İsrail ve İran nasıl uçurumun eşiğine döndü?

Anlaşmaya giden yol açık olmayı sürdürüyor

Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
TT

İsrail ve İran nasıl uçurumun eşiğine döndü?

Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)

Michael Horowitz

Geçtiğimiz 24 saat, analistlerin haftalardır korktuğu şeyi doğruladı: Nisan ayından bu yana Ortadoğu'da ateşkes ile müzakereleri ve diplomatik jestleri bir arada tutan kırılgan yapı çökmeye başladı. Lübnan'dan fırlatılan roketler, Beyrut'un güney banliyösünü vuran İsrail hava saldırıları, Arap Maşrık (Levant) ülkelerinin semalarını aşan İran füzeleri ve İsrail'in İran içindeki hedefleri bombalaması. Sahne hem şok edici hem de karanlık bir şekilde kaçınılmaz görünüyor. Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için her iki tarafın mantığının izini sürmemiz gerekiyor. Hiçbiri hesapsız hareket etmiyor ama hepsi boğucu bir çıkmazın mahkumları.

Ateşkes denilen çıkmaz

Bu hafta yükselen tansiyonun doğrudan nedeni birbirini takip eden bir dizidir: Hizbullah, İsrail'in kuzeyine yönelik roket saldırılarına yeniden başladı. İsrail, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösünü vurdu. 4 Haziran'dan beri Beyrut'a yapılacak herhangi bir saldırının, savaşın “kapsamlı bir şekilde yeniden başlamasına” yol açacağı konusunda uyarıda bulunan İran, İsrail'e balistik füze saldırıları ile karşılık verdi. İsrail de aynı şekilde cevap verdi ve karşılıklı saldırılar birbirini takip etti. Yeniden “hesabın görülmek” istendiğine dair işaretler ortaya çıktığı anda Hizbullah, 24 saat içinde ikinci kez İsrail içini hedef aldı. Ancak bu saldırılar dizisinin çok daha derin kökleri var.

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri harekâtı nisan başında kırılgan bir ateşkesle sona erdiğinde, anlaşma temel anlaşmazlıkların hiçbirini ele alıp çözmedi, yalnızca onları dondurdu. Ateşkes, İsrail'in Güney Lübnan'ın bazı kısımlarını kontrol etmeye devam etmesine, Hizbullah'ın silahlı kalmasına ve meydan okumasına, İran'ın nükleer programının gri bir bölgede ve Hürmüz Boğazı'nın etkin İran kontrolünde kalmasına olanak tanıdı. Her iki taraf da istediğini elde edemedi. İsrail, Tahran'da bir rejim değişikliği gerçekleştirmeyi başaramadı ve İran, İsrail'i Lübnan'dan çıkaramadı. Ateşkes barış değildi, silahlı bir duraklama ve yıpratma savaşıydı.

Herhangi bir anlaşmanın gerçek koşullarından uzakta, Netanyahu, ateşkes altında “iyi” bir anlaşmanın müzakere edilebileceğinden şüphe duyuyor. İsrail, “İran'ın hiçbir zaman savaş kazanmadığının ancak hiçbir müzakereyi de kaybetmediğinin” farkında

Lübnan cephesi daha geniş diplomatik süreci en çok baltalayan hususlardan biriydi. Mart ayından bu yana 3 binden fazla Lübnanlı öldürüldü,1 milyondan fazlası yerinden edildi ve İsrail kara kuvvetleri Lübnan'ın güneyinde kilometrelerce ilerledi. Hizbullah 2024’teki savaştan sonra örtülü olarak güneyden çıkmış olsa da İran'ın talimatıyla savaşmaya devam etti. Hem İran hem de Hizbullah, herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini talep ediyor ve ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler ile Lübnan cephesini açıkça birbirine bağlıyor.

Ateş altında müzakereler

Bu son turu ateşleyen İsrail'in Beyrut'a saldırısı bir yanlış değerlendirme değildi. Kasıtlı ve Netanyahu açısından mantıklı nedenleri olan bir seçimdi.

 Kurtarma ekipleri, Lübnan'da Beyrut’un güney banliyösünde gerçekleşen İsrail hava saldırısının hedef aldığı alanda çalışıyor, (Arşiv-Reuters)Kurtarma ekipleri, Lübnan'da Beyrut’un güney banliyösünde gerçekleşen İsrail hava saldırısının hedef aldığı alanda çalışıyor, (Arşiv-Reuters)

Netanyahu hiçbir zaman Trump'ın diplomatik sürecine tam olarak katılmadı. Oval Ofis'te Trump'ın karşısında oturduğu ve herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak İran'ın balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılmasını talep eden bir kırmızı çizgi sunduğu şubat ayından bu yana, İsrail ile ABD'nin hedefleri arasındaki çelişki tüm gözlemciler için aşikâr hale geldi. Trump, ara seçimlerden önce zaferini ilan etmesine, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ve ABD'nin dikkatini Ortadoğu'dan uzaklaştırmasına olanak tanıyan bir anlaşma istiyor. Netanyahu ise İran'ı kalıcı olarak zayıflatmak istiyor.

Herhangi bir anlaşmanın gerçek koşullarından uzakta, Netanyahu, ateşkes altında “iyi” bir anlaşmanın müzakere edilebileceğinden şüphe duyuyor. İsrail, Trump'ın da başkan olmadan önce söylediği gibi “İran'ın hiçbir zaman savaş kazanmadığının, ancak hiçbir müzakereyi de kaybetmediğinin” farkında. İslam Cumhuriyeti sabırlı ve Başkan Trump'ın savaşı bitirmek istediğini biliyor. Bu nedenle İsrail, nisan ayından bu yana gördüğümüz gibi gerginliklerle kesintiye uğrayan kaygılı bir sakinlik yerine, ateş altında yürütülen müzakereleri tercih etti.

Netanyahu seçimler yaklaşırken İran'ın İsrail'e yönelik bir saldırısını yanıtsız bırakma riskinin Trump'ı kızdırma riskinden daha büyük olduğunu da biliyor

İran ile savaşı sürdürmeden sürekli Hizbullah'ı hedef almak, Tahran üzerindeki baskıyı sürdürmenin bir yoluydu. Güç ve kabiliyetlerindeki gerilemeye rağmen Hizbullah, İran'ın en güçlü vekillerinden biri olmaya devam ediyor. 2024 savaşından önce kendisi sadece bir vekil değil, İran'ın İsrail'i caydırma gücünün temel dayanağıydı. O tarihten bu yana Hizbullah, gücünü yeniden inşa etmede daha doğrudan rol oynayan İran'ın yardımıyla yeniden silahlanma çabasına girdi.

Siyasi hesaplar

Lübnan'da savaşın sürdürülmesi kararının da siyasi hesaplara dayandığına şüphe yok. Ekim 2023'te Hizbullah Gazze'ye destek için kendi cephesini açmaya karar verdiğinde İsrail, kuzey sakinlerine onları bu tehditten kurtaracağına dair söz vermişti. 2024’teki çatışma bir başarı olarak görülüyordu, ancak bu başarı, Hizbullah'ın insansız hava araçlarının hâlâ İsrail'i tehdit etme kabiliyetine sahip olduğunu göstermesinin ardından 2026'da büyük ölçüde aşınmış oldu. Kuzeyin hüsrana uğramış sakinleri, Netanyahu'nun İsrail kamuoyunun bir kesimini İsrail'in bugünkü durumunun 6 Ekim 2023'tekinden daha iyi olduğuna ikna etmekteki başarısızlığını temsil ediyorlar.

Tahran'ın merkezindeki büyük bir reklam panosunda, merhum İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni ve Dini Lider Ali Hamaney'in resimleri sergileniyor, 8 Haziran 2026 (AFP)Tahran'ın merkezindeki büyük bir reklam panosunda, merhum İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni ve Dini Lider Ali Hamaney'in resimleri sergileniyor, 8 Haziran 2026 (AFP)

İran ile varılacak hayal kırıklığı yaratan bir anlaşma, bu izlenimi güçlendirebilir ve 7 Ekim'den sonra Bibi'den vazgeçen bazı sağcı seçmenlerin yaklaşan seçimlerde kendisine yeniden oy vermesini engelleyebilir. Bu aynı zamanda Trump ile Bibi arasındaki ilişkinin artık eskisi kadar güçlü olmadığına ve Washington'un bile sabrını ve devam etme gücünü kaybetmeye başladığına dair bir işaret de gönderecektir.

Bu nedenle Trump'ın 6 Haziran'daki “İşlerin nasıl yürüyeceğine Netanyahu karar vermiyor ve İran ile bir anlaşmayı kabul etmekten başka seçeneği olmayacak. Tüm kararları ben veriyorum, o değil” açıklaması çok etkili oldu. Bu, yakın geçmişte bir Amerikan başkanının İsrail başbakanına yönelik en doğrudan azarlamasıydı. Trump, Financial Times'a İsrail Başbakanının anlaşmayı kabul etmekten başka seçeneği olmayacağını söyledi. Ancak Netanyahu, Trump'ın nüfuzunun da sınırları olduğunu biliyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Amerikan Başkanı, bir iç politik bedel ödemeden en önde gelen bölgesel ortağını alenen küçük düşüremez ve Netanyahu 30 yılını Washington'da nasıl manevra yapılacağını öğrenmekle geçirdi.

Netanyahu, seçimler yaklaşırken İran'ın İsrail'e yönelik küstah saldırısını yanıtsız bırakma riskinin, Trump'ı kızdırma riskinden daha büyük olduğunu da biliyor. Bu argümanı doğrudan Trump'a sunmuş, Trump'ın buna açıkça karşı çıkan açıklamalarına rağmen Başkan’dan İsrail'in vereceği yanıtı kabul etmesini istemiş, aksi takdirde İsrail'in tek taraflı eylemiyle yüzleşeceğini söylemiş olabilir.

İran'ın tehlikeli mantığı

Dışarıdan bakıldığında İran'ın davranışları pervasız görünüyor. Ekonomisi tükenmiş durumda; yıllar süren ve savaş kargaşasının daha da şiddetlendirdiği yaptırımlar enflasyonu kriz seviyelerine iterken, Hürmüz Boğazı'ndaki çıkmazın etkileri ABD’de mortgage ve enerji piyasalarına da sıçradı. Şubat ayındaki harekâtı başlatan saldırılar Dini Lider Hamaney'i öldürdü ve hayatta kalan rejim, önceki rejimden daha kırılgan ve şüpheci. Peki, Tahran neden gerilimi tırmandırıyor?

Herhangi bir anlaşma sınırlı olacak ve savaşı tamamen sona erdirme ve gerçek müzakereleri belki de hiçbir zaman gelmeyecek ikinci bir aşamaya erteleme anlaşmasından ibaret olacaktır

Cevap İran'ın neyi engellemeye çalıştığında yatıyor. Reuters, 1 Haziran'da İran'ın sınırlı bir geçici anlaşma için baskı yaptığını bildirdi. İran, zenginleştirme konusunda geri dönülemez tavizler vermeden, nükleer meselenin ertelenmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesini istiyor. Rejimin tüm müzakere stratejisi, kolayca baypas edilemeyecek veya kendisine koşullar empoze edilemeyecek bir taraf olarak güvenilirliğini korumaya dayanıyor. Eğer İran, Lübnan'da Hizbullah'ı silahsızlandıracak ve İsrail güçlerinin Lübnan'ın güneyinde kalmasını sağlayacak bir ateşkes çerçevesini kabul ederse bu, Washington'a İran'ın gelecekte topraklarına yönelik herhangi bir saldırıya karşı birincil caydırıcı unsur olarak gördüğü vekil ağından tamamen vazgeçmeye zorlanabileceği mesajını verecektir.

İran'ın düzenlediği saldırıların ardından Eriha'nın eteklerinde yarısına kadar yere gömülmüş bir füze, 8 Haziran 2026 (AFP)İran'ın düzenlediği saldırıların ardından Eriha'nın eteklerinde yarısına kadar yere gömülmüş bir füze, 8 Haziran 2026 (AFP)

İran, Washington'daki rakibine göre risk konusunda daha iştahlı olmasına rağmen, ABD ablukasının eninde sonunda kendisine zarar vereceğini ve protestoların yeniden başlayabileceğini belki de biliyor. Aslında tansiyon yeniden yükselmeden önce bazı sınırlı protestolar görüldü.

Bundan sonra ne olacak?

Son dönemdeki gerginliklere rağmen Başkan Trump'ın hâlâ diplomasiden yana olduğu açık. Her ne kadar İsrail, belki de İsrail-Amerikan ilişkileri pahasına kendisine bir manevra marjı sağlamayı başarmış olsa da yine de Trump'ın isteklerini hesaba katması ve savaşın daha geniş çapta yeniden başlamasını istiyormuş gibi görünmemesi gerekiyor. Öte yandan İran, İsrail'in Beyrut’a yönelik saldırısına sert bir yanıt vermesine, Amerikan üslerini tehdit etmesine rağmen Amerikan güçlerini içine çekebilecek bir adım olabilecek Körfez'deki savaşı henüz yeniden başlatmadı.

Başka bir deyişle, yeniden uçurumun eşiğine gelmiş olsak da bir anlaşmaya giden yol hâlâ açıktır. Herhangi bir anlaşma sınırlı olacak ve savaşı tamamen sona erdirme ve gerçek müzakereleri belki de hiçbir zaman gelmeyecek ikinci bir aşamaya erteleme anlaşmasından ibaret olacaktır. Bu kesinlikle çatışma için sıkıntı verici ve istikrarsız bir son olacaktır. Ancak İran ve İsrail gerilimi artırmaya devam ederse bu süreç bile şimdi kapanma yolunda ilerliyor olabilir.

"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık
TT

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Ateşkeste silahların gölgesi: ABD ve İran yeni saldırılar yaparken müzakere kapısı yine de açık

Bölge, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geçtiğimiz nisan ayında varılan ateşkes anlaşmasından bu yana yaşanan en büyük askeri ve silahlı çatışmaya sahne olarak tehlikeli bir güvenlik dönüm noktasına girdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu bugün yaptığı açıklamada; Ürdün’deki bir ABD üssünü ve Körfez bölgesinde Kuveyt ile Bahreyn’i de kapsayan 21 hedefi vuran geniş çaplı saldırılar düzenlediğini duyurdu. Bu gerilim, ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınlarında İran içindeki hava savunma sistemlerini, yer kontrol istasyonlarını ve gözlem radar tesislerini hedef alan yoğun hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleşti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, "Savaş çığırtkanı Amerikan rejiminin" bugün sabaha karşı asılsız bahanelerle Cask, Sirik ve Keşm’deki çeşitli noktalara saldırılar düzenlediği, bunun sonucunda Sirik’teki bir iletişim kulesinin hasar gördüğü ve şehre ait iki su deposunun imha edildiği belirtildi. Açıklamada, bu "şer dolu hamleye" cevap olarak Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri unsurlarının gece saat 02:30’da Bahreyn’deki 5. Filo’yu insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığı belirtildi ve "şer odaklı eylemlerin" devam etmesi halinde "çok daha sert ve ağır cevaplar" verileceği uyarısında bulunuldu.

Trump: Bedelini ödeyecekler

Buna karşılık, söz konusu ABD saldırıları doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla gerçekleştirildi. ABC News’e konuşan Trump, yanıtın "çok güçlü olması gerektiğini" belirterek, İran'ın "bir anlaşma için müzakere etmeyi çok uzun süredir ağırdan aldığını" ve "şimdi bunun bedelini ödemek zorunda kalacağını" vurguladı.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise kuvvetlerinin İran'a karşı ABD Doğu Saati ile 17:00'de (TSİ 00:00) başlayan ve 21:00'den hemen önce tamamlanan "meşru müdafaa" saldırıları düzenlediğini açıkladı. Operasyonun, dün ABD Ordusu’na ait bir "Apache" tipi helikopterin düşürülmesine misilleme olarak yapıldığı belirtilirken; Amerikalı bir yetkili, Hürmüz Boğazı yakınlarında yaklaşık 20 İran hedefinin vurulduğu bilgisini paylaştı.

Tahran’dan diplomasi resti

Diplomatik tarafta ise İran Dışişleri Bakanlığı bugün, Tahran ile Washington arasındaki karşılıklı darbelerin ve İsrail'in Lübnan’da devam eden saldırılarının ardından ABD ve İsrail'i savaşı sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik süreci baltalamakla suçladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ateşkesin defalarca ihlal edildiği bir ortamda ABD ile yürütülen diplomatik çabaların "ilerleyemeyeceğini" belirterek şunları söyledi:

"Gece yaşananların ardından Washington ile yürütülen diplomatik süreci yeniden değerlendirmemiz gerekiyor... Herhangi bir diplomatik süreç, asgari düzeyde de olsa bir istikrar gerektirir."


İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
TT

İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)

Erika Solomon\Washington

İlk bakışta, İran'ın Lübnan'daki İsrail saldırılarına verdiği yanıt, yıkıcı bir bölgesel savaşı yeniden alevlendirme tehdidi taşıyan pervasız bir eylem gibi görünebilir. Ancak yeni yöneticilerinin stratejik değişimini yansıtan daha agresif bir yaklaşımın parçası olarak, İran açısından bu saldırılar gerekliydi. Onlar için savaştan çıkarılan ders, güçlü bir yanıtın hayatta kalmalarını ve hatta daha güçlü rakiplerine karşı kozlar elde etmelerini sağladığıydı.

Washington'daki Dawn Stratejik Çalışmalar Merkezi'nde İran uzmanı olan Omid Memarian, “İran güç göstermek ve gerilimi artırma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlamak istiyor” diyerek, “Gerekirse savaşı yeniden başlatmaya hazır oldukları mesajını veriyorlar” değerlendimesinde bulundu.

Son on yıldır İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney döneminde, ülke İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef almakta çok daha temkinli davrandı. İran, 2020'de ABD'nin en üst düzey askeri komutanlarından Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından Washington'a sınırlı yanıtlar vermekle yetinmişti. Yine geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında verdiği yanıtı, tamamen Katar'daki tek bir ABD üssünü hedef alan saldırılarla sınırlandırmıştı.

Son haftalarda İranlı yetkililer, ana müttefikleri olan Lübnanlı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik İsrail saldırılarına büyük ölçüde tahammül ettiler. Tahran, saldırıları eleştirmekle yetindi ve Hizbullah'ın nisan ayında Washington ile vardığı bölgesel ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiği konusunda uyardı. Ancak İsrail saldırıları Güney Lübnan ile sınırlı kaldığı sürece İran misilleme yapmadı.

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)

İran, İsrail'in saldırılarını Hizbullah'ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösüne doğru genişletmesi durumunda bu hesapların değişeceği konusunda da uyarıda bulundu. İsrail de pazar günü tam olarak bunu yaptı.

İran Dini Liderine danışmanlık yapan etkili bir organ olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Sadık Laricani, “İran'ın Lübnan'ı savunmak için yaptığı saldırı sadece askeri bir yanıt değil, stratejik bir doktrinin resmi duyurusuydu” ifadesini kullandı.

Laricani, “Direniş ekseninin herhangi bir bileşeni saldırıya uğrarsa, yanıt coğrafi sınırları aşacak ve bölgesel güç dengesini değiştirecektir” diyerek, Hizbullah da dahil olmak üzere müttefik silahlı örgütlerden oluşan bölgesel ağı tanımlamak için İran terimini kullandı.

İran, bu hamlelerle bölgesel müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Şarku’l Avsat için bu analizi kaleme alan Erika Solomon’a göre bu imaj, Tahran'ın 2024'te İsrail'in Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflatan ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ölümüne yol açan saldırılarına yanıt vermekten kaçınmasıyla bir önceki liderlik döneminde zarar görmüştü.

Şubat ayında başlatılan ve aralarında Hamaney'in de bulunduğu eski İran liderliğinin önemli bir bölümünün öldürülmesiyle sonuçlanan İran'a karşı ABD-İsrail savaşından bu yana, Tahran'daki yeni yöneticiler daha agresif davranmaya hazır olmalarını büyük bir başarı sayıyorlar.

Analistler, bu daha agresif yaklaşımın İran'ın sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı koymasını değil, aynı zamanda rakiplerine ekonomik zarar vermesini ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz taşıma yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol ederek stratejik bir baskı kartı elde etmesini sağladığına inanıyorlar.

İran'ın yeni liderleri ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın bu daha saldırgan stratejiye daha çok karşılık verdiğini gördüler. Nitekim geçen hafta İsrail'i Beyrut'a saldırmamaya ikna etti. Ardından, pazartesi günü, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik saldırıları ve İran'ın yanıtının ardından, yine her iki tarafa da saldırıları durdurma çağrısında bulundu.

Trump'ın açıklamalarının ardından, Devrim Muhafızları hemen saldırılarını durdurduğunu açıkladı, ancak İsrail'in güney Lübnan'a yönelik hava saldırılarına devam etmesi halinde -ki bu da neredeyse kesin görünüyor- saldırılara yeniden başlayabileceğini bildirdi.

Memarian bu tür saldırıların, İran'a Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiyi test etme fırsatı da verdiğine inanıyor.

“İsrail ve Amerikan hedefleri arasında bir uçurum olduğunun farkındalar” diyen Memarian, “Trump'ı İsrail'i dizginlemeye zorlamak istiyorlar” yorumunda bulundu.

Ancak Hizbullah'ı savunmak sadece bir test veya güç gösterisi ile ilgili değil. Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde İranlı güvenlik uzmanı Hamid Rıza Azizi'ye göre, “Tahran, Hizbullah'ın son savaş sırasında kuzey İsrail'e saldırmaya devam etme kabiliyetini, İran'a, saldırılarını petrol zengini Körfez komşularına odaklama alanı sağlamak için gerekli görüyor.”

Azizi, İsrail'in Hizbullah'ı daha da zayıflatmasına izin vermenin, Tahran'ın kaçınılmaz olarak gördüğü gelecekteki herhangi bir çatışmada İran için askerî açıdan maliyetli olacağını ifade etti.

İran ayrıca, Washington ile çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışırken, İsrail’in saldırılarda bulunmasını, Tahran'ın son savaş sırasında elde ettiği stratejik kazanımları sessizce zayıflatmayı amaçlayan bir ABD-İsrail stratejisinin parçası olarak gördüğü için yanıt vermeyi gerekli gördü.

Haftalardır ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere sessizce eşlik ediyor. Birçok analist bunu, ABD'nin küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve aynı zamanda İran'ın gemilerine uyguladığı ablukayı sıkılaştırarak İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabası olarak tanımlıyor. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma çabalarının da bu stratejinin bir parçası olduğundan endişe ediyor.

Azizi, İranlıların, ABD ve İsrail'in “ateşkesi, İran'ın bu savaş sırasında kazandığı etkiyi zayıflatacak şekilde sahadaki gerçekleri yeniden şekillendirmek için kullandığına” inandığını söyledi.

İran'ın güçlü bir şekilde karşılık vermeye hazır olması, aynı zamanda Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sonbahardaki ara seçimler öncesinde derinleşen küresel ekonomik krizle karşı karşıya olan Trump'ın başka bir büyük ölçekli savaşa girmeyeceğine ne kadar inandığını da gösteriyor.

Cenevre'deki Lisansüstü Enstitüsü'nde İran uzmanı olan Farzan Sabit, “Trump'ın savaşa gireceğini düşünmüyorlar” dedi. “Ama girse bile, işleri kontrol altına alabileceklerinden oldukça eminler” diye de ekledi.


İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
TT

İran, Ortadoğu’da “yeni denklem” kuruyor: “ABD ve İsrail köşeye sıkıştı”

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)
7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan bir fotoğraf karesinde, İran'ın bilinmeyen bir yerden İsrail'e fırlattığı füze, (Reuters)

ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmalar son günlerde tekrar alevlenirken, Ortadoğu kalıcı bir krize doğru sürükleniyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) dünkü açıklamasında AH-64 Apache tipi helikopterin devriye sırasında Umman kıyıları yakınlarında düştüğü, iki mürettebatın kurtulduğu bildirilmişti.

Bunun ardından ABD ordusu, gece geç saatlerde İran'ın güney bölgelerine saldırı düzenledi. İran da başta Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD üsleri olmak üzere Körfez ülkelerindeki 20'ye yakın hedefe misilleme yaptı.

CNN'in analizinde, İran'daki yeni yönetimin, ABD ve İsrail'e yönelik misillemeleriyle seleflerinin kaçındığı riskler almaya hazır olduğunu gösterdiği yazılıyor.

İran ordusu, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına karşılık pazar akşamı İsrail'e füze fırlamıştı. İsrail de ABD Başkanı Donald Trump'ın uyarılarına rağmen İran'ın Tahran, Tebriz ve İsfahan gibi bazı kentlerine saldırılar düzenlemişti.

Analizde, Tahran'daki yeni nesil kadronun bu tür misillemelerle "stratejik bir sabır göstermek yerine risk alıp İran'ın askeri, ekonomik ve bölgesel etkisini kullanarak Ortadoğu'daki gelişmeleri şekillendirmek" istediği ifade ediliyor.

Washington'ın eski Ortadoğu müzakerecilerinden Aaron David Miller, "İranlılar şu anda hem İsraillileri hem de ABD'yi köşeye sıkıştırdı. Risk almaya hazırlar" diyor.

İsrail istihbaratından eski İran uzmanı Danny Citrinowicz de Tahran yönetiminin, İsrail'in sadece İran'a değil bölgede desteklediği örgütlere saldırmasını engelleyecek "yeni bir denklem" oluşturmaya çalıştığını söylüyor.

İran Meclisi ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dünkü açıklamasında diplomasiyi tercih ettiklerini fakat ABD ve İsrail'le başa çıkmak için "başka seçeneklerin de masada olduğunu" belirtti.

Diğer yandan 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatan Trump ve İsrail lideri Binyamin Netanyahu, Tahran'da hedeflediği rejim değişikliğini gerçekleştiremedi.

BBC'nin analizinde, Trump ve Netanyahu'nun Ortadoğu'yu şekillendirme projesinin geri teptiğine, bölgenin "uzun, yıpratıcı ve kalıcı bir krize" sürüklendiğine dikkat çekiliyor.

Netanyahu'nun, ABD Başkanı'nın desteğiyle bölgedeki güç dengelerini değiştirmekte başarısız olduğu belirtiliyor. Trump ise ocak ayında baskın düzenlediği Venezuela'daki gibi bir operasyonla işin içinden çıkabileceğini düşünürken yanıldı.

Analizde ayrıca İran'ın, ABD'yle anlaşma için İsrail'in Lübnan'a saldırıları durdurmasını şart koşmasının da önemli bir stratejik adım olduğu vurgulanıyor.

Trump ve Netanyahu'nun tarihin en eski derslerinden birini öğrendiği ifade ediliyor:

İnsanlar savaş sanatını ve lanetini keşfettiğinden beri, liderler bir savaşı başlatmanın, onu kesin bir zaferle sona erdirmekten çok daha kolay olduğunu anlamıştır.

Independent Türkçe, Press TV, CNN, BBC