‘General Kar’ Rusya ve Ukrayna’yı kasıp kavuruyor

Moskova’daki fırtına ve kasırga Kırım’ı da etkisi altına aldı.

Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan karla kaplandı. (EPA)
Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan karla kaplandı. (EPA)
TT

‘General Kar’ Rusya ve Ukrayna’yı kasıp kavuruyor

Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan karla kaplandı. (EPA)
Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan karla kaplandı. (EPA)

Savaş haberleri, Batı yaptırımlarının yansımaları ve insansız hava aracı saldırılarına ilişkin korkular artık Rusların aklını meşgul eden yegâne konular olmaktan çıktı. Rusya’nın kaderini belirleyen savaşlarında her zaman müttefiki olan ‘General Kar’ yeniden sahneye çıktı ancak bu sefer sert bir şekilde saldıran zorlu bir rakibe dönüştü. Son 40 yılın en kötü kar fırtınasının Rus şehirlerini vurması, kamu tesislerini ve havaalanlarındaki trafiği felç etti. Kırım Yarımadası’nda ve Ukrayna’nın iç kesimlerindeki çatışmalar, ‘gözlemlere göre tarihinin en güçlüsü’ olan kasırganın bölge kıyılarını kasıp kavurmasıyla yeni bir hal aldı.

xscdfe
Görülmemiş bir kasırga Karadeniz’de Rusya ve Ukrayna kıyılarını vurdu. (AFP)

İki gün öncesine kadar kış hazırlıkları gerekli enerji kaynaklarının sağlanması ve kar bastırmadan önce çatışma hatlarının her iki tarafın da ilerleme sağlamak isteyen askeri operasyon endişe ile sınırlıydı. Ancak Kırım bölgesini ve çevredeki diğer bölgeleri vuran güçlü kar fırtınası öncelikleri değiştirdi. Hidrometeoroloji Merkezi’nin bilimsel direktörü Roman Vilfand, resmi Rus Novosti haber ajansına yaptığı açıklamada, “Meteorolojik takip tarihindeki en güçlü fırtına Kırım Yarımadasını vurdu” dedi.

Sel ve tahliyeler

Etkileri yarımadanın tüm bölgelerine ve çevre kıyılara yayılan güçlü kasırga, kıyı kentlerinde su baskınlarına neden oldu. Bölgedeki yerel meteoroloji merkezleri, pazar günü esmeye başlayan kasırga rüzgarlarının bazı kıyı kentlerinde saniyede 40 metre hıza ulaştığını, denizde yüksekliği sekiz metreye ulaşan kuvvetli dalgaların ortaya çıkmasına neden olduğunu bildirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre dalgalar denizden suyun taşmasına ve şehirlerin sokaklarının sular altında kalmasına neden oldu. Yevpatoria Kent Konseyi Başkanı Elena Demidova’ya göre kötü hava koşulları nedeniyle sahil bölgelerindeki sokaklar ve bazı evler sular altında kaldı. Kurtarma ekiplerinin şehrin etkilenen bölgelerinden düzinelerce aileyi tahliye ettiğini de sözlerine ekledi. İlgili merkezlerin yerinden edilmiş kişileri kabul etmeye hazır olduklarını açıklarken, hava koşullardan etkilenen bazı bölgelere erişim zorlu bir hal aldı. Kasırga geceleri yoğunlaşırken, Simferopol şehrine giden otoyolun bazı kısımlarını su bastı. Bu durum yarımadanın şehirlerini birbirine bağlayan ana yoldaki trafiğin tamamen felç olmasına neden oldu.

Herson bölgesi civarındaki kasırga, Henichesk şehrinde son 60 yılın en büyük deniz suyu çekilmesine neden oldu. Kentin bazı kıyılarında su, normal kıyı şeridinden 100 metreden fazla mesafeye çekildi. Bu olağandışı olayla birlikte kentin kıyıları yosun, kabuk ve denizanasıyla kaplı hale gelirken, bazı şehir sakinleri daha önce hiç görmedikleri bu manzaraya şahit olmak için bölgeye akın etti. Kasırga şehrin bazı bölgelerine elektrik tedarikini kesti ve yerel yetkililer ‘arızaları onarmaya çalıştıklarını’ açıkladı. Şu an tanık olunan, 1854 yılında yaşanan benzer bir olayı akıllara getirdi. Tarihi değiştiren olaylardan biri olarak, Rusya’nın İngiltere, Türkiye, Fransa ve Sardinya’dan oluşan bir ittifakla karşı karşıya kaldığı Kırım Savaşı sırasında savaşın zirve noktasındayken kar fırtınasının Kırım Yarımadası’nı vurması olmuştu. Bu durum Rusların işine yaramış ve o dönemde karşı güçlerin filoları ciddi hasar görerek, 30’dan fazla gemisi kıyı açıklarında batmıştı.

xscef
Kremlin yakınlarındaki Moskova Nehri’nde hareket zorlaştı. (EPA)

Rus kaynaklar, Akdeniz’den gelen kasırganın bölgede ağaçların devrilmesine ve doğalgaz boru hatlarının kısmen tahrip olmasına neden olduğunu bildirdi. Yetkililer Kırım’da bir operasyon odası kurulduğunu ve sakinleri tahliye etme girişimlerine başladığını duyurdu. Pazartesi öğleden sonra itibarıyla Kırım Yarımadası’nda yaklaşık 400 bin kişinin elektriksiz kaldığı tahmin ediliyor. Birçok belediyede olağanüstü hal ilan edildi. Kötü havanın etkileri sadece insanlarla sınırlı kalmadı. Sivastopol Valisi Mikhail Razvozhayev, Yerel Deniz Canlıları Müzesi’nin sular altında kalması ile 500’den fazla deniz hayvanının ölümüne neden olduğunu bildirdi. Bunlar arasında 20 yıldır tankta yaşayan 11 turna balığının yanı sıra 15 yıldır orada bulunan büyük bir pirana balığının da bulunduğu belirtildi.

Moskova’da dün gece yaşanan sert kar yağışında hava şartları da bir o kadar etkili oldu. Rusya Phobos Meteoroloji Merkezi uzmanı Yevgeny Tishkovets, Moskova’da pazar akşamı yoğun yağışın eşlik ettiği ‘kar fırtınasına’ tanık olduğunu ve rüzgar hızının saniyede 17 metreye ulaştığını bildirdi. Merkezin tahminlerine göre pazartesi gecesi görülmemiş oranlarda kar yağdı ve yılın bu zamanlarında aylık ortalamanın yarısına ulaştı. Kar fırtınası, Moskova ve çevre kentlerde hava trafiği başta olmak üzere çok sayıda tesisin felç olmasına neden oldu. Rus ‘Yanex Raspisani’ elektronik servisi, pazartesi sabahı başkentin büyük havalimanları Vnukovo, Domodedovo ve Şeremetyevo’da 35 uçuşun ertelendiğini bildirdi. Moskova’nın dış mahalleleri de görülmemiş oranlarda kar yağışına tanık olundu ve sıcaklıklar sıfırın altında ortalama 3 dereceyi buldu. Uzmanlar, fırtınanın etkilerinin çarşamba gününe kadar devam edeceğini, Rusya'nın güneyinde en zorlu günün pazartesi günü olacağını, kötü havanın yağmur ve kuvvetli rüzgarlarla devam edeceğini tahmin etti.

Hidrometeoroloji Merkezi Başkanı “Çarşamba sonrasında durum çok çalkantılı ve rüzgar hızı Karadeniz kıyısında saniyede 26 metreye, Kırım’da ise saniyede 25 metreye çıkacak” dedi. Moskova Valisi Andrey Vorobyov, mevcut kar yağışının son 40 yılın en yoğun yağışı olduğunu söyledi.

Rusya Phobos Meteoroloji Merkezi uzmanı Yevgeny Tishkovets Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, kar yağışının bazı bölgelerde 25 santimetreyi aştığını ve bu oranın genellikle ocak ayında kar yağışına ulaştığını söyledi.

Kimyasal bileşenler

Diğer yandan Moskova, Ukrayna tarafını, Moskova’nın tek taraflı ilhak ettiği ayrılıkçı bölgelerdeki yetkililere karşı kimyasal bileşenler kullanmakla suçladı.

Rusya heyetinin başkanı, Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Kirill Lesogorsky, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün bir toplantısında, ‘Ukrayna özel servislerinin yeni Rus bölgelerinin yetkililerine karşı zehirli kimyasallar kullandığını’ söyledi. Ayrıca “Kiev rejiminin istihbarat ajanlarının Rusya’nın bir parçası haline gelen yeni oluşumların liderlerine karşı zehirli kimyasallar ve psikotrop maddeler kullandığına dair bilgimiz var” ifadelerine yer verdi.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev birkaç gün önce Merkezi Federal Bölgesi’ndeki bir güvenlik toplantısında ‘Kiev’in biyolojik silahlar ve diğer yasaklanmış bileşenleri kullanarak sabotaj eylemleri gerçekleştirme olasılığının arttığı’ konusunda uyarıda bulunmuştu.

Lesogorsky, Moskova'nın ayrıca ABD ve müttefiklerinin Ukrayna’ya kimyasal madde tedarikinde rol oynadığına dair kanıtları olduğunu da belirtti. Bu malzemelerin Ukrayna silahlı kuvvetlerine ve Kiev’in yanında savaşan ‘yabancı paralı asker’ gruplarına aktarıldığına dikkat çekti. Moskova geçen ay Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne ‘Ukrayna ordusunun özel harekât bölgesinde yasaklı malzemeler kullandığını kanıtlayan deliller’ göndermişti.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.