‘9 Kasım’ Almanya'nın modern tarihinde nasıl bir dönüm noktası oldu?

Birinci Cumhuriyet'in kuruluşundan Nazilerin Yahudi katliamına ve Berlin Duvarı'nın yıkılmasına kadar

3 Ekim 1990'da Almanya'nın yeniden birleşmesiyle birlikte, Alman Parlamento Binası önünde siyah-kırmızı-altın federal bayrağı yükselirken yüz binlerce kişi toplandı... 9 Kasım'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, ülkenin yeniden birleşmesi için önemli bir adım oldu (Fotoğraf, Alman Federal Arşivi'nden)
3 Ekim 1990'da Almanya'nın yeniden birleşmesiyle birlikte, Alman Parlamento Binası önünde siyah-kırmızı-altın federal bayrağı yükselirken yüz binlerce kişi toplandı... 9 Kasım'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, ülkenin yeniden birleşmesi için önemli bir adım oldu (Fotoğraf, Alman Federal Arşivi'nden)
TT

‘9 Kasım’ Almanya'nın modern tarihinde nasıl bir dönüm noktası oldu?

3 Ekim 1990'da Almanya'nın yeniden birleşmesiyle birlikte, Alman Parlamento Binası önünde siyah-kırmızı-altın federal bayrağı yükselirken yüz binlerce kişi toplandı... 9 Kasım'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, ülkenin yeniden birleşmesi için önemli bir adım oldu (Fotoğraf, Alman Federal Arşivi'nden)
3 Ekim 1990'da Almanya'nın yeniden birleşmesiyle birlikte, Alman Parlamento Binası önünde siyah-kırmızı-altın federal bayrağı yükselirken yüz binlerce kişi toplandı... 9 Kasım'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, ülkenin yeniden birleşmesi için önemli bir adım oldu (Fotoğraf, Alman Federal Arşivi'nden)

9 Kasım, Alman tarihinde, yeni siyasi dönemleri ve halkların geleceğini şekillendiren önemli olayları beraberinde getiren önemli bir gün. 9 Kasım 1918'de, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda ülkenin yenilgileriyle birlikte Almanya Cumhuriyeti kuruldu. 1938 yılının aynı gününde ise Naziler, ‘Kristal Gece’ adı verilen bir katliamda Almanya'daki Yahudilere saldırdı. 9 Kasım 1989'da ise Berlin Duvarı'nın yıkılması, Almanya'nın yeniden birleşmesi, Doğu Bloğu'nun çöküşü, Avrupa'nın yeniden birleşmesi ve Soğuk Savaş'ın sonu için önemli bir adım oldu.

Birinci Alman Cumhuriyeti'nin Kuruluşu

Sosyal Demokrat Parti üyesi Philipp Scheidemann, 9 Kasım 1918'de, Birinci Dünya Savaşı'ndaki Alman ordusunun yenilgileri üzerine Almanya Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti. Bu olay, Alman İmparatoru II. Wilhelm'in hükümdarlığının sonunu getirdi. II. Wilhelm, Alman ordusu ve Alman halkının desteğini kaybettikten sonra, 9 Kasım 1918'de tahttan çekilmek zorunda kaldı. Bu durum, Almanya'nın 11 Kasım'da Müttefikler ile ateşkes imzalamasına ve böylece Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesine yol açtı.

Weimar Cumhuriyeti olarak bilinen bu cumhuriyet, Nazilerin eline geçtiği 1933 yılının başlarına kadar varlığını sürdürdü.

Dünya tarihine odaklanan ‘history.com’ sitesine göre, Almanya, Weimar Cumhuriyeti döneminde en büyük ekonomik zorluklardan biri olan hiperenflasyonla karşı karşıya kaldı.

Fotoğraf Altı:  Philipp Scheidemann, 9 Kasım 1918'de Reichstag'ın (o zamanki Alman Parlamento binası) balkonundan Alman Cumhuriyeti'nin kuruluşunu duyuruyor... Berlin, 9 Kasım 1918 (Alman Federal Arşivleri)
Philipp Scheidemann, 9 Kasım 1918'de Reichstag'ın (o zamanki Alman Parlamento binası) balkonundan Alman Cumhuriyeti'nin kuruluşunu duyuruyor... Berlin, 9 Kasım 1918 (Alman Federal Arşivleri)

Versay Antlaşması'nın Almanya'ya ağır mali (tazminat) yükümlülükler yüklemesi sonucunda, ülkenin gelir getiren kömür ve demir cevheri üretiminde kapasitesi azaldı. Savaş borçları ve tazminatların Alman hükümetinin hazinelerini tüketmesi nedeniyle, hükümet borçlarını ödeyemedi.

Yeni cumhuriyetin yaşadığı ekonomik krizler, siyasi istikrarsızlık, Almanların savaştaki yenilgisinden duydukları büyük hayal kırıklığı ve aşırılık yanlısı partilerin, Weimar hükümetinin Almanya'nın çıkarlarını savunmadaki zayıflığını vurgulamalarına odaklanan propagandaları, bu cumhuriyetin çöküşüne ve Almanya'da, Adolf Hitler liderliğindeki aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'nin (Nazi Partisi) iktidara gelmesine yol açan başlıca faktörlerdi. Bu parti daha sonra Almanya'yı ve dünyayı yıkıcı bir İkinci Dünya Savaşı'na sürükleyecekti.

Fotoğraf Altı:  9 ve 10 Kasım 1938'de Naziler tarafından düzenlenen ve ‘Kristal Gece’ olarak bilinen saldırılardan sonra Berlin'de bir Yahudi dükkanının kırık camlarının önünden geçen insanlar (Anonim)
9 ve 10 Kasım 1938'de Naziler tarafından düzenlenen ve ‘Kristal Gece’ olarak bilinen saldırılardan sonra Berlin'de bir Yahudi dükkanının kırık camlarının önünden geçen insanlar (Anonim)

‘Kristal Gece’

Almanya tarihinde 9 Kasım, önemli bir olayın tarihi olarak tarihe geçti. 9 Kasım 1938 ve ertesi günü, Naziler, Almanya, Avusturya ve Çekoslovakya'nın bazı bölgelerinde yaşayan Yahudilere karşı bir pogrom gerçekleştirdiler. Bu pogrom, ‘Kristal Gece’ veya ‘Kırık Camlar Gecesi’ olarak bilinir.

9 Kasım gecesi, Nazi liderleri, Nazi Partisi'nin yarı askeri kolları olan SS, SA ve Hitler Gençliği üyelerine Yahudi topluluklarını bastırmaları emri verdi. Kristal Gece adını, Almanya sokaklarını dolduran şiddet dalgası sırasında kırılan Yahudi tapınakları, evler ve dükkanların cam parçalarından aldı.

Fotoğraf Altı:  ‘Kristal Gece’ veya ‘Kırık Camlar Gecesi’ olarak bilinen 9 Kasım gecesi Almanya'daki Yahudilere yönelik Nazi saldırılarının ardından 10 Kasım 1938'de Almanya'nın Frankfurt kentindeki Boemstrasse Sinagogu'nun yakılması (Anonim)
‘Kristal Gece’ veya ‘Kırık Camlar Gecesi’ olarak bilinen 9 Kasım gecesi Almanya'daki Yahudilere yönelik Nazi saldırılarının ardından 10 Kasım 1938'de Almanya'nın Frankfurt kentindeki Boemstrasse Sinagogu'nun yakılması (Anonim)

Almanya'nın her yerindeki yüzlerce Yahudi tapınağı ve kurumu saldırıya, yağmaya ve yıkıma uğradı. Birçok Yahudi, SA (Fırtına Birlikleri) kalabalıkları tarafından saldırıya uğradı. Naziler bu olaylarda en az 91 Yahudi’yi öldürdü ve 26 binden fazlasını toplama kamplarına gönderdi.

Bu olay, Nazilerin Almanya'da (1933-1945) Yahudilere yönelik giderek artan zulmün dönüm noktası oldu ve Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında ‘Nihai Çözüm’ olarak adlandırdıkları ve 1941-1945 yılları arasında Nazi kontrolündeki bölgelerde fiilen Yahudilerin soykırımına (Holokost) yol açtıkları şeyin habercisi oldu.

Fotoğraf Altı:  Doğu Almanya sınır muhafızları, protestocuların Berlin Duvarı'ndan bir parçayı yıkıp attığı Brandenburg Kapısı'ndaki bir çatlaktan bakıyorlar, Doğu Berlin, 11 Kasım 1989 (AP - Arşiv)
Doğu Almanya sınır muhafızları, protestocuların Berlin Duvarı'ndan bir parçayı yıkıp attığı Brandenburg Kapısı'ndaki bir çatlaktan bakıyorlar, Doğu Berlin, 11 Kasım 1989 (AP - Arşiv)

Berlin Duvarı'nın yıkılışı

9 Kasım 1989'da, o zamanlar ‘Alman Demokratik Cumhuriyeti’ (Sovyetler Birliği yanlısı komünist ve ‘Doğu Almanya’ olarak bilinen) tarafından yönetilen Doğu Berlin ile ‘Federal Almanya Cumhuriyeti’ (‘Batı Almanya’ olarak bilinen) tarafından yönetilen Batı Berlin'i ayıran Berlin Duvarı yıkıldı.

Alman Demokratik Cumhuriyeti (Doğu Almanya) hükümeti, 12-13 Ağustos 1961'de Doğu Berlin'den Batı Berlin'e yoğun göçü önlemek için bu duvarı inşa etmeye başladı. Batılılar ise bu duvarı, Avrupa'nın bölünmesinin bir işareti, komünist baskının ve ideolojik çatışmanın bir sembolü olarak gördüler.

Berlin Duvarı'nın yıkılması (9 Kasım 1989), İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Doğu ve Batı Almanya olarak bölünen Almanya'nın yeniden birleşmesi yolunda önemli bir adım oldu. Almanya, 3 Ekim 1990'da yeniden birleşti.

Fotoğraf Altı:  Doğu Almanya vatandaşları, 9 Kasım 1989 Perşembe günü Doğu Almanya sınırlarının açıldığının duyurulmasının ardından Brandenburg Kapısı'ndaki Berlin Duvarı'na tırmandılar. Fotoğraf, 10 Kasım 1989 Cuma günü Doğu Berlin, Doğu Almanya'da çekildi. (AP - Arşiv)
Doğu Almanya vatandaşları, 9 Kasım 1989 Perşembe günü Doğu Almanya sınırlarının açıldığının duyurulmasının ardından Brandenburg Kapısı'ndaki Berlin Duvarı'na tırmandılar. Fotoğraf, 10 Kasım 1989 Cuma günü Doğu Berlin, Doğu Almanya'da çekildi. (AP - Arşiv)

Uzmanlar, bu duvarın yıkılmasını, Sovyetler Birliği'nin liderliğindeki Doğu Bloğu'nun (Varşova Paktı) çöküşünün ve dolayısıyla Doğu Bloğu'ndaki komünist rejimlerin çöküşünün bir işareti olarak gördüler. Bu, ABD'nin liderliğindeki Batı Bloğu ile Doğu Bloğu arasındaki Soğuk Savaş'ın sonunu da simgeliyordu.

Bu duvarın yıkıldığı günün ayrıntılarında, yarım milyon kişinin Doğu Berlin'de komünist hükümete karşı reform talep eden büyük bir protestoda toplandığından beş gün sonra, Doğu Almanya liderleri, artan protestoları yatıştırmak için sınır kısıtlamalarını hafifletmeye çalıştı. Bu, ekonomik ve siyasi nedenlerle Batı Berlin'e geçmeye çalışan Doğu Almanlar için seyahat etmeyi kolaylaştırdı.

Fotoğraf Altı:  10 Kasım 1989, Cuma günü, Doğu ve Batı Berlinli Almanlar, Berlin Duvarı'ndaki bir geçiş noktasının yakınında bir araya geldi. Doğu Almanya polisi onları izliyordu. (AP - Arşiv)
10 Kasım 1989, Cuma günü, Doğu ve Batı Berlinli Almanlar, Berlin Duvarı'ndaki bir geçiş noktasının yakınında bir araya geldi. Doğu Almanya polisi onları izliyordu. (AP - Arşiv)

BBC'nin aktardığına göre 9 Kasım 1989’da Doğu Almanya'nın iktidardaki partisinin Politbüro üyesi Günter Schabowski, bir basın toplantısında, Doğu Almanya Demokratik Cumhuriyeti (komünist olarak bilinen Doğu) sakinlerinin artık ülkenin batı sınırını geçebileceklerini duyurdu. Schabowski, bir gazetecinin sorusuna yanıt olarak "Bu karar derhal ve gecikmeden yürürlüğe girecektir" dedi.

Aslında, kararın uygulanması ertesi gün, vize başvurusu hakkında ayrıntılarla başlaması planlanmıştı. Ancak haberler televizyonlarda her yere yayıldı ve Doğu Almanlar sınırlara büyük bir kalabalık halinde akın ettiler. Harald Jäger adında bir sınır muhafızı, Schabowski'nin konuşmasını izledikten sonra, sınırın açılmasına izin verildiğine inanarak geçidi halka açtı. (Bu, üstlerinden bu konuda net bir cevap almadığı için oldu.) BBC'ye göre, bu durum, 9 Kasım'da ve sonraki günlerde binlerce Doğu Alman'ın duvara doğru akmasına ve Batı Berlin'e geçmesine yol açtı. Pek çok kişi Berlin'deki Brandenburg Kapısı'nda duvara tırmandı ve duvarı çekiç ve baltalarla parçaladı. Bu kutlama ve ağlama ortamında, görüntüler tüm dünyadaki ekranlarda yayınlandı.



Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi
TT

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

ABD ile Çin arasında Pekin’de düzenlenen zirve, İran savaşıyla bağlantılı bölgesel denklemde yeni bir dönemin işaretlerini verdi. ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ardından, Pekin yönetiminin Tahran’a askeri ekipman göndermeme taahhüdünde bulunduğunu açıkladı. Trump ayrıca Çin’in, küresel enerji arzının kesintisiz sürmesi amacıyla Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.

Öte yandan savaşın yankıları, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleştirilen BRICS dışişleri bakanları toplantısına da damga vurdu.

Bu sırada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı United States Central Command (CENTCOM), İran’ın askeri kapasitesinin ve komşu ülkelere yönelik tehdit unsurlarının tüm alanlarda ciddi şekilde gerilediğini doğruladı.


Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
TT

Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Halid İsam el-İslambuli

Dünyanın yazılım ve teknoloji başkenti, inovasyon hayallerinin güç ve para çatışmalarıyla kesiştiği Silikon Vadisi'nin kalbi San Francisco'da, modern çağın en sert hukuki savaşlarından biri patlak verdi. Bir zamanların ortakları, bugünün hasımları olan milyarder Elon Musk ile OpenAI yönetim kurulunun temsilcisi ve şirketin CEO'su Sam Altman arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Musk, Altman ve yönetim kurulu üyelerini ‘şirketin kuruluş misyonuna ihanet etmekle’ suçluyor. Microsoft'un milyarlarca dolarlık desteğiyle OpenAI'ı kâr odaklı devasa bir şirkete dönüştürdüklerini ve şirketin özgün amacını açıkça çiğnediklerini öne süren Musk, şirketin eski kâr amacı gütmeyen yapısına kavuşturulmasını, ağır tazminat ödenmesini, Altman ile yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasını ve şirketin köklü bir yeniden yapılanmaya gitmesini talep ediyor.

Bu dava eski ortaklar arasındaki kişisel bir hesaplaşmadan ibaret değil; teknoloji endüstrilerinin ve yapay zekanın geleceği üzerinde oynanan kapsamlı bir savaş ve gerçek bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Musk'ın galip gelmesi halinde kamuya fayda ve güvenliği ön plana alan daha katı bir yönetişim modeli dayatılabilir; bu da Microsoft ile kurulan türden tekelci ortaklıklar da dahil olmak üzere büyük şirketlerin egemenliğini kırabilir, sektördeki rekabet kurallarını yeniden belirleyebilir, açık ya da sorumlu inovasyonu teşvik edebilir ve Musk'ın desteklediği Grok yapay zeka aracına sahip xAI gibi şirketleri de etkileyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre davayı OpenAI'ın kazanması halinde ise yeterli denetim mekanizmaları olmaksızın kâr odaklı bu hızlı yarış pekişecek. İnsani boyutta ise insanlık kaderi belirleyici olan ‘AI herkesin yararına mı yönetilecek, yoksa az sayıda şirketin tahakküm aracına mı dönüşecek?’ sorusuyla karşı karşıya.

Eski ortaklar arasındaki bu savaş, önümüzdeki on yılların dünyasının şeklini belirleyebilir.

Musk ve Altman'ın OpenAI'ı kurması

OpenAI, başta Google ve Microsoft olmak üzere teknoloji devlerinin ‘Yapay Genel Zeka’ (AGI) geliştirme sürecine hâkim olmasına yönelik artan kaygılara doğrudan bir yanıt olarak 2015 yılında Delaware eyaletinde kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. AGI; bir makinenin insanın yapabileceği her türlü entelektüel görevi anlama ve öğrenme kapasitesini ifade ediyor. Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

Şirket başlangıçta şeffaflık ve iş birliğini temel alarak soylu ilkeler üzerine inşa edildi. Kuruluş tüzüğüne göre misyonu, AGI'nin tüm insanlığın yararına hizmet etmesini güvence altına almaktı. Şirket, bazı patent ve araştırmalarını kamuya açık hale getirerek diğer kurumlarla şeffaf bir iş birliği yapma niyetini ilan etti ve araştırma bulgularını kamuoyuyla paylaşmayı taahhüt etti.

Kuruluşa Elon Musk, Sam Altman ve Greg Brockman başta olmak üzere teknoloji dünyasının önde gelen isimleri ortak oldu. Kurucular, Amazon Web Services ve Infosys ile birlikte bir milyar dolar toplamayı taahhüt etti. Ancak fiilen toplanan miktar bunun çok altında kaldı. Şirket 2018 yılına kadar uzun vadeli güvenliği ve kamu yararını öncelik sırasına koyan açık bir araştırma laboratuvarı olarak faaliyet gösterdi; daha sonra ‘eski ortakların savaşını’ alevlendiren köklü dönüşümler başladı.

Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

2018'den 2024'e kritik yılların dönüşümleri

Elon Musk, yönetim kurulunun liderliği üzerinde yaşanan şiddetli bir güç mücadelesinin ardından 2018 yılının şubat ayında OpenAI yönetim kurulundan ayrıldı. Ayrılış gerekçesi olarak kâr amacı gütmeyen misyona "ihanet tohumlarını" ve ticari bir yönelişe geçişin başladığını gördüğünü ileri sürdü. Buna Tesla faaliyetleriyle olası çıkar çatışması da eklendi. Şirket bu tarihten itibaren büyük yatırımları çekmek amacıyla ticari bir kol oluşturarak kademeli olarak kâr odaklı bir yapıya geçti, ardından hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü. Bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi. Fakat gelişmiş modellere erişimin kısıtlanması ve kâr öncelikli yapıya kayış nedeniyle artan eleştirilere de muhatap oldu. Kasım 2023’e gelindiğinde ise Sam Altman'ın kısa süreliğine görevden alındığı, ardından yeniden atandığı bir kriz patlak verdi.

cx cd
Elon Musk'ın OpenAI aleyhine açtığı davada açılış duruşmalarının başlamasıyla birlikte Kaliforniya'nın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında (AFP)

Musk, 2024 şubatında davayı açarak Altman liderliğindeki OpenAI yönetim kurulunu ‘şirketin kuruluş tüzüğüne ihanet etmek ve Microsoft'un desteğiyle kurucu ortakların, hissedarların ve pay sahiplerinin onayı alınmaksızın yasalara aykırı biçimde şirketi kapalı bir kâr amaçlı yapıya dönüştürmekle’ suçladı.

ABD merkezli şirketlerle ilgili hukuk kurallarına göre bu şirketler, amaçları, kârı değerlendirme biçimleri ve kamu yararına bağlılıkları temelinde dört ana kategoriye ayrılıyor:

1- Geleneksel şirketler, hissedar değerini en üst düzeye çıkarmayı ve kâr dağıtımını hedefler; sosyal fayda yükümlülükleri bulunmaz.

2- Sınırlı sorumlu şirketler yüksek esneklikleriyle öne çıkar ve kârı doğrudan sahiplerine aktarır.

3- Kamu yararına şirketler kâr amacı güder; ancak yasal olarak sosyal kamu yararı sağlamakla yükümlüdür.

4- Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ise bireyler arasında kâr dağıtımını yasaklar; tüm kaynakların kamu yararına yönelik amaçlara tahsis edilmesi zorunludur ve vergiden muaf tutulur. Kâr amacı gütmeyen modelden kâr odaklı modele bu geçiş, davanın özünü ve mevcut hukuki anlaşmazlığın can alıcı noktasını oluşturuyor.

Şirket hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü; ardından bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi.

Mahkeme koridorlarında

Dava ‘Musk - Altman Davası’ olarak 29 Şubat 2024 tarihinde Kaliforniya’nın Oakland kentindeki federal adalet kompleksi Kuzey Kaliforniya ABD Federal Bölge Mahkemesi'nde açıldı. Musk, aynı yıl kasım ayında OpenAI'ın kâr amaçlı yapıya geçişini engellemek amacıyla acil bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebiyle mahkemeye başvurdu. Musk, bu dönüşümün 2016-2020 yılları arasında yaptığı 44 milyon dolarlık katkıların koşullarını ihlal ettiğini ileri sürdü. Ertesi yıl şubat ayına gelindiğinde ise davayı yürüten Federal Yargıç Yvonne Gonzalez Rogers, Musk'ın telafi edilemez zarara uğradığı iddiasını abartılı bularak davayı reddetti.

fbvfbv
OpenAI CEO'su Sam Altman, Avukat Jay Jurata tarafından sorgulanırken (Reuters)

Geçtiğimiz yıl nisan ayında OpenAI'ın 12 eski çalışanı, Elon Musk'ın şirkete karşı açtığı davaya müdahil olmak istediklerine dair mahkemeye bir dilekçe sundu. Dilekçede Altman, ‘dürüst olmamakla ve çalışanları ömür boyu geçerli iftira etmeme anlaşmaları (Non-Disparagement Agreements) imzalamaya zorlamaları konusunda yanıltmakla’ suçlandı. OpenAI ise karşı dava açarak Musk'ı ‘kendi projelerine yarar sağlamak amacıyla şirketin ilerleyişini engellemeye çalışmakla’ itham etti.

Yine geçtiğimiz yılın mayıs ayında ise Yargıç Rogers, ön duruşmalarda nihai taleplerin bir bölümünü kabul edilemez bulurken başta dolandırıcılık ve haksız zenginleşme iddiaları olmak üzere diğer taleplerin görülmesini kabul etti.

Ekim ayına gelindiğinde OpenAI, şirket yapısını özel kamu yararına şirket (Private Benefit Corporation) olarak yeniden düzenledi ve OpenAI'ın bağlı kâr amacı gütmeyen kuruluşu yüzde 26, Microsoft ise yüzde 27 pay aldı.

Geçtiğimiz nisan ayı başlarında ise Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini, Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini ve Greg Brockman dahil diğer yöneticilerin de kapsama alınmasını talep etti. Yargıç Rogers bu talepleri kabul etti; bunun üzerine 27 Nisan 2026'da tarafları dinleyecek jürinin seçim süreci başladı.

Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini ve Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini talep etti.

Musk'ın mahkeme ifadesi: Üç kritik gün

Musk, 28-30 Nisan 2026 tarihleri arasında her bir oturum yaklaşık yedi saat olmak üzere mahkemede jüri karşısında ifade verdi. Musk, 28 Nisan’daki oturumda özgeçmişine ve OpenAI'ı AI’ın risklerine karşı kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kurma gerekçelerine odaklandı ve şirketi insanlığa hizmet eden araştırma odaklı bir hayır kurumu olarak gördüğünü vurguladı. AI, Star Trek film serisine benzer bir modele dönüşmesini umduğunu, ancak şirketin, AI’ın kendi varlığının farkına varıp insanlara karşı bir yok etme savaşı başlattığı Terminatör serisini andıran bir senaryoya evirildiğini görünce şok yaşadığını söyledi. Yargıç Rogers, varoluş meselesini uzun uzadıya aktaran Musk'ın sözlerini, jürinin konuyu kavradığını ve daha fazla açıklamaya gerek olmadığını belirterek kesti.

frbhrgt
Elon Musk'ın OpenAI'a karşı açtığı davayla ilgili duruşma günü mahkemeye taşınan belge kutuları, 12 Mayıs tarihli (Reuters)

Musk, 29 Nisan’daki oturumda 800 milyar dolar değerindeki bir şirketin kuruluşuna 38 milyon dolar bağışladığı için kendini ‘aptal’ gibi hissettiğini dile getirdi ve Altman ile Brockman'ı ‘şirketin kâr amacı gütmeyen yapısını öngören kuruluş tüzüğüne ihanet etmekle’ suçladı. Musk, 30 Nisan’daki oturumda ise OpenAI’ın Avukatı William Savitt'in sert sorgulamasıyla karşı karşıya kaldı. ‘Şirketin kurucu ortakların parasını çaldığı’ iddiasını içeren gergin bir tartışmaya dönüşen bu sorgunun ardından Yargıç Rogers, belirgin gerilim üzerine sorgulamayı sonlandırdı.

Musk sonrası ifadeler

Musk'ın ifadesinin tamamlanmasının ardından mahkeme ve jüri diğer önemli tanıkları dinledi. Bunların başında Musk'ın rakibi Altman geldi. Altman, 12 Mayıs’taki oturumda kendisinin ‘dürüst ve güvenilir bir iş insanı’ olduğunu söyleyerek Musk'ın ‘şirketi kâr amacı gütmeyen bir yapıdan kâr amaçlı yapıya dönüştürmek için çalmaya çalıştığı’ iddiasını reddetti. Altman ayrıca Musk'ın 2019'da şirketin ticari kolu kurma planına herhangi bir itirazda bulunmadığını ve SpaceX ile Tesla'nın başındaki ismin yönetim kurulundan ayrılmasından bir yıl önce bu plandan haberdar olduğunu vurguladı.

4 Mayıs’taki oturumda ise yazılım, bilgisayar mühendisliği ve AI profesörü Stuart Russell, bu alandaki denetimsiz yarışın riskleri hakkında ifade verdi. Yargıç Rogers, varoluşsal tehlikelere ilişkin açıklamalarını sınırlandırmasını istedi.

fgr
OpenAI CEO'su Sam Altman'ın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında, 12 Mayıs 2026 (AFP)

5 ve 6 Mayıs oturumlarında Greg Brockman, şirketin kâr amaçlı modele geçişini savunduğu uzun bir savunma ifadesi verdi. 2017'de Musk ile yaşadığı gergin bir yüzleşmeyi aktaran Brockman, "Beni döveceğini sandım" dedi. Ayrıca Shivon Zilis'in Musk ile ilişkisinden ve onun şirket içinde "ajan ya da casus" rolü üstlendiği iddiasından söz etti. 6 Mayıs oturumunda ise eski OpenAI yönetim kurulu üyesi ve Musk'ın dört çocuğunun annesi olan Shivon Zilis, belirli güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde hassas bir ifade verdi. Musk ile önceki romantik ilişkisini kabul eden Zilis, şirket içinde onun için sızıntı kaynağı işlevi gördüğü iddiasını reddetti.

Jürinin kararı

Dünya bu davanın jüri kararını bekliyor. Amerikan federal mahkeme hukukuna göre bu tür davalarda jürinin oybirliğiyle karar vermesi zorunlu; ancak bu sağlandığı takdirde Yargıç Rogers esasa ilişkin nihai hükmünü açıklayabilecek. Tek bir jüri üyesinin bile karşı çıkması durumunda ‘hung jury‘ (askıya alınmış jüri) hali ortaya çıkacak. Bu durum davanın yeni bir jüri heyeti önünde yeniden görülmesine yol açabilir. Böylece anlaşmazlık aylarca daha uzayabilir. Bu yüzden her iki tarafın da jüri üyelerini her türlü yolla ikna etmeye ve kendi safına çekmeye çalışması bekleniyor.

sdv
Duruşma sırasında Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Davanın Musk lehine sonuçlanması halinde AI sistemlerinde açık kaynak modellerine kısmı bir dönüş yaşanabilir. Bu da üniversitelerin ve bağımsız araştırmacıların AI’ın gelişimini izlemesine ve sapmasını önlemesine olanak tanır. Altman'ın kazanması durumunda ise bu, büyük şirketlere insanlık tarihinin en büyük icadını ticari sır perdesi altında özelleştirme yolunu açan bir yeşil ışık olarak değerlendirilecek.

İnsanlık kritik bir kavşakta duruyor: Ya AI, kurucularının başlangıçta hayal ettiği gibi ‘insanlığın ortak mirası’ olarak kalacak ya da az sayıda güçlü şirketin tekelinde bir ‘teknolojik silaha’ dönüşecek.


İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
TT

İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)

İranlı bilişim çalışanı Emir Hasan, ülkesinde savaş boyunca yaşanan neredeyse tam internet kesintisinin ardından aylar sonra yeniden ağa bağlanabildiğini, ancak bunun yalnızca kamuoyunda tepki çeken özel bir hizmet üzerinden mümkün olduğunu belirtti.

28 Şubat’ta savaşın başlamasının ardından, İran’da milyonlarca kişinin internete erişemediği bildiriliyor. Bunun, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla eş zamanlı gelişen savaş sürecinde yaşandığı ifade ediliyor.

39 yaşındaki Hasan, ‘profesyonel internet’ olarak adlandırılan ve belirli meslek grupları ile iş sahiplerine yönelik özel bir sisteme erişim imkânı sunan bir mesaj aldıktan sonra bu hizmeti satın aldığını söyledi. Söz konusu sistemin kamuoyunda tartışmalara yol açtığı belirtiliyor.

Hasan, “Bu bir zorunluluktu. Gelirimi sürdürebilmek için internete erişmek zorundayım” diyerek, 50 GB’lık başlangıç paketi için yaklaşık 11 dolar ödediğini ifade etti.

İnternet kesintilerini izleyen NetBlocks verilerine göre, 5 Nisan itibarıyla savaşın başlangıcından bu yana süren kesinti, bugüne kadar bir ülkede kaydedilen en uzun süreli ulusal internet kesintisi olarak değerlendirildi.

Bu kesinti, ülkede çoğu kişinin dijital erişimden mahrum kalmasına yol açarken; yalnızca sınırlı sayıda yerel site, bankacılık hizmetleri ve devlet onaylı uygulamalar erişilebilir durumda kaldı.

İran’da internet altyapısının, ocak ayında hükümete karşı gerçekleşen kitlesel protestoların ardından zaten sıkı kısıtlamalara tabi olduğu, savaşın başlamasıyla birlikte ise hükümetin interneti bir kontrol aracı olarak daha yoğun şekilde kullanmaya başladığı belirtiliyor.

Eleştirmenler, yetkililerin internet hizmetini yalnızca belirli gruplara erişim sağlayacak şekilde sınıflandırılmış bir sistem üzerinden yürüttüğünü savunuyor.

Hasan ise bu uygulamayı eleştirerek, “İran’daki interneti sınıflandırma ve bölme temelli bu model iyi bir model değil… Bunun açıkça gelir elde etmeye yönelik olduğu görülüyor” ifadelerini kullandı.

dvfebvf
Tahran’da bir kafenin önünde duran insanlar (Reuters)

Hasan ayrıca, kullanıcıların normalden daha yüksek fiyatlarla ek internet kullanımı için daha fazla ödeme yapmak zorunda kaldığını belirtti.

Söz konusu özel hizmetin WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalara erişim sağladığı, ancak Instagram, X ve YouTube gibi uzun süredir ülkede engelli olan platformlara doğrudan erişim sunmadığı, bu platformlara ancak VPN kullanılarak ulaşılabildiği ifade ediliyor.

Diğer bazı kullanıcılar ise internete farklı erişim seviyeleriyle bağlanabildiklerini, bunun da sunulan hizmetin tüm aboneler için aynı olmadığını gösterdiğini dile getiriyor.

Üçüncü sınıf vatandaş

Bu seçici hizmetten yararlanan kişiler, sosyal baskılarla da karşı karşıya kalıyor; çünkü bu hizmeti satın alanlar toplum içinde eleştiriliyor.

Hasan, “İnsanlar sana ‘gidip hükümetin bu sistemi adaletsiz şekilde para kazanmasına katkı sağladın’ diyor. Yargılanıyorsun da…” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte, bu özel internet hizmetinin profesyonel ihtiyaç duyan tüm meslek gruplarına da otomatik olarak sunulmadığı belirtiliyor.

Tahran Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olan Behruz Mahmudi Bahtiyari, bu hizmete davet almadığını ve internete yalnızca kampüs içindeyken güvenilir şekilde erişebildiğini söyledi.

“Üniversiteden çıktığınız anda üçüncü sınıf bir vatandaşa dönüşüyorsunuz ve internet bağlantınız kalmıyor” diyen Bahtiyari, bazı akademisyenlerin ise bu hizmete erişim daveti aldığını belirtti.

Medya organları bu sistemi ‘sınıfsal internet’ olarak tanımladı ve internetin kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp ayrıcalığa dönüştürülmesini eleştirdi.

Artan tepkiler üzerine Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, internetin durumunun savaş tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte normale döneceğini söyledi.

Muhacerani ayrıca, yaşanan kesintilerden İsrail ve ABD’yi sorumlu tutarak, güvenlik koşullarının hükümeti bu tür kısıtlamalara zorladığını ifade etti.

‘Zahmete değmez’

İran’da son yıllarda kullanıcılar, büyük sosyal medya platformlarına getirilen kısıtlamaları aşmak için sanal özel ağlara (VPN) giderek daha fazla başvuruyordu. Ancak bugün, ‘profesyonel internet’ hizmetine erişebilenler dahil birçok kişi için bu özel internet paketlerinin maliyeti ek bir ekonomik yük haline gelmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana zaten zorlaşan ekonomik koşullar, uzun yıllardır yaptırımlar nedeniyle yıpranan İran ekonomisindeki kırılganlığı daha da artırdı.

Son haftalarda enflasyonun yüzde 50’nin üzerine çıktığı, yerel para birimi riyalin ABD doları karşısında değer kaybettiği ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarının hızla yükseldiği belirtiliyor.

34 yaşındaki grafik tasarımcı Mehdi, “Sağlanan veri miktarı, bana göre kullanıcıların ödediği maliyetle ekonomik olarak karşılaştırıldığında mantıklı değil” dedi.

Buna rağmen Mehdi, işi gereği bu hizmeti satın aldığını ancak herkesin bu paketin maliyetini karşılayamayacağını da kabul etti.

38 yaşındaki Kaveh ise kendisine de ‘profesyonel internet’ planı teklif edildiğini ancak maliyetine değmediğini düşünerek reddettiğini söyledi. Kaveh, zaten kısıtlamaları aşmak için VPN hizmetine ödeme yaptığını belirtti.

Kaveh, “Bize bir lütuf gibi sunulan, aslında çok sınırlı bir özgürlüğe on kat fiyat ödemeyeceğim” ifadesini kullandı.