ABD güçleri Doğu Akdeniz'de ne gizliyor?

Güç dengesi İsrail'in lehine dönse de Hamas gerilla savaşında uzman

Doğu Akdeniz'de dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'dan havalanan bir Amerikan savaş uçağı (AFP)
Doğu Akdeniz'de dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'dan havalanan bir Amerikan savaş uçağı (AFP)
TT

ABD güçleri Doğu Akdeniz'de ne gizliyor?

Doğu Akdeniz'de dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'dan havalanan bir Amerikan savaş uçağı (AFP)
Doğu Akdeniz'de dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'dan havalanan bir Amerikan savaş uçağı (AFP)

Tarık eş-Şami 

ABD Başkanı Joe Biden, bir yandan İsrail'i Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesine karşı uyarıp orada bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına giden yolun gerekliliğine ve sivillerin korunmasının önemine vurgu yaparken, diğer yandan Tel Aviv'in kendisini savunma hakkını ve Gazze'deki Hamas hareketinden kurtulmanın gerekliliğini vurguladı.

Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'da konuşlandırılan kuvvetlerinin ateş gücünü neden iki katına çıkardığını gayet iyi açıklıyor.

Peki bu gücün boyutu ve amacı ne?

Yakında beklenen askeri çatışmadaki diğer tarafların yetenekleri neler?

Hamas'ın 7 Ekim'de Gazze Şeridi'ni çevreleyen İsrail kasabalarına gerçekleştirdiği saldırının ardından ABD yönetimi, İsrail'in tüm silah ve mühimmat ihtiyacını karşılama kararı aldı.

Kuşkusuz bu, İsrail'in Hamas'ın füze saldırılarından korunmasına ve Tel Aviv'in gerçekleştirdiği ve Washington tarafından desteklenen kara harekâtının kolaylaştırılmasına büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Demir Kubbe füze savunma sistemi için İsrail'e önleyici füzeler gönderdi.

Bununla beraber, Gazze gibi yoğun nüfuslu şehirlerdeki çatışmalarda sivil kayıp olasılığını azaltmak için tasarlanan yaklaşık 110 kilogram ağırlığındaki küçük çaplı bombaların yanı sıra, Hamas'ın son yıllarda herhangi bir İsrail kara saldırısı beklentisiyle inşa ettiğine inanılan derin tünelleri havaya uçurmak ve yıkmak için top mermileri ve diğer delici mühimmatlar da gönderildi.

ABD tarafından sağlanan Demir Kubbe mühimmatının İsrail'in talep ettiğinden çok daha yüksek olması muhtemel. Zira şu ana kadar gönderilenler devam edecek askeri yardım paketinin sadece bir parçası.

Söz konusu askeri yardım paketi, sıradan bir bombayı, kuvvetlerin mühimmatı sadece düşürmek yerine hedefe yönlendirmesini sağlayan akıllı bir bombaya dönüştüren küçük çaplı bombaları da içerecek.

Caydırıcılık hedefi

Ancak bu yardım, bir başka hedefe, yani İsrail ile Hamas arasında beklenen savaşın daha da genişlemesini engellemeye yetmedi.

İşte bu nedenle Pentagon, İran'ı ve bölgedeki silahlarını daha geniş bir bölgesel savaşa girmekten caydırmak için Doğu Akdeniz'de ve bölgede konuşlandırılan kuvvetlerinin ateş gücünü hızla ikiye katladı.

New York Times'a göre bu durum Washington'u, İsrail'i ve ABD çıkarlarını savunmak için hava saldırıları düzenlemeye sevk edebilir.

En yeni ve en büyük Amerikan uçak gemisi USS Gerald R. Ford'un İsrail kıyılarına gelişi, görünüşe göre yeterli caydırıcılığı sağlamak için yeterli değildi.

Bu nedenle ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, önümüzdeki birkaç gün içinde gelmesi beklenen ikinci uçak gemisi Dwight D. Eisenhower'ı ABD'nin doğu kıyısından doğu Akdeniz'e göndermeye karar verdi.

ABD Hava Kuvvetleri, uçak filosu sayısını ikiye katlamak için Körfez bölgesine başka saldırı uçakları da gönderdi.

Ayrıca istihbarata yardımcı olmak ve bazı ABD'liler de dahil olmak üzere Hamas tarafından tutulan yaklaşık 150 rehinenin bulunmasına ve kurtarılmasına yardımcı olmak için her türlü operasyonu planlamak üzere İsrail'e özel harekât kuvvetlerinden oluşan bir ekip sevk etti.

ABD'li askeri analistler, Biden yönetiminin Ukrayna'daki savaşın yanı sıra Çin'den gelen uzun vadeli tehditlere odaklanmak yönündeki hedefi doğrultusunda, Irak ve Afganistan'da yıllardır süren savaşların sona ermesiyle bölgedeki ABD askeri varlığının azalmasının ardından, ilave kuvvet konuşlandırmasının bölgedeki Amerikan gücünü en azından geçici olarak yeniden canlandıracağına inanıyor.

Uçak gemilerinin önemi

Uçak gemilerinin önemi, çeşitli seçenekler sunmaları, birincil komuta ve kontrol operasyon merkezleri olarak hizmet vermeleri ve bilgi savaşı yürütebilmelerinden kaynaklanıyor.

ABD'ye ait uçak gemilerinde Hawkeye Havadan Erken İhbar ve Kontrol (HEİK) uçağı bulunuyor. Bu uçak sayesinde füzeler fırlatıldığında erken uyarı sistemi devreye giriyor ve 7 metre çapındaki disk şeklindeki radarlar tarafından tespit edilebiliyor.

Uçak gemileri, hava sahasını izliyor, yönetiyor ve yalnızca düşman uçaklarını tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Amerikan uçaklarının ve kuvvetlerinin hareketlerini de yönetiyor.

İsrail Demir Kubbesi'nin sorumlularının açıklamalarına göre askeri liderlik, ABD kuvvetleriyle veri alışverişinde bulunarak Demir Kubbe'yi ABD hava savunma sistemine entegre etmeyi planlıyor.

Uçak gemileri, düşman uçaklarını önleyebilen veya hedefleri bombalayabilen F-18 Hornet savaş uçakları için yüzen hava üsleri olarak tanımlanıyor.

Uçak gemilerine eşlik eden muhripler ve kruvazörler seyir füzesi fırlatabilirken, bazıları uzun menzilli füzeleri önleme yeteneğine de sahip.

Uçak gemileri ayrıca yoğun bakım üniteleri bulunan hastaneler, acil servis odaları, sağlık görevlileri, cerrahlar ve doktorlar da dahil olmak üzere önemli insani yetenekler sağlayabilir.

Gemide bulunan helikopterler ise hayati önem taşıyan malzemeleri veya mağdurları hava yoluyla taşımak için kullanılıyor.

USS Gerald R. Ford

ABD Donanması internet sitesine göre, iki nükleer güç motoruyla çalışan ve 18 milyar dolar değerindeki uçak gemisi USS Gerald R. Ford, ABD Donanması'nın bugüne kadarki en yeni ve en gelişmiş uçak gemisi.

Dünyadaki diğer tüm askeri güçlerden daha üstün yeteneklere sahip olan gemi, Tomahawk füzelerini fırlatma kapasitesine sahip dört destroyeri (USS Thomas Hudner, USS Ramage, USS Carney ve USS Roosevelt) içeriyor.

USS Gerald R. Ford ayrıca olası bir çatışma durumunda İran'ın İsrail'e yöneltebileceği her türlü uzun menzilli füze saldırısına karşı koyma yeteneğine de sahip.

2017 yılında hizmete giren USS Gerald R. Ford, şimdiye kadar yapılmış en büyük savaş gemisi olarak öne çıkıyor.

337 metre uzunluğunda, 78 metre genişliğinde ve 76 metre yüksekliğinde olan gemi, beşinci nesil F-35 uçakları, F-18 Super Hornet uçakları, gelişmiş E-2D Hawkeye HEİK uçağı, EA-18G Growler elektronik saldırı uçağı ve MH-60 helikopterleri de dahil olmak üzere 90'a kadar uçak taşıyabiliyor.

Bunların yanı sıra gemide bir dizi insansız hava aracı (İHA) da bulunuyor. Gemideki tüm operasyonları yürütmek için, destek personeli de dahil olmak üzere 4 bin 500'den fazla mürettebata ihtiyaç duyuluyor.

Adını eski ABD Başkanı Gerald Ford'dan (1974-1977) alan uçak gemisi, boyutuna rağmen oldukça esnektir. Azami hızı 56 km/saat üzerine ulaşarak daha küçük gemilerin hızına yetişebilmesini sağlıyor.

Bunun nedeni, ABD'deki önceki nesil uçak gemileri olan Nimitz sınıfı uçak gemilerine göre yüzde 250 daha fazla elektrik kapasitesi sağlayan iki nükleer reaktörünün ürettiği enerjidir.

ABD'nin en büyük uçak gemisi şu anda Doğu Akdeniz'de bulunuyor (AFP)
ABD'nin en büyük uçak gemisi şu anda Doğu Akdeniz'de bulunuyor (AFP)

Askeri gücün sembolü

ABD'nin askeri gücünün önemli bir sembolü olan uçak gemileri, bir kruvazör, dört muhrip ve bir ikmal gemisinden oluşan saldırı grubuyla her zaman savunma koruması altında hareket eder. Hatta bazen gruba bir veya daha fazla denizaltı eşlik eder.

USS Gerald R. Ford'un, savaş uçakları ve İHA'lara karşı kullanılan orta menzilli Sea Sparrow hava savunma füzesi cephaneliği bulunuyor.

Gemide gemisavar füzeleri engellemek ve vurmak için kullanılan füzelerin yanı sıra zırh delici mermileri ateşlemek için kullanılan Phalanx silah sistemi de bulunuyor.

Gemi ayrıca, hava trafik kontrolüne ve navigasyona yardımcı olabilecek gelişmiş radarlar da içeriyor.

USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve saldırı grubu, taşıdığı muazzam ateş gücüne ek olarak, dinleme, gözetleme ve casusluk gibi bir dizi başka görevi de yerine getiriyor.

Ayrıca gemide çok büyük bir silah stoğu var. Dolayısıyla bu görev için onu seçmek, İsraillilerin Gazze Şeridi'ni işgal etmeden önce gerekli bilgileri elde etmelerine yardımcı olacaktır.

Geminin bölgeye gönderilmesi, öncelikle İran ve Hizbullah'ı Hamas hareketini desteklemek için bir savaşa girmekten caydırmayı da amaçlıyor.

USS Dwight D. Eisenhower uçak gemisi

ABD Donanması internet sitesi, USS Dwight D. Eisenhower uçak gemisini ABD Donanması'nın en iyi beş yıldızlı uçak gemisi olarak tanımlıyor.

Çünkü bu gemi, deniz güvenlik operasyonları, seferi kuvvet projeksiyonu, ileri deniz varlığı, kriz müdahalesi, deniz kontrolü, caydırıcılık, terörle mücadele, bilgi operasyonları ve güvenlik iş birliğini içeren çok çeşitli esnek görev yetenekleri sağlıyor.

Nükleer enerjiyle çalışan ve beş bin denizcinin görev yaptığı USS Dwight D. Eisenhower'ın yaklaşık bir hafta sonra Doğu Akdeniz'e varması bekleniyor.

1977 yılında çalışmalarına başlayan gemi, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal etmesinden sonra ilk kez 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı'nda Kuveyt'i kurtarmak için askeri operasyonlara katıldı.

USS Gerald R. Ford uçak gemisinden havalanan bir helikopter (AFP)
USS Gerald R. Ford uçak gemisinden havalanan bir helikopter (AFP)

Güçlendirilmiş hava kuvvetleri

ABD Hava Kuvvetleri, Arap Körfezi bölgesine ilave kara saldırı uçağı göndererek F-15 Eagle, F-16 Fighting Falcon ve A-10 filolarının sayısını iki katına çıkardı.

Yetkililer, her uçak gemisindeki dört F-18 filosuyla birlikte ABD'nin 100'den fazla saldırı uçağından oluşan bir hava filosuna sahip olacağını söyledi.

Gerekirse daha fazla savaş uçağı eklemeye hazır olduğunu açıklayan Pentagon, ABD Hava Kuvvetleri'nin halihazırda Suriye başta olmak üzere insanlı ve insansız operasyonlar yürütmek üzere bölgede büyük bir hava kuvveti bulundurduğunu bildirdi.

Geçen hafta, ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir F-16 uçağına, Suriye'de görev yapan ABD kara kuvvetlerine tehdit oluşturan bir Türk İHA'sını düşürme emri verilmişti.

ABD'li yetkililer, şu anda Doğu Akdeniz'de ek güçlerin konuşlandırılmasının, İran'ı, Suriye'yi veya Hizbullah gibi İran destekli herhangi bir vekil grubu çatışmaya katılmaktan caydırmayı amaçladığını belirtti.

Pentagon ve ABD istihbarat yetkilileri, Lübnan'daki Hizbullah güçlerini yakından takip ederken, Irak ve Suriye'deki İran destekli milisler, her iki ülkede de konuşlu ABD askeri personeline periyodik olarak saldırılar düzenliyor.

Ancak ABD'nin İsrail'e yönelik yardımı, bilgi desteği ve gerektiğinde mühimmat ve silah sağlanması çerçevesinde kalacak.

Zira ABD'nin asıl amacı, İran'ı ve onun vekillerini Tel Aviv ile Hamas arasındaki savaşa girmekten caydırmak.

Peki savaşın ana taraflarından her birinin gücü ne?

İsrail ordusunun gücü

ABD, İsrail'in dünyanın en iyi askeri ordularından birine sahip olduğunu düşünüyor.

Ancak Türkiye, Mısır ve İran'ın ardından bölgenin dördüncü büyük ordusu olan İsrail, küresel güç sınıflandırmasında dünyada 18'inci sırada yer alıyor.

İsrail ordusu, uzun süredir ABD'nin desteğinden yararlanıyor.

Öyle ki ABD'den füze savunma teknolojisine yönelik 500 milyon doların yanı sıra, ABD Kongresi tarafından onaylanan yıllık 3,3 milyar dolar askeri yardım aldı. İsrail askeri bütçesinin büyüklüğü ise yaklaşık 23,4 milyar doları buluyor.

İsrail'in aktif hizmette yaklaşık 170 bin askeri var. Washington'daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'ne göre, Gazze'de yaklaşan savaş için yaklaşık 360 bin yedek asker, yani tahmini kapasitenin dörtte üçü çağrıldı.

İsrail ordusunun elinde bini Merkava olmak üzere bin 760 ana muharebe tankı, bin 200 zırhlı personel taşıyıcı, 530 topçu, 240 çoklu roketatar ve bir grup başka silah ve gözetleme sistemi bulunuyor.

Deniz kuvvetlerinde ise beş denizaltı, üç çıkarma gemisi, bir deniz komando birliği ile 45'e yakın devriye botu ve diğer savaş botları bulunuyor.

Ancak İsrail'in sahip olduğu en güçlü birliği hava kuvvetleri. İsrail Hava Kuvvetleri, F-35 dahil 350 savaş uçağına sahip.

İsrail'in ayrıca F-15 ve F-16 uçakları, yaklaşık 126 helikopteri ve Apache gibi 48 saldırı helikopteri bulunuyor.

İsrail, çeşitli destekleyici rollerde, bir grup füze ve füzesavar sistemine ek olarak Heron silahlı insansız hava aracı da dahil olmak üzere çok çeşitli silahlı ve silahsız insansız hava araçlarına sahip.

Ayrıca elinde 160 km'ye kadar menzile sahip uzun menzilli Patriot ve kısa menzilli füzelerin yanı sıra, Hamas'ın Gazze'den fırlattığı roketlere karşı koyan Demir Kubbe olarak bilinen füzesavar sistemi de bulunuyor.

İsrail uzun süredir ilan edilmemiş bir nükleer silah programını sürdürüyor. Silah Kontrolü ve Nükleer Silahların Yayılması Merkezi'ne göre İsrail'in denizaltılarına yüklenebilecek 90 nükleer bombası var.

Hamas'ın askeri gücü

1987 yılında Filistinli Şeyh Ahmed Yasin tarafından siyasi bir hareket olarak kurulan Hamas'ın askeri ideolojiye sahip silahlı bir kolu da bulunuyor. Ancak söz konusu askeri kanadı 1990'ın sonlarında kuruldu.

Hamas'ın elinde herhangi bir kuvvet, konvansiyonel silah, ana muharebe tankı, top ve savaş gemisi yok. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün tahminlerine göre savaşçı sayısının 15 ila 20 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

Tel Aviv ise bu sayının gerilla savaşı ve taktikleri konusunda uzman yaklaşık 30 bin kişi olduğunu tahmin ediyor.

Hamas'ın cephaneliğinde temel el silahlarının yanı sıra bir dizi kısa menzilli füzenin de bulunduğu biliniyor.

Hamas'ın elinde Rusya yapımı Kornet platformu ve İran'ın Fecr tanksavar silah ailesi ile 185 mil menzile sahip İran menşeli Fatih 110 balistik füzeleri bulunuyor.

Hamas'ın elinde saldırı tüfekleri, ağır makineli tüfekler, roket güdümlü el bombaları ve tanksavar silahlarının yanı sıra, uzun menzilli keskin nişancı tüfekleri ve geçmişte olduğu gibi tuzaklar ve intihar bombacıları da yer alıyor.

İsrail'in geniş bir füze savunma ağı olmasına rağmen Hamas, yerel olarak üretilen füzelerden oluşan büyük bir stok oluşturdu.

İsrail istihbaratı bu sayının 2021'de yaklaşık 30 bin füze olacağını tahmin ediyor. Analistler, Hamas'ın hedefleri daha isabetli vurabilecek güdümlü füzeler geliştirdiğine dair henüz bir kanıt bulunmadığını söylüyor.

Ulaşım konusunda Hamas savaşçılarının cip, küçük kamyon ve motosiklet gibi hafif, hızlı hareket eden araçları kullandıkları biliniyor.

Hamas'ın operasyon yöntemi, Gazze sınırının altındaki tünelleri kullanarak patlayıcı cihazlar yerleştirmek ve İsrail'e belirli saldırılar gerçekleştirmek olarak özetlenebilir.

Bunlardan en sonuncusu, Tel Aviv'deki resmi verilere göre 7 Ekim'de bin 400 İsraillinin ölümüne yol açan sürpriz saldırıydı.

Dolayısıyla çatışma, güçlü, modern, teknolojik açıdan üstün bir askeri güç ile küçük, yetersiz donanıma sahip, ancak motivasyonu yüksek, geleneksel bir güç arasındadır.

Hizbullah füzelerinin gücü

Hamas saldırısından bu yana Hizbullah ile İsrail arasında sınırlı bir çatışma yaşandı, ancak büyük çaplı bir saldırı olmadı.

Ancak Hizbullah, İsrail için endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah, 100 bin savaşçısıyla övünse de diğer tahminler Hizbullah güçlerinin bu sayının yarısından az olduğunu gösteriyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'ne (CSIS) göre Hizbullah'ın çoğu küçük, taşınabilir, güdümsüz karadan karaya füzelerden oluşan devasa bir cephaneliği var.

ABD, Hizbullah'ın ve Lübnan'daki diğer silahlı grupların yaklaşık 150 bin roket ve füzeye sahip olduğunu tahmin ediyor.

Diğer yandan Hizbullah, hassas güdümlü füzeler geliştirmek için çalışıyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!