Hindistan Kanadalı diplomatları sınır dışı etmekte ısrarcı

Haziran ayında ayrılıkçı Sih lider Nijjar’ın öldürülmesinin ardından Yeni Delhi ile Ottawa arasındaki anlaşmazlık giderek artıyor

Hindistan ve Kanada, Sih liderinin Haziran 2023’te öldürülmesinden bu yana karşılıklı olarak diplomatları sınır dışı ediyor (AFP)
Hindistan ve Kanada, Sih liderinin Haziran 2023’te öldürülmesinden bu yana karşılıklı olarak diplomatları sınır dışı ediyor (AFP)
TT

Hindistan Kanadalı diplomatları sınır dışı etmekte ısrarcı

Hindistan ve Kanada, Sih liderinin Haziran 2023’te öldürülmesinden bu yana karşılıklı olarak diplomatları sınır dışı ediyor (AFP)
Hindistan ve Kanada, Sih liderinin Haziran 2023’te öldürülmesinden bu yana karşılıklı olarak diplomatları sınır dışı ediyor (AFP)

Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü (KLF) lideri Kanada vatandaşı Hardeep Singh Nijjar suikastı konusundaki anlaşmazlık kapsamında Yeni Delhi yönetimi ülkedeki onlarca Kanadalı personelin Hindistan’ı terk etmesini istedi. Hindistan ülkedeki Kanadalı diplomatik personellerin daha fazla azaltılması talebini yineledi.

Kanada ile Hindistan arasındaki ilişkiler, 18 Haziran’da Vancouver’ın Surrey banliyösünde Kanada vatandaşı Nijjar’a düzenlenen suikast sonrası Ottowa’nın Yeni Delhi’yi adres göstermesinin ardından gerildi. Yeni Delhi, Kanada’nın suçlamalarını ‘saçma’ olarak değerlendirerek reddetti ve ardından diplomatları sınır dışı etti. Hindistan ayrıca Kanadalılar için vize başvurularını değerlendirmeyi bıraktı.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Arindam Bagchi, ABD merkezli Financial Times gazetesine verdiği röportajda Kanada’dan ülkedeki 62 diplomattan 41’inin 10 Ekim’e kadar topraklarını terk etmesini istediğine ilişkin haberi doğrulamadı.

Şarku’l Avsat’ın gazeteden aktardığına göre Bagchi verdiği demeçte, “Burada çok fazla Kanadalı diplomatların bulunması ve iç işlerimize müdahalelerine devam etmeleri nedeniyle, diplomatik personel sayısında eşitlik aradık” dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise son konuşmasında iki ülke arasındaki gerilimi arttırmaktan kaçınmaya çalıştığını belirtti.

İki ülkenin son yıllarda ilişkilerini geliştirmesinin ardından bu konu, ABD hükümetinin Hindistan’a yönelik girişimlerini zorlaştırabilir. Zira Washington, Yeni Delhi’yi Asya-Pasifik bölgesindeki Çin etkisine karşı koymada önemli bir müttefik olarak görüyor.

ABD haber sitesi Politico’ya göre ABD’nin Yeni Delhi Büyükelçisi Eric Garcetti, ikili ilişkilerin ‘bir süredir kötüleştiğini ve durumun, Hint yetkililerle temasların azaltılmasını gerektirebileceği’ konusunda uyardı.

Kanada-Hindistan arasındaki Sih krizinin arka planı

Yeni Delhi’deki ABD Büyükelçiliği Sözcüsü, “Büyükelçi Garcetti, ABD ve Hindistan halkı ile hükümetleri arasındaki ortaklığı derinleştirmek için her gün sıkı bir şekilde çalışıyor” diyerek raporları yalanladı.

Hindistan, 22 Eylül’de Kanadalılar için yeni vize taleplerini askıya aldı ve Ottawa’dan ülkedeki diplomatik varlığını azaltmasını istedi.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, daha önce yaptığı bir açıklamada, Kanada’da Hintli diplomatlara karşı bir ‘şiddet ortamı’ ve ‘bastırma atmosferi’ bulunduğunu ayrıca Kanada’daki Sih ayrılıkçı grupların varlığının Yeni Delhi’yi hayal kırıklığına uğrattığını söylemişti.

Hindistan, ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar'ın cinayetinin ardından iki ülke arasında başlayan diplomatik kriz kapsamında Kanada'dan yaklaşık 40 diplomatını geri çekmesini istediği iddia edildi. Hindistan'daki ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü (KLF) lideri Hardeep Singh Nijjar'ın Kanada'da öldürülmesinin ardından iki ülke arasında başlayan diplomatik kriz derinleşiyor. Financial Times'ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberde, Hindistan'ın Kanada'dan 10 Ekim'e kadar yaklaşık 40 diplomatını Hindistan'dan geri çekmesini istediğini belirterek, Hindistan'ın bu tarihten sonra ülkede kalan Kanadalı diplomatların diplomatik dokunulmazlıklarını kaldıracağını ifade etti.

Kanada veya Hindistan tarafından söz konusu talebe ilişkin henüz resmi açıklama gelmezken, Hindistan, daha önce her ülkenin diğerine gönderdiği diplomatların sayısı ve derecesinde "eşitlik" istediğini belirtmişti. Hindistan'ın Ottawa'daki diplomat sayısına kıyasla Kanada'nın Yeni Delhi'de daha fazla diplomatı bulunuyor.Kanada Senatosu Dış ilişkiler ve Uluslararası Ticaret Komitesi Başkanı Peter Boehm yaptığı açıklamada, "Daha fazla Kanadalı diplomatın istenmeyen adam ilan edilmesi duruma yardımcı olmaz ve bu anlaşmazlığı daha da zorlaştırır" dedi. Hindistan, Kanada vatandaşlarına vize işlemlerini askıya aldı. Kanada'daki Hindistan vize başvurularını alan yetkili kuruluş BLS International 21 Eylül'den itibaren Kanada vatandaşlarına vize vermeyi durdurmuştu.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau geçtiğimiz eylül ayında Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, ayrılıkçı Sih örgütü KLF'nin lideri Nijjar'ın öldürülmesinin arkasında Hindistan devletinin olabileceğini ifade etmişti. Trudeau, Kanada istihbaratının "güvenilir" kanıtlar elde ederek Hindistan hükümeti ve Nijjar'ın ölümü arasında bağlantı tespit ettiğini vurgulayarak, "Bir Kanada vatandaşının Kanada topraklarında öldürülmesi olayına herhangi bir yabancı hükümetin karışması kabul edilemez bir egemenlik ihlalidir" ifadelerini kullanmıştı. Ottawa yönetimi daha sonra Hindistanlı diplomat Pavan Kumar Rai'yi sınır dışı etmiş, Kanada Başbakanı Trudeau'nun iddialarını reddeden Hindistan yönetimi de üst düzey Kanadalı bir diplomatın sınır dışı edilmesine karar vermişti. Nijjar, Hindistan'da terörist listesine eklenmişti.

Hindistan'daki KLF lideri ve aynı zamanda Kanada vatandaşı olan 45 yaşındaki Nijjar, 18 Haziran'da Kanada'nın British Colombia eyaletinde maskeli kişiler tarafından aracında öldürülmüştü. Örgüt, 1987 yılından bu yana Hindistan'da askeri ve diplomatik misyonlara gerçekleştirdiği saldırılarla bilinirken, örgütün lideri Nijjar ise Hindistan tarafından terörist listesine eklenmişti.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.