Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Kimi diplomatlar, yasadışı yollardan sigara, dolar, cep telefonu ve külçe altın kaçırmaya çalıştılar

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
TT

Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı

Sevsan Mehanna 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü (The Practical Guide to Humanitarian Law), diplomatik dokunulmazlığı, belirli kişilere (hükümet yetkililerine) yasal sınırlamalar da dahil olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya ya da baskıya maruz kalmadan uluslararası düzeyde görevlerini yerine getirmelerini sağlamaları için verilen, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan, hukuki bir ayrıcalık olarak tanımlıyor.

Dokunulmazlık aynı zamanda devletlerin ya da onların temsilcilerinin yabancı mahkemeler önünde yargılanmasını önleyen, devletlerin egemenlik ve bağımsızlığını koruyan bir araç.

Bu araç sayesinde, yargılanmama hakkı kazanan kişiler, ulusal ya da uluslararası mahkemeler karşısına çıkarılmaktan kaçınabiliyorlar.

Dokunulmazlık, diplomatlara, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanlarına, parlamenterlere, hükümet üyelerine ve devlet başkanlarına tanınıyor.

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi

Ülkeler arasındaki diplomatik çalışmalara ilişkin usul ve kontrolleri belirleyen 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'ne göre halklar antik çağlardan beri diplomatik temsilcilerin statüsünü tanındı.

BM Şartı'nda yer alan tüm devletlerin egemenlik eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin hedef ve ilkelerini tanımlayan diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar hakkındaki uluslararası sözleşme, anayasal ve sosyal sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını ve bu ayrıcalıkların ve dokunulmazlıkların amacının bireyleri ayrıştırmak değil, diplomatik misyonların ülkelerinin temsilcileri olarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Sözleşmede, ihtilaflı konularda geleneksel uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaya devam edilmesinin gerektiğine işaret ediliyor.

Dokunulmazlıktan keyif alan insanlar

Aynı sözleşmeye göre diplomatik misyonun başındaki kişi, kabul eden (akredite olduğu) devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen kişidir. 'Diplomatik misyon üyeleri' ifadesiyle bu diplomatik misyonun başkanı ve üyeleri, yani diplomatlar, yöneticiler, teknisyenler ve hizmet personeli kastediliyor.

Dokunulmazlık, diplomatik misyonun çalıştığı binaları ve ona bağlı arazileri de kapsıyor.

Ancak diplomatik dokunulmazlık sonsuza kadar sürmez ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı.

Hem ulusal hem de uluslararası hukukta genel olarak iki tür dokunulmazlığın olduğu kabul edilir.

Bunlardan birincisi görev dokunulmazlığı. Bu dokunulmazlık çeşitli devlet görevlilerinin belirli eylemlerini kapsar ve görev süresi sonuna kadar devam eder.

Yasal olan kişisel dokunulmazlık, dokunulmazlıktan yararlanan kişinin yaptığı ve ilgili kişi görevde olduğu sürece devam eden tüm fiilleri kapsar.

Siyasi ya da hukuki makamlarda görevli kişilerin ciddi ihlaller gerçekleştirmeleri durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilir. 

Diplomatlara verilen yargı dokunulmazlığı

Sözleşmenin 29'uncu maddesi, diplomatların dokunulmazlığı olduğunu, hiçbir şekilde ne gözaltına alınabileceğini ne de tutuklanabileceğini, kabul eden devletin, kendisine gereken saygıyı göstermesi ve şahsına, özgürlüğüne ya da onuruna yönelik herhangi bir saldırının yapılmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini vurgular.

Sözleşmenin 31'inci maddesi ise diplomatın, kabul eden devletin ceza adaleti açısından yargı dokunulmazlığından yararlandığını belirtir.

Buna göre diplomatın bir suça karışması halinde bu suç diplomatik göreviyle hiçbir ilgisi olmayan şahsi bir eylemle ilgili bile olsa akredite olduğu ülkede yargı karşısına çıkarılamaz.

Diplomatik dokunulmazlık, diplomatın resmi misyonuyla ya da özel hayatıyla ilgili olarak işlediği ve sabit olan ya da olmayan her türlü suçu kapsar.

Dokunulmazlık nedeniyle diplomatın şahsının, evinin ve misyon binasının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektir.  

Diplomat, akredite olduğu ülkede gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz ve hatta ifadesi dahi alınmaz.

Ancak diplomatik dokunulmazlık, diplomatın tamamen cezadan muaf olduğu anlamına da gelmese de yargılama hakkı akredite olduğu ülkeye değil, kendi ülkesine aittir. 

Sözleşmeye adli ve idari dokunulmazlıkla ilgili olarak ise diplomat, aşağıdaki durumlar dışında da dokunulmazlıktan yararlanır.

Sözleşme bu durumları şöyle sıralıyor:

a- Kabul eden devletin topraklarında bulunan ve gönderen devlet adına ve misyon amaçları doğrultusunda kullanılmayacak bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası ya da davaları.

b- Diplomatın kendisin gönderen devlet adına değil de bir özel kişi olarak mirasın idarecisi, mirasçı ya da vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili dahil olduğu mirasa ilişkin dava ya da davalar.

c- Diplomatın akredite olduğu ülkede resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî ya da ticarî faaliyet ile ilgili dava ya davalar.

Bir diplomat, yukarıdaki maddelerde öngörülen haller dışında hiçbir şekilde yargılanamaz.

Söz konusu durumlarda dahi diplomatın şahsının ya da konutunun dokunulmazlığı ihlal edilemez.

Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)
Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)

Diplomatın aile üyeleri de kabul eden devletin vatandaşı olmadıkları sürece, diplomatın sahip olduğu ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

zamanda özel evi, misyon binası ve özel ya da resmi aracı aranamaz ya da el konulamaz.

Diplomatik dokunulmazlığın yalnızca diplomatik misyon üyelerine özgü olduğunu belirtilmeli.

Akredite olduğu ülkedeki Başsavcılık, diplomatın ortakları hakkında soruşturma başlatma hakkına sahiptir.

Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı, diplomatik statüye sahip olmayan, müdahale eden, kışkırtan ya da saklanan kişiler için de geçerlidir.

Diplomat aynı zamanda ilgili üçüncü ülke nezdinde dokunulmazdır.

Bu dokunulmazlık gereği diplomatın başka bir ülkeye ya da bu ülke üzerinden diğer bir ülkeye geçişi garanti altına alınmalıdır.

İnsani yardım kuruluşları çalışanları ise bazı yanlış anlamaların aksine dokunulmazlığa sahip değildir.  

İnsani dokunulmazlık ifadesi, çatışma zamanlarında sivillere, yardım ve sağlık personeline yönelik kasıtlı saldırıların yasak olduğu anlamına gelir. 

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanılması

İngiltere merkezli Financial Times gazetesi, 28 Eylül'de İsviçreli yetkililerin Özbekistan'ın eski demir yumruklu lider İslam Kerimov'un milyarder kızı Gülnara Kerimova'ya karşı ciddi suçlamalarda bulunduğunu bildirdi.

Suçlamalarda Kerimova'nın uluslararası bir suç çetesine liderlik ettiği iddiası da yer alıyordu.

Gazete, 2014 yılından bu yana Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te tutuklu bulunan Kerimova'nın (51) çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğunu yazdı.

Haberde suçlamalar arasında Özbekistan'dan yüz milyonlarca doların yağmalanması ve dünyanın dört bir yanından yöneticilere ve hükümet yetkililerine sistematik olarak rüşvet teklif edildiği iddialarının da olduğu bildirilirken Kerimova ayrıca İsviçre'deki bir grup şirket ve banka hesapları aracılığıyla elde edilen yasadığı kazancı aklama suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.

İsviçreli savcılar, Özbek milyarder Kerimova'nın giyim markasını tanıtmak ve ünlülerin arasına karışmak amacıyla yıllarca Özbekistan'ın BM Daimi Temsilcisi olarak dünyayı dolaştığı ve diplomatlık dokunulmazlığından yararlandığı iddiasıyla İsviçre Federal Ceza Mahkemesi'nde Kerimova hakkında dava açtı.

Kerimova, mahkemede 'Büro' olarak bilinen bir suç örgütüne liderlik etmekle suçlandı.

Onlarca kişiden ve 100'den fazla şirketten oluşan suç örgütünün, çalınan fonları örtbas etmek ve üyelerini zenginleştirmek için gizlice uyum içinde çalıştığı belirtildi.

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanıldığı yerler arasında otopark ücretlerinin ödenmemesi, alkollü araç kullanılması ve ölüme neden olan trafik kazalarına karışılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, adam kaçırma ve cinayet gibi küçük ve büyük idari suçlar da yer alıyor.

Öne çıkan ihlaller

1984 yılının nisan ayında Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi sırasında göstericilerin üzerimde ateş açılması sonucu bir İngiliz kadın polisin ölmüş, Libyalı göstericilerden bazıları yaralanmıştı.

Çoğunluğunu İngiltere'de okuyan Libyalı öğrenciler oluşturduğu göstericiler, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Libya'da kendi görüşüne katılmayan herkese karşı uyguladığı baskı, işkence ve infaz politikasına karşı gösteri yapmak ve 7 Nisan 1976'yı anmak üzere Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde toplanmıştı.

Kaddafi, o sıralar Libya'daki üniversitelerde rejim karşıtı üniversite öğrencileri ve profesörleri temizlemek için bir kampanya başlatmış, bunu Trablus ve Bingazi üniversitelerinde idamlar takip etmişti.

Kalabalık öğrenci grupları, korku salmak amacıyla halen darağacında asılı olan öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin cesetlerini görmeye götürüldü.

Gösterilerin barışçıl bir atmosferde yapılmasına ve büyükelçiliğin kapısına yaklaşılmamasına rağmen kimliği belirsiz kişiler tarafından büyükelçilik binasından dışarıya rastgele ateş açıldı.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)
İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)

Açılan ateş sonucunda 10'dan fazla gösterici yaralandı, bir İngiliz kadın polis memuru öldürüldü.

Dönemin Birleşik Krallık İçişleri Bakanı, Libya'dan İngiliz polisinin delil toplamak ve silahlı saldırıdaki şüphelileri tespit etmek için binaya girmesine izin vermesini talep etti.

Ancak Libyalı yetkililer bunu diplomatik dokunulmazlık yasasına dayanarak reddetti.

Bu yüzden ateş açan kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapamayan Birleşik Krallık, Libyalı diplomatları istenmeyen kişiler ilan etmekle ve onları ülkeden sınır dışı etmekle yetinmek zorunda kaldı. İngiltere, Libya ile ilişkileri kesti.

İki ülke arasındaki ilişkiler neredeyse İngiliz hükümetinin Libya rejiminden İngiliz kadın polisin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir onay alabildiği ve öldürülen kadın polisin ailesine 250 bin sterlin tazminat ödediği 1999 yılına kadar bu halde kaldı.

Tunus polisi, 2013 kasımında, Moritanya'dan gelen bir diplomatı Kartaca Uluslararası Havaalanı'nda 500 paket sigarayla yakalamış, diplomatik pasaport taşıması nedeniyle Moritanyalı diplomat hakkında soruşturma açılamamıştı.

2014 yılının temmuz ayında Hartum'dan Mısır'a gelen Sudanlı bir diplomat, bir çöp torbasında 175 bin doları kaçırmaya çalıştı.

Havaalanındaki güvenlik yetkilileri paranın Mısır'a girişini engelledi. Diplomata ne taşıdığı sorulduğunda çantada 100 bin dolar olduğunu söyleyen diplomat, bu paranın Sudan'ın Kahire Büyükelçiliği çalışanlarının maaşları olduğunu iddia etti.

Ancak çantada 175 bin dolar olduğu ortaya çıktı. Bu da 10 bin doları aşan tutarların beyan edilmesi gerektiğinden yasanın ihlali anlamına geliyor.

Sudan merkezli Al-Rakoba gazetesinin haberine göre Sudanlı yetkililer, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) için para kaçakçılığı yapıldığı şüphesine ilişkin bir rapor yazıp olayı Mısır Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiler.

2016 martında Batı Şeria ile Ürdün arasındaki Allenby Sınır Kapısı'nda polis, Ürdün'den İsrail'e gelen Ürdünlü bir diplomat aracılığıyla yaklaşık 300 cep telefonu, onlarca kilogram külçe altın, sanat eserleri ve mücevherlerin kaçırıldığı bir kaçakçılık girişimini önledi.

Gümrükte eşyalara derhal el koyulurken diplomat da Amman'a geri döndü.

Dönemin Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sabah er-Rafii yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatı derhal sorguladığını ve hakkında idari bir karar aldığını söyledi.

Ancak kararın ne olduğuyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, söz konusu kişinin diplomat olması nedeniyle hakkında işlem yapılamadığını bildirirken Ürdün büyükelçiliğinde idari çalışan olduğu yönünde bazı gazetelerde yer alan haberlerin aksine eğer bu kişi gerçekten idari çalışan olsaydı hakkında başka işlemlerin yapılacağının altını çizdi. 

Swissinfo adlı haber sitesi, geçen ağustos ayında Irak'ın Cenevre'deki diplomatik misyonunun iki çalışanına, büyük bir sigara kaçakçılığı olayına karışmaları nedeniyle ağır para cezaları verildiğini aktardı.

Üç yıldır şüpheli faaliyetlerde bulundukları öğrenildikten sonra Fransa'nın kuzeybatısındaki karaborsada vergi ödemeden 600 bin paket sigara sattıkları ve yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle çalışanlardan biri 177 bin dolar, ikincisi ise 124 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

İsviçre Federal Gümrük İdaresi, Iraklı diplomatların ceza indirimi talebini reddetti.

İki çalışanın, sigaraları önce İsviçre'ye ardından karaborsada satılmak üzere Fransa'ya götürdükleri tespit edildi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.