Sudan'da silahlı hareket liderlerinden orduya destek açıklamasıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4677321-sudanda-silahl%C4%B1-hareket-liderlerinden-orduya-destek-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1
Sudan'da silahlı hareket liderlerinden orduya destek açıklaması
Sudan'da hükümetle 2020'de barış anlaşması imzalayan silahlı hareketlerden Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan Kurtuluş Hareketi, orduyla nisan ortasından beri çatışan Hızlı Destek Kuvvetlerine (HDK) karşı olduklarını açıkladı
Sudan'da silahlı hareket liderlerinden orduya destek açıklaması
(AA)
Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ve Darfur Bölgesi Başkanı Mini Arko Minawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi, "Cuba Barış Anlaşması'nı İmzalayan Hareketler-Darfur Hattı" adıyla düzenledikleri basın toplantısı sonrası ortak bildiri yayımladı.
Bildiride "Hartum'dan Kurdufan'a, ardından Darfur'a kadar uzanan savaş, genişleyerek Sudan'ın diğer bölgelerini de içine aldı ve ülkenin bölünmesi kapıya dayandı. Bu nedenle HDK milisleri, ona bağlı yabancı milisler ve paralı askerlerin yürüttüğü ülkeyi parçalama ve bölme projesine karşı durma kararı aldık." ifadeleri kullanıldı.
Savaşla Sudan'ın tüm bileşenlerinin ortadan kaldırılmak istendiği değerlendirmesi yapılan bildiride, "HDK milislerinin ihlalleri, silahsız vatandaşların ırk temelinde öldürülmesi ve Hartum ve Darfur'un farklı şehirlerinde uydurma suçlar bahanesiyle tehlikeli gözaltı merkezleri açılması şeklinde arttı." denildi.
Bildiride, "İnsan haklarının açıkça ihlal edilmesi nedeniyle tarafsızlıktan ayrıldığımızı ilan ediyor, bu milislerin gerçekleştirdiği ihlalleri şiddetle kınıyor ve bu uygulamalara karşı güçlü direnişimizi ilan ediyoruz." ifadeleri yer aldı.
"Sudan'a karşı yürütülen savaşta HDK'ye destek veren bazı bölge ülkelerine" Sudan'ın işlerine bariz müdahalelerini durdurmaları çağrısında bulunulan bildiride, derhal kalıcı bir ateşkesin sağlanması, Sudan'ın egemenliği ve birliği dikkate alınarak Sudanlı tarafların geliştireceği çözümün desteklenmesi gerektiği vurgulandı.
Ordu Komutanı Burhan'ın görevden aldığı isimlerden bildiriye itiraz
Ulusal basında yer alan haberlere göre, 3 Kasım'da Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan tarafından Egemenlik Konseyi üyeliği görevinden alınan Sivil Demokratik Güçler Oluşumu Başkanı el-Hadi İdris ve Sudan Kurtuluş Güçleri İttifakı lideri Tahir Hacer ile Hayvancılık Bakanlığı görevinden alınan Sudan İttifakı Başkan Yardımcısı Hafız İbrahim Abdunnebi bildiriye itiraz etti.
Kendilerinin de Cuba Barış Anlaşması'na imza atan Darfurlu Silahlı hareketlerin içinde yer aldığını ifade eden İdris, Hacer ve Abdunnebi, söz konusu bildirinin kendilerini bağlamadığını bildirdi.
Sudan'da Aralık 2018'de hayat pahalılığı nedeniyle başlayan halk ayaklanması sonucunda 30 yıllık Ömer el-Beşir iktidarı devrildikten sonra oluşan hükümet, Ekim 2020'de silahlı gruplarla Güney Sudan'ın başkenti Cuba'da barış anlaşması imzalamıştı.
Silahlı hareketler, savaşın başında tarafsız olduklarını iddia etseler de bir kısmı orduya, bir kısmı da HDK'ye yakın görüntü verdi.
Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimlerhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5327008-washington-ile-tahran-aras%C4%B1ndaki-diyalo%C4%9Fu-ilerletmek-i%C3%A7in-b%C3%B6lgesel-giri%C5%9Fimler
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
Tahran, dün Washington ile müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, iki ülke arasındaki diyaloğun ilerletilmesi amacıyla yürütülen bölgesel girişimlerle eş zamanlı geldi. İran hükümeti sözcüsü Fatıma Muhacerani, “Mantık, diyalog yolunu seçmemizi gerektiriyor; ancak hiçbir koşulda haklarımızdan taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanması amacıyla temas ve ziyaretlerin sürdüğünü belirtti. Sözcü, istikrarı hedeflediği sürece Mekke İttifakı da dahil olmak üzere bölge ülkelerinin ortaya koyduğu her türlü girişimi Katar’ın desteklediğini belirtti.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin füze sanayisiyle yakın bağlantıları ile tanınan Mehrdad Ahlaki Kitabçı’yı savunma bakanlığı görevine aday gösterdi. Diğer yandan İran Parlamentosu, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi hakkında, dini liderin onayı olmaksızın ABD tarafıyla temas kurduğu iddiasıyla soruşturma talebinde bulundu.
Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koyduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5327001-%C2%A0uydu-g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCleri-i%CC%87srail%E2%80%99-hedef-ald%C4%B1%C4%9F%C4%B1-i%CC%87ran-n%C3%BCkleer-tesisindeki-faaliyetlerin
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
TT
TT
Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
“Vantor Technologies” şirketinin geçen eylül ve bu ekim ayında çektiği yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, Tahran’ın kuzeydoğusunda bulunan ve İsrail’in “Yükselen Aslan” operasyonu sırasında ortaya çıkarıp hedef aldığı nükleer silah geliştirme tesisi “Min Zedayî”de faaliyetlerin belirgin şekilde yeniden başladığını gösterdi.
Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’tan aktardığı habere göre saldırının, yer altı tesislerinin yanı sıra çok sayıda binanın da imha edilmesine yol açtığı bildirildi.
İsrail gazetesine göre söz konusu bilgiler, Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nün yayımladığı bir raporda yer aldı.
Son uydu görüntüleri, bölgede kapsamlı temizlik çalışmasının tamamlanmasının ardından tesis çevresinde araç hareketliliğinin yeniden düzenli hale geldiğini gösterdi. Çalışmalar kapsamında enkaz ve molozlar kaldırılırken, tepenin yamacında meydana gelen hasarlar da onarıldı.
Mart 2026’da saldırıya uğrayan bölgelerden birinde ise toprağın tesviye edilmesi ve taşınmasına yönelik çalışmaların sürdüğü görülüyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim tarihini takvimden silebilme imkânına sahip olsaydı, bunu bir an bile gecikmeden yapardı. Zira bu tarih, hayatını ve çevresindeki pek çok kavramı altüst eden bir lanet oldu. Yıllar geçtikçe tekrarlanan bu tarih, ortadan kaldırılması için ilahi bir mucizeye ihtiyaç duyduğu bir dizi lanetin üst üste binmesine dönüştü.
Üç yıl önce o gün, gökyüzü başına yıkıldı. Saat 06.40’ta uykusundan uyandırıldığında, yani Hamas’ın güneydeki İsrail yerleşimleri ve askeri mevzilerine yönelik saldırısının başlamasından 11 dakika sonra, kendisine olayın haber verilmesiyle ne olduğunu anlamlandıramadı. İlk ayrıntılar aktarıldığında, Gazze’ye götürülen çok sayıda ölü, yaralı ve esir bulunduğu bilgisi karşısında psikolojik bir şok yaşadı. Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit’in yayımladığı tanıklıklarda, o saatlerde Netanyahu’yu yakından gören kişilerin, “Netanyahu’nun alt çenesi düşmüş gibiydi, yüzü solgundu, çok az konuşuyordu ve davranışlarına bir miktar saplantı ve hezeyan hâkimdi” ifadelerine yer verildi. Netanyahu, Hamas liderlerini kastederek, “Bunu neden yaptılar?” diye soruyordu.
Saldırıdan dört gün sonra Netanyahu ile görüşen Gadi Eisenkot da onu hayal kırıklığına uğramış ve şaşkın bir halde gördüğünü söyledi.
Kendini ‘Gazze’yi silmeye’ adadı
Pratikte Netanyahu, saldırının püskürtülmesi ve buna misilleme yapılması konusundaki devlet yönetimini orduya ve diğer güvenlik birimlerine bıraktı. Kamuoyunun karşısına çıktığında yaptığı açıklamalar ise bu komutanlardan duyduklarını adeta papağan gibi tekrarlamaktan ibaretti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, o gün sabah saat 06.30’da evden çıkmak üzereyken eşinin kendisine “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunu, kendisinin de “Gazze’yi baştan sona silmeye” yanıtını verdiğini anlattı. Bu ifade zamanla bir eylem planına, ardından da ordu ve İsrail devletinin tamamı için yeni bir askeri doktrine dönüştü. Netanyahu ise bunu siyasi bir dile çevirmeye başladı.
Hükümetin başarısızlığı konusunda bağımsız soruşturma talep eden kurban ailelerinin bir araya geldiği Ekim Konseyi’nin bir üyesi, Knesset önünde Netanyahu’nun kolaj halindeki bir fotoğrafını kaldırıyor. (Reuters)
Ancak İsrail televizyonu Kanal 12’de yayımlanan Uvda programında gazeteci Ilana Dayan’ın hazırladığı araştırmaya göre ilk tepkiler paniğe işaret ediyordu. Araştırma, Netanyahu’nun o aşamadaki en önemli kaygısının 7 Ekim’deki başarısızlıktan sorumlu tutulmaktan kaçınmak olduğunu ortaya koydu. Dayan, Netanyahu’nun yardımcısı Eliezer Feldstein’in ifadelerine yer verdi. Feldstein, saldırının ilk günlerinde Netanyahu’nun durumunu ‘paniğe kapılmış’ ve ‘son derece hayal kırıklığına uğramış’ olarak nitelendirdi. Netanyahu, olayın kapsamlı stratejik boyutuna odaklanmak ve buna uygun talimatlar vermek yerine medya ekibine ‘ilk ve doğrudan görev’ olarak, medya fırtınasını derhal kontrol altına alacak ve siyasi sorumluluktan kaçınmasını sağlayacak bir plan hazırlama talimatı verdi. Netanyahu’nun öfkeyle, haberlerde hâlâ başarısızlıktaki kişisel sorumluluğundan söz edilip edilmediğini sorduğu aktarıldı.
Uyanış anı
Netanyahu’nun kişiliğini yakından takip eden birçok kişi, onu kişisel hayal kırıklığından çıkaran şeyin ekibinde ve kendisine yakın bakanlarda gördüğü hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor. Bunun ardından Netanyahu adeta saldırgan bir aslana dönüştü. Kamuoyunun kendisini ve ekibini içine düştükleri zayıflık haliyle görmesinden ve bunun sonucunda görevden alınmasını talep etmesinden korktu. Bunun üzerine ekibine, “Bu psikolojiden çıkın. Hakkımızda (yani benim hakkımda) ne yazdıklarını okuyun ve onlara cevap verin. Burada korkunç şeyler yazılıyor; bunun yerine orduyu ve istihbaratı suçlayın” diye seslenmeye başladı.
Böylece hükümetin siyasi söylemi, askeri liderleri görevlerini yerine getirmemekle ve nöbette uyumakla suçlama çizgisine oturdu. Buna göre askeri liderler, Hamas’ın saldırıya geçmesinden önce istihbarat toplama ve örgütün saldırısını engelleme görevlerini yerine getirmemişti. Güvenlik kurumları ise kendilerini savunmaya çalıştı. Sorumluluğun bir bölümünü kabul ederek kurum içi soruşturmalar yürüttü, bazı yetkilileri cezalandırdı ve bu kurumların tüm başkanları istifa etti. Bunlar arasında orduda Herzi Halevi, Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve çok sayıda general bulunuyordu.
İsrail kamuoyunda, ordunun ve diğer güvenlik kurumlarının başarısızlıktan gerçekten sorumlu olduğu yönünde bir kanaat bulunuyor. Ancak kamuoyu aynı zamanda Netanyahu’nun da sorumluluk üstlenmesini istiyor. Netanyahu ise bunu reddediyor. Bununla da kalmayarak, yaşananları soruşturmak üzere bir yargıç başkanlığında resmi bir soruşturma komisyonu kurulmasına dahi karşı çıkıyor. Netanyahu, eşi Sara’nın çeşitli medya görüşmelerinde ifade ettiği üzere, kendisini ‘Tanrı’nın doğru zamanda İsrail halkına bahşettiği ilham veren lider’ olarak görmeye devam ediyor.
Derin uyku
Bugün Netanyahu, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan genel seçimleri siyasi ve medya çevrelerinin ifade ettiği gibi İsrail halkı açısından değil, kendisi açısından kader niteliğinde görüyor. 7 Ekim ise bu meselenin merkezinde yer alıyor. Tarihi geride bırakmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen siyaset, medya, akademi ve devletin derin yapısı içindeki çok sayıdaki rakibi, kamuoyuna bu tarihi hatırlatmakta ısrar ediyor.
Rakiplerinin yönelttiği suçlamalarla artık doğrudan yüzleşmeye başlayan Netanyahu, “Beni yarım saat önce uyandırsalardı sonuç farklı olurdu” diyor. Ben Caspit ise 8 Eylül 2026’da bu konuda şöyle yazdı: “Bugün, ‘Beni uyandırsalardı her şey tamamen farklı olurdu’ demeye cesaret ediyor. Ancak gerçekte şunu söylemek mümkün: O gece gerçekten uyandırılmış olsaydı hiçbir şey değişmezdi. Hiçbir şey.”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara, Kudüs’te 7 Ekim saldırısının kurbanlarını anma töreninde (AP)
Bu sonuca ulaşmak zor değil. Ne yazık ki o gece kimse Netanyahu’yu uyandırıp Hamas’ın güneye yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı başlatmaya hazırlandığını ve 6 bin militanın engelleri aşarak yerleşimleri ve askeri üsleri ele geçireceğini söyleyemezdi. Çünkü bunu onlar da bilmiyordu. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir istihbarat ve operasyon başarısızlığıydı. Bundan sorumlu olan tüm yetkililer sorumluluğu üstlendi ve istifa etti.
Aslında söz konusu kişiler onu haftalar ve aylar boyunca uyarmaya çalışmıştı. Kim uyarmadı ki? Genelkurmay Başkanı onu uyarmaya çalıştı, ancak Netanyahu bunu dinlemek istemedi. AMAN’ın başkanı kendisine üç mesaj gönderdi, fakat Netanyahu bunları okumak istemedi. Liron Megid’in ifadesiyle, “Burada bir abartı var” diyordu. Avigdor Lieberman onu uyardı, Yair Lapid uyardı. Savunma Bakanı Yoav Gallant onu uyandırmaya çalıştı. Gadi Eisenkot ise Netanyahu’ya bir mektup göndererek durumun Yom Kippur Savaşı’nın arifesindekinden daha tehlikeli olduğunu söyledi. Hiçbir girişim sonuç vermedi. Şimdi ise Netanyahu, o sabah kendisini uyandırmadıklarından şikâyet ediyor. Oysa çalıştırılmamış hiçbir alarm zili yoktu. Uyanmak istemeyen ise kendisiydi.
Kader belirleyici seçimlerde bir engel
Netanyahu, seçmenleri kendi bakış açısına ikna edeceğine ve seçimleri kazanacağına inanıyor. Kendisine ve ekibine, “Seçimleri kazanmalıyım. Kazanmamamın hiçbir faydası yok. Buna izin verilemez. Bu çok tehlikeli” diyor. Bununla kastettiği, seçimi kaybetmesi halinde ilk olarak resmi bir soruşturma komisyonu kurulacak olması. Netanyahu, tarafsız bir soruşturmanın başarısızlıktaki rolünü tüm boyutlarıyla ortaya çıkaracağını kendisinden ve soruşturmacılardan daha iyi biliyor. Çünkü güvenlik kurumlarını Hamas’a milyonlarca doları çantalar içinde aktarmayı kabul etmeye zorlayan kişi oydu. Ayrıca “Hamas bir hazine. Onun sayesinde ve güçlü kalmasını sağlayarak bir Filistin devletinin kurulmasını engelliyoruz” diyen de Netanyahu’ydu. Hatta bu görüşü hükümetindeki en aşırı isimlerden biri olan Bakan Bezalel Smotrich’e bile kabul ettirdi.
Ramallah yakınlarındaki er-Rants kasabasında, Filistinlilere ait bir zeytinlikte duran Filistinli bir çiftçinin arkasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim afişleri görülüyor. (AFP)
Netanyahu iktidardan düşerse, halihazırda devam eden yolsuzluk davasının yanı sıra yolda olan denizaltılarla ilgili başka bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya kalacak. Buna, 7 Ekim’deki başarısızlıklardaki rolü nedeniyle üçüncü bir davanın eklenmesi de mümkün. Bu durumda akıbeti hapis olabilir. Bu nedenle Netanyahu, seçimlerin ertelenmesine yol açacak bir savaş başlatmak anlamına gelse bile, bu tehlikeyi önlemek için elinden gelen her şeyi yapacak.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة