Savaş meydanlarında yitip giden "savaş ahlakı", artık sadece kitaplarda kaldı

Eski Mısırlılar, onurlu bir şekilde savaşıp esirlerinin haklarına saygı duydular. Sümerler, insan haklarına değer verdiler. Çinliler, düşmanlarının şerefini korudular. Tüm bunlar modern çağ savaşlarına birer rehber niteliğinde

Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
TT

Savaş meydanlarında yitip giden "savaş ahlakı", artık sadece kitaplarda kaldı

Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)

Dalia Muhammed 

Savaş için kurallar koymak bana saçma geliyor. Bu bir oyun değil. Medeni savaşla medeni olmayan savaş arasında ne fark var?

Bu sözler, Meksikalı devrimci lider Francisco "Pancho" Villa'ya ait

Savaş tarihi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Kanadalı tarihçi Margaret MacMillan, 2020 yılında yayımlanan "War: How Conflict Shaped Us" (Savaş Bizi Nasıl Şekillendirdi) adlı kitabının, "Kontrol Edilemezi Kontrol Etmek" başlıklı bölümünde Pancho Villa'nın bu ifadeleri üzerine derinlemesine bir okuma yapıyor.

MacMillan'ın bu okumada sorduğu soruların başında ise şu geliyor:

Temelde şiddetin en önemli araç olduğu ve düşmanı tamamen yok etmese de yenmenin asıl amacı olduğu bir şeyi yönetmekten ve kontrol etmekten nasıl bahsedebiliriz?

Bu faktörler hiçbir zaman insanlığın binlerce yıldır yapılan savaşların kurallarını ve temellerini oluşturma çabası önünde engel oluşturmadı.

Ukrayna'nın batısındaki bir kampta öğle yemeğini yiyen Rus esirler (AFP)
Ukrayna'nın batısındaki bir kampta öğle yemeğini yiyen Rus esirler (AFP)

Antik çağda savaş kuralları

Antik Mısır'da savaşlarla ilgili kuralları ve savaş ahlakı ilkelerini ele alan başlı başına bir kaynak olmasa da pek çok metin, o çağda Mısır değerlerine, geleneklerine ve dini inançlarına, özellikle de bireye ve komutana saygıya dayanan sisteminden bahsediliyor.

Bu metinlere göre Antik Mısır'daki askerlerin ve komutanların birbirlerine saygı duymaları ve itaat etmeleri gerekiyordu.

Antik çağda Mısırlı askerler, savaş sırasında tanrılara ve tapınaklara saygı duymaya ve onlara saygısızlık etmemeye büyük önem verirken dini konuların savaşlarla yakından bağlantılı olduğunu belirtmek gerekiyor.

Buna göre esirlere saygı duymuş ve onlarla insanca davranmışlardı.

Antik Mısır'daki savaş gelenekleri arasında vatanı savunmak için fedakârlık yapan kahramanların ve komutanların yüceltilmesinin yanı sıra, savaşta adalete ve şerefe büyük değer verilmesi ve askerlerin ve komutanların ahlaki değerlere bağlı kalmaları yer alıyor. 

Antik dünyanın kalbinde, Hammurabi Kanunları'ndan 300 yıl öncesine dayanan, Sümerlere ait olan ve günümüze ulaşan kanun maddeleri içeren ve bilinen en eski yazılı tablet Ur-Nammu Kanunları'dır.

Sümer dilinde yazılan tablette yer alan kanun maddeleri arasında Mezopotamya bölgesindeki savaşları ve askeri davranışları düzenleyen kurallar ve ilkeler yer alıyor.

Milattan önce 2100-2050 yıllarında yazıldığı tahmin edilen tablette esirlere ve sivillere nasıl muamele edilmesi ve savaşlarda nasıl davranılması gerektiği konusunda talimatlar bulunuyor.

Ur-Nammu Kanunları'nın yazılı olduğu tablette ayrıca bölgedeki medeniyetlerin savaşlar sırasında adaletin sağlanması ve insan haklarına saygı duyulması gibi konularındaki endişeleri anlatılırken köleleştirme, esirler için fidye ödenmesi gibi konular ele alınıyor.

Uzakdoğu'da tarihin savaş kurallarına ilişkin bilinen en eski kitaplarından biri, eski Çinli filozof ve asker Sun Tzu'ya ait olan "The Art of War" (Savaş Sanatı) adını taşır.

Tzu tarafından antik Çin'de milattan önce 5'inci yüzyılda yazılan kitap, askeri ve savaş stratejisi alanındaki en önemli metinlerden biri olarak kabul ediliyor.

Komutanlık yapmanın ve planlamanın ilkelerine değinilen kitapta, savaşların nasıl kazanılacağı, savaşta güçlü ve zayıf yönlerin nasıl analiz edilip kullanılacağı konusunda tavsiyeler veriliyor.

Bu çalışma, hem bugüne kadar strateji ve askeri liderlik alanında paha biçilmez bir ders kaynağı olmaya hem de askeri ve siyasi liderler tarafından içeriğinden yararlanmak amacıyla okunmaya devam ediyor. 

Çinliler çağlar boyunca Çin felsefesinin ve Çin askeri literatürünün geleneksel temellerine çerçevesinde savaşlarında birçok kurala ve ilkeye uymuşlardır.

Bu kuralların bir kısmını hazırlık ve planlama olarak özetleyebiliriz. Çinliler, savaşlara girmeden önce iyi bir hazırlık yapmaya büyük önem veriyorlardı.

Çünkü askeri harekâtların iyi planlanması, hedeflere daha verimli bir şekilde ulaşılmasını sağlıyordu.

Eski Çinlilerin rakiplerine saygı duymaları ve onlarla onurlarını koruyacak şekilde ilgilenmeleri biliniyordu.

Bu, gerilimin tırmanmasını önlemeye ve müzakereyi mümkün kılmaya katkıda bulunan bir yöntemdi.

Çinliler, askeri stratejilerinde doğayı ve coğrafi faktörleri kullanma yetenekleriyle öne çıkıyorlardı.

Doğayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ilk halklar arasındaydılar. Düşmanla ilgili istihbarat toplamak da Çinlilerin planlama ve önemli kararlar almasında önemli rol oynadı.

Çinliler aynı zamanda esneklik ve sahadaki değişikliklere uyum sağlama konusunda son derece yetenekliydiler.

Savaş meydanlarındaki koşullara göre strateji ve taktiklerin değiştirilmesinin gerektiğine inanan Çinliler, aynı zamanda kara ve deniz ordularına sahiptiler ve düşmanın kalbine korku salma, kandırma gibi psikolojik yöntemleri de kullanıyorlardı. 

War: How Conflict Shaped Us kitabının kapağı (Amazon)
War: How Conflict Shaped Us kitabının kapağı (Amazon)

Ayrıca Hint bilgin Kautilya'ya atfedilen 'Arthashastra' adlı eski metnin milattan önce 4'üncü yüzyılda yazıldığı düşünülüyor.

Bu yüzden Arthashastra, devlet yönetimi, savaş stratejisi ve liderlik üzerine en eski metinlerden biri, orduların düzenlenmesi, taktikler, casusluk ve diplomasi dahil olmak üzere savaşın çeşitli yönleri hakkında rehber ve antik çağda Hint askeri düşüncesini ve liderliğini anlamak için önemli bir tarihi kaynak olarak kabul ediliyor.

Savaşlarda uyulan, Hindu ve Budist kültürüne ve inancına dayanan kavramlarla ve ilkelerle temsil edilen bazı ilkeler ve ahlak kuralları vardı.

Elbette bu kurallar çağlar boyunca farklı şekillerde uygulanmış, siyasi ve toplumsal gelişmelerle birlikte değişti.

Bunun yanında antik çağda Hint savaşları genel olarak esirlere ve sivillere saygı ilkesiyle ön plana çıkıyordu.

Çünkü Hint savaşçılar, sivilleri korumanın ve onlara zarar vermemenin yanı sıra esirlerin haklarına saygı duymak ve onlara sert davranmamak zorundaydı.

Bu ilke, insanlarla sınırlı değildi ve savaş araçlarının önemli bir kısmını oluşturan başta atlar olmak üzere hayvanları da kapsıyordu.

Savaş ilkeleri arasında, savaş sırasında zehir kullanmamak, kutsal mekanlara ve ibadethanelere saygı göstermek ve onlara zarar vermemek, düşmana saygı göstermek ve cesaretle ve ahlakla savaşmak yer alıyordu.

Bazı antik Hint metinlerinde, şiddetli çatışmalar patlak vermesini önlemek amacıyla önce müzakere yoluna başvurulması da tavsiye ediliyor

Yine Akdeniz havzasından milattan önce 6'ncı yüzyılda yaşayan Yunan filozof ve devlet adamı Solon, özellikle savaş kuralları üzerine olmasa da mali ve sosyal işlerin düzenlenmesiyle ve gücün dağıtılmasıyla ilgili kaleme aldığı, Atina'nın demokrasiye daha fazla yönelmesine katkıda bulunarak siyaset, yönetim ve etik alanlarında tavsiyelerde bulunduğu "Solon's Laws" (Solun Kanunları) adlı kitabında Yunan medeniyetinin değerlerini ve ahlakını ifade ederken, savaşlar sırasında geçerli olan bazı kavramları ve kuralları da belgeliyor.

Bunların başında ise genel olarak savaşta ve hayatta erdem ve üstünlük kavramı ile Yunan toplumunda kabul edilemez ve cezasız bırakılmaması gereken bir davranış olarak görülen, savaşta ve yaşamda kaçınılması gereken aşırı gurur ve kibir kavramı geliyor.

Kitapta yer alan savaş ilkeleri, Yunan askerlerini, savaşların sonuçlarını ve bireysel kaderleri etkilediğine inanılan tanrıların iradesine ve ilahi yasalara saygı duymaya çağırırken esirlere ve sivillere saygı gösterilmesinin yanı sıra askerlere yeterli ve kesintisiz tedarik sağlayan lojistik desteğe büyük önem verdiği görülüyor.

Romalı tarihçi Titus Livius, "Ab Urbe Condita" (Şehrin [Roma'nın] Kuruluşundan İtibaren) adlı kitabında Romalıların girdiği savaşlardan, bu savaşlarda benimsedikleri temel kurallara ve özellikle de rasyonellik ve taktiklere saygı gösterilmesine kadar birçok detayla antik Roma'nın tarihine kapsamlı olarak değiniyor.

Antik Romalılar, sadece büyük bir askeri güç olmaları ya da kalelerin ve köprülerin kullanımı gibi savaşa birçok mühendislik yeniliği getirmeleriyle değil, keskin taktikleriyle ünlüydüler.

Romalılar, savaşlarla ilgili anlaşmalara ve antlaşmalara büyük bir saygı duyuyor, onları kutsal sayıyor ve savaş zamanlarında bunlara uymaya çalışıyorlardı.

Antik Romalılar, ele geçirdikleri esirlere insanca ve onurlarını koruyacak şekilde davranıyorlardı.

Bunun yanında fethettikleri ülkelerin halklarının kültürlerine ve kimliklerine değer veriyorlardı.

Romalı savaşçılar esneklikleri, savaşların niteliğine ve sahadaki değişikliklere uyum sağlama yetenekleri, örgütlenme becerileri ve iyi bir askeri eğitimden geçmeleriyle tanınıyorlardı.

Antik Roma'da askeriyenin en öne çıkan özelliği, sabit bir hükümet sistemine ve orduyu düzenleme ve askeri kararlar alma kapasitesine sahip merkezi bir otoriteye sahip olmasıydı.

Modern çağda savaş ahlakı ve kuralları

Dünyanın iki büyük ve yıkıcı dünya savaşından sonra silah gelişimindeki insanlığı yeryüzünden silip süpürebilecek nükleer bombaların da aralarında bulunduğu büyük ilerlemeyi kısıtlayan ve orduların çatışma ve savaş sırasındaki davranışlarını düzenleyen uluslararası ilkelere ve kurallara ilişkin bir referansın olması ihtiyacı doğdu.

"Handbook On International Rules Governing Military Operations" (Askeri Operasyonları Yöneten Uluslararası Kurallar El Kitabı) adıyla bilinen bu referans, orduların savaşlarda ve çatışmalarda görevlerini yerine getirirken uymaları gereken yükümlülükleri ve kuralları açıklıyor.

Kitap, orduların savaşlarda ve çatışmalardaki davranışlarını belirleyen ve çatışmalar sırasında sivil personeli, kayıpları, savaş esirlerini ve sivil mülkleri koruyan geçerli savaş yasalarını ve uluslararası kuralları açıklığa kavuşturmak amacıyla hazırlandı.

Bununla birlikte orduların, uluslararası yasalara uymalarını sağlamak, sivillerin zarar görmesini önlemek ve insan haklarına saygı duyulmasına katkıda bulunmak için önemli bir araç.

İçeriği Cenevre Sözleşmeleri ve ilgili Ek Protokoller gibi uluslararası anlaşmalara ve sözleşmelere dayanan kitap, ordular için bir eğitim ve bilinçlendirme rehberi olmanın yanı sıra askeri görevleri yerine getirirken uluslararası hukuka uyulmasına yönelik bir referanstır.

Cenevre Sözleşmeleri 1949 yılında kabul edildi ve dört adet sözleşmeden oluşuyorlar.

Birinci Cenevre Sözleşmesi, savaş halindeki orduların hastaları ve yaralıları korumalarına ilişkin, İkinci Cenevre Sözleşmesi, orduların denizdeki hasta, yaralı ve kazazedeleri korumalarına ilişkin, Üçüncü Cenevre Sözleşmesi, esirlere yönelik davranışlara ilişkin ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, savaş sırasında sivillerin korunmasına ilişkin olarak imzalandı.

Cenevre Sözleşmelerine 1977 ile 2005 yılları arasında savaş mağdurlarının korunması kurallarını geliştirmek amacıyla üç Ek Protokol eklendi.

Birinci Ek Protokol, askeri hedefler ile insani ihtiyaçların sağlanması arasında bir denge kurulmasını öngören 'orantılılık' ilkesini şart koşuyor.

İkinci Ek Protokol, yalnızca iç savaşlar için geçerli. Yani, bir ülkede patlak veren çatışmalarda güç kullanımına kısıtlamalar getiriyor.

Üçüncü Ek Protokol ise, kızıl haç ve kızıl hilal amblemlerinin yanına kırmızı kristal adı verilen yeni bir amblemin yerleştirilmesini öngörürken bu amblemlerin yetkisiz olarak herhangi bir kuruluş tarafından kullanılmasını yasaklıyor.

İsveçli yazar Ingrid Detter de Frankopan, 2000 yılında kaleme aldığı "The Law of War" (Savaş Yasası) adlı kitabında savaş kurallarına dair, bu kuralların tarihi ve gelişimi, sivillerin, yaralıların, hastaların ve esirlerin korunmasına ve onlara insanca davranılmasına ilişkin ilkeleri ve bu kuralların modern çağdaki savaşlarda ve çatışmalarda uygulanması, suyun kirletilmesi ve çevresel altyapının tahrip edilmesi önlenerek çevresel zararların azaltılması, kimyasal ve biyolojik silah kullanımının engellenmesi, kültürel mekanların, tahrip edilmeye ve hırsızlığa karşı korunması, despotizm, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla mücadele edilmesi, mayınların yasaklanması ve savaş kurallarını ihlal edenlerden ve savaş suçları işleyenlerden hesap sorulması ve bunların adalet önüne çıkarılmasının gerektiğinin vurgulanması gibi konuları içeren kapsamlı bir bakış sunuyor. 

"Daha insancıl" savaşlar için sorumlu tutma ve hesap verebilirlik

Yukarıdaki başlık çerçevesinde "The Oxford Handbook of International Law in Armed Conflict" (Oxford Silahlı Çatışmalarda Uluslararası Hukuk El Kitabı) adlı kitap hesap verebilirliği, adaleti sağlamayı ve savaş mağdurlarının haklarını korumak amacıyla savaş kurallarına yönelik ihlallerle ve savaş suçlarıyla mücadele bakımından uluslararası ve yerel yasal çerçeveleri gözden geçiriyor.

Bu çerçevelerin öne çıkanlarının başında, amacı savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan hesap sormak olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) geliyor.

UCM'nin yanında tıpkı Yugoslavya Özel Mahkemesi'nde olduğu gibi savaş suçları işleyenlerin yargılanması amacıyla bazı özel mahkemeler de kurulabiliyor. 

Birçok ülkedeki ulusal mahkemeler, savaş suçu işleyenlerin yargılanmasına olanak tanıyan hukuk sistemlerine sahiptir.

Bazen bu ulusal yargı organları, kendi sınırları içinde savaş kurallarını ihlal edenleri yargılamak için ulusal mevzuata ve hukuk sistemlerinin yanı sıra yargılamaların adil bir şekilde yapılmasını sağlamak için Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparlar.

Uluslararası uzmanlar ve uluslararası komiteler de kanıtların toplanmasında ve savaş kuralları ihlallerinin izlenmesinde önemli roller oynayabilirler.

Bazıları, savaşlarla ve çatışmalarla ilgili kanunların ve ilkelerin olmasını çelişkili ve saçma bulabilir. Fakat bu kanunlar ve ilkeler, savaşlar ve çatışmalar sırasında tarafların davranışlarının belirlenmesinde önemli rol oynuyor.

Şiddetin ve çatışmanın ortasında bireylerin ve orduların ahlak ve değerlere bağlı kalmasının bir hayalden ibaret olduğu düşünülebilir.

Ancak bu kurallar, insan haklarına ve insanlığa ilişkin temel değerleri taşıyor ve masum sivillerin acılarını azaltmayı hedefliyor.

Ayrıca meşru güç kullanımının ve düşmanlığın sınırlarını da tanımlamayı amaçlıyor. 

Ancak ne yazık ki herkesin gördüğü üzere savaş kurallarını görmezden gelmeyi tercih edenlerin bu ilkelere uyacakları her zaman garanti edilemiyor.

Tüm dünya bugün, bu temel ilkelerin aşıldığı, meşru müdafaanın başkalarının insan haklarına yönelik saldırılarla karıştırıldığı pek çok çatışmaya tanık oluyor.

Uluslararası yasalara daha fazla saygı duyulmasının sağlanması ve bu yasaları ihlal eden kişi ya da kuruluşların hesap verebilirliğinin arttırılması için çalışmak, artık her zamankinden daha elzem.

En önemlisi de diplomasi ve müzakerenin anlaşmazlıkları çözmenin temel yolu olduğunun farkındayız. Belki de bu dersi almamıza yetecek kadar tarihi olaya şahit olmuşuzdur. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.