Batı medyası İsrail'in hastane saldırısını nasıl gördü?

ABD ve Avrupa basınında yer alan haberlerde "saldırı" yerine "patlama" ifadesinin kullanılması dikkat çekti

Gazze'deki Baptist Hastanesi'nin bahçesinde patlamadan etkilenen alan (Reuters)
Gazze'deki Baptist Hastanesi'nin bahçesinde patlamadan etkilenen alan (Reuters)
TT

Batı medyası İsrail'in hastane saldırısını nasıl gördü?

Gazze'deki Baptist Hastanesi'nin bahçesinde patlamadan etkilenen alan (Reuters)
Gazze'deki Baptist Hastanesi'nin bahçesinde patlamadan etkilenen alan (Reuters)

İsrail güçleri dün akşam Gazze Şeridi'ne düzenlenen hava saldırısında el-Ehli Baptist Hastanesini vurdu.

Gazze Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre saldırıda birçoğu çocuk en az 500 kişi hayatını kaybetti.

Tüm dünyada büyük yankı uyandıran saldırıyla ilgili İsrail ordusu Filistinli direniş örgütü İslami Cihad'ı suçlarken, örgüt bu iddiaları reddetti ve "uydurma" olarak tanımladı.

Yüzlerce sivilin öldüğü saldırıyı sayfalarına taşıyan Avrupa ve ABD merkezli yayın kuruluşlarıysa, tarafların birbirlerini suçlamasını ön plana çıkardı.

Batı merkezli birçok gazete ve internet sitesinin olayla ilgili "saldırı" yerine "patlama" ifadesini kullanması dikkat çekti.

ABD merkezli yayın kuruluşu CNN, internet sitesinde yer verdiği konuyla ilgili haberde, "Gazze'deki hastane patlamasında muhtemelen yüzlerce kişi öldü" ifadesini kullandı.

İsrail ve Filistinli yetkililerin saldırıyla ilgili birbirini suçladığını aktaran CNN, yaşananların ABD Başkanı Joe Biden'ın Ortadoğu ziyaretini henüz yola çıkmadan çalkantılı hale getirdiği yorumunu yaptı.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times ise saldırıyı, "Filistinliler, Gazze'deki patlamada yüzlerce kişinin öldüğünü söylüyor" başlığıyla duyurdu. Gazete ayrıca, "bölgenin hastanedeki patlamayla sarsıldığı bir dönemde" Biden'ın İsrail'e gittiğine dikkat çekti.

New York Times'ın saldırıdan bu yana konuyla ilgili haberinin başlığını üç kez değiştirmesi de sosyal medyada tepki çekti. Paylaşılan ekran görüntülerinde, gazetenin yaşananlarla ilgili ilk olarak "İsrail saldırısı" ifadesini kullandığı daha sonra bunu "Gazze'deki hastaneye saldırı" olarak değiştirdiği, son olarak da "Gazze'deki hastanede patlama" ifadelerine yer verdiği görülüyor.  

New York Times'ın saldırıyla ilgili kullandığı üç ayrı başlık
New York Times'ın saldırıyla ilgili kullandığı üç ayrı başlık

Wall Street Journal'da konuyla ilgili yer alan haberdeyse, "İsrail ve militanlar hastane patlaması için birbirini suçluyor" başlığına yer verilirken, saldırının Biden'ın Ortadoğu ziyaretini ABD için riskli hale getirdiği vurgulandı.

Gazze'deki hastane saldırısıyla, Biden'ın ziyaretini bir arada gören Washington Post ise gelişmeleri, "Gazze hastane saldırısıyla sarsılırken, Biden İsrail'e ulaştı" başlığıyla okuyucularına duyurdu. Gazete hastane saldırısının öfke, yas ve daha geniş bir çatışma endişelerine yol açtığı yorumunu yaptı.

AFP: Hastaneler sığınak olarak görülüyordu

Fransa merkezli haber ajansı AFP, el-Ehli Baptist Hastanesi'ne yönelik düzenlenen saldırıyla ilgili haberinde, hastanenin yerinden edilen Gazzeliler için bir sığınak işlevi görmesine dikkat çekti.

Haberde, "Gazze'deki onbinlerce aile için, hastaneler bitmek bilmeyen İsrail saldırılarına karşı sığınak olmuştu" ifadelerine yer verilirken, hastanede sadece yaralı ve hastaların değil yerlerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu belirtildi.

Fransız gazetesi Le Monde'da yer alan haberdeyse İsrail'e giden ABD Başkanı Joe Biden'ın hastane saldırısıyla ilgili İsrail'in iddialarını desteklemesine dikkat çekildi.

Birleşik Krallık merkezli Guardian bölgede yaşanan gelişmeleri canlı aktardığı haberinde, İsrail'in saldırının İslami Cihad tarafından gerçekleştirildiği iddiasını başlığa taşıdı.

Britanya'nın önde gelen yayın organlarından Telegraph ise İsrail'in saldırıyla ilgili, "Saldırı alanında krater olmaması hastaneyi bizim vurmadığımızı gösteriyor" iddiasını ön plana çıkardı. Gazete ayrıca bir dizi "bağımsız analiste" dayandırdığı haberinde, patlamanın muhtemelen Gazze'nin içinden fırlatılan bir füze nedeniyle gerçekleştiğini öne sürdü.

Birleşik Krallık kamu yayıncısı BBC'nin konuyla ilgili haberinde hastaneye yönelik saldırının ABD Başkanı Biden'ın bölgeye ziyaretini "büyük bir kumara" dönüştürdüğü ifade edildi. 

İspanya merkezli El Pais gazetesi, "Gazze'de hastanenin bombalanması yüzlerce kişiyi öldürdü. İsrail ve Filistinliler birbirini suçluyor" başlığıyla okuyucularına duyurduğu haberde, hastanenin İsrail saldırılarından kaçmak isteyen siviller için bir sığınak noktası olduğuna dikkat çekildi.

Die Welt: İsrail iddialarını fotoğraflarla kanıtlıyor

Almanya merkezli Die Welt gazetesi, Gazze'deki hastane saldırısında yüzlerce kişinin öldüğüne dikkat çekerken, İsrail'in Filistinliler tarafından atılan bir roketin patlamaya neden olduğu yönündeki iddiasını fotoğraflarla kanıtladığını öne sürdü.

Haberde İsrail ordusunun hastanenin otoparkında bir krater oluşmadığı yönündeki açıklaması ve olay yerinin havadan çekilmiş görüntüsü kanıt olarak sunuldu.

Almanya'nın önde gelen yayın organlarından Süddeutsche Zeitung ise konuyla ilgili haberinde hastane saldırısına gelen tepkileri ön plana çıkardı. 

"İntikam geliyor" başlığı taşıyan haberde "Gazze'deki hastaneye yönelik roket saldırısının arka planı henüz belirsiz olsa da, Arap dünyası olaya korkunç bir öfkeyle tepki gösterdi. Ortadoğu hükümetleri artık savaşa öncekinden farklı şekilde yaklaşacak" değerlendirmesi yaptı.

The Wire: İsrail bu hastane için tahliye emri verdi

İsrail'in Gazze'deki hastaneye yönelik saldırısı Batı medyasının yanı sıra, tüm dünyadan önemli yayın organlarının da gündemindeydi.

Yeni Delhi merkezli internet sitesi Wire, hedef alınan hastanenin İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyinde tahliye uyarısı yaptığı 22 hastaneden biri olduğuna dikkat çekti.

Haberde İsrail güçlerinin hastane yönetimine, "24 saat içinde hastaneyi tahliye etmelerini veya sonuçlarına katlanmalarını" söylediği ifade edildi.

Haberde, İsrail'in 12 Ekim'de yayımladığı tahliye uyarısının Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü'nün tepkisiyle karşılaştığı hatırlatıldı.

Wire'ın haberinde ayrıca aynı gün hastaneyi yöneten Anglikan Kilisesi'nin yaptığı açıklam da yeniden gündeme taşındı. 

Kiliseden o gün yapılan açıklamada, "El-Ehli Hastanesi dün gece, İsrail'e ait bir füzeyle vuruldu. 4 personel yaralandı. Diğer hastaneler de vuruldu" ifadeleri kullanılmıştı.

İsrail'in çelişkili açıklamaları

Avrupa ve ABD basını, en az 500 kişinin öldürüldüğü hastane katliamıyla ilgili İsrail ordusunun iddialarını ön plana çıkarsa da, saldırı anından itibaren Tel Aviv'den çelişkili açıklamalar geldi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezinden konuyla ilgili yapılan açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun eski dijital medya sorumlusu Hananya Naftali'nin, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırısının hemen ardından, "İsrail Hava Kuvvetlerinin, Gazze'de hastane vurduğunu" duyuran bir paylaşım yaptığı belirtildi.

Naftali'nin, kısa süre sonra bu paylaşımını silerek, "Hastaneyi vuran füzenin, Gazze'den ateşlendiğini" iddia eden paylaşımlarla dünya kamuoyunu manipüle etmeye çalıştığının tespit edildiği bildirildi.

Kendini Al Jazeera'da çalışan bir gazeteci olarak tanıtıp, "Hastaneyi vuran füze Gazze'den ateşlendi." iddiasında bulunan hesabın sahte olduğunun belirlendiği aktarılan açıklamada, "Farida Khan ismiyle açılan hesabın, Al Jazeera ile bir ilişkisinin olmadığı, manipülasyon amacıyla kullanıldığı belirlenmiştir" tespitine yer verildi.

İsrail devletinin, resmi X platformu hesabında, Türkiye saati ile 22.42'de bir video paylaşarak el-Ehli Baptist Hastanesinin bombalanmasından Hamas'ı sorumlu tuttuğu belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Hastanenin vurulma saati yaklaşık 19.27 olmasına rağmen hesaptan paylaşılan videonun 19.59'da kayda geçtiği ve ciddi bir dezenformasyona imza atıldığı tespit edilmiştir. Videonun yanlış dakikalara ait olduğunu fark eden İsrail hesabı, Türkiye saati ile 23.04'te videoyu paylaşımdan kaldırmıştır"

Independent Türkçe



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.