Elon Musk neden antisemitizmle suçlandı?

Elon Musk antisemitizmle suçlanıyor. / Fotoğraf: Reuters
Elon Musk antisemitizmle suçlanıyor. / Fotoğraf: Reuters
TT

Elon Musk neden antisemitizmle suçlandı?

Elon Musk antisemitizmle suçlanıyor. / Fotoğraf: Reuters
Elon Musk antisemitizmle suçlanıyor. / Fotoğraf: Reuters

Tarık eş-Şami

Biden yönetiminin ABD'de Yahudi ve Müslümanlara yönelik nefreti azaltmak için girişimlerde bulunduğu bir dönemde, dünyanın en zengin adamı Elon Musk'ın, sahibi olduğu X platformunda (eski adıyla Twitter) “güçlü Yahudi örgütlerinin Yahudi karşıtı teorileri desteklediğini” söylemesiyle büyük bir kriz patlak verdi. Dev teknoloji ve medya şirketleri, X platformundaki reklamlarını geçici olarak durduracaklarını duyurdu. Beyaz Saray da Musk'ı ırkçı nefreti teşvik ettiği iddiasıyla kınadı.

Peki Musk ve Yahudi örgütleri arasında tekrarlanan anlaşmazlığın nedeni nedir? Musk neden uzun süredir antisemitizmle suçlanıyor? Her geçen gün yeni bir aşamasını gördüğümüz bu savaşın kaderi ne olacak?

Musk'ın antisemitizmle suçlanması ilk değil

Sosyal medya platformu X (eski adıyla Twitter), elektrikli otomobil şirketi Tesla ve uzay roketi şirketi SpacaX’in sahibi Elon Musk'ın antisemitizmle yani Yahudi düşmanlığı ile suçlanması ilk kez olmuyor. Zira Musk'ın Yahudi karşıtı komplo teorilerini güçlendirme konusunda uzun bir geçmişi var.

Musk 2018'de şöyle bir tweet attı: “Sizce basının sahibi kim?” Bu tweetinden sonra Yahudilere atıfta bulunmak ve Yahudi aleyhtarı olmakla suçlandığında sadece ‘güçlü insanlardan’ bahsettiğini söyledi.

Başka bir olayda Musk, ünlü rapçi Kanye West'in Yahudi nefretini yansıttığı düşünülen tartışmalı yorumlarına rağmen sosyal medyaya dönüşünü memnuniyetle karşıladı.

Hamas ile İsrail arasındaki çatışmanın başlamasıyla birlikte ABD medyası, Musk'ı X platformunun kullanıcılarına, Yahudi karşıtı hesapları takip etmelerini tavsiye etmekle ve savaşla ilgili yalanları teşvik etmekle suçladı. Ayrıca, Washington Post gazetesinin açıklamasına göre, X platformunun kendisi de şüpheli veya skandal niteliğinde bilgiler yayınlıyordu. Ancak Musk, tanıtımını yaptığı ve her birinin 600 binden fazla takipçisi olan iki hesabına yanıtlarını bıraktı ve bu da onların uluslararası sahnede görünürlüğünü artırdı. Ayrıca ana akım medyayı suçlamaya devam ederek kullanıcılara bunun yerine X platformuna güvenmelerini söyledi.

sathyju7
Elon Musk'ın geçtiğimiz Çarşamba günü yayınladığı gönderi bazıları için kırmızı çizgilerin aşılması oldu. / Fotoğraf: AFP

Günler sonra Musk'ın Gazze Şeridi'ndeki uluslararası akreditasyona sahip yardım kuruluşlarına Starlink uydu iletişim ağının hizmetlerini sunması İsrail'i kızdırdı. Musk, Podcast sunucusu Lex Friedman ile yaptığı röportajda, İsrail ile Hamas arasında barışa giden alternatif bir yol çağrısında bulundu. İsrail'in Gazze halkına yardım etmesinin aslında terör örgütü olarak nitelendirdiği Hamas'ın niyetlerini boşa çıkaracağını söyleyen Musk, İsrail'i bu cinayetin Gazze'de gelecek nesillerde şiddete yol açacağı konusunda uyardı.

Yinelenen suçlama

Ancak Musk'ın geçtiğimiz Çarşamba günü yayınladığı gönderi bazıları için kırmızı çizgilerin aşılması oldu. Çünkü onun yoruma katılımı başka kişilerin de dahil olduğu bir dizi mesajın üçüncüsüydü. Kendini Güney Florida'dan muhafazakâr bir Yahudi olarak tanımlayan kişinin ilk gönderisi, antisemitizmi kınayan bir videoydu ve gönderide şu ifade yer alıyordu: “Söyleyecek bir şeyin varsa neden yüzümüze söylemiyorsun?”

İkinci kişi daha sonra eski Fox News spikeri Tucker Carlson tarafından sıklıkla desteklenen ‘Büyük İkame Teorisi’ olarak bilinen komplo teorisi hakkında birkaç paragraf yorum yapmak için araya girdi. Musk, bu kişinin “Yahudiler, insanlardan kendilerine karşı kullanmayı bırakmalarını istedikleri nefreti tam da beyazlara karşı kullanıyor” paylaşımına “Gerçekleri söyledin” şeklinde yanıt verdi

Şiddetli tepkiler

Ancak teknoloji milyarderinin bu yorumu, bazı Yahudi liderlerin ve ABD'nin Apple, IBM, Disney, Discovery, Warner Bros, Paramount Global, NBC Universal gibi dev teknoloji, medya ve eğlence şirketlerinden bir grup büyük reklamcının şiddetli tepkileriyle karşılaştı. Bunların hepsi, bir tür ceza olarak X platformundaki reklamlarını geçici olarak durdurmaya karar verdi. Bu, büyük reklam verenler tarafından Musk'ın bir yıldan fazla bir süre önce satın aldığı platforma vurulan güçlü bir darbeydi. X’in içinde bulunduğu durum, gelirinin çoğunu kaybeden site için ticari bir zorluk teşkil ediyor.

Musk bu eylemlere, kullanıcıları X platformunun reklam içermeyen premium hizmeti Premium Plus’a katılmaya davet ederek yanıt verdi ve kullanıcılara şunları söyledi: “Birçok büyük reklamcı, ifade özgürlüğü hakkınıza en çok zulmeden kişilerdir.” Buna karşı en güçlü eleştiri, Yahudi karşıtlığıyla mücadelede uzmanlaşmış Hakaretle Mücadele Birliği'nin (ADL) CEO'su Jonathan Greenblatt'tan geldi. Greenblatt “Yahudi karşıtlığının ABD'de patladığı ve dünya çapında yükseldiği bir dönemde, Musk’ın nüfuzunu Yahudi karşıtı teorileri desteklemek için kullanmasının tehlikeli olduğunu” iddia etti. Diğer yandan Connecticut Üniversitesi'nden sosyolog Matthew Hughey, X'te yaklaşık 163 milyon takipçisi olan Musk'ın paylaşımlarının gerçek dünyadaki diğer kişilerin eylemleri üzerinde gerçek bir etkiye sahip olabileceği konusunda uyardı.

Beyaz Saray da sürece müdahil oldu

Bu anlaşmazlıkla ilgili tartışmalar tırmanırken Beyaz Saray, Musk'ın Yahudi karşıtı ve ırkçı nefreti teşvik etmesini, ABD’lilerin temel değerlerine aykırı olduğunu düşünerek kınadı. Beyaz Saray Sözcüsü Andrew Bates, 2018 yılında Pittsburgh, Pensilvanya'daki Hayat Ağacı Sinagogu'nda yaşanan toplu katliama atıfta bulunarak, ABD tarihinin en ölümcül antisemitizm eyleminin ardındaki iğrenç yalanı tekrarlamanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Söz konusu olayda, Yahudi karşıtı ‘beyaz soykırım’ komplo teorisine inandığını ifade eden silahlı bir kişi, 11 Yahudi’yi vurarak öldürmüştü.

Ancak Musk ile Biden yönetimi arasındaki çatışma tanıdık. Geçen yıl Biden, Musk'ın ifade özgürlüğünü yeniden sağlamak için satın aldığını söylediği Twitter'ı satın almasıyla ilgili federal bir soruşturma yapılması çağrısında bulunmuştu. Musk, platformu satın aldıktan sonra, Biden’in oğlu Hunter Biden'ın dizüstü bilgisayarında yer alan ve Joe Biden'ı ailesinin yabancı iş anlaşmalarıyla ilişkilendiren belgeler hakkındaki New York Post raporlarını sansürleme kararıyla ilgili dahili dosyalar yayınladı.

Bir tepki biçimi olarak Biden, 2021'de Tesla'nın ABD'deki elektrikli araçların çoğunu satmasına rağmen diğer elektrikli otomobil üreticilerini tanıtmak için Beyaz Saray'ın avlusunda düzenlenen bir tanıtım etkinliğinden Tesla'yı hariç tuttu.

Komplo teorisinin doğası

Yahudilerin Batılı ülkelere yasa dışı azınlıklar getirerek bu ülkelerdeki beyaz çoğunluğu azaltmak istediklerini öne süren Yahudi karşıtı komplo teorisi, çoğunlukla nefret grupları tarafından benimseniyor. Bu, 2018'de Pittsburgh'da 11 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan katil Robert Bowers'ın son yazılı sözlerinde de yankılanan komplonun aynısı. Ayrıca sosyal medyada, kendini mültecilere yardım etmeye adamış kâr amacı gütmeyen bir Yahudi kuruluşunun, göçmenleri kastederek işgalcileri getirmeyi sevdiğini iddia eden bir gönderi de var.

Musk daha sonraki gönderilerinde görüşlerini açıklamış ve beyazlara yönelik nefretin tüm Yahudi topluluklarını kapsadığına inanmadığını yazmış olsa da, daha sonra beyaz karşıtı ırkçılığı desteklediğini iddia ederek ADL'ye işaret etti.

Büyük İkame Komplo Teorisi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Yahudi gruplar, Musk'ın orijinal gönderisindeki açıklamayı, destekçilerinin beyaz üstünlüğüne, yabancı düşmanlığına ve göçmenlere karşı düşmanlığa inandığı Yahudi karşıtı bir komplo teorisi olan Büyük İkame Teorisi olarak bilinen bir inançla karşılaştırdı. Söz konusu teori, beyaz insanların yerini göçmenlerin, Müslümanların ve diğer beyaz olmayan insanların aldığını varsayıyor. ABD'nin en büyük Yahudi gazetesi The Jewish Chronicle'a göre komplo, özellikle bu değişen demografiyi organize etmek için elitleri ve Yahudileri suçluyor.

Fransız Renaud Camus, Büyük İkame adlı komplo teorisini üretti ve bu teoriyi 2011 yılında ‘Grand Remplacament’ (Büyük İkame) adlı kitabında yayınladı. O zamandan bu yana bu teori, özellikle Ulusötesi Beyaz Kimlik Kuşağı adlı bir grup ve onun sosyal medya hesapları aracılığıyla Avrupa'da orman yangını gibi yayıldı.

Yahudi sorunu

Musk'ın X platformu hakkındaki önceki yorumu, tarihsel olarak Yahudi karşıtı görüşleri benimsediği bilinen hesaplar tarafından hoş bir haber olarak ve Yahudi sorunu konusunda kendileriyle yaptığı anlaşmanın teyidi olarak kutlandı. Bu, onlarca yıldır Yahudi karşıtları tarafından kullanılan ve Yahudilerin toplumdaki rolüyle ilgili olduğu için bazen ‘Yahudi sorunu’ olarak anılan bir terim. Bu ifadeye sıklıkla Yahudilerin medyayı, bankaları, siyaseti ve ekonomiyi kontrol ettiği yönündeki komplolar eşlik ediyor.

ADL'ye göre, ‘Yahudi sorunu’ 19. yüzyıldan beri var olan bir fikirdir ve Yahudilerin toplumda bir sorun teşkil ettiği yönünde yanlış bir iddiada bulunmaktadır. Hatta, Nazi Almanyası'ndaki liderler Holokost'u “Yahudi sorununun nihai çözümü” olarak görüyorlardı.

Yahudi sorunu, orantısız sayıda Yahudi’nin toplumda güçlü roller üstlendiği bahanesiyle defalarca gündeme getiriliyor. Yahudiler, ABD nüfusunun yalnızca yüzde üçünden azını oluşturmalarına rağmen siyasi kurumlarda, sivil toplum kuruluşlarında, küresel ekonomik kurumlarda, Hollywood'da, medya kurumlarında, borsada, banka mülkiyetinde ve büyük şirketlerde önemli ölçüde mevcutlar.

Musk, ADL'yi ve diğer örgütleri fiili olarak beyaz karşıtı ırkçılığı, Asya karşıtı ırkçılığı veya her türlü ırkçılığı teşvik ettiğini iddia ederek eleştirdi. Ayrıca ADL'nin Batı'nın çoğunluğuna haksız yere saldırdığını, çünkü kendilerine asıl tehdidi oluşturan azınlık gruplarını eleştiremediklerini iddia etti.

Musk ve birçok Yahudi örgütü arasındaki bu savaşların tekrarlanmasıyla birlikte, savaşın sonunun açık kalması için tünelin sonunda bir ışık görünmüyor. Musk, fırtına geçene kadar daha sakin pozisyonlar alarak kendisine yöneltilen eleştirileri hafifletmeye çalışsa da kendisine yönelik antisemitizm suçlaması devam ediyor.



Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
TT

Eritre Devlet Başkanı Afwerki, Afrika Boynuzu'ndaki karmaşık durumun ortasında Sudan'la yakınlaşıyor

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)
Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'e uzanan güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor (Sudan Egemenlik Konseyi Facebook sayfası)

Mina Abdulfettah

1990'ların başlarında, Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki ile Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir arasındaki ilişkiler, yeni kurulan seküler Eritre devleti ile Beşir ve Hasan et-Turabi liderliğindeki Sudan'daki yükselen İslamcı rejim arasındaki ideolojik farklılıklar nedeniyle erken dönemde gerginliklere tanık oldu.

Eritre 1993 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Asmara, Hartum'u ‘Eritre'deki İslamcı muhalefet gruplarını desteklemekle’ suçladı. Afwerki, Beşir rejiminin nüfuzunu sınırlamak için bir strateji kapsamında, ABD'nin dolaylı desteğiyle, o dönemde Etiyopya ve Uganda'yı da içeren bölgesel bir eksen içinde Sudanlı muhalefet gruplarını kucaklayarak yanıt verdi.

Sudan'da 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesiyle birlikte, bu eğilim daha yoğun bir aşamaya girdi ve her iki tarafın da çalkantılı bölgesel denklemdeki konumlarını yeniden tanımlamaya yönelik karşılıklı hamlelerle karakterize oldu. Eritre tarafında Asmara, Sudan ordusu ile doğrudan iletişim kanallarını sürdürmeyi ve kendisini sınır dengelerini kurmada gerekli bir aktör olarak sunmayı amaçlayan siyasi ve güvenlik kanalları aracılığıyla Doğu Sudan ve Kızıldeniz kıyılarındaki varlığını pekiştirmeye yöneldi. Bu süreç, 29 Kasım 2025'te Eritre cumhurbaşkanının, savaşın patlak vermesinden bu yana Sudan'a yaptığı ilk ziyaretinde, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın daveti üzerine Port Sudan'ı ziyaret etmesiyle doruğa ulaştı. Bu ziyaret sadece protokol gereği değil, Asmara’nın Sudan askeri otoritesine desteğini teyit etmek ve çatışmadaki gelişmeleri, Kızıldeniz'deki güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel düzenlemelerin geleceğini tartışmak için hassas bir zamanda gerçekleşti.

Öte yandan Sudan, iç baskıların ve dışa açılımın yaşandığı bir dönemde bölgesel ortaklar çemberini genişletmek amacıyla Eritre'ye yöneldi. Bu eğilim, 2024 yılından bu yana Asmara'ya yapılan çeşitli resmi ziyaretlere de yansıtıldı. Bu ziyaretler arasında, koordinasyon kanalları kurmayı amaçlayan güvenlik ve siyaset toplantıları da yer alıyor. Bunların en sonuncusu, Sudan Maliye Bakanı Cibril İbrahim ve Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Halid el-Aysar'ın ziyaretleri oldu. Son ziyaret de bu bağlam da gerçekleşti ve iki ülke arasındaki ilişkiyi, kriz yönetiminden daha düzenli bir iş birliği çerçevesine dönüştürmeyi amaçlayan kademeli bir açılımın uzantısı olarak gerçekleşti.

Çift tonlu yaklaşım

Afwerki, Sudan'ı güvenlik, meşruiyet ve nüfuzun kesiştiği önemli bir destinasyon olarak gördü. Çıkarlarına göre gerektirdiğinde yakınlaştı, güç dengesi başka bir yöne kaydığında ise mesafesini korudu. İlişkinin ilk yirmi yılında, Hartum'a yönelik söylemleri, Sudan'ın bölgesel ağırlığını kabul etmekle Afrika Boynuzu'ndaki etkisini sınırlamak için sistematik çabaları birleştiren ikili bir üsluba sahipti.

Bu bağlamda, bu yaklaşımın açıklayıcı aşaması, Asmara'nın Sudan muhalefetine sığınak haline gelmesiyle ortaya çıktı. Bu, komşu ülkelerin iç çekişmelerini bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek için bir araç olarak kullanmaya dayanan daha geniş bir yaklaşımın parçasıydı.

Bu gidişat, 2018 yılında, birden fazla belirgin nedeni olan sessiz bir krizin patlak vermesiyle önemli bir zirveye ulaştı. O yıl, gerginlikler, Mısır-Sudan ilişkilerinin kötüleştiği bir dönemde Eritre'nin Mısır ile yakınlaşması ve Hartum'un insan kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle sınırdaki askeri varlığını güçlendirme kararıyla bağlantılıydı.

Ancak, o dönemde sızan bilgiler daha derin bir tablo çizdi ve Hartum'un, Beşir'i devirmeyi ve Washington'ın yaklaşımlarına daha uygun görülen bir alternatifi desteklemeyi amaçlayan siyasi düzenlemeleri destekleme çabaları hakkında güvenilir bilgilere sahip olduğunu gösterdi.

Sudan’ın eski Devlet Başkanı Beşir’in yardımcılarından Korgeneral Bekri Hasan Salih bu mesajları Asmara'ya iletti ve değiştirilmeden geri döndü. Bu da ilişkilerin ciddi bir soğukluk dönemine girmesine neden oldu. Bu soğukluk, sınırın kapatılması ve Eritre için önemli bir ekonomik can damarı olan gayri resmi ticaretin dondurulmasıyla kendini gösterdi. Cibuti, Etiyopya ve Yemen ile gerginliklerle çevrili olduğu bir dönemde, alternatif bölgesel ortaklara olan ihtiyacı daha da derinleşti.

Beşir’in düşüşü ve Sudan'da savaşın patlak vermesinden sonra Afwerki kartlarını yeniden düzenledi ve bölgede potansiyel bir arabulucu olarak kendini göstermeye başladı, ancak politikaları uzlaşmaktan çok dengeleri yönetmeye yakındı. Asmara, güvenlik ortamındaki parçalanmayı fırsat bilerek Sudan'ın doğusunda ve Kızıldeniz kıyısında varlığını güçlendirmek için Sudan askeri yönetimi ile ilişkilerini pekiştirmeye başladı. Bu aşamada Afwerki, savaşı Eritre’nin bölgesel güvenlik denklemlerinde önemli bir aktör olarak konumunu yeniden tesis etmek için bir fırsat olarak gören ihtiyatlı bir ortak tavrı benimsedi.

Jeopolitik denklem

Eritre Devlet Başkanı İsaias Afwerki, iki ülkenin sınırlarının ötesinde Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'in derinliklerine uzanan bir güvenlik denkleminin temel taşı olarak Sudan'a güveniyor. Bu bahiste Sudan, sadece sorunlu bir komşu olarak değil, aynı zamanda Eritre'nin bölgesel parçalanma konusundaki beka korkularının yoğunlaştığı ve son derece değişken bir bölgesel sistemde yeniden konumlanma fırsatlarının şekillendiği stratejik bir alan olarak da görünüyor. Uzun soluklu bir ölüm-kalım savaşı bağlamında siyasi deneyimini kazanan Afwerki, istikrarı en yüksek değer, merkezi kontrolü ise devletin hayatta kalması için temel koşul olarak görüyor.

Bu açıdan bakıldığında, Sudan'a yaklaşımı ‘sıkı bir güvenlik mantığıyla yönetilse bile, güçlü bir devlet, silahlı çoğulculuğa ve sınır ötesi güç mücadelelerine açık bir devletten daha tercih edilebilir’ şeklindeki açık bir ilkeye dayanıyor. Dolayısıyla, son yıllarda, ideolojik önyargılardan değil, ordunun siyasi varlığın birliğini korumanın ve Sudan'ın karmaşık müdahaleler gerektirecek bir boşluk haline gelmesini önlemenin en yetkin garantörü olduğu hesaplarına dayanarak Sudan ordusunu destekleme eğiliminde oldu.

Afwerki, Etiyopya ile olan karmaşık ilişkisinden de faydalanıyor. Asmara ile Addis Ababa arasında 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasının ardından iki ülke arasında yakınlaşma yaşanmış olsa da, bu yakınlaşma çıkarlar açısından ihtiyatlı ve dengeli bir nitelik taşıyor. Burada Sudan, Etiyopya'nın ağırlığını dengeleyebilecek coğrafi derinlik ve çok sayıda gücün çekiştiği bir bölgedeki güç dengesini kontrol edebileceği bir arena olmak üzere çift kat değer kazanıyor. Eritre ile çıkarları kesişen, uyumlu bir Sudan, Afwerki'ye bölgesel güç dengesinde stratejik bir koz sağlar ve ülkesinin siyasi ve güvenlik açısından kuşatılma olasılığını sınırlayacaktır.

Diğer yandan bu riskli girişim Mısır, Türkiye ve Körfez ülkelerinin çıkarlarının kesiştiği Kızıldeniz'e de uzanıyor. Afwerki, bu koridorun artık sadece küresel ticaretin arterlerinden biri olmadığını, aynı zamanda nüfuz ve askeri konumlanma için rekabetin yaşandığı bir sahne haline geldiğini biliyor. Bu ortamda Sudan, Eritre’ye coğrafi büyüklüğünün ötesinde bir ağırlık kazandıran ve yıllarca süren izolasyonun ardından konumunu güçlendiren bölgesel anlaşmalara girmesini sağlayan bir bağlantı noktası gibi görünüyor.

Böylece, Afwerki’nin Sudan üzerine oynadığı bahis, sağlam istikrara yönelik uzun vadeli bir yatırım olarak somutlaşıyor. Güçlü merkezi devleti bölgesel güvenliğin garantisi olarak gören Eritre Devlet Başkanı’na göre istikrarlı bir Sudan, siyasi geçişin cazibesine karşı devletin hayatta kalmasını önceliklendiren ve güvenliği jeopolitik denklemin merkezine yerleştiren bir vizyon içinde, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki güç dengesini yeniden şekillendirmede vazgeçilmez bir ortak.

Yaklaşımdaki karmaşıklıklar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Afrika Boynuzu’nun derinliklerinde tarih, coğrafya ve siyaset, basit varsayımlarla durumu değerlendirenlerin kavrayamayacağı karmaşık bir ağ içinde iç içe geçti. Burada askeri hesaplamalar yeterli değildir ve merkezi devletin tek başına bir emniyet supabı görevi görebileceği düşüncesi yanlış. Bu çerçevede Afwerki'nin Sudan'a yaklaşımı, bu bahsi hayal edilenden daha az uygulanabilir kılan dört karmaşıklıkla çevrili gibi görünüyor. Bu karmaşıklıkların ilki, bölgesel çatışmanın çok kutuplu doğasıdır. Afrika Boynuzu artık ikili dengelerin arenası değil, aktif bir uluslararası varlığın yanı sıra bölgesel çıkarların kesiştiği bir alandır. Bu durum, askeri üslerin ve çelişkili güvenlik anlayışlarının bir arada var olduğu Kızıldeniz'de açıkça görülüyor. Böyle bir senaryoda, savaşa dahil olan her dış güç bir uzlaşma sağlamak yerine kendini yeniden konumlandırma fırsatı bulduğundan, belirli bir Sudanlı tarafa destek vermek, nüfuz oyununda ek bir unsur haline geliyor.

İkinci karmaşıklık, Sudan coğrafyasının parçalanmasında kendini gösteriyor. Savaş artık bir ordu ile paralel bir güç arasındaki çatışma değil, Darfur’dan Sudan'ın doğusuna uzanan bir dizi alt çatışmadan oluşan bir ağa dönüştü. Yerel grupların yükselişi ve altın, kaçakçılık ve sınır geçişleri etrafında gelişen savaş ekonomisi, başkentin mantığına tabi olmayan güç merkezleri ortaya çıkarıyor. Bu ortamda, karar alma sürecinde birliği sağlayabilecek merkezi bir kuruma güvenmek, gücün silah ve kaynakların bulunduğu coğrafyaya dağılmış olduğu bir gerçeklikle çelişen bir kumardır.

Üçüncü karmaşıklık, ekonomi ile güvenlik meselelerinin örtüşmesiyle ortaya çıkıyor. Bugün Sudan, sadece siyasi açıdan sorunlu bir ülke değil, aynı zamanda sınır ötesi ağlar tarafından kontrol edilen ekonomik açıdan parçalanmış bir ülke. Libya ve Çad üzerinden altın kaçakçılığı yapılan rotalar ve Afrika Boynuzu üzerinden silah kaçakçılığı yapılan rotalar, bu çatışmayı daha geniş bir bölgesel çıkarlar sisteminin parçası haline getirdi. Böyle bir bağlamda, askeri istikrarı desteklemek bu ağların ortadan kaldırılmasına yol açmayabilir, aksine onlara daha organize bir biçimde kaosu yeniden üreten yeni bir örtü sağlayabilir.

Dördüncü karmaşıklık ise sosyal ve insani boyutta yatıyor Ülke içinde ve dışında milyonlarca yerinden edilmiş Sudanlı, Darfur ve Kordofan eyaletlerinin yanı sıra doğudaki sosyal dokunun parçalanması, devlet kavramının yeniden kurulamadan önce aşınmaya başladığı bir gerçeklik yarattı. Somali deneyimi bölgenin hafızasında halen tazeliğini koruyor. Sudan artık ordusu ve müttefikleri olan, ancak iktidara anlam katan toplumu kaybeden bir devletten ibaret. Bu bağlamda, ulusal uzlaşma olmadan güvenlik istikrarı, kırılgan bir yapının sağlam bir cephesi gibidir.

Bu dört karmaşık durum göz önüne alındığında, Afwerki'nin Sudan üzerine oynadığı bahisin, sadece mantıkla yönetilmeyen bölgesel ortamla açıkça çeliştiği görülüyor. Afrika Boynuzu, çıkarların, kimliklerin ve kaynakların birbiriyle iç içe geçtiği bir alan. Bu yüzden, ilk bakışta her ne kadar dikkatli hesaplanmış görünse de tek taraflı bahisler aşınmaya karşı savunmasız kalıyor.

Gidişatın öngörülmesi

Öngörüler, Eritre rejiminin doğasına özgü zihinsel ve siyasi yapıya dayanıyor. Afwerki, tarihi olarak, dış ilişkilerin büyük uzlaşmalar için açık bir alan olarak değil, sıkı iç güvenliğin bir uzantısı olarak yönetildiği, egemen izolasyon ve kasıtlı kapanmaya dayalı bir yaklaşımı benimsiyor. Bu bağlamda, Sudan ile yakınlaşma senaryosu, Hartum'un izleyeceği siyasi yolun doğasına bağlı bir olasılık olarak ortaya çıkıyor.

Kriz, Batı başkentlerinde formüle edilen ve ABD’nin çizdiği çerçevelerle yönetilen uluslararası bir çözüme doğru ilerlerse gidişat, Afwerki'yi ya güvenmediği bir denklemde ikincil bir rol kabul etmek ya da on yıllardır retoriğinin merkezinde yer alan bağımsız karar verme mantığını korumak için bir adım geri atmak arasında stratejik bir ikilemle karşı karşıya getirir. Böyle bir durumda yakınlaşma sınırlı hale gelir, dar güvenlik kanalları tarafından yönetilir ve geniş bir siyasi ortaklıktan uzaklaşır.

Ancak Sudan'da, uluslararası tavanların düşük olduğu, yerel dengeler ve sınırlı bölgesel destekle yönetilen bölgesel bir uzlaşma temelinde daha kapalı bir formül ortaya çıkarsa, Afwerki kendini siyasi mantığına daha uygun bir ortamda bulur. Burada, karşılıklı güvenlik çıkarları, sınır kontrolü ve hassas konuların uluslararası dikkatlerden uzak bir şekilde yönetilmesine dayalı bir ilişki kurulması üzerine bahis yapabilir. Bu tür bir yakınlaşmanın, gerçekleşmesi halinde, dış baskılara daha az bağımlı bir Sudan rejiminin oluşmasıyla kademeli olarak inşa edileceğinden, iki ila beş yıllık bir zamana ihtiyacı var.

Bu denklemdeki belirleyici faktör, ikili ilişkilerin niteliğinden ziyade Sudan'daki uzlaşmanın niteliği olmaya devam ediyor. Afwerki, Hartum'u sadece sorunlu bir komşu olarak değil, daha geniş bir denklemin test alanı olarak görüyor. Peki, açık uluslararası çözümler modeli mi galip gelecek, yoksa dış etkilerden uzak, kapalı çevrelerde krizlerini yöneten bir devlet modeli mi devam edecek? Yakınlık ve uzaklık arasındaki mesafe bu soru çerçevesinde belirlenir ve ilişkinin siyasi takvimi şekillenir.

Bu manada, Afwerki'nin Sudan ile izleyeceği yol hakkındaki tahminler, iki ülke arasındaki ilişkinin bir ön habercisi olmaktan ziyade, onun yönetim felsefesinin bir yorumu haline geliyor. Egemenliğin tarihi kaygılarla iç içe olduğu Afrika Boynuzu’nda ittifaklar, yalnızca acil çıkarlar üzerine değil, bölge ülkelerinin liderlerinin dünya düzeninin doğası, bu düzenin sınırları ve büyük güçlerin nüfuz alanlarına açılmanın bedeli hakkındaki algıları arasındaki uyum derecesine de dayanıyor.


2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)
TT

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)

Şarku'l Avsat'ın  Henley Pasaport Endeksi’nden aktardığı en güncel verilere göre 2026’nın öne çıkan pasaportlarını derlendi. Endeks, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) özel verilerini kullanıyor.

CNN, “Ülkeler arasında sınırsız seyahat ve sınır kontrollerinde hızlı geçiş söz konusu olduğunda, bazı pasaportlar diğerlerinden çok daha fazla ayrıcalığa sahip” yorumunda bulundu.

Endekse göre ilk üç sıradaki pasaportlar Asya ülkelerine ait: Singapur birinci, Japonya ve Güney Kore ise ikinci sırada yer aldı.

Singapur vatandaşları, endeksteki 227 ülke ve bölgeden 192’sine vizesiz giriş yapabiliyor. Japonya ve Güney Kore vatandaşları ise 188 ülkeye vizesiz giriş hakkına sahip.

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin aynı puanı alan ülkeleri aynı sırada değerlendirdiğini belirterek, beş Avrupa ülkesinin üçüncü sırayı paylaştığını aktardı: Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre; her biri 186 ülkeye vizesiz giriş sağlayabiliyor.

Dördüncü sırada tamamen Avrupa ülkeleri bulunuyor: Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda ve Norveç (185 ülke).

Beşinci sırada 184 ülkeyle Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer aldı.

Altıncı sırayı Hırvatistan, Çekya, Estonya, Malta, Yeni Zelanda ve Polonya paylaşırken, Avustralya, Letonya, Lihtenştayn ve Birleşik Krallık yedinci sırada yer aldı.

Birleşik Krallık, endekste yıllık bazda en büyük kaybı yaşayan ülke oldu; vatandaşları artık 182 ülkeye vizesiz gidebiliyor, bu da geçen yıla göre sekiz ülke daha az.

Sekizinci sırada Kanada, İzlanda ve Litvanya bulunuyor (181 ülke), dokuzuncu sırada ise Malezya (180 ülke) yer aldı.

axsdfrgth
ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)

ABD, 179 ülkeyle onuncu sıraya geri döndü; kısa süreliğine 2025’in sonlarında ilk kez gerilemişti. Ancak bu toparlanma göründüğü kadar güçlü değil. Sıralamada ABD’nin önünde yer alan ülke sayısı 37’ye yükseldi. Bu, 2025 sonuna göre bir ülke fazlası anlamına geliyor.

ABD, yıllık düşüş açısından Birleşik Krallık’ın hemen arkasında yer alıyor; son 12 ayda yedi ülkeye vizesiz seyahat hakkını kaybetti.

Ülke, son yirmi yılda endekste üçüncü en büyük düşüşü yaşadı, dördüncü sıradan onuncu sıraya geriledi.

Listenin diğer ucunda, 101. sırada Afganistan yer alıyor ve vatandaşları yalnızca 24 ülkeye vizesiz gidebiliyor. Suriye 100. sırada (26 ülke), Irak ise 99. sırada (29 ülke) bulunuyor.

Bu durum, en yüksek ve en düşük sıralı pasaportlar arasında 168 ülkeyi kapsayan devasa bir seyahat özgürlüğü farkına işaret ediyor.

CNN, Singapur’un Henley Pasaport Endeksi’nde birinciliğini güçlü şekilde koruduğunu belirtti.

Viyana’daki İnsan Bilimleri Enstitüsü Başkanı Misha Glenny, “Pasaportun gücü nihayetinde siyasi istikrar, diplomatik güvenilirlik ve uluslararası kuralları şekillendirme kapasitesini yansıtıyor” yorumunda bulundu.

Glenny, “Atlantik ötesi ilişkilerdeki gerilim ve iç politika dalgalanmalarının artmasıyla, ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde seyahat haklarının erozyona uğraması sadece teknik bir sorun değil; daha derin bir jeopolitik yeniden dengelenmenin göstergesidir” dedi.

Henley & Partners Yönetim Kurulu Başkanı Christian Kälin ise, “Son yirmi yılda küresel hareket özgürlüğü önemli ölçüde genişledi, ancak bu faydalar eşit şekilde dağılmadı” yorumunu yaptı.

Kälin, “Bugün pasaport ayrıcalıkları fırsatları, güvenliği ve ekonomik katılımı şekillendirmede kritik bir rol oynuyor; artan ortalama erişim, hareket özgürlüğü avantajlarının giderek daha fazla ekonomik olarak güçlü ve siyasi açıdan istikrarlı ülkelerde yoğunlaştığı gerçeğini gizliyor” dedi.

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları

- Singapur (192 ülke)

- Japonya ve Güney Kore (188)

- Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre (186)

- Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç (185)

- Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Birleşik Arap Emirlikleri (184)

- Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Malta, Yeni Zelanda, Polonya (183)

- Avustralya, Letonya, Lihtenştayn, Birleşik Krallık (182)

- Kanada, İzlanda, Litvanya (181)

- Malezya (180)

- ABD (179)


2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)
TT

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları hangileri?

Pasaportlar (Arşiv – AFP)
Pasaportlar (Arşiv – AFP)

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin en güncel verilerine göre 2026’nın öne çıkan pasaportlarını derledi. Endeks, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) özel verilerini kullanıyor.

CNN, “Ülkeler arasında sınırsız seyahat ve sınır kontrollerinde hızlı geçiş söz konusu olduğunda, bazı pasaportlar diğerlerinden çok daha fazla ayrıcalığa sahip” yorumunda bulundu.

Endekse göre ilk üç sıradaki pasaportlar Asya ülkelerine ait: Singapur birinci, Japonya ve Güney Kore ise ikinci sırada yer aldı.

Singapur vatandaşları, endeksteki 227 ülke ve bölgeden 192’sine vizesiz giriş yapabiliyor. Japonya ve Güney Kore vatandaşları ise 188 ülkeye vizesiz giriş hakkına sahip.

CNN, Henley Pasaport Endeksi’nin aynı puanı alan ülkeleri aynı sırada değerlendirdiğini belirterek, beş Avrupa ülkesinin üçüncü sırayı paylaştığını aktardı: Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre; her biri 186 ülkeye vizesiz giriş sağlayabiliyor.

Dördüncü sırada tamamen Avrupa ülkeleri bulunuyor: Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda ve Norveç (185 ülke).

Beşinci sırada 184 ülkeyle Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer aldı.

Altıncı sırayı Hırvatistan, Çekya, Estonya, Malta, Yeni Zelanda ve Polonya paylaşırken, Avustralya, Letonya, Lihtenştayn ve Birleşik Krallık yedinci sırada yer aldı.

Birleşik Krallık, endekste yıllık bazda en büyük kaybı yaşayan ülke oldu; vatandaşları artık 182 ülkeye vizesiz gidebiliyor, bu da geçen yıla göre sekiz ülke daha az.

Sekizinci sırada Kanada, İzlanda ve Litvanya bulunuyor (181 ülke), dokuzuncu sırada ise Malezya (180 ülke) yer aldı.

ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)ABD'nin Georgia eyaletindeki bir havaalanında güvenlik kontrol noktasında bekleyen yolcular (EPA)

ABD, 179 ülkeyle onuncu sıraya geri döndü; kısa süreliğine 2025’in sonlarında ilk kez gerilemişti. Ancak bu toparlanma göründüğü kadar güçlü değil. Sıralamada ABD’nin önünde yer alan ülke sayısı 37’ye yükseldi. Bu, 2025 sonuna göre bir ülke fazlası anlamına geliyor.

ABD, yıllık düşüş açısından Birleşik Krallık’ın hemen arkasında yer alıyor; son 12 ayda yedi ülkeye vizesiz seyahat hakkını kaybetti.

Ülke, son yirmi yılda endekste üçüncü en büyük düşüşü yaşadı, dördüncü sıradan onuncu sıraya geriledi.

Listenin diğer ucunda, 101. sırada Afganistan yer alıyor ve vatandaşları yalnızca 24 ülkeye vizesiz gidebiliyor. Suriye 100. sırada (26 ülke), Irak ise 99. sırada (29 ülke) bulunuyor.

Bu durum, en yüksek ve en düşük sıralı pasaportlar arasında 168 ülkeyi kapsayan devasa bir seyahat özgürlüğü farkına işaret ediyor.

CNN, Singapur’un Henley Pasaport Endeksi’nde birinciliğini güçlü şekilde koruduğunu belirtti.

Viyana’daki İnsan Bilimleri Enstitüsü Başkanı Misha Glenny, “Pasaportun gücü nihayetinde siyasi istikrar, diplomatik güvenilirlik ve uluslararası kuralları şekillendirme kapasitesini yansıtıyor” yorumunda bulundu.

Glenny, “Atlantik ötesi ilişkilerdeki gerilim ve iç politika dalgalanmalarının artmasıyla, ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde seyahat haklarının erozyona uğraması sadece teknik bir sorun değil; daha derin bir jeopolitik yeniden dengelenmenin göstergesidir” dedi.

Henley & Partners Yönetim Kurulu Başkanı Christian Kälin ise, “Son yirmi yılda küresel hareket özgürlüğü önemli ölçüde genişledi, ancak bu faydalar eşit şekilde dağılmadı” yorumunu yaptı.

Kälin, “Bugün pasaport ayrıcalıkları fırsatları, güvenliği ve ekonomik katılımı şekillendirmede kritik bir rol oynuyor; artan ortalama erişim, hareket özgürlüğü avantajlarının giderek daha fazla ekonomik olarak güçlü ve siyasi açıdan istikrarlı ülkelerde yoğunlaştığı gerçeğini gizliyor” dedi.

2026 yılı için dünyanın en güçlü pasaportları

- Singapur (192 ülke)

- Japonya ve Güney Kore (188)

- Danimarka, Lüksemburg, İspanya, İsveç ve İsviçre (186)

- Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç (185)

- Macaristan, Portekiz, Slovakya, Slovenya, Birleşik Arap Emirlikleri (184)

- Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Malta, Yeni Zelanda, Polonya (183)

- Avustralya, Letonya, Lihtenştayn, Birleşik Krallık (182)

- Kanada, İzlanda, Litvanya (181)

- Malezya (180)

- ABD (179)