Savaş meydanlarında yitip giden "savaş ahlakı", artık sadece kitaplarda kaldı

Eski Mısırlılar, onurlu bir şekilde savaşıp esirlerinin haklarına saygı duydular. Sümerler, insan haklarına değer verdiler. Çinliler, düşmanlarının şerefini korudular. Tüm bunlar modern çağ savaşlarına birer rehber niteliğinde

Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
TT

Savaş meydanlarında yitip giden "savaş ahlakı", artık sadece kitaplarda kaldı

Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)
Francisco Goya tarafından 3 Mayıs 1808 tarihinde Madrid'i savunan direnişçilerin idamını konu eden tablosu, 1814 (Görsel: Goya Museum)

Dalia Muhammed 

Savaş için kurallar koymak bana saçma geliyor. Bu bir oyun değil. Medeni savaşla medeni olmayan savaş arasında ne fark var?

Bu sözler, Meksikalı devrimci lider Francisco "Pancho" Villa'ya ait

Savaş tarihi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Kanadalı tarihçi Margaret MacMillan, 2020 yılında yayımlanan "War: How Conflict Shaped Us" (Savaş Bizi Nasıl Şekillendirdi) adlı kitabının, "Kontrol Edilemezi Kontrol Etmek" başlıklı bölümünde Pancho Villa'nın bu ifadeleri üzerine derinlemesine bir okuma yapıyor.

MacMillan'ın bu okumada sorduğu soruların başında ise şu geliyor:

Temelde şiddetin en önemli araç olduğu ve düşmanı tamamen yok etmese de yenmenin asıl amacı olduğu bir şeyi yönetmekten ve kontrol etmekten nasıl bahsedebiliriz?

Bu faktörler hiçbir zaman insanlığın binlerce yıldır yapılan savaşların kurallarını ve temellerini oluşturma çabası önünde engel oluşturmadı.

Ukrayna'nın batısındaki bir kampta öğle yemeğini yiyen Rus esirler (AFP)
Ukrayna'nın batısındaki bir kampta öğle yemeğini yiyen Rus esirler (AFP)

Antik çağda savaş kuralları

Antik Mısır'da savaşlarla ilgili kuralları ve savaş ahlakı ilkelerini ele alan başlı başına bir kaynak olmasa da pek çok metin, o çağda Mısır değerlerine, geleneklerine ve dini inançlarına, özellikle de bireye ve komutana saygıya dayanan sisteminden bahsediliyor.

Bu metinlere göre Antik Mısır'daki askerlerin ve komutanların birbirlerine saygı duymaları ve itaat etmeleri gerekiyordu.

Antik çağda Mısırlı askerler, savaş sırasında tanrılara ve tapınaklara saygı duymaya ve onlara saygısızlık etmemeye büyük önem verirken dini konuların savaşlarla yakından bağlantılı olduğunu belirtmek gerekiyor.

Buna göre esirlere saygı duymuş ve onlarla insanca davranmışlardı.

Antik Mısır'daki savaş gelenekleri arasında vatanı savunmak için fedakârlık yapan kahramanların ve komutanların yüceltilmesinin yanı sıra, savaşta adalete ve şerefe büyük değer verilmesi ve askerlerin ve komutanların ahlaki değerlere bağlı kalmaları yer alıyor. 

Antik dünyanın kalbinde, Hammurabi Kanunları'ndan 300 yıl öncesine dayanan, Sümerlere ait olan ve günümüze ulaşan kanun maddeleri içeren ve bilinen en eski yazılı tablet Ur-Nammu Kanunları'dır.

Sümer dilinde yazılan tablette yer alan kanun maddeleri arasında Mezopotamya bölgesindeki savaşları ve askeri davranışları düzenleyen kurallar ve ilkeler yer alıyor.

Milattan önce 2100-2050 yıllarında yazıldığı tahmin edilen tablette esirlere ve sivillere nasıl muamele edilmesi ve savaşlarda nasıl davranılması gerektiği konusunda talimatlar bulunuyor.

Ur-Nammu Kanunları'nın yazılı olduğu tablette ayrıca bölgedeki medeniyetlerin savaşlar sırasında adaletin sağlanması ve insan haklarına saygı duyulması gibi konularındaki endişeleri anlatılırken köleleştirme, esirler için fidye ödenmesi gibi konular ele alınıyor.

Uzakdoğu'da tarihin savaş kurallarına ilişkin bilinen en eski kitaplarından biri, eski Çinli filozof ve asker Sun Tzu'ya ait olan "The Art of War" (Savaş Sanatı) adını taşır.

Tzu tarafından antik Çin'de milattan önce 5'inci yüzyılda yazılan kitap, askeri ve savaş stratejisi alanındaki en önemli metinlerden biri olarak kabul ediliyor.

Komutanlık yapmanın ve planlamanın ilkelerine değinilen kitapta, savaşların nasıl kazanılacağı, savaşta güçlü ve zayıf yönlerin nasıl analiz edilip kullanılacağı konusunda tavsiyeler veriliyor.

Bu çalışma, hem bugüne kadar strateji ve askeri liderlik alanında paha biçilmez bir ders kaynağı olmaya hem de askeri ve siyasi liderler tarafından içeriğinden yararlanmak amacıyla okunmaya devam ediyor. 

Çinliler çağlar boyunca Çin felsefesinin ve Çin askeri literatürünün geleneksel temellerine çerçevesinde savaşlarında birçok kurala ve ilkeye uymuşlardır.

Bu kuralların bir kısmını hazırlık ve planlama olarak özetleyebiliriz. Çinliler, savaşlara girmeden önce iyi bir hazırlık yapmaya büyük önem veriyorlardı.

Çünkü askeri harekâtların iyi planlanması, hedeflere daha verimli bir şekilde ulaşılmasını sağlıyordu.

Eski Çinlilerin rakiplerine saygı duymaları ve onlarla onurlarını koruyacak şekilde ilgilenmeleri biliniyordu.

Bu, gerilimin tırmanmasını önlemeye ve müzakereyi mümkün kılmaya katkıda bulunan bir yöntemdi.

Çinliler, askeri stratejilerinde doğayı ve coğrafi faktörleri kullanma yetenekleriyle öne çıkıyorlardı.

Doğayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ilk halklar arasındaydılar. Düşmanla ilgili istihbarat toplamak da Çinlilerin planlama ve önemli kararlar almasında önemli rol oynadı.

Çinliler aynı zamanda esneklik ve sahadaki değişikliklere uyum sağlama konusunda son derece yetenekliydiler.

Savaş meydanlarındaki koşullara göre strateji ve taktiklerin değiştirilmesinin gerektiğine inanan Çinliler, aynı zamanda kara ve deniz ordularına sahiptiler ve düşmanın kalbine korku salma, kandırma gibi psikolojik yöntemleri de kullanıyorlardı. 

War: How Conflict Shaped Us kitabının kapağı (Amazon)
War: How Conflict Shaped Us kitabının kapağı (Amazon)

Ayrıca Hint bilgin Kautilya'ya atfedilen 'Arthashastra' adlı eski metnin milattan önce 4'üncü yüzyılda yazıldığı düşünülüyor.

Bu yüzden Arthashastra, devlet yönetimi, savaş stratejisi ve liderlik üzerine en eski metinlerden biri, orduların düzenlenmesi, taktikler, casusluk ve diplomasi dahil olmak üzere savaşın çeşitli yönleri hakkında rehber ve antik çağda Hint askeri düşüncesini ve liderliğini anlamak için önemli bir tarihi kaynak olarak kabul ediliyor.

Savaşlarda uyulan, Hindu ve Budist kültürüne ve inancına dayanan kavramlarla ve ilkelerle temsil edilen bazı ilkeler ve ahlak kuralları vardı.

Elbette bu kurallar çağlar boyunca farklı şekillerde uygulanmış, siyasi ve toplumsal gelişmelerle birlikte değişti.

Bunun yanında antik çağda Hint savaşları genel olarak esirlere ve sivillere saygı ilkesiyle ön plana çıkıyordu.

Çünkü Hint savaşçılar, sivilleri korumanın ve onlara zarar vermemenin yanı sıra esirlerin haklarına saygı duymak ve onlara sert davranmamak zorundaydı.

Bu ilke, insanlarla sınırlı değildi ve savaş araçlarının önemli bir kısmını oluşturan başta atlar olmak üzere hayvanları da kapsıyordu.

Savaş ilkeleri arasında, savaş sırasında zehir kullanmamak, kutsal mekanlara ve ibadethanelere saygı göstermek ve onlara zarar vermemek, düşmana saygı göstermek ve cesaretle ve ahlakla savaşmak yer alıyordu.

Bazı antik Hint metinlerinde, şiddetli çatışmalar patlak vermesini önlemek amacıyla önce müzakere yoluna başvurulması da tavsiye ediliyor

Yine Akdeniz havzasından milattan önce 6'ncı yüzyılda yaşayan Yunan filozof ve devlet adamı Solon, özellikle savaş kuralları üzerine olmasa da mali ve sosyal işlerin düzenlenmesiyle ve gücün dağıtılmasıyla ilgili kaleme aldığı, Atina'nın demokrasiye daha fazla yönelmesine katkıda bulunarak siyaset, yönetim ve etik alanlarında tavsiyelerde bulunduğu "Solon's Laws" (Solun Kanunları) adlı kitabında Yunan medeniyetinin değerlerini ve ahlakını ifade ederken, savaşlar sırasında geçerli olan bazı kavramları ve kuralları da belgeliyor.

Bunların başında ise genel olarak savaşta ve hayatta erdem ve üstünlük kavramı ile Yunan toplumunda kabul edilemez ve cezasız bırakılmaması gereken bir davranış olarak görülen, savaşta ve yaşamda kaçınılması gereken aşırı gurur ve kibir kavramı geliyor.

Kitapta yer alan savaş ilkeleri, Yunan askerlerini, savaşların sonuçlarını ve bireysel kaderleri etkilediğine inanılan tanrıların iradesine ve ilahi yasalara saygı duymaya çağırırken esirlere ve sivillere saygı gösterilmesinin yanı sıra askerlere yeterli ve kesintisiz tedarik sağlayan lojistik desteğe büyük önem verdiği görülüyor.

Romalı tarihçi Titus Livius, "Ab Urbe Condita" (Şehrin [Roma'nın] Kuruluşundan İtibaren) adlı kitabında Romalıların girdiği savaşlardan, bu savaşlarda benimsedikleri temel kurallara ve özellikle de rasyonellik ve taktiklere saygı gösterilmesine kadar birçok detayla antik Roma'nın tarihine kapsamlı olarak değiniyor.

Antik Romalılar, sadece büyük bir askeri güç olmaları ya da kalelerin ve köprülerin kullanımı gibi savaşa birçok mühendislik yeniliği getirmeleriyle değil, keskin taktikleriyle ünlüydüler.

Romalılar, savaşlarla ilgili anlaşmalara ve antlaşmalara büyük bir saygı duyuyor, onları kutsal sayıyor ve savaş zamanlarında bunlara uymaya çalışıyorlardı.

Antik Romalılar, ele geçirdikleri esirlere insanca ve onurlarını koruyacak şekilde davranıyorlardı.

Bunun yanında fethettikleri ülkelerin halklarının kültürlerine ve kimliklerine değer veriyorlardı.

Romalı savaşçılar esneklikleri, savaşların niteliğine ve sahadaki değişikliklere uyum sağlama yetenekleri, örgütlenme becerileri ve iyi bir askeri eğitimden geçmeleriyle tanınıyorlardı.

Antik Roma'da askeriyenin en öne çıkan özelliği, sabit bir hükümet sistemine ve orduyu düzenleme ve askeri kararlar alma kapasitesine sahip merkezi bir otoriteye sahip olmasıydı.

Modern çağda savaş ahlakı ve kuralları

Dünyanın iki büyük ve yıkıcı dünya savaşından sonra silah gelişimindeki insanlığı yeryüzünden silip süpürebilecek nükleer bombaların da aralarında bulunduğu büyük ilerlemeyi kısıtlayan ve orduların çatışma ve savaş sırasındaki davranışlarını düzenleyen uluslararası ilkelere ve kurallara ilişkin bir referansın olması ihtiyacı doğdu.

"Handbook On International Rules Governing Military Operations" (Askeri Operasyonları Yöneten Uluslararası Kurallar El Kitabı) adıyla bilinen bu referans, orduların savaşlarda ve çatışmalarda görevlerini yerine getirirken uymaları gereken yükümlülükleri ve kuralları açıklıyor.

Kitap, orduların savaşlarda ve çatışmalardaki davranışlarını belirleyen ve çatışmalar sırasında sivil personeli, kayıpları, savaş esirlerini ve sivil mülkleri koruyan geçerli savaş yasalarını ve uluslararası kuralları açıklığa kavuşturmak amacıyla hazırlandı.

Bununla birlikte orduların, uluslararası yasalara uymalarını sağlamak, sivillerin zarar görmesini önlemek ve insan haklarına saygı duyulmasına katkıda bulunmak için önemli bir araç.

İçeriği Cenevre Sözleşmeleri ve ilgili Ek Protokoller gibi uluslararası anlaşmalara ve sözleşmelere dayanan kitap, ordular için bir eğitim ve bilinçlendirme rehberi olmanın yanı sıra askeri görevleri yerine getirirken uluslararası hukuka uyulmasına yönelik bir referanstır.

Cenevre Sözleşmeleri 1949 yılında kabul edildi ve dört adet sözleşmeden oluşuyorlar.

Birinci Cenevre Sözleşmesi, savaş halindeki orduların hastaları ve yaralıları korumalarına ilişkin, İkinci Cenevre Sözleşmesi, orduların denizdeki hasta, yaralı ve kazazedeleri korumalarına ilişkin, Üçüncü Cenevre Sözleşmesi, esirlere yönelik davranışlara ilişkin ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, savaş sırasında sivillerin korunmasına ilişkin olarak imzalandı.

Cenevre Sözleşmelerine 1977 ile 2005 yılları arasında savaş mağdurlarının korunması kurallarını geliştirmek amacıyla üç Ek Protokol eklendi.

Birinci Ek Protokol, askeri hedefler ile insani ihtiyaçların sağlanması arasında bir denge kurulmasını öngören 'orantılılık' ilkesini şart koşuyor.

İkinci Ek Protokol, yalnızca iç savaşlar için geçerli. Yani, bir ülkede patlak veren çatışmalarda güç kullanımına kısıtlamalar getiriyor.

Üçüncü Ek Protokol ise, kızıl haç ve kızıl hilal amblemlerinin yanına kırmızı kristal adı verilen yeni bir amblemin yerleştirilmesini öngörürken bu amblemlerin yetkisiz olarak herhangi bir kuruluş tarafından kullanılmasını yasaklıyor.

İsveçli yazar Ingrid Detter de Frankopan, 2000 yılında kaleme aldığı "The Law of War" (Savaş Yasası) adlı kitabında savaş kurallarına dair, bu kuralların tarihi ve gelişimi, sivillerin, yaralıların, hastaların ve esirlerin korunmasına ve onlara insanca davranılmasına ilişkin ilkeleri ve bu kuralların modern çağdaki savaşlarda ve çatışmalarda uygulanması, suyun kirletilmesi ve çevresel altyapının tahrip edilmesi önlenerek çevresel zararların azaltılması, kimyasal ve biyolojik silah kullanımının engellenmesi, kültürel mekanların, tahrip edilmeye ve hırsızlığa karşı korunması, despotizm, soykırım ve insanlığa karşı suçlarla mücadele edilmesi, mayınların yasaklanması ve savaş kurallarını ihlal edenlerden ve savaş suçları işleyenlerden hesap sorulması ve bunların adalet önüne çıkarılmasının gerektiğinin vurgulanması gibi konuları içeren kapsamlı bir bakış sunuyor. 

"Daha insancıl" savaşlar için sorumlu tutma ve hesap verebilirlik

Yukarıdaki başlık çerçevesinde "The Oxford Handbook of International Law in Armed Conflict" (Oxford Silahlı Çatışmalarda Uluslararası Hukuk El Kitabı) adlı kitap hesap verebilirliği, adaleti sağlamayı ve savaş mağdurlarının haklarını korumak amacıyla savaş kurallarına yönelik ihlallerle ve savaş suçlarıyla mücadele bakımından uluslararası ve yerel yasal çerçeveleri gözden geçiriyor.

Bu çerçevelerin öne çıkanlarının başında, amacı savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan hesap sormak olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) geliyor.

UCM'nin yanında tıpkı Yugoslavya Özel Mahkemesi'nde olduğu gibi savaş suçları işleyenlerin yargılanması amacıyla bazı özel mahkemeler de kurulabiliyor. 

Birçok ülkedeki ulusal mahkemeler, savaş suçu işleyenlerin yargılanmasına olanak tanıyan hukuk sistemlerine sahiptir.

Bazen bu ulusal yargı organları, kendi sınırları içinde savaş kurallarını ihlal edenleri yargılamak için ulusal mevzuata ve hukuk sistemlerinin yanı sıra yargılamaların adil bir şekilde yapılmasını sağlamak için Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparlar.

Uluslararası uzmanlar ve uluslararası komiteler de kanıtların toplanmasında ve savaş kuralları ihlallerinin izlenmesinde önemli roller oynayabilirler.

Bazıları, savaşlarla ve çatışmalarla ilgili kanunların ve ilkelerin olmasını çelişkili ve saçma bulabilir. Fakat bu kanunlar ve ilkeler, savaşlar ve çatışmalar sırasında tarafların davranışlarının belirlenmesinde önemli rol oynuyor.

Şiddetin ve çatışmanın ortasında bireylerin ve orduların ahlak ve değerlere bağlı kalmasının bir hayalden ibaret olduğu düşünülebilir.

Ancak bu kurallar, insan haklarına ve insanlığa ilişkin temel değerleri taşıyor ve masum sivillerin acılarını azaltmayı hedefliyor.

Ayrıca meşru güç kullanımının ve düşmanlığın sınırlarını da tanımlamayı amaçlıyor. 

Ancak ne yazık ki herkesin gördüğü üzere savaş kurallarını görmezden gelmeyi tercih edenlerin bu ilkelere uyacakları her zaman garanti edilemiyor.

Tüm dünya bugün, bu temel ilkelerin aşıldığı, meşru müdafaanın başkalarının insan haklarına yönelik saldırılarla karıştırıldığı pek çok çatışmaya tanık oluyor.

Uluslararası yasalara daha fazla saygı duyulmasının sağlanması ve bu yasaları ihlal eden kişi ya da kuruluşların hesap verebilirliğinin arttırılması için çalışmak, artık her zamankinden daha elzem.

En önemlisi de diplomasi ve müzakerenin anlaşmazlıkları çözmenin temel yolu olduğunun farkındayız. Belki de bu dersi almamıza yetecek kadar tarihi olaya şahit olmuşuzdur. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.


Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
TT

Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)

Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’daki cephelerde kaydettiği yavaş kara ilerlemesine rağmen, ‘özel askerî operasyon’ olarak başlayıp dört yıl içinde yıpratıcı bir savaşa dönüşen süreçte Rusya açısından askerî zafer hâlâ uzak görünüyor. Bu süre zarfında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hedeflerine ulaşmayı başaramadı. Bazı Amerikalı uzmanlar artık sahadaki verilerin, Putin’in Ukrayna’yı boyun eğdiremediğini; hatta Rusya’nın stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

dscd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savunma bütçesini ve asker emeklisi maaşlarını artırarak kapsamlı bir askeri reform gerçekleştirdi. (AP)

Diplomatlar ve dış politika gözlemcileri, öngörüde bulunmanın her zaman riskli bir girişim olduğunu vurgular. Ancak eski ABD Büyükelçisi ve RAND Corporation uzmanı William Courtney, ABD ile Rusya arasındaki stratejik ilişkilerde (Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere) kilit roller üstlenmiş bir isim olarak, Ukrayna’nın işgalini malî, beşerî, askerî ve siyasî açılardan değerlendiriyor. Courtney, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun çabalarına rağmen henüz somut sonuç alınamayan süreçte, savaşın muhtemel sonlarına dair daha net bir tablo çizmeye çalışıyor. Bu görüşe, Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie de katılıyor. Hardie, Putin’in ‘katı tutumlarının’, ABD’nin arzuladığı barışın önündeki başlıca engel olduğunu savunuyor.

Afganistan modeli

Daha önce ABD-Sovyet Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik Amerikan-Sovyet komisyonunda görev alan, eski Başkan Bill Clinton’a özel danışmanlık görevinde bulunan ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Rusya, Ukrayna ve Avrasya işlerinden sorumlu direktörlük yapan William Courtney, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Rus ekonomisinin ABD ve Avrupa yaptırımlarından ‘giderek daha sert ve belirgin biçimde etkilendiğini’ belirtti.

dcdc
(foto altı) Eski ABD Büyükelçisi William Courtney (Şarku’l Avsat)

Courtney ayrıca, Rus kuvvetlerinin insan kayıplarının ‘son derece yüksek’ olduğunu ve bu kayıpların ‘Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşındaki kayıplarını açık ara aştığını’ söyledi.

Öte yandan, ‘ABD politikasının Ukrayna’ya güçlü destekten, daha çok tarafsız arabulucu konumuna yakın bir çizgiye kaydığını’ savunan Courtney, bu nedenle ‘ABD’nin artık Ukrayna veya Avrupa adına Rusya ile müzakere edebilecek bir konumda olmadığını’ dile getirdi. Birçok Avrupalı liderin, ‘Ukrayna’daki savaşı Avrupa güvenliğiyle yakından bağlantılı görmeye giderek daha fazla eğilim gösterdiğini’ de sözlerine ekleyen Courtney, Avrupa’da, Rusya’nın Ukrayna’da galip gelmesi halinde ‘diğer bazı Avrupa ülkelerinin de risk altına girebileceği’ yönündeki kaygıların arttığını vurguladı.

Bu yaklaşımı farklı bir açıdan teyit eden John Hardie ise ABD’nin Rusya’yı gerçek tavizler vermeye zorlamak amacıyla ‘azami baskı uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı bir çaba’ ortaya koyduğunu henüz görmediğini ifade etti. Halihazırda ‘bazı diplomatik temaslar’ bulunduğunu, ancak taraflar arasındaki uçurumun genişliğini koruduğunu ve barış için gerekli belirleyici uzlaşıların henüz sağlanmadığını belirtti.

Dünya’dan uzak

Rusya’nın savaşı sona erdirmeye yönelik hedeflerine ilişkin olarak Hardie, Trump yönetiminin Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalan kısımlarından vazgeçmesi gerektiği görüşünde olduğunu; bunun savaşın sona ermesine imkân tanıyacağı ve ABD ile Rusya arasında ekonomik iş birliğinin yeniden başlamasının önünü açacağı varsayımının benimsendiğini aktardı. Ancak Hardie, bu değerlendirmenin isabetli olmadığını belirterek, ‘Putin’in on yıllardır Ukrayna üzerinde yeniden hakimiyet kurmaya odaklandığını’ ve ülkeyi Rus nüfuz alanına geri döndürmeyi amaçladığını ifade etti. Ona göre hedef, Ukrayna’yı Batı yönelimli bağımsız bir devletten ziyade Belarus’a daha yakın bir konuma getirmek. Bu nedenle Rusya’nın taleplerinin ‘toprak meselesinin çok ötesine geçtiğini’ vurguladı.

erfref
Amerikan araştırma kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie (Şarku’l Avsat)

Bu değerlendirmeye katılan Courtney, Rusya’nın “Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Sovyetler Birliği yıllarına kadar ABD’yi her zaman başlıca jeopolitik rakibi olarak gördüğünü; Avrupa’yı ise hiçbir zaman benzer stratejik önemde değerlendirmediğini” söyledi. Bu çerçevede Moskova’nın doğrudan Donald Trump ile müzakereye hazır göründüğünü ve işgal altındaki topraklar üzerindeki kontrolünün tanınması ile Donbas’ın geri kalanında hakimiyetini güçlendirme talepleri dahil olmak üzere azami taleplerini yinelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Askerî açıdan ise Courtney, sahadaki durumun ‘büyük ölçüde bir çıkmaz’ niteliği taşıdığını ifade ederek, ağır kayıplara rağmen Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’da ‘kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını’ dile getirdi. Buna karşılık insansız hava araçları (İHA) savaşındaki gelişmelerin, Ukrayna tarafındaki insan kayıplarını azaltmaya katkı sağladığını kaydetti.

“Görüşmeler de benzer şekilde tıkanmış görünüyor” diyen Courtney, Rus yetkililerin (aralarında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bulunduğu isimlerin) açıklamalarına atıfla, ‘ABD’li ve Ukraynalı bazı liderlerin zaman zaman dile getirdiği iyimser beyanlara rağmen tarafların hâlâ bir anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu’ belirttiğini aktardı.

Çin ile ortaklık

Pekin’in Moskova’ya verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt veren Courtney, ‘Çin’in Rusya’ya destek sağladığını; ancak bunun ölümcül silahlar şeklinde değil, teknoloji ve çift kullanımlı mallar tedariki yoluyla gerçekleştiğini’ belirtti.

Bununla birlikte Çin’in son dört yılda ‘nispeten temkinli bir tutum’ sergilediğini ifade eden Courtney, Putin’in Eylül 2022’de nükleer silah kullanma ihtimaline imada bulunmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer silah kullanımına karşı defalarca uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Dolayısıyla, Çin’in Rusya’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda verdiği destek önemli olmakla birlikte askerî açıdan belirleyici olmadı ve koşulsuz bir siyasî desteğe de dönüşmedi. Oysa 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinden hemen önce Pekin ile Moskova ‘sınırsız ortaklık’ ilan etmişti. Ancak Courtney’nin ifadesiyle, ‘pratikte açık sınırlar vardı.’ Çin, en önemli ekonomik ilişkilerini Avrupa, ABD ve daha geniş küresel ekonomiyle riske atmaktan kaçınma çabası çerçevesinde Moskova’ya karşı ‘stratejik mesafeyi’ korudu.

Öte yandan Hardie, ‘Çin’in bu savaşta Rusya’nın en önemli ortağı olduğunu’ belirterek, Pekin’in büyük miktarlarda Rus petrolü satın alarak ve ikili ticareti genişleterek ekonomik destek sunduğunu vurguladı. Ayrıca Çin’in, mikroelektronikler, bilgisayar destekli sayısal kontrol makineleri (CNC) ve diğer çift kullanımlı teknolojiler gibi temel girdilerin aktarılmasında bir ‘kanal’ işlevi gördüğünü; bunun da Rus savunma sanayi tabanını desteklediğini ifade etti.

Hardie, ‘Ukrayna’daki savaşın ABD açısından Çin meydan okumasından tamamen ayrı olmadığını’ vurguladı. ABD’nin Rusya’nın Ukrayna üzerinde kontrol kurmasına izin vermesi halinde bunun ‘başka cephelerdeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini; buna Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesinin de dahil olduğunu’ belirtti. ABD içinde bazı çevrelerin Washington’un Ukrayna’ya desteğini azaltarak yalnızca Çin’i caydırmaya odaklanması gerektiğini savunduğunu kaydeden Hardie, Hint-Pasifik bölgesinde Çin nüfuzuna en açık ülkelerin ise ters yönde bir argüman ileri sürdüğünü ifade etti. Bu ülkelere göre Ukrayna’nın savunulması, daha geniş ölçekte caydırıcılığın güvenilirliğini güçlendiriyor.

Aynı bağlamda Courtney, Rus stratejistlerin ‘güç dengesi’ olarak adlandırdığı kavramın, Moskova’nın Avrupa ile ilişkilerinde aleyhine işlediğini söyledi. Ekonomik açıdan Rusya’nın Avrupa için önemi azalmış durumda; askerî bakımdan ise savaş bir çıkmaza girmiş bulunuyor. Courtney, ‘Rusya’nın bu eğilimleri belirleyici biçimde tersine çevirebileceğine dair kayda değer bir kanıt olmadığını’ vurguladı.

Courtney ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını, 1979-1989 yılları arasındaki Sovyet-Afgan savaşıyla karşılaştırdı. O dönemde ‘mücahitler’, Sovyet kuvvetlerini ezici bir yenilgiye uğratamamış olsa da, Moskova’nın zafer elde etmesini engelleyecek ölçüde güçlüydü.

sdcs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Sonuç olarak söz konusu çatışmada (Sovyet-Afgan savaşı) iki önemli gelişme öne çıkmıştı. İlki, savaşın ortasında yönetimde bir değişiklik yaşanması; Mihail Gorbaçov iktidara gelerek Sovyet askeri yükümlülüklerini hafifletmeye ve ekonomik nedenlerle Batı ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Bunun sonucunda Kremlin, savaşı süresiz olarak sürdürme konusunda tam bağlılık göstermemeye başladı. İkincisi ise, mücahitlerin Sovyet kuvvetlerini on yıl boyunca kademeli olarak yıpratmasıydı. Mücahitler Sovyetler Birliği’ni ezici biçimde yenemese de savaşı hem politik hem ekonomik hem de askerî açıdan son derece maliyetli hale getirerek Moskova’yı sonunda geri çekilmeye zorladı.

Courtney, Ukrayna’daki mevcut savaşın ilk yıllarında Rusya’nın hızlı bir zafer beklediğini, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştığını hatırlattı. Courtney, “Görünüşe göre Moskova, Kiev’i kendi azami taleplerini kabul etmeye zorlayamıyor. Öte yandan Ukrayna da Rusya’yı ateşkes imzalamaya zorlayacak güçte değil. Sonuç, yıpratıcı bir savaş” değerlendirmesinde bulundu.

sxdcsc
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Hardie, tarihî ölçütlere göre değerlendirdiğinde, ‘Ukrayna’nın Rusya’nın kara kazanımlarını yüksek insan ve donanım maliyetiyle kademeli olarak sınırlamaya devam etmesi, savunma hatlarını güçlendirmesi ve egemenliğini koruması halinde, bu savaşın Rusya açısından stratejik bir başarısızlık olarak kabul edilmesinin muhtemel olduğunu’ belirtti. Bununla birlikte Hardie, ‘temkinli olunması gerektiğini’ vurguladı. Zira Rusya bu savaşı sona erdirip yeniden silahlanma ve yeniden yapılanma sürecine girerse, ardından belki daha iyi hazırlanmış ve başarılı bir başka işgale girişirse, tarihî değerlendirmeler önemli ölçüde değişebilir. Ayrıca Hardie, mevcut savaşın sona ermesinin, ‘daha geniş stratejik meydan okumanın kesin olarak son bulacağı anlamına gelmediğini’ de hatırlattı.

Kore Savaşı senaryosu

Ukrayna’daki savaşın farklı doğası nedeniyle Courtney, Afganistan’da Kremlin’deki değişim ve son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un iktidara gelişine ilişkin olasılıkları temel alan bir tahminde bulunmaktan kaçındı. Ancak başka bir karşılaştırmayı Kore Savaşı üzerinden yaptı; Güney Kore’nin tek başına Kuzey Kore’yi ateşkesi kabul etmeye zorlamaya gücünün yetmediğini, fakat ABD müdahalesiyle ‘güç dengesinin değiştiğini ve sonucunda yetmiş yılı aşkın bir ateşkesin sağlandığını’ hatırlattı. Courtney, Batı’nın böyle bir dengeyi oluşturmak için müdahale edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti. Güncel değişkenler -Rusya’daki iç politika, Batı’nın birliği, sahadaki askerî gelişmeler ve gelecekteki ABD liderliği- dikkate alındığında, tek bir belirleyici sonucun öngörülmesinin imkânsız olduğunu; savaşın gidişatının hâlâ alınmamış politik kararlar tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hardie, savaşın “Belki de sonunun başındayız” düşüncesini ifade etmekle birlikte, bunun ‘önümüzdeki birkaç ay içinde yakın bir barış anlaşması olacağı’ anlamına gelmediğini belirtti. Hardie’ye göre, başlıca engel, Vladimir Putin’in ‘katı talepleri’. Putin yalnızca Rusya’nın tamamen kontrol edemediği toprakların resmî olarak tanınmasını değil, aynı zamanda daha geniş bir dizi siyasî tavizi de hedefliyor.

Hardie, savaşın nasıl sona ereceğine dair değerlendirmesinde, “Nihayetinde Rusya’nın taleplerini gerçeklerle daha uyumlu hale getirmesi gerekecek” görüşünü dile getirdi. Öte yandan Ukrayna’nın şu anda ‘kaybedilmiş bir barışı kabul edecek anlamlı bir motivasyona sahip olmadığını’ vurguladı.


Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
TT

Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı kara kuvvetleri, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırısı ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, ülkenin güney kıyılarında askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.

İran medyasında yer alan haberlere göre tatbikat, güney bölgeleri ve Basra Körfezi’ndeki adalarda icra edildi. Operasyon bölgesinde bulunan farklı sınıf ve birliklerin katıldığı tatbikatta yeni taktikler ve modern teknolojiler kullanıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı “Sepah News”, tatbikat kapsamında yaklaşan hedeflere karşı kıyıdan denize doğru topçu atışları yapıldığını, yakın mesafeli mühimmat kullanıldığını ve belirlenmiş düşman mevzilerine yoğun bombardıman gerçekleştirildiğini bildirdi.

Füze birliklerinin belirlenen hedeflere atış yaptığı ve Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri envanterine yeni giren bir füze sisteminin kullanıldığı bildirildi. Devlet haber ajansı ISNA, söz konusu sistemin farklı bir navigasyon altyapısına sahip olduğunu, yüksek isabet oranı ve düşmanın tahkimat ve siperlerini imha edebilen güçlendirilmiş bir savaş başlığı taşıdığını belirtti.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasırzade bugün yaptığı açıklamada, İran’ın savaş arayışında olmadığını ancak herhangi bir çatışmanın dayatılması durumunda güçlü bir şekilde karşılık vereceğini söyledi. Ermenistanlı mevkidaşıyla görüşmesinde konuşan Nasırzade, Tahran’ın bölgenin jeopolitik yapısına yönelik herhangi bir müdahaleye ya da dengelerin değiştirilmesine karşı olduğunu belirterek, İran’ın “çatışma aramadığını” ancak “saldırıya uğraması halinde düşmanlarına unutamayacakları bir ders vereceğini” ifade etti.

Öte yandan ABD’nin en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınak kapsamında Girit Adası’ndaki Suda Körfezi Deniz Destek Tesisi’ne ulaştı. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre gemi adaya dün demirledi.

Suda Körfezi tesisinde aktif görevdeki askerler, sivil personel, sözleşmeli çalışanlar ve personelin aile fertleriyle birlikte yaklaşık bin kişi bulunuyor.

Geçen yıl İran’a yönelik saldırı emri veren ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın nükleer programına ilişkin yeni bir anlaşmaya varılmaması halinde askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidini yineledi. Batı ülkeleri, İran’ın nükleer programının nükleer silah geliştirmeye yönelik olmasından endişe ediyor.

ABD’nin Ortadoğu’da, aralarında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu 12’den fazla deniz unsuru konuşlandırdığı; bunlar arasında dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisinin yer aldığı belirtildi.

Bölgede aynı anda ABD’nin iki uçak gemisinin bulunması ender görülen bir durum olduğu ve her geminin onlarca savaş uçağı taşıdığı ve binlerce denizciye ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a karşı güç kullanımı konusunda karar vermek için kendisine “10 ila 15 gün” arasında bir süre tanıdığını söyledi. Pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın kapsamlı bir askeri müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığına dair haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in “hepimiz gibi savaş istemediğini”, ancak İran’a karşı askeri bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun “kolaylıkla kazanılabilecek” bir adım olacağı görüşünde olduğunu ifade etti.

İran devlet medyası ise ülkenin orta kesimindeki İsfahan eyaletine bağlı Humeynişehr kentinde bir askeri helikopterin bugün bir meyve pazarına düştüğünü bildirdi. Kazada pilot ve yardımcısı ile iki pazar esnafı hayatını kaybetti. Resmi haber ajansı IRNA, olayın “teknik arıza” kaynaklı olduğunu ve çıkan yangının acil durum ekiplerince söndürüldüğünü duyurdu.

İran’da, eskiyen hava filosu ve yaptırımlar nedeniyle yedek parça temininde yaşanan zorluklar sebebiyle zaman zaman hava kazaları yaşanıyor. Geçen hafta da Hemedan eyaletinde gece eğitimi sırasında düşen bir F-4 savaş uçağında pilotlardan biri hayatını kaybetmişti.