Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Kimi diplomatlar, yasadışı yollardan sigara, dolar, cep telefonu ve külçe altın kaçırmaya çalıştılar

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
TT

Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı

Sevsan Mehanna 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü (The Practical Guide to Humanitarian Law), diplomatik dokunulmazlığı, belirli kişilere (hükümet yetkililerine) yasal sınırlamalar da dahil olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya ya da baskıya maruz kalmadan uluslararası düzeyde görevlerini yerine getirmelerini sağlamaları için verilen, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan, hukuki bir ayrıcalık olarak tanımlıyor.

Dokunulmazlık aynı zamanda devletlerin ya da onların temsilcilerinin yabancı mahkemeler önünde yargılanmasını önleyen, devletlerin egemenlik ve bağımsızlığını koruyan bir araç.

Bu araç sayesinde, yargılanmama hakkı kazanan kişiler, ulusal ya da uluslararası mahkemeler karşısına çıkarılmaktan kaçınabiliyorlar.

Dokunulmazlık, diplomatlara, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanlarına, parlamenterlere, hükümet üyelerine ve devlet başkanlarına tanınıyor.

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi

Ülkeler arasındaki diplomatik çalışmalara ilişkin usul ve kontrolleri belirleyen 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'ne göre halklar antik çağlardan beri diplomatik temsilcilerin statüsünü tanındı.

BM Şartı'nda yer alan tüm devletlerin egemenlik eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin hedef ve ilkelerini tanımlayan diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar hakkındaki uluslararası sözleşme, anayasal ve sosyal sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını ve bu ayrıcalıkların ve dokunulmazlıkların amacının bireyleri ayrıştırmak değil, diplomatik misyonların ülkelerinin temsilcileri olarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Sözleşmede, ihtilaflı konularda geleneksel uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaya devam edilmesinin gerektiğine işaret ediliyor.

Dokunulmazlıktan keyif alan insanlar

Aynı sözleşmeye göre diplomatik misyonun başındaki kişi, kabul eden (akredite olduğu) devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen kişidir. 'Diplomatik misyon üyeleri' ifadesiyle bu diplomatik misyonun başkanı ve üyeleri, yani diplomatlar, yöneticiler, teknisyenler ve hizmet personeli kastediliyor.

Dokunulmazlık, diplomatik misyonun çalıştığı binaları ve ona bağlı arazileri de kapsıyor.

Ancak diplomatik dokunulmazlık sonsuza kadar sürmez ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı.

Hem ulusal hem de uluslararası hukukta genel olarak iki tür dokunulmazlığın olduğu kabul edilir.

Bunlardan birincisi görev dokunulmazlığı. Bu dokunulmazlık çeşitli devlet görevlilerinin belirli eylemlerini kapsar ve görev süresi sonuna kadar devam eder.

Yasal olan kişisel dokunulmazlık, dokunulmazlıktan yararlanan kişinin yaptığı ve ilgili kişi görevde olduğu sürece devam eden tüm fiilleri kapsar.

Siyasi ya da hukuki makamlarda görevli kişilerin ciddi ihlaller gerçekleştirmeleri durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilir. 

Diplomatlara verilen yargı dokunulmazlığı

Sözleşmenin 29'uncu maddesi, diplomatların dokunulmazlığı olduğunu, hiçbir şekilde ne gözaltına alınabileceğini ne de tutuklanabileceğini, kabul eden devletin, kendisine gereken saygıyı göstermesi ve şahsına, özgürlüğüne ya da onuruna yönelik herhangi bir saldırının yapılmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini vurgular.

Sözleşmenin 31'inci maddesi ise diplomatın, kabul eden devletin ceza adaleti açısından yargı dokunulmazlığından yararlandığını belirtir.

Buna göre diplomatın bir suça karışması halinde bu suç diplomatik göreviyle hiçbir ilgisi olmayan şahsi bir eylemle ilgili bile olsa akredite olduğu ülkede yargı karşısına çıkarılamaz.

Diplomatik dokunulmazlık, diplomatın resmi misyonuyla ya da özel hayatıyla ilgili olarak işlediği ve sabit olan ya da olmayan her türlü suçu kapsar.

Dokunulmazlık nedeniyle diplomatın şahsının, evinin ve misyon binasının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektir.  

Diplomat, akredite olduğu ülkede gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz ve hatta ifadesi dahi alınmaz.

Ancak diplomatik dokunulmazlık, diplomatın tamamen cezadan muaf olduğu anlamına da gelmese de yargılama hakkı akredite olduğu ülkeye değil, kendi ülkesine aittir. 

Sözleşmeye adli ve idari dokunulmazlıkla ilgili olarak ise diplomat, aşağıdaki durumlar dışında da dokunulmazlıktan yararlanır.

Sözleşme bu durumları şöyle sıralıyor:

a- Kabul eden devletin topraklarında bulunan ve gönderen devlet adına ve misyon amaçları doğrultusunda kullanılmayacak bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası ya da davaları.

b- Diplomatın kendisin gönderen devlet adına değil de bir özel kişi olarak mirasın idarecisi, mirasçı ya da vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili dahil olduğu mirasa ilişkin dava ya da davalar.

c- Diplomatın akredite olduğu ülkede resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî ya da ticarî faaliyet ile ilgili dava ya davalar.

Bir diplomat, yukarıdaki maddelerde öngörülen haller dışında hiçbir şekilde yargılanamaz.

Söz konusu durumlarda dahi diplomatın şahsının ya da konutunun dokunulmazlığı ihlal edilemez.

Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)
Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)

Diplomatın aile üyeleri de kabul eden devletin vatandaşı olmadıkları sürece, diplomatın sahip olduğu ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

zamanda özel evi, misyon binası ve özel ya da resmi aracı aranamaz ya da el konulamaz.

Diplomatik dokunulmazlığın yalnızca diplomatik misyon üyelerine özgü olduğunu belirtilmeli.

Akredite olduğu ülkedeki Başsavcılık, diplomatın ortakları hakkında soruşturma başlatma hakkına sahiptir.

Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı, diplomatik statüye sahip olmayan, müdahale eden, kışkırtan ya da saklanan kişiler için de geçerlidir.

Diplomat aynı zamanda ilgili üçüncü ülke nezdinde dokunulmazdır.

Bu dokunulmazlık gereği diplomatın başka bir ülkeye ya da bu ülke üzerinden diğer bir ülkeye geçişi garanti altına alınmalıdır.

İnsani yardım kuruluşları çalışanları ise bazı yanlış anlamaların aksine dokunulmazlığa sahip değildir.  

İnsani dokunulmazlık ifadesi, çatışma zamanlarında sivillere, yardım ve sağlık personeline yönelik kasıtlı saldırıların yasak olduğu anlamına gelir. 

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanılması

İngiltere merkezli Financial Times gazetesi, 28 Eylül'de İsviçreli yetkililerin Özbekistan'ın eski demir yumruklu lider İslam Kerimov'un milyarder kızı Gülnara Kerimova'ya karşı ciddi suçlamalarda bulunduğunu bildirdi.

Suçlamalarda Kerimova'nın uluslararası bir suç çetesine liderlik ettiği iddiası da yer alıyordu.

Gazete, 2014 yılından bu yana Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te tutuklu bulunan Kerimova'nın (51) çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğunu yazdı.

Haberde suçlamalar arasında Özbekistan'dan yüz milyonlarca doların yağmalanması ve dünyanın dört bir yanından yöneticilere ve hükümet yetkililerine sistematik olarak rüşvet teklif edildiği iddialarının da olduğu bildirilirken Kerimova ayrıca İsviçre'deki bir grup şirket ve banka hesapları aracılığıyla elde edilen yasadığı kazancı aklama suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.

İsviçreli savcılar, Özbek milyarder Kerimova'nın giyim markasını tanıtmak ve ünlülerin arasına karışmak amacıyla yıllarca Özbekistan'ın BM Daimi Temsilcisi olarak dünyayı dolaştığı ve diplomatlık dokunulmazlığından yararlandığı iddiasıyla İsviçre Federal Ceza Mahkemesi'nde Kerimova hakkında dava açtı.

Kerimova, mahkemede 'Büro' olarak bilinen bir suç örgütüne liderlik etmekle suçlandı.

Onlarca kişiden ve 100'den fazla şirketten oluşan suç örgütünün, çalınan fonları örtbas etmek ve üyelerini zenginleştirmek için gizlice uyum içinde çalıştığı belirtildi.

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanıldığı yerler arasında otopark ücretlerinin ödenmemesi, alkollü araç kullanılması ve ölüme neden olan trafik kazalarına karışılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, adam kaçırma ve cinayet gibi küçük ve büyük idari suçlar da yer alıyor.

Öne çıkan ihlaller

1984 yılının nisan ayında Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi sırasında göstericilerin üzerimde ateş açılması sonucu bir İngiliz kadın polisin ölmüş, Libyalı göstericilerden bazıları yaralanmıştı.

Çoğunluğunu İngiltere'de okuyan Libyalı öğrenciler oluşturduğu göstericiler, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Libya'da kendi görüşüne katılmayan herkese karşı uyguladığı baskı, işkence ve infaz politikasına karşı gösteri yapmak ve 7 Nisan 1976'yı anmak üzere Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde toplanmıştı.

Kaddafi, o sıralar Libya'daki üniversitelerde rejim karşıtı üniversite öğrencileri ve profesörleri temizlemek için bir kampanya başlatmış, bunu Trablus ve Bingazi üniversitelerinde idamlar takip etmişti.

Kalabalık öğrenci grupları, korku salmak amacıyla halen darağacında asılı olan öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin cesetlerini görmeye götürüldü.

Gösterilerin barışçıl bir atmosferde yapılmasına ve büyükelçiliğin kapısına yaklaşılmamasına rağmen kimliği belirsiz kişiler tarafından büyükelçilik binasından dışarıya rastgele ateş açıldı.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)
İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)

Açılan ateş sonucunda 10'dan fazla gösterici yaralandı, bir İngiliz kadın polis memuru öldürüldü.

Dönemin Birleşik Krallık İçişleri Bakanı, Libya'dan İngiliz polisinin delil toplamak ve silahlı saldırıdaki şüphelileri tespit etmek için binaya girmesine izin vermesini talep etti.

Ancak Libyalı yetkililer bunu diplomatik dokunulmazlık yasasına dayanarak reddetti.

Bu yüzden ateş açan kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapamayan Birleşik Krallık, Libyalı diplomatları istenmeyen kişiler ilan etmekle ve onları ülkeden sınır dışı etmekle yetinmek zorunda kaldı. İngiltere, Libya ile ilişkileri kesti.

İki ülke arasındaki ilişkiler neredeyse İngiliz hükümetinin Libya rejiminden İngiliz kadın polisin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir onay alabildiği ve öldürülen kadın polisin ailesine 250 bin sterlin tazminat ödediği 1999 yılına kadar bu halde kaldı.

Tunus polisi, 2013 kasımında, Moritanya'dan gelen bir diplomatı Kartaca Uluslararası Havaalanı'nda 500 paket sigarayla yakalamış, diplomatik pasaport taşıması nedeniyle Moritanyalı diplomat hakkında soruşturma açılamamıştı.

2014 yılının temmuz ayında Hartum'dan Mısır'a gelen Sudanlı bir diplomat, bir çöp torbasında 175 bin doları kaçırmaya çalıştı.

Havaalanındaki güvenlik yetkilileri paranın Mısır'a girişini engelledi. Diplomata ne taşıdığı sorulduğunda çantada 100 bin dolar olduğunu söyleyen diplomat, bu paranın Sudan'ın Kahire Büyükelçiliği çalışanlarının maaşları olduğunu iddia etti.

Ancak çantada 175 bin dolar olduğu ortaya çıktı. Bu da 10 bin doları aşan tutarların beyan edilmesi gerektiğinden yasanın ihlali anlamına geliyor.

Sudan merkezli Al-Rakoba gazetesinin haberine göre Sudanlı yetkililer, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) için para kaçakçılığı yapıldığı şüphesine ilişkin bir rapor yazıp olayı Mısır Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiler.

2016 martında Batı Şeria ile Ürdün arasındaki Allenby Sınır Kapısı'nda polis, Ürdün'den İsrail'e gelen Ürdünlü bir diplomat aracılığıyla yaklaşık 300 cep telefonu, onlarca kilogram külçe altın, sanat eserleri ve mücevherlerin kaçırıldığı bir kaçakçılık girişimini önledi.

Gümrükte eşyalara derhal el koyulurken diplomat da Amman'a geri döndü.

Dönemin Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sabah er-Rafii yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatı derhal sorguladığını ve hakkında idari bir karar aldığını söyledi.

Ancak kararın ne olduğuyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, söz konusu kişinin diplomat olması nedeniyle hakkında işlem yapılamadığını bildirirken Ürdün büyükelçiliğinde idari çalışan olduğu yönünde bazı gazetelerde yer alan haberlerin aksine eğer bu kişi gerçekten idari çalışan olsaydı hakkında başka işlemlerin yapılacağının altını çizdi. 

Swissinfo adlı haber sitesi, geçen ağustos ayında Irak'ın Cenevre'deki diplomatik misyonunun iki çalışanına, büyük bir sigara kaçakçılığı olayına karışmaları nedeniyle ağır para cezaları verildiğini aktardı.

Üç yıldır şüpheli faaliyetlerde bulundukları öğrenildikten sonra Fransa'nın kuzeybatısındaki karaborsada vergi ödemeden 600 bin paket sigara sattıkları ve yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle çalışanlardan biri 177 bin dolar, ikincisi ise 124 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

İsviçre Federal Gümrük İdaresi, Iraklı diplomatların ceza indirimi talebini reddetti.

İki çalışanın, sigaraları önce İsviçre'ye ardından karaborsada satılmak üzere Fransa'ya götürdükleri tespit edildi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere

Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Charbel Barakat

Mao Zedong, 1946 yazında, Japonya'ya atom bombası atılmasından sadece bir yıl sonra, atom bombasını askeri kullanışlılığından ziyade siyasi gücüne atıfla ‘kağıttan kaplan’ olarak nitelendirdi. Bunun üzerine Çin, yirmi yıl içinde savaşmak için değil, herhangi bir nükleer tehdide karşı garantili bir caydırıcılık sağlamak için nükleer silah edinmeye karar verdi. Pekin, o tarihten beri potansiyel bir saldırıdan sonra hayatta kalma yeteneğine vurgu yaparak, minimum caydırıcılık ve ilk kullanan taraf olmama ilkesine dayanan bir nükleer doktrin oluşturdu.

Bugün, bu durumun ironisi dikkati çekiyor. Çin bu doktrine bağlılığını teyit ederken, Batı'nın tahminleri füze tesislerinin hızla genişlediğini ve nükleer kapasitesinin arttığını gösteriyor. Bu da “Pekin hala Mao'nun zihniyetiyle nükleer düşünceye sahip mi, yoksa süper güç olarak yükselişi ona farklı bir doktrin mi dayatıyor?” şeklindeki eski soruyu yeni bir biçimde gündeme getiriyor. Bu soru, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun kapsamlı modernizasyon projesi çerçevesinde özellikle önem kazanıyor.

Bu soru, ABD ile Rusya arasında nükleer silahlarını sınırlayan son ikili anlaşma olan New START anlaşmasının 5 Şubat 2026'da sona ermesinden sonra daha da önem kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, Vladimir Putin'in anlaşmayı bir yıl uzatma teklifini reddetti ve Çin'in yeni stratejik silah azaltma anlaşmasına dahil edilmesini talep etti, ancak Pekin bu talebi şiddetle reddetti.

Ancak, çok kutupluluğa geçişin daha gerçekçi hale gelmesiyle birlikte büyük güçler arasındaki rekabetin yeniden başlaması, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan ve ikili dengeye dayanan silah kontrol sisteminin çeşitli yönlerine zorluklar getirirken, anlaşmanın sona ermesi daha geniş kapsamlı bir soruyu gündeme getiriyor. Bu sistem, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra da farklı derecelerde olmakla birlikte, neredeyse otuz yıl boyunca yürürlükte kaldı.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından nükleer silahlarını geliştirmeye ve modernize etmeye giderek daha fazla odaklanması ve nükleer silah kullanımını daha esnek hale getirmek için doktrinini değiştirme girişimi, bu değişiklikler ABD'nin nükleer stratejisine doğrudan meydan okuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’li analistler, ülkelerinin nükleer stratejisinin tek bir düşman, yani Sovyetler Birliği'ne karşı tasarlanmış olduğunu ve aynı anda birden fazla düşmanla başa çıkamayacağı konusunda uyarıyorlar. Pekin ve Moskova arasında artan koordinasyon, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, eski silah kontrol rejiminin üç büyük nükleer gücün gerçekliğiyle başa çıkma yeteneğini sorguluyorlar. Ortaya çıkan karmaşıklıklar göz önüne alındığında, olası herhangi bir anlaşmanın daha kırılgan olacağını ve yeni bir nükleer çağın başlangıcını getireceğini düşünüyorlar.

Travma ile şekillenen nükleer doktrin

Çin'in nükleer doktrini, tarihi olarak Amerikan ve Rus doktrinlerinden temel bir açıdan farklılık gösteriyor. Çin'in düşüncesine göre nükleer silahlar bir savaş aracı olarak değil, savaşı önlemek için bir siyasi araç olarak tasarlandı. Pekin, 1964 yılındaki deneyden sonra ‘atom bombasını ilk kullanan taraf olmama’ ilkesini ilan etti. Bunu da ‘asgari caydırıcılık’ kavramıyla ilişkilendirdi. Yani olası bir saldırıdan sonra misilleme yapma yeteneğini garanti eden sınırlı ama güvenilir bir silah cephanesi bulundururken, sadece sayısal dengeyi sağlamakla kalmayıp, yanıt verme yeteneğini de garanti altına almak için füzelerin ve komutanın stratejik yapısını koruyor.

dfvgt
Pekin'deki bir antika pazarındaki tezgahta, komünist Çin'in kurucusunun 130’uncu doğum gününü anmak için sergilenen Çinli komünist lider Mao Zedong'un fotoğrafları, 26 Aralık 2023 (AFP)

Bu ideoloji, Çin'in güvenlik bilincini şekillendiren bazı şokların arından 1945 yılında ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalaması, 1950'lerde Tayvan Boğazı krizleri sırasında Washington'ın nükleer silah kullanma tehdidi, 1959'da Sovyetler ile ilişkilerin kesilmesi ve Sovyet nükleer uzmanlarının geri çekilmesi, 1969'da Ussuri Nehri'ndeki sınır çatışmaları sırasında Sovyetlerin sınırlı bir nükleer saldırı düzenleyeceği korkusu.

Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu.

Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı: Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Bu da atom bombasını ilk kullanan taraf olmama politikası ile güvenilir sınırlı caydırıcılık üzerine kurulu bir doktrinin ortaya çıkmasına neden oldu. Daha sonra, hızlı fırlatma yerine kesin misillemeyi sağlamak için tepki kabiliyetinin hayatta kalabilir olmasına odaklanılmaya başlandı. Bugün, bu doktrin Çin'in nükleer politikalarını yönlendiren çerçeve olmaya devam ediyor ve minimum caydırıcılık ilkesini koruyarak ve sayısal eşitlik yarışına girmeden, silahların kademeli olarak genişletilmesini meşrulaştırıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Silah Kontrolü Genel Müdürü Sun Xiaobo, geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında, “Çin'in nükleer politikası istikrarlı ve tutarlıdır ve kendini savunma doktrinine dayanıyor. Bu doktrin uyarınca Çin, ilk kullanma hakkından ve herhangi bir silahlanma yarışına katılmaktan kaçınmayı ve ulusal güvenliği için gerekli olan minimum düzeyde silahlanmayı sürdürmeyi taahhüt ediyor” ifadelerini kullandı.

edfv
Birinci nesil JL-1 balistik füze, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80’inci yıldönümünü kutlayan askeri geçit töreninde, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda bir nükleer denizaltından fırlatıldı, 3 Eylül 2025 (AFP)

Sun Xiaobo, silah kontrolü çabalarının bir ülkenin diğerine üstünlüğünü artırmaya değil, herkesin güvenliği ilkesine dayandırılması gerektiğini ve en büyük silah cephanelerine sahip ülkelerin, somut ve doğrulanabilir bir şekilde nükleer cephanelerini azaltma ve yeni müzakerelerden önce küresel caydırıcılık istikrarını sağlama konusunda temel bir sorumluluğu olduğunu belirtti.

En hızlı büyüyen silah cephanesi

2025 yılında yayınlanan rakamlara bakıldığında, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ve Atom Bilimcileri Bülteni, Çin'in 500 ila 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu tahmin ederken, Rusya'nın yaklaşık 5.580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yaklaşık 5 bin 240 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu öngörüyor. Aynı kaynağa göre Çin'in kullanıma hazır 24 ila 60 nükleer savaş başlığı varken, Rusya'nın yaklaşık bin 580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bin 740 savaş başlığı bulunuyor. Bu da Çin'in silah cephanesinin büyüklüğü ve fiili saldırı kapasitesinin Washington ve Moskova'nınkinden hala onlarca kat daha küçük olduğu anlamına geliyor.

Ancak Amerikalılar, 14 yılda iki katına çıkan Çin'in nükleer silahlarının büyüme hızından endişe duyuyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2012 tarihinde iktidara gelmesinden bu yana, silahların sayısı yaklaşık 260 savaş başlığından yaklaşık 600'e çıkarak dünyanın en hızlı büyüyen silahları haline geldi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Çin'in askeri gücü hakkındaki son yıllık raporunda, Çin'in nükleer silahlarının 2030 yılına kadar bini aşacağı tahmin ediliyor.

ABD’li kaynaklara göre Çin'in nükleer modernizasyonu sadece savaş başlığı sayısını artırmakla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Sincan ve Gansu'da yüzlerce kıtalararası füze silosunun inşası ve DF-41 çoklu savaş başlıklı füzesinin hizmete sokulmasını da içeriyor. Ayrıca, karayolları ve demiryollarındaki mobil fırlatma platformlarına ek olarak, JL-3 füzeleriyle donatılmış Jin sınıfı balistik füze denizaltılarının konuşlandırılması da gerçekleştirildi.

Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı ve Çin Programı'nın kıdemli üyesi Tong Zhao, Çin'in nükleer silahlanmaya devam etmesinin, ABD'nin New START anlaşmasının süresinin dolmasına izin verme kararının ve Washington'un mevcut füze sistemlerine ek savaş başlıkları yükleyerek nükleer kapasitesini genişletme seçeneğini yeniden kazanma kararının arkasındaki ana itici güçlerden biri olduğunu söylüyor.

Zhao, asıl endişe kaynağının artık Rusya değil, özellikle Tayvan gibi sıcak noktalarda ABD'nin askeri hakimiyetine meydan okuma kapasitesi ve niyeti olan Pekin olduğunu ve bunun Washington ile Pekin arasında doğrudan ve tehlikeli bir çatışmaya yol açabileceğini ekliyor.

rfgf
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da Çin Devlet Başkanı ile video görüşmesi öncesinde, 4 Şubat 2026 (AFP)

Öte yandan People's Daily gazetesine bağlı Global Times'ın milliyetçi siyasi yorumcusu Hu Xijin, Çin'in cephaneliğinin genişlemesinin temelde savunma amaçlı olduğunu düşünüyor. Hu Xijin, bin nükleer savaş başlığına sahip olsa bile Çin'in silahlarının ABD'ninkine kıyasla küçük olduğunu, ancak ilk saldırıdan sağ çıkma kabiliyetinin Çin'e ABD'nin nükleer tehdidine karşı etkili bir caydırıcılık sağladığını ve savunma pozisyonunu güçlendirdiğini vurguladı. Hu Xijin’e göre Washington, Çin'in nükleer caydırıcılığına karşı koyamayacağını düşünüyorsa, bu endişe gerçekçi olmayan hırsların bir yansıması ve nihayetinde kendi eylemlerinin bir sonucudur.

Jeopolitik rekabet ve Tayvan

Çin dosyasını takip eden birçok Çinli yetkili ve uzman, Pekin'in nükleer kapasitesini güçlendirmesinin, ABD'nin stratejik çevreleme politikasına ve Çin'in ekonomik ve askeri yükselişini kısıtlama girişimlerine bir yanıt olduğu kadar, ABD'nin füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasına, hassas konvansiyonel saldırılara ve ABD'nin Çin liderliğini ve diğer hayati noktaları hedef alma kabiliyetine, ayrıca herhangi bir saldırıdan sonra yanıt verme ihtiyacına bir yanıt olduğunu savunuyorlar.

Pekin ayrıca, nükleer kapasitenin geliştirilmesinin ABD'nin ‘nükleer şantaj’ yapmasını engellediğini ve Çin'e Tayvan konusunda daha fazla manevra alanı sağladığını, adayı zorla yeniden birleştirmeye karar vermesi halinde olası nükleer tehditlere veya müdahalelere karşı koyma kabiliyetini artırdığını düşünüyor.

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi'nde açıkça belirtildiği gibi nükleer kapasite geliştirmeye kararlı göründüğü bir dönemde yaşanırken Trump'ın, ikinci başkanlık döneminin başında Şi Cinping ile Güney Kore'de ilk kez bir araya gelmek üzere yola çıktığı geçtiğimiz yılın ekim ayında, 33 yıl sonra ilk kez nükleer denemelerin yeniden başlatılmasını emrettiğini duyurduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yeni uluslararası düzen

Çin'in nükleer programının, önümüzdeki ay Trump ve Şi arasında yapılacak toplantının gündeminde yer alıp almayacağı henüz belirsizliğini koruyor. Tong Zhao, Pekin'in öncelikle Trump yönetiminin, yakın zamanda yayınlanan ulusal güvenlik ve ulusal savunma stratejilerinde yansıtıldığı gibi, ideolojik çatışma ve stratejik çevreleme politikasından gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığını ve bu eğilimin devam edip etmeyeceğini netleştirmek istediğini düşünüyor. Tong’a göre bu konu netleşene kadar Çin, ciddi silah kontrol görüşmelerine katılma konusunda temkinli davranmaya devam edecek.

Washington’ın belirsiz niyetleri ve ortaya çıkan uluslararası düzen ile Pekin'in bu düzen içindeki yeri hakkındaki belirsizlikler göz önüne alındığında, ABD'nin Çin'in nükleer silahlarını sınırlama çağrıları, tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikasından çok, siyasi bir baskı taktiği olarak görünüyor. Bu da Pekin'in, özellikle Trump’ın ziyareti olumlu sonuçlar verirse, keşif amaçlı müzakerelere katılma olasılığına rağmen, silahlarını azaltma taahhüdünde bulunmaya son derece isteksiz kalacağı anlamına geliyor.


Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
TT

Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)

Amerika Birleşik Devletleri ve İran bugün Cenevre'de yeni bir nükleer görüşme turuna girerken, Associated Press (AP) ve NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan son bir anket, birçok Amerikalı yetişkinin İran'ın nükleer programını hâlâ bir tehdit olarak gördüğünü, ancak aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın yurtdışında askeri güç kullanımı konusundaki yargısına yüksek düzeyde güven duymadığını gösteriyor.

Ankete göre, ABD'li yetişkinlerin neredeyse yarısı İran'ın nükleer programının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğundan "çok yüksek" veya "çok yüksek" düzeyde endişe duyduğunu belirtirken, yaklaşık onda üçü "orta düzeyde endişeli" olduğunu ve onda ikisi "pek endişeli değil" veya "hiç endişe duymadığını" bildirdi.

Anket, ABD ve İran arasında Ortadoğu'da askeri gerilimlerin arttığı bir dönem olan 19-23 Şubat tarihleri ​​arasında yapıldı.

Washington, İran'ın nükleer programını sınırlayan ve Tahran'ın nükleer silah geliştirmemesini sağlayan bir anlaşma arayışında; İran ise nükleer silah sahibi olmayı hedeflemediğini ısrarla belirtiyor ve şu ana kadar topraklarında uranyum zenginleştirmeyi durdurma veya yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etme taleplerini reddetti.

Bu, bu yıl Umman Sultanlığı'nın arabuluculuğuyla gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin üçüncü turu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, Amerikan tarafını Özel Temsilci Steve Wittkoff ve ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner temsil ediyor.


Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cenevre'de ABD ile yapılacak yeni görüşme turu öncesinde bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın nükleer silah edinme amacı gütmediğini "kesinlikle" belirtti.

Pezeşkiyan bir konuşmasında, “Liderimiz (Ali Hameney) daha önce nükleer silahlara asla sahip olmayacağımızı ilan etmişti,” dedi ve ekledi, “Bu yolu izlemek istesem bile, ideolojik açıdan bunu yapamazdım; buna izin verilmezdi.”

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance dün, Başkan Donald Trump'ın Cenevre görüşmeleri öncesinde İran ile diplomatik bir çözümü hala tercih ettiğini vurgularken, Axios, Washington'un zaman sınırlaması olmayan bir nükleer anlaşma talep ettiğini ve üçüncü tur müzakerelerini bir atılım ile bir gerilim arasında konumlandırdığını ortaya koydu.

Vance, İranlıların perşembe günü (bugün) Cenevre'de yapılması planlanan müzakerelerde bu yaklaşımı ciddiye alacaklarını umduğunu ifade etti.

Fox News'e verdiği röportajda Vance, "Başkan, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda çok netti... ve bunu diplomasi yoluyla başarmaya çalışacak" dedi. Trump'ın bu hedefi diplomatik olarak takip ettiğini, "ancak elinde başka araçlar da bulunduğunu" vurguladı.

ABD ve İran heyetlerinin, Tahran'ın nükleer programı konusunda bugün Cenevre'de üçüncü tur görüşmeleri yapması planlanıyor. Vance, "Makul bir uzlaşmaya varmak amacıyla İranlılarla bir tur daha diplomatik görüşme yapıyoruz" diyerek, İran tarafının Trump'ın diplomatik çözüm tercihini ciddiye alacağı umudunu yineledi.

Vance, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in görevden alınmasını isteyip istemediği konusunda yorum yapmaktan kaçındı.

Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre bir ABD yetkilisi ve iki bilgili kaynak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Wittkoff'un salı günü yapılan özel bir görüşmede, Trump yönetiminin İran ile gelecekte yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın süresiz olarak yürürlükte kalmasını talep ettiğini söylediğini bildirdi.