar alan iki ülke olan ABD ve İsrail'i kızdırmak arasındaki ince çizgide de yürüyecek.

Mısır ve İsrail, güvenlik ve diplomasi alanlarında koordineli çalışıyor. Filistinliler ve İsrailliler arasındaki Mısır arabuluculuğu, Tel Aviv'de her zaman memnuniyetle karşılanıyor. Mısır, Washington ile on yıllarca süren stratejik ilişkilere sahip ve ABD ile çok yönlü iş birliğini yaşamsal önemde görüyor.

Bu değerlendirmeler, Kahire'nin Tahran'la ilişkileri düzeltme yönünde bir sonraki adımı atmadan önce derinlemesine düşüneceğini gösteriyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



ABD'nin Maduro'yu tutuklaması Trump'ın müttefiklerini memnun ederken, rakiplerini tehdit ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
TT

ABD'nin Maduro'yu tutuklaması Trump'ın müttefiklerini memnun ederken, rakiplerini tehdit ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida'da Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe ile birlikte Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını takip ediyor. (Trump'ın Truth Social hesabı)

ABD’nin Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu tutuklaması dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında Başkan Donald Trump, Latin Amerika’da Amerikan gücünün kullanımı konusunda alışılmadık derecede açık bir tablo çizdi. Trump’ın açıklamaları, Meksika’dan Arjantin’e kadar uzanan siyasi bölünmeleri gün yüzüne çıkarırken, bölgede Trump yanlısı liderlerin yükselişini de ortaya koydu.

Trump, Maduro’nun New York’taki ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ofislerine elleri kelepçeli halde götürülmesinden yalnızca saatler önce, “Batı yarımkürede Amerikan hegemonyası bir daha asla sorgulanmayacak” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre bu görüntü, Washington ile Karakas arasında aylardır tırmanan gerilimin çarpıcı bir zirvesi olarak değerlendirilirken, bölgede ABD’nin geçmişteki açık müdahalecilik dönemini hatırlattı.

Göreve başlayalı henüz bir yıl bile olmadan Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren Trump, Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen teknelere yönelik saldırılar düzenlenmesini emretti, Venezuela petrol ihracatına deniz ablukası uyguladı ve Honduras ile Arjantin’deki seçim süreçlerine müdahil oldu.

Gümrük tarifeleri, yaptırımlar ve askeri gücün bir bileşimini kullanan Trump, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, göçü durdurma, stratejik doğal kaynakları güvence altına alma ve Rusya ile Çin’in nüfuzunu sınırlama hedefleri doğrultusunda Latin Amerika liderleri üzerinde baskı kurdu.

Trump, bu yeni dış politika yaklaşımını, 19. yüzyılda ABD Başkanı James Monroe’nun, ABD’nin Batı yarımkürede kendi etki alanına hâkim olması gerektiği yönündeki düşüncesine atıfla ‘Donroe Doktrini’ olarak adlandırıyor. Trump, Monroe’nun soyadındaki ilk harfi değiştirerek doktrine kendi adının baş harfini ekledi.

Bir düşünce kuruluşu olan Washington Latin Amerika Ofisi’nin (WOLA) And Dağları Bölgesi Direktörü Gimena Sanchez, “Trump yönetimi, Latin Amerika siyasetini farklı yollarla yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bölgenin her yanında dişlerini gösteriyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

ABD baskınına verilen tepkiler, bölgesel bölünmeleri de yansıttı. Cumartesi günü yaşanan dramatik gelişmeler, Trump’ın Washington’un Venezuela’yı yöneteceği ve petrol sektörünü kontrol altına alacağı yönündeki taahhüdü de dahil olmak üzere, zaten kutuplaşmış olan kıtada karşıt iki cepheyi daha da harekete geçirdi.

Trump’ın ‘fikri ikizi’ olarak nitelendirilen Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, ABD’nin ‘demokrasiyi, yaşamın savunulmasını, özgürlüğü ve mülkiyeti’ desteklediğini söyledi.

Milei, “Diğer tarafta ise bölgemiz için bir kanser haline gelmiş, kanlı ve terörist bir uyuşturucu diktatörlüğüyle iş birliği yapanlar var” ifadesini kullandı.

Benzer şekilde Güney Amerika’daki diğer sağcı liderler de Maduro’nun devrilmesini, Trump ile ideolojik yakınlıklarını ilan etmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Ekvador’da muhafazakâr Devlet Başkanı Daniel Noboa, Maduro’nun akıl hocası ve Bolivarcı devrimin kurucusu Hugo Chavez’in tüm takipçilerine sert bir uyarıda bulunarak, “Örgütünüz tüm kıta genelinde tamamen çökecek” dedi.

Şili’de ise Venezuela’dan göç konusundaki endişelerin damga vurduğu ve geçen ay yapılan başkanlık seçimlerinde sol hükümetin kaybettiği süreç sonrasında, aşırı sağdan Devlet Başkanı seçilen Jose Antonio Kast, ABD baskınını “bölge için harika haberler” sözleriyle kutladı.

Ancak Latin Amerika’daki solcu liderler, ABD’nin hamlesini Amerikan otoriterliğinin bir göstergesi olarak değerlendirerek ciddi kaygılarını dile getirdi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric ve Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, gelişmelere sert tepki gösteren isimler arasında yer aldı.

Lula da Silva, ABD operasyonunun “son derece tehlikeli bir emsal oluşturduğunu” söyledi. Sheinbaum, bunun ‘bölgesel istikrarı tehlikeye attığı’ uyarısında bulunurken, Boric operasyonun ‘uluslararası hukukun temel bir sütununu ihlal ettiğini’ ifade etti. Petro ise müdahaleyi ‘Venezuela’nın ve Latin Amerika’nın egemenliğine yönelik bir saldırı’ olarak nitelendirdi.

Trump’ın daha önce de bu dört liderin tamamını taleplerine uymadıkları gerekçesiyle cezalandırdığı ya da tehdit ettiği, buna karşılık kendisine sadakat gösteren müttefiklerini desteklediği ve koruduğu hatırlatıldı.

Söz konusu operasyon, ABD’nin bölgedeki müdahaleci geçmişini de yeniden gündeme taşıdı. Son yıllarda Latin Amerika siyasetinde etkili olan ve ‘pembe dalga’ olarak adlandırılan solcu liderlerin simge isimlerinden biri olan Lula da Silva’ya göre, Venezuela’daki Amerikan askeri hamlesi, ABD’nin Latin Amerika siyasetine müdahalesinin en karanlık dönemlerini hatırlatıyor.

Bu tür olaylar, 20. yüzyılın başlarında ABD askerlerinin Chiquita gibi Amerikan şirketlerinin çıkarlarını korumak amacıyla Orta Amerika ve Karayip ülkelerini işgal etmesinden, 1970’lerde Sovyet nüfuzunu engellemek için Washington’un Arjantin, Brezilya, Şili, Paraguay ve Uruguay’daki baskıcı askerî diktatörlüklere verdiği desteğe kadar uzanıyor.

Maduro’nun devrilmesinin çağrıştırdığı bu tarihsel yankılar, yalnızca Trump karşıtı sol çevrelerde sert kınamalara ve sokak protestolarına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda Trump’a yakın bazı müttefiklerde de kaygılı tepkiler doğurdu.

Genellikle Trump’a verdiği güçlü destekle bilinen El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin sessizliği dikkat çekti. ABD ile müttefik baskıcı bir hükümet ile solcu isyancılar arasında yaşanan ve ülkeyi derinden yaralayan bir iç savaşın izlerini hâlâ taşıyan El Salvador’da Bukele, cumartesi günü Maduro’nun tutuklanmasıyla alay eden kısa bir paylaşım yaptı, ancak bölgedeki diğer liderlerin sergilediği açık memnuniyeti göstermedi.

Bolivya’da ise yeni muhafazakâr Devlet Başkanı Rodrigo Paz, Maduro’nun devrilmesini temkinli bir dille karşıladı. Paz, bunu, 2024’te yaygın biçimde hileli kabul edilen seçimlerde ‘diktatörü’ iktidardan uzaklaştırmak için oy kullanmaya çalışan Venezuelalıların ‘gerçek halk iradesinin’ hayata geçirilmesi şartına bağladı.

Paz, “Bolivya, Venezuela için çıkış yolunun sandığa saygıdan geçtiğini yineliyor” dedi. Ancak bu mesaj kısa sürede geçerliliğini yitirdi. Saatler sonra Trump, 2024 seçimlerini kazanan muhalefetle değil, Maduro’ya bağlı Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ile çalışacağını açıkladı.

Trump yönetiminin ilk döneminde Kolombiya'da ABD büyükelçisi olarak görev yapan Kevin Whitaker, “Trump yönetimi bu aşamada, Venezuela’nın demokratik geleceğine ilişkin kararları, ortaya çıkan demokratik sonuca başvurmadan alıyor gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Trump’a Venezuela’da ne zaman demokratik seçimler yapılacağı sorulduğunda ise, “Bence biz daha çok durumu düzeltmeye bakıyoruz” yanıtını verdi.

Trump düşmanlarını alarma geçirdi

Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik saldırısı, Latin Amerika’da kendisiyle uyumlu hükümetlerden oluşan bir blok oluşturmayı amaçlayan tehditler zincirinin son halkası olarak değerlendiriliyor.

Şili'den Honduras'a kadar son dönemde yapılan başkanlık seçimleri, göçmenliğe karşı çıkan, güvenliği önceliklendiren ve küreselleşmeden ve ‘siyasi uyanıştan’ arınmış, geçmişteki daha iyi zamanlara dönüş vaat eden Trump benzeri güçlü liderleri iktidara getirdi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nde araştırmacı olan Alexander Gray, “Başkan, Batı yarımkürede kendisiyle daha geniş bir ideolojik yakınlık paylaşan müttefik ve ortak ülkeler arayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu ideolojik çizgiyi paylaşmayan ülkeler ise hafta sonu itibarıyla uyarı listesine alındı. Trump, Küba’daki komünist hükümetin “çöküşün eşiğinde göründüğünü” söyledi. Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’u uyuşturucu kartellerini ortadan kaldıramamakla suçlayarak, “Meksika konusunda bir şeyler yapılması gerekiyor” dedi. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro hakkında ise “Kokain yapmayı seviyor” iddiasını yineledi ve ‘bunu uzun süre sürdüremeyeceği’ uyarısında bulundu.

Trump dün başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Biz, etrafımızdaki ülkeleri yaşanabilir ve başarılı hale getirme işindeyiz; petrolün gerçekten akmasına izin verilen ülkeler yaratmak istiyoruz. Burası bizim yarımküremiz” ifadelerini kullandı.


Maduro hakim karşısında… Trump yeni saldırıların sinyalini verdi

Maduro hakim karşısında… Trump yeni saldırıların sinyalini verdi
TT

Maduro hakim karşısında… Trump yeni saldırıların sinyalini verdi

Maduro hakim karşısında… Trump yeni saldırıların sinyalini verdi

ABD saldırısının ardından gözaltına alınan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro bugün New York'ta hakim karşısına çıkacak. Maduro ve eşi, Metropolitan Gözaltı Merkezi'nden Manhattan'daki mahkeme binasına getirildi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump ise, geçici hükümetin ABD’nin taleplerine yanıt vermemesi durumunda yeni saldırı ile tehdit etti.

Maduro hükümetinin Karakas’ta fiilen yönetimi sürdürdüğü ve ABD’ye iş birliği çağrısında bulunduğu belirtilirken, Çin Maduro’nun derhâl serbest bırakılması yönündeki çağrısını yineledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılma biçimini kabul etmediğini açıkladı.

ABD, Maduro’yu  Sinaloa Karteli ve “Tren de Aragua” çetesi gibi büyük uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerine destek sağlamakla suçluyor.


Black Panther'ın kötü adamından terapi itirafı

Michael B. Jordan, Creed serisi ve Günahkarlar'daki (Sinners) çifte rolüyle de tanınıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
Michael B. Jordan, Creed serisi ve Günahkarlar'daki (Sinners) çifte rolüyle de tanınıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Black Panther'ın kötü adamından terapi itirafı

Michael B. Jordan, Creed serisi ve Günahkarlar'daki (Sinners) çifte rolüyle de tanınıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
Michael B. Jordan, Creed serisi ve Günahkarlar'daki (Sinners) çifte rolüyle de tanınıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Michael B. Jordan, 2018 yapımı Black Panther'da kötü karakter Erik Killmonger'ı canlandırdıktan sonra terapiye giderek "deşarj olmaya" ihtiyaç duyduğunu açıkladı.

CBS Sunday Morning programına konuşan Jordan, "Filmden sonra etkisi bir süre üzerimde kaldı" diyerek ekledi: 

Terapiye gittim, konuştum, bir şekilde deşarj olup rahatlamanın yolunu buldum. O noktada, bir karakterden sonra buna ihtiyaç duyduğumu hâlâ öğreniyordum.

Oyunculuğun çoğu zaman "yalnız yapılan" bir yolculuk olduğunu söyleyen Jordan, "Seçmelere tek başınıza giriyorsunuz, tek başınıza çalışıyorsunuz. Çok fazla hazırlık var; yaşanan deneyim ve o süreç insanda iz bırakıyor" ifadelerini kullandı: 

İlerledikçe şunu fark ettim: 'Üzerimde hâlâ bir şeyler var, bunu üstümden atmam lazım.' Konuşmak gerçekten çok önemli.

38 yaşındaki Jordan, çekimler öncesinde karakterin içine tamamen girdiği için Erik Killmonger'ı "üstünden atmanın" zor olduğunu da hatırlattı. Rolüne hazırlanırken uzun süre "izole" kaldığını ve ailesiyle "pek konuşmadığını" söyledi.

Jordan, "Erik pek sevgi görmemişti, bence sevgiyi hiç tatmadı" dedi: 

Çok fazla ihanet yaşadı; etrafındaki 'işlemeyen sistemler' onu şekillendirdi, öfkesini ve hayal kırıklığını besledi.

Michael B. Jordan, Ryan Coogler imzalı Black Panther'da 2020'de yaşamını yitiren Chadwick Boseman'ın yanı sıra Lupita Nyong'o, Danai Gurira, Martin Freeman, Daniel Kaluuya, Letitia Wright ve Winston Duke'la birlikte rol almıştı. 

Film, Marvel için gişede büyük bir başarıya imza atmıştı. Şubat 2018'de vizyona giren Black Panther, dünya genelinde 1,34 milyar dolar hasılata ulaşmıştı.

Independent Türkçe, Variety, CBS Sunday Morning, Deadline