Biden’ın Süveyş Savaşı’ndan alacağı dersler

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images
TT

Biden’ın Süveyş Savaşı’ndan alacağı dersler

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images

Sami Moubayed

23 Ekim 1956’da o dönemde Soğuk Savaş’ta Doğu Kampı’na ait ve siyasi olarak da Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yoğun öğrenci gösterileri patlak verdi.

Macaristan’da komünist yönetimden kurtulmak talebiyle yapılan gösteriler 12 gün sürdü. Ardından Sovyet ordusu, gösterileri bastırmak için askerî müdahalede bulundu ve 4 Kasım’da işler normale döndü.

Gösteriler, ABD’yi şaşırtmıştı. ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı Başkanı Alan Dulles, bu gösterileri ‘mucize’ olarak nitelerken, Başkan Dwight Eisenhower da Macar halkının ‘özgürlüğe ve demokrasiye’ dair gerçek arzusunu yansıttığını söyledi. Macaristan’da bu uluslararası kriz yaşanırken, 1956 yılının fırtınalı sonbaharında Mısır’a karşı üçlü bir saldırının başladığı 29 Ekim gününde ikinci bir savaş patlak verdi.

xsdferg
Sovyet nüfuzuna karşı çıkan Macar devrimciler (Getty Images)

Başkan Eisenhower, İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefiklerin en meşhur askerî liderlerinden biriydi ve 1953 yılından beri bir süper güç olan devletin başkanı olarak Macaristan’ın işgalini kınayıp da Birleşik Krallık’ın, Fransa’nın ve İsrail’in Mısır’a yönelik işgaline göz yumamayacağını düşünüyordu. Onun o zamanki tavizsiz tutumu, bugün halefi Başkan Joe Biden’ın Ukrayna’da Rus savaşına karşı çıkan, ama İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik son savaşının arkasında tüm siyasi ağırlığıyla duran konumuyla bir kıyaslama yapma ihtiyacı hissettiriyor.

Sürpriz unsuru

Kimileri, Biden’ın tutumunu Kasım 2024’te ülkesinde yapılacak başkanlık seçimleriyle ilişkilendirdi ve Beyaz Saray’daki kalışını uzatmak için Yahudi seçmenlerin oyunu kazanma çabası olarak gördü. Ancak aynı zorluk ondan önce Dwight Eisenhower’ın da karşısına dikilmişti. Nitekim Süveyş Kanalı, 1956 yılında ABD başkanlık seçimleri haftasında çıktı, ancak bu durum Eisenhower’ı İsrail’e karşı sert ve tavizsiz bir duruş sergilemekten alıkoymadı.

Eisenhower, Sovyetler Birliği’nin tehditlerine karşı temkinli davranıp bunları ‘kabul edilemez’ gördü, ancak söz konusu üçlü saldırıyı da aynı şekilde ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirdi

İsrail ordusu, askerî tatbikatlar yapıyor ve bunların ekim ayında Mısır, Suriye ve Ürdün arasında imzalanan ortak bir savunma anlaşmasına karşılık olduğunu söylüyordu. Mısır’a karşı savaş kararı ise Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’ın temmuz ayında Süveyş Kanalı’nı millileştirmesine bir tepki olarak geldi. 24 Ekim’de Paris yakınlarındaki Sevr banliyösünde Fransa Dışişleri Bakanı Christian Pineau’nun, İngiliz mevkidaşı Selwyn Lloyd’un ve İsrail Başbakanı David Ben-Gurion ile Genelkurmay Başkanı Moshe Dayan’ın katılımıyla gizli bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’a millileştirme kararının geri çekilmesi gerektiğine dair sert bir uyarıda bulunmaya karar verildi. Ancak Abdunnasır’ın bunu reddedeceğinden, bunun üzerine onların da onu oradan zorla çıkarmak için ona karşı savaş başlatacaklarından eminlerdi. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, bu ortak uyarıyı ‘kaba ve kabul edilemez’ buldu. Rus lider Nikolay Bulganin’in Mısır’ı, ‘gerçekleştiği takdirde’ bu saldırıdan korumak için şiddete başvurma tehdidinde bulunmasının ardından Sovyetler Birliği’nin tepkisinden de çok çekiniyordu. Bulganin, Fransa, Birleşik Krallık ve İsrail hükümetlerinin liderlerine bir mektup göndererek, üçüncü bir dünya savaşıyla tehdit etmiş ve şöyle demişti: “Saldırganın başını ezme ve Ortadoğu’ya barışı geri getirme konusunda çok kararlıyız.”

Eisenhower, Sovyetler Birliği’nin tehditlerine karşı temkinli davranarak, bunları ‘kabul edilemez’ buldu. Ancak söz konusu üçlü saldırıyı da aynı şekilde ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirdi. Bilindiği üzere bu üçlü saldırıya katılanlar, onun yakın geçmişte, yani İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’daki Nazi ordusunu bozguna uğratmak için iş birliği yaptığı müttefikleriydi. Danışmanlarına şöyle dedi: “Onlar (Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail) bizimle koordineli hareket etmediler.”

Beyaz Saray’dan yapılan bir açıklamada ABD Başkanı’nın, saldırıyı ‘basın haberlerinden’ öğrendiği belirtildi.

Bırak, başlarının çaresine baksınlar

John Foster Dulles, bu üç ülkenin Washington’daki elçileriyle temas kurmaya çalıştı, ancak onlar onunla bir araya gelmekten kaçınarak, temsilcilerini gönderdiler. Bu arada Eisenhower da Ben-Gurion’a öfkeli bir mektup gönderdi. Ben-Gurion cevabında, ülkesinin, Abdunnasır ve diğer Arap ülkeleri tarafından kendisine geçirilen ‘demir tasmayı’ kırdığını ifade etti.

Eisenhower; Teksas, Oklahoma ve Tennessee eyaletlerinde yapılması planlanan konuşmalarını iptal etti ve yardımcısı Richard Nixon’dan seçim kampanyasının geri kalanında kendisini temsil etmesini istedi. Kendisi de Dulles, Savunma Bakanı Charles Wilson ve Silahlanma Müdürü Arthur Flemming ile açık toplantılara giriyordu. Eisenhower, Flemming’e şöyle dedi: “Mısır’da bu operasyonu kimler başlattıysa sorunlarını da kendileri çözmeleri lazım. Bırakın başlarının çaresine baksınlar.”

Philadelphia şehrindeki son seçim konuşmasında Eisenhower, “ABD yasaları karşısında ikinci sınıf vatandaş anlayışını kabul etmiyoruz” dedi. Süveyş Savaşı’nı da “İlkelerimiz için bir sınav” sözleriyle değerlendirdi ve gerek Mısır’a karşı yaklaşımlarında müttefiklerden gerekse Macaristan’a karşı yaklaşımlarında Sovyetlerden gelsin, haksız güce karşı ‘şerefli yolu’ izlemeye karar verdiğini vurguladı. Seçim konuşmasında ayrıca şu ifade de yer aldı: “Ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada da zayıflar için bir yasa, güçlüler için de ayrı bir yasa benimsememiz mümkün değil. Bize karşı çıkanlar için bir kanun, bizimle ittifak kuranlar için başka bir kanun olmaz. Sadece tek bir yasa olmalı. Aksi takdirde dünyada barış olmaz.”

Ardından Dulles’tan Birleşik Krallık Başbakanı Anthony Eden’e bir mektup yazmasını istedi. Mektupta şu ifadeler yer alıyordu: “Tüm İslam alemini düşman haline getirecek bu planda herhangi bir iyi yan görmediğimi söylemeliyim.” Daha sonra telgrafı göndermemeye karar verdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Şükri el-Kuvvetli’nin Abdunnasır’a vekaleten Moskova’yı ziyaret edip, “Hitler’i hezimete uğratan Kızıl Ordu nerede?” diyerek Sovyetlerden askerî yardım istemesinin ardından Sovyetlerin tutumunun netleşmesini bekledi.

31 Ekim’de İngilizler, Mısır’ın ikmal yollarını yağmalamaya başladılar ve Kahire’nin kuzeydoğusundaki Almaza Hava Üssü’ndeki yüzlerce savaş uçağını imha ettiler.

dfergt
Sovyet lider Josef Stalin’in devrilmiş heykelinin yanındaki Macar devrimciler (Getty Images)

Süveyş Kanalı tamamen kapatıldı ve İsrail ordusu Sina’ya doğru yürümeye devam etti. Bunun üzerine The New York Times gazetesi, “Washington Kontrolü Kaybediyor” başlıklı bir makale yayımlayarak, şu ifadelere yer verdi: “ABD, güvenlik bölgelerinde kontrolünü kaybetmeye başladı. ABD Başkanı bugünden sonra barışın hamisi sıfatıyla konuşamaz.”

Demokrat aday Adlai Stevenson, Eisenhower’ı itibarsızlaştırmak için Süveyş Savaşı’nı kullandı ve New York şehrinde yaptığı seçim konuşmasında dört kez Mısır Savaşı’na atıfta bulunarak “Rus komünistler bugün Ortadoğu’da, çarların yüzyıllardan beri peşinde koştukları bir konum elde ettiler” dedi. Ortadoğu’da yaşananlardan da Eisenhower yönetimini sorumlu tuttu.

Eisenhower, Dulles’ın Birleşik Krallık’a ve Fransa’ya yaptırım uygulama fikrine karşı çıkmasını garipsedi ve bir süper güç tarafından kullanılıyorsa yaptırım silahının tüm saldırganlara karşı uygulanması gerektiğini söyledi

Başkan’ın talebi üzerine Dulles, Deniz Harekâtı Komutanı Amiral Arleigh Burke ile görüşerek, ona Mısır’a yönelik üçlü saldırıyı durdurup durduramayacağını sordu. Burke bu soruya, “Sayın Bakanım, onları durdurmanın tek yolu var, o da yoğun bir şekilde bombalamak” cevabını verdi. Dulles, başka bir yolu olup olmadığını sorunca da Burke, başını sallayarak, “Hayır… Tehdit edeceksek, ateş etmeye hazır olmalıyız” dedi. Altıncı Filo, yüksek alarm haline getirildi. Ancak filonun komutanı, ABD’nin gerçek düşmanının kim olduğu konusundaki kafa karışıklığını gizlemedi: Dün İkinci Dünya Savaşı’nda müttefik olanlar mı? Yoksa Sovyetler Birliği’nin müttefiki Mısır ve onun devlet başkanı mı?

İsrail’e yaptırım

Askerî çözüm ihtimalinin dışlanmasının ardından Eisenhower, 1 Kasım 1956’da Birleşmiş Milletler’e (BM), Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail güçlerinin geri çekilmesini ve Süveyş Kanalı’nın uluslararası seyrüsefere açılmasını talep eden bir ateşkes kararı tasarısı sunulmasını emretti. Dulles’a “Sabah erkenden… kapıları açılır açılmaz… Ruslar varmadan önce” Genel Kurul’a gitmesi emredildi. Ayrıca üç müttefikine ekonomik yaptırımlar uygulamayı da uzun uzun düşündü. Dulles, yaptırımın sadece İsrail’e uygulanmasını, bunun da ‘hafif’ ve zararsız olmasını önerince Başkan, ona öfkeyle tepki gösterdi ve şöyle dedi: “Allah onları kahretsin! Foster, onlara söyle, BM’ye gideceğiz ve bu saldırıyı durdurmak için her şeyi yapacağız. Bizi bu şekilde aldattılar ya, hiçbir şey onları kurtaramaz.”

Eisenhower, Dulles’ın Birleşik Krallık’a ve Fransa’ya yaptırım uygulama fikrine karşı çıkmasına şaşırdı ve bir süper güç tarafından kullanılıyorsa yaptırım silahının tüm saldırganlara karşı uygulanması gerektiğini söyledi. Ancak ABD’nin karar tasarısı, BM’ye gönderilmeden önce Washington’daki Ulusal Güvenlik Ofisi’ne sunuldu. Dulles, bu tasarıyı sunup, gerekliliği konusunda herkesi ikna etme işini üstlendi ve şu ifadeleri kullandı: “ABD, BM’de bu girişime liderlik etmezse Sovyetler bunu illaki yapacak.”

Ekonomik baskı

Bu noktada Başkan’ın danışmanlarından biri olan Harold Stassen müdahale etti ve üç ülkeden hiçbirini kınamaksızın bir ateşkes sağlanmasını önerdi. Bu önerisini sunarken, her ne kadar kararı ‘büyük bir hata’ olsa da Birleşik Krallık’ın halen ABD’nin ‘ana müttefiki’ olduğunu hatırlattı ve ABD’nin gerçek düşmanının halen Sovyetler Birliği olduğunu söyledi.

Eisenhower, Mısır’a yönelik askerî saldırısını durdurması yönünde Birleşik Krallık’a baskı yapmak için ülkesinin ekonomik ağırlığını kullanmaya karar verdi

Dulles, ABD’nin karar tasarısını sunmak üzere BM’ye yönelirken, Eisenhower, müttefiklerine baskı yapmak için bir yedek plan hazırlamaya başladı ve Dışişleri Bakanı’na şöyle dedi: “Sadece onlardan bunu talep etmek ve onlara ‘Lütfen ateşi kesin’ demekle ateşkesi sağlayamayız.”

csdfegrt
1956’da Süveyş’te bir tankın üzerinde bir İngiliz askeri (Getty Images)

Birleşik Krallık hükümetinin büyük mali sıkıntılar yaşadığını biliyordu ve bunu Ocak 1956’da Washington’a gerçekleştirdiği son ziyaretinde bizzat Eden’den duymuştu. Ayrıca İngiltere’de Süveyş Savaşı’na yönelik büyük halk muhalefetinin ve Londra sokaklarında saldırının durdurulmasını talep eden yoğun gösterilerin artan hızının da farkındaydı. Hatta Londra gazetelerinin çoğu, savaşa karşıydı. Aynı şekilde köklü Oxford Üniversitesi profesörleri de dahil olmak üzere pek çok entelektüel ve kanaat önderi, hükümetlerine hitaben bir açıklama yayınlayarak, üçlü saldırının Eden hükümetinin düştüğü ‘ahlaki bir hata’ olduğunu belirttiler. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı, Londra’da Muhafazakâr Parti’nin düzenlediği bir etkinliğe katıldığında göstericiler onu ‘savaş çığırtkanı’ sloganıyla karşıladı.

sdef
1956’da Süveyş’te Fransız askerler (Getty Images)

Barışçıl tüm çabalar başarısız olunca Eisenhower, Mısır’a yönelik saldırısını durdurması yönünde Birleşik Krallık’a baskı yapmak için ülkesinin ekonomik ağırlığını kullanmaya karar verdi ve Arapların petrol silahına ve boykota başvurması halinde müttefiklere yapılan petrol sevkiyatını durdurma niyetini açıkladı. Birleşik Krallık, Süveyş Savaşı’nın ilk iki gününde rezervlerinden yaklaşık 50 milyon dolar kaybetmiş ve mali dengeyi korumak için o dönemde dolara bağlı 2,80 seviyesindeki para birimini devalüe etmeyi düşünmek zorunda kalmıştı. Birleşik Krallık güçleri Mısır’a inince döviz piyasasında sterline yönelik spekülasyonlar hız kazandı ve Birleşik Krallık Hazine Bakanı Harold Macmillan, Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) acil yardım talep etti. Ancak Eisenhower yönetimi, buna itiraz etti ve talebe karşılık vermedi. Hatta Eisenhower, Anthony Eden’e üçlü saldırıyı durdurma konusunda ne kadar ciddi olduğunu göstermek için ABD Hazine Bakanlığı’na devlet tahvillerinin bir kısmını sterlin cinsinden satmaya hazırlanması talimatını bile verdi.

Kral Suud bin Abdülaziz, Birleşik Krallık’a ve Fransa’ya petrol yasağı uygulanmasını emredince Eisenhower, sözüne sadık kaldı ve Mısır’a yönelik saldırıyı durdurmadıkları sürece bu iki ülkeye taviz vermeyi ve destek olmayı reddetti. Bundan birkaç saat sonra, Kahire saatiyle sabah saat tam 2’de Süveyş Kanalı’ndaki çatışmalar sona erdi. Tarih 6 Kasım 1956’ydı, yani ABD’de sandıkların açıldığı gün.

Eisenhower, ikinci kez başkanlığı kazanmıştı. Eisenhower, o dönemde seçim günü İsrail’e ve müttefiklerine baskı yapma cesareti gösterebildiyse Biden da önümüzdeki seçimlerden önce aynı şeyi yapabilir.

*Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.