Aydınlardan Gazze'ye ilişkin iki açıklama: Bölünmüş Batı

Abdulkebir el-Hatibi’nin ‘çifte eleştirisine’ dönüş

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin doğu eteklerindeki Huzaa bölgesine döndüklerinde evlerindeki hasarı inceliyorlar (AFP)
Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin doğu eteklerindeki Huzaa bölgesine döndüklerinde evlerindeki hasarı inceliyorlar (AFP)
TT

Aydınlardan Gazze'ye ilişkin iki açıklama: Bölünmüş Batı

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin doğu eteklerindeki Huzaa bölgesine döndüklerinde evlerindeki hasarı inceliyorlar (AFP)
Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin doğu eteklerindeki Huzaa bölgesine döndüklerinde evlerindeki hasarı inceliyorlar (AFP)

Abdusselam Binabd el-Ali

Geçen hafta, Dr. Hamza el-Muzeyni, İngiliz gazetesi The Guardian’ın 22 Kasım 2023 tarihinde Adam Tooze, Samuel Moyn ve Amia Srinivasan ve diğerleri tarafından, Alman filozof Jürgen Habermas, Nicole Dettloff ve Rainer Forst tarafından imzalanan ve İsrail'e sempati duyan ve Filistinlileri görmezden gelen bir bildiriye yanıt olarak yayınlanan bildiriyi aktardı. The Guardian gazetesindeki bildiriyi imzalayanlar, 13 Kasım 2023 tarihinde Frankfurt Goethe Üniversitesi'nde bulunan Standart Düzenlemeler Araştırma Merkezi'nin web sitesinde yayınlanan 'Dayanışma İlkeleri' başlıklı bildiriden büyük endişe duyduklarını ifade etti. Her ne kadar Federal Almanya Cumhuriyeti'nin demokratik ruhunun önemli bir parçası olarak tüm insanların insan onuruna saygı gösterilmesine ilişkin beyanın dayandığı temelleri takdir ettiklerini teyit etmiş olsalar da bildirgeyi imzalayan Almanların ifade ettiği dayanışmanın açık sınırları konusunda derin endişe duyduklarını ifade ettiler. Bildirinin insan onuruna olan ilgisinin, Gazze'deki ölüm ve yıkımla karşı karşıya kalan Filistinli sivillere yeterince uzanmadığını ve Almanya'da giderek artan İslamofobi ile karşı karşıya olan Müslümanları içerecek şekilde şekilde genişletilmediğini açıkladılar. Açıklamada “Dayanışma, insan onurunun temel ilkesinin herkese uygulanması anlamına gelir. Bu, tüm silahlı çatışmalardan etkilenen insanların acılarını tanımamızı ve ele almamızı gerektirir” ifadelerine yer verildi.

Uluslararası hukuk nerede?

Son olarak, karşı bildiriyi imzalayanlar, Alman bildirisinde ‘savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları da yasaklar, bunlar arasında toplu cezalandırma, zulüm ve okullar, hastaneler ve ibadethaneler de dahil olmak üzere sivil altyapının tahribatını yasaklayan uluslararası hukuku destekleme konusunda değinilmediğini ifade ederek endişelerini dile getirdiler. Ayrıca “Uluslararası yasal standartlar, dayanışma ve insan onuru ilkelerinin rehberliğinde hareket etmenin, bizi çatışmanın tüm katılımcılarını bu daha yüksek standartta tutmaya zorladığını ve vahşetlerin bizi bu ilkeleri terk etmeye zorlamasına izin veremeyiz” ifadelerini kullandılar.

İmzacılar, Almanya'nın açıklamasında ‘savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları da yasaklayan uluslararası hukuka destek konusunda herhangi bir ifadenin’ yer almamasından duydukları endişeyi dile getirdiler.

The Guardian’daki bildirinin Alman bildirisinin taraflılığını ortaya koyması bizim için çok önemli değil, çünkü bunu pek çok Arap yazar yaptı. Bizim için asıl önemli olan, bu bildirinin Batı tarafından Batı’ya bir yanıt olması ve bizim Batı dediğimiz, içinde farklılıklar olmayan, çatlama olmayan sağlam bir varlık olarak birleştirdiğimiz şeyin, aslında çoklu bir birlik ve çürümüş bir varlık olduğu anlamına gelmesidir.

Faslı düşünür Abdulkebir el-Hatibi, 1980’li yıllardan beri ve özellikle ‘Çoklu Fas’ adlı kitabında, ‘çifte eleştiri’ olarak adlandırdığı çerçevede bu konuyu ele aldı. Hatibi, söz konusu kitabında şöyle yazmıştı:

Eğer Batı, tamamen dışımızda bir şey olarak değil, başka bir farklılıkla ölçmemiz gereken bir farklılık olarak içimizde mevcutsa ve eğer Batı artık sadece korkumuzun yarattığı bir yanılsama değilse, onu varoluşun diğer kısımlarıyla olan ilişkisinde ve uzaklığında da tanımamız gerekiyor. Bedeli ne olursa olsun her şeyi yeniden düşünmek bize kalıyor.

sdwfervg
Alman filozof Rainer Forst

Hatibi ve çifte eleştiri

Hatibi, ‘korkumuzun yarattığı bir yanılsamayı’ çözmek için egemenliğin temellerini sarsacak ve kökenlerini ve temellerini yeniden gözden geçirecek çifte eleştiri çağrısında bulundu. Dualite, bu eleştirinin önce Batı metafiziğine ve ardından İslam metafiziğine yöneldiği anlamına gelmez. Aksine, bu ikisinin arasından geçer ve yazarının dediği gibi "Batı metafiziği ile İslam metafiziği arasındaki bir karşılaşmadır.".Jacques Derrida gibi Hatibi de "söylemlerimizin beslendiği tüm çiftleri, içlerinde muhalefetin ortadan kaldırılmasını değil, daha ziyade bir zorunluluk işareti görmek için" yeniden düşünmeyi istiyordu. Öyle ki, çiftin her bir tarafı, birbirine karşıt olarak ortaya çıkacaktı. Ertelenmesinde diğerinin kendisi gibi görünür.

Üçüncü bir dünya olduğumuza göre yalnızca üçüncü bir yolu izlememiz gerekiyor. Bu, Batı'nın düşündüğü gibi ne aklın yolu ne de akılsızlığın yoludur. Daha ziyade hem akıl hem de akılsızlıktan yoksun bir çifte sarsıntıdır. Bu, farklı olanı (bireyleri ve grupları) küçültmeyen, onları kendi kendine yeterlilik dairesine dahil etmeyen çoklu bir düşüncedir. Düşünce, kendi alanına bir bütün olarak evren olarak, mesafelerle dolu, boşlukları ve sessiz sorularla bölünmüş bir evren olarak görmek istemiyorsa, bu  indirgemeden  kaçınmalıdır.

frgtn
Profesör Jürgen Habermas Yahudi Müzesi'nde konuşuyor (AFP)

Gölgede

Hatibi'nin Arapça bilgisi hakkında temel aldığı şey, onun Batı bilişsel sisteminin "kıyılarında" kaldığı ve "bu sistem içinde var olmadığı" idi. Ona tabi olduğundan ve onun dışında değil, onun tarafından tanımlandığından dolayı, düşüncesini kendisi kurmakta ve uygulamaktadır. Bu durumda, ‘çifte eleştiri’, ‘kör marj’ olmayan yeni bir bakışı oluşturmayı sağlayacaktır. Arap bilgisi, bir kopuş dışında teolojik ve teokratik temellerinden vazgeçemez; bu, ikili olmadığı sürece, ‘Batı bilişsel sistemini, düşünülmemiş  dışarısıyla karşı karşıya getirmek ve aynı  zamanda sadece dışsal yollarla değil, aynı zamanda marjları köklendirmek için çalışmak" gibi ikili bir durum olmadığı sürece gerçekleşmeyecektir. Arap dilini araç olarak kullanan  ama ona doğru ilerleyen düşünce... Farklı düşünür, birkaç dil konuşur, kaynağı ne olursa olsun her konuşmayı dinler.”

O halde, ‘mutlak öteki’ olarak gördüğümüz şeyden kesin olarak kopmak söz konusu değildir. Çünkü bu mutlak varlık, ‘korkumuzdan kaynaklanan yanılsamaların’ bir ürününden başka bir şey değildir.

Bu, öncelikle, eğer Arap düşünürü düşüncesinin farklı olmasını istiyorsa, Batı'ya yönelik içsel eleştiriyi kendi yerine harekete geçirmemesi gerektiği anlamına gelir, " çünkü bu eleştiri düşüncenin ve konuşmanın birçok alanında önemli ölçüde mevcuttur. Mevcut Batı epistemolojisi, aşkınlık ve ademi merkeziyetçilik güçleri nedeniyle içeriden kriz içindedir. Bu parçalanmış epistemoloji, çatışma ve anlaşmazlıklarımızda ortaya çıkan değişen kalıp ve şekillere göre bizi, yani Üçüncü Dünya'yı temsil ediyor. Bu durumda, elde edilenleri hemen birleştirerek onu ikili bir eleştiriye göre dönüştürmeye çalışmaktan başka bir şey yapamayız."

O halde bu, ‘mutlak öteki’ olarak gördüğümüz şeyden kesin olarak kopma meselesi değildir. Çünkü bu mutlak varlık, ‘korkumuzdan kaynaklanan yanılsamaların’ ürününden başka bir şey değildir. Tam tersine, kendi iç dünyamızdaki ötekiliğimizi açığa çıkarmalı, Batı’nın yaşadığı krizlere ‘katılmalı’, marjinallerini köklendirmek ve onu düşünmeyen dışarısıyla yüzleşmek amacıyla kendisine yönelttiği eleştirilere dahil olmalıyız.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)

İran’da muhafazakarlar, önümüzdeki cuma günü yapılması planlanan milletvekili seçimleri için başkent Tahran'da ortak seçim listesi oluşturma kararı aldı. Öte yandan İranlı yetkililer, halkın seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyaya ağırlık verdi.

İran resmi haber ajansları ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı medya kuruluşları, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından oluşturulan Devrimci Güçler Koalisyonu ve katı muhafazakar çizgideki Paydari (Direniş) Cephesi’nin, Şura Meclisi’ndeki çoğunluğu ellerinde tutmaya devam etmek amacıyla başkent Tahran ve çevresindeki 30 bölgede her iki gruptan adayların yer aldığı ortak seçim listesi oluşturma kararı aldıklarını aktardı.

Listenin başında DMO’nun eski liderlerinden Kalibaf'ın yanı sıra Paydari Cephesi lideri ve milletvekili katı muhafazakar din adamı Murteza Ağa Tehrani yer alıyor.

DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Devrimci Güçler Koalisyonu Sözcüsü İbrahim Resuli, yaptığı açıklamada, ortak listenin ‘nihai’ liste olduğunu söyledi. Paydari Cephesi’nden yapılan açıklamada ise tarafların ortak bir liste oluşturma ve iki eş başkan seçme kararı almadan önce olumlu ve olumsuz konuları tartıştığı belirtildi.

Geçtiğimiz hafta, Meclis Başkanı Kalibaf'ın seçim bölgesini Tahran yerine memleketi Meşhed olarak değiştirildiğiyle ilgili haberler basınında yer almıştı. Ancak böyle bir değişikliğe gidilmedi. Kalibaf, Tahran'dan aday olan muhafazakarlar listesinin başında yer almaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta muhafazakar çizgideki bazı isimler, bağımsız adayların, ılımlıların ve muhafazakarların oluşturduğu ittifakların, adayların şansını artıracak seçim listelerinin sayısının fazla olmasına ilişkin korkularını dile getirmişlerdi.

devfdev
Murteza Ağa Tehrani Şura Meclisi’ndeki oturum aralarında katı muhafazakar çizgideki Paydari Cephesi milletvekilleri ile konuşurken (IRNA)

Kalibaf’ın Tahran’dan aday olacağı teyit edilirken, ortak listede yer alan Milletvekili Muhsin Dehnavi, müttefikleriyle listeden çekilme konusunda anlaştığını açıkladı. Bu gelişmeden önce Dehnavi’nin İran’daki bir fabrikanın sahibinden işlemlerini kolaylaştırmak için rüşvet aldığına dair bilgiler sızdırılmıştı.

Dehnavi, 2017 yılının temmuz ayında İran'ın paramiliter teşkilatı Besic Güçleri ile ilişkisi nedeniyle öğrenci olarak bulunduğu ABD’den sınır dışı edildi ve ardından İran’da milletvekili oldu. Dehnavi, daha sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden burs kazandı.

Diğer taraftan halkın ülkenin yönetiminden duyduğu memnuniyetsizlik ve ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle kötüleşen ekonomik durumdan ötürü seçmenlerin sandık başına gitme konusunda isteksizliğinin rekor düzeye çıkmasından korkan yetkililer, seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyalarına da hız verdi.

Milletvekili seçimleri, İran’da 2022 yılının eylül ayında genç kadın Mahsa Amini'nin ‘başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle’ ahlak polisi tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölmesinin ardından, İran'ın 31 ilinin büyük bir kısmında başlayan kitlesel halk protestoları sonrası ülkede düzenlenen ilk seçimler olacak.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, pazar günü yaptığı açıklamada, halkı destekleyecek ve hükümete yardım edecek güçlü bir parlamento kurmayı umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Reisi, şunları söyledi:

Hükümetin hizmetleri ve halkın desteğiyle çeşitli alanlardaki sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Düşmanları engellemekte kararlıyız.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, seçmenlerin verdiği her oyun ‘İran’ın uluslararası alanda elini güçlendireceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Reformistlerin hayaleti

Öte yandan reformist çizgideki başlıca partiler, önde gelen adaylarını reddettikten ve siyasi sürece dahil olma taleplerini yanıtladıktan sonra seçimlerden uzaklaşma eğilimi gösterdi. Ancak geçtiğimiz günlerde ılımlıların desteklediği muhafazakar çizgideki eski Milletvekili Ali Mutahhari, Sada-yı Millet (Milletin Sesi) listesinin oluşturulduğunu duyurdu. Mutahhari’nin listesinde bazı reformistler, ılımlılar ve bağımsız adayların isimleri de yer alıyor.

İran’ın önde gelen reformist aktivistleri, geçtiğimiz hafta bazıları İran dışında yaşayan 110 reformist aktivistin imzaladığı ve seçimlere katılım çağrısında bulunan açıklamaya sert eleştiriler yöneltmişti. Bu arada İran’ın resmi haber ajanslarının açıklamayı tekrar tekrar yayınlaması, gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı.

dscvds
Cumartesi günü Tahran'da milletvekili adaylarının posterlerinin yapıştırıldığı bir duvarın önünden geçen İranlı kadınlar

Bir önceki milletvekili seçimlerinde ve ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasına izin verilmeyen Mutahhari, milletvekili seçimleriyle adaylığa geri döndü. DMO’ya yakın medya kuruluşlarının dikkatini çeken Mutahhari’nin, bugün DMO’ya yakın Tesnim Haber Ajansı genel merkezinde bir basın toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.

Mutahhari, yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:

Bu rejimi kaldırıp başka bir rejim kurmalıyız’ diyenlerin bir kısmı yanılıyor. Kolayca başaramadığımız devrimden vazgeçmemeliyiz. Rejimi devirmek o kadar basit değil. Bunun yerine rejimde reform yapılmalı. Seçimlere katılmaktan ve aday olmaktan kaçmamalıyız.

İran gibi bir ülke için içinden geçilen hassas dönemde Batılılar açısından seçimlere katılım oranının son derece önemli olduğunu belirten Mutahhari, “Katılım oranının düşük olması, kesinlikle onların (Batılıların) müzakere masasına oturmamaları ya da daha fazla imtiyaz arayışına girmelerine yol açacaktır. Ancak yüksek katılım oranı, müzakerelerde bizim elimizi güçlendirecektir” şeklinde konuştu.

Seçim kampanyasına ılık bir atmosfer hakim

Öte yandan İran haber siteleri, Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’nin devlet televizyonu ekranlarından yaptığı açıklamada, “Düşman, halkın seçimlere katılmasını engellemek için tüm gücüyle çalışıyor. Sandıkları boykot etmek, seçimlere katılmamak düşmanla iş birliği yapmaktır” dediğini aktardı.

Şeriatmedari, sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsanlar Yol ve Şehircilik Bakanı konut projesi başlatmadı diye övündüğünde ya da Enerji Bakanlığı görevini yıllardır sürdüren bakanın elektrik kesintilerine rağmen ‘biz santral yapmıyoruz’ dediğinde, Petrol Bakanı petrol rafinerileri kurmayı ‘kirli işler’ olarak nitelendirdiğinde yahut Tarım Bakanı kendi kendine yeterliliği ‘saçma’ bulduğunda bu durum seçmenler açısından doğal olarak sandıklara yansıyacak ama istenenin bu olmadığı uyarısı yapılıyor.

Seçimlerin uygulanmasını denetleyen kurum olan Anayasa Koruma Konseyi'nin (AKK) 15 adayın adaylık taleplerini onayladığını söyleyen Şeriatmedari, ‘meclisteki her bir sandalye için 51 adayın yarıştığını’ vurgulayarak, “Tüm partilerden ve hareketlerden adaylar seçimlere katıldı. Dolayısıyla yer var ama oy alamama korkusuyla adaylıktan çekilmemeli” dedi.

Şeriatmedari, şöyle devam etti:

Seçimlerde çeşitli siyasi partiler yarışıyor. Reformist çizgideki partilerden birinin lideri, bu partilerin ülkenin dört bir yanından aday gösterdiğini söyledi.

Seçim kampanyasının ılımlı bir atmosferde devam ettiğine dikkati çeken Şeriatmedari, “Seçimin şartlarının ve koşullarının sandığınız gibi olmamasının çeşitli sebepleri var. Bunlardan biri de adayların seçim kampanyalarını Radyo Televizyon Kurumu tarafından ilan edilen kanallar ve sosyal medya siteleri üzerinden yürütmeyi tercih etmeleridir. Bu yüzden artık eskisi gibi sokaklarda pankartlar ve posterler görmüyoruz” yorumunda bulundu.

grtbgrt
Cumartesi günü Nevruz hazırlıkları için Tahran Çarşısı'nda alışveriş telaşı başladı (AFP)

Ancak seçim atmosferinin beklendiği gibi hararetli olmadığı görüşüne katıldığını ifade eden Şeriatmedari, “Bunun birtakım nedenleri var. Bu nedenlerden biri, bazılarımızın körüklediği yabancı ve düşman medyanın kötü amaçlı çabaları da dahil, özellikle hayat şartları ve ekonomik koşullardan kaynaklanan bazı memnuniyetsizliklerdir” şeklinde konuştu.

Düşmanın halkın sandık başına gitmesini engellemek için tüm gücüyle çalıştığını ve hedeflerine ulaşmak için her türlü bahaneye başvurduğunu söyleyen Şeriatmedari, “Bundan dolayı seçimlere katılmamak General Kasım Süleymani'nin ifadesiyle ‘düşmana koridor açmak’ anlamına geliyor. Düşman, ulusal birliğin içinde hareket edebilmek için umutsuzca bu birliğin içinde bir çatlak yaratmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

İran’da milletvekili seçimleri için kampanyalar geçtiğimiz perşembe günü başladı. Geçtiğimiz iki gün boyunca Telegram'da, ülke genelindeki bazı aday merkezlerinde düzenlenen etkinliklerde yerel sanatçıların pop şarkıları söylediğini gösteren ve İran’daki seçimlerde genellikle tekrar eden görüntüler yayınlandı.

Beklenen Mehdi

Diğer taraftan ülkede başlayan seçim kampanyası, İran’da ‘Beklenen Mehdi' etkinliklerine denk geldi. Bu yüzden ülkenin nüfuz sahibi din adamları, milletvekili seçimlerini dini olaylarla ilişkilendirdi.

Tahran Cuma Namazı imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, seçimlere katılımla ilgili değerlendirmesinde, “Beklenen Mehdi'ye sadık olanların saflarından isimleri aday göstererek, Beklenen Mehdi’nin sancağını seçimlerde güçlü bir katılımla dalgalandırmalıyız” dedi.

Dini vaazlarıyla ünlü olan etkili din adamı Ali Rıza Penahiyan ise “Seçimler, halkın Beklenen Mehdi'ye yardım ve eşlik etmesi için bir yoldur. Seçimler, yokluğu döneminde imama yardım etmek isteyenler için bir sosyal sorumluluktur” diye konuştu.

bgrft
Ülkede hayat şartlarının ve ekonomik koşulların bozulmasının ardından cumartesi günü Tahran Çarşısı’nda halı ticareti hareketsizdi (AFP)

Kum İlim Havzası Müderrisler Camiası Başkanı Haşim Hüseyni Buşehri, halkın sandık başına gitmesinin ‘Beklenen Mehdi'yi memnun edeceğini’ söyledi. Buşehri, “Su kıtlığı ve gençler arasında işsizlik gibi dış mihraklarla ilgisi olmayan bazı sorunlar halen devam ediyor. Bunlar dışarıdan çözülebilecek sorunlar değil” yorumunda bulundu.

AKK Sözcüsü Hadi Tahan Nazif ise X hesabından yaptığı paylaşımda, “Beklenen Mehdi'nin ortaya çıkışı, İran İslam Cumhuriyeti'nin hedeflerinden biri olarak İran Anayasasası’na da yansımıştır. Bu hedefe çok kısa bir zamanda, hemen yarın ulaşılabilir” şeklinde konuştu.


ABD diplomatik olarak Sahel’deki askeri rejimlere yakınlaşıyor

ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD diplomatik olarak Sahel’deki askeri rejimlere yakınlaşıyor

ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)
ABD heyetinin Mali Dışişleri Bakanı ile toplu fotoğrafı (Mali Dışişleri Bakanlığı)

Mali Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, dün ABD’nin Bamako Büyükelçiliği’nden bir heyetle Mali’deki terörizm ve güvenlik meselelerinin yanı sıra bazı siyasi ve bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştirdiklerini duyurdu.

fdb
Genelkurmay Başkanı, ABD Büyükelçisi’ne plaket verirken (Mali Ordusu)

Mali Dışişleri Bakanlığı tarafından koordine edilip organize edilen toplantının Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki askeri rejimlerle ilişkileri düzeltmek üzere ABD’nin diplomatik bir hareketliliği çerçevesinde düzenlendiğine inanılıyor. Olağanüstü askeri konseylerle yönetilen bu ülkeler, son yıllarda Batı Afrika’da Rus nüfuzunun üssü haline geldi.

Mali ordusu, Rusya ile askeri ve güvenlik alanında güçlü bir ortaklığı olduğunu, bunun sayesinde büyük miktarda silah elde ettiğini ve Wagner Grubu’nun özel kuvvetleri tarafından desteklendiğini gizlemiyor. Bununla birlikte Ordu Komutanlığı, ABD heyetini ağırlayarak, ABD’lilerle işbirliği yapma isteğini ifade etti.

fdvf
ABD heyeti Mali Dışişleri Bakanı ile Bamako’da toplantıda (Mali Dışişleri Bakanlığı)

Mali ordusu, internet sitesinde yayınladığı bir açıklamada, geçen perşembe günü Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Karargâhı’nda gerçekleştirilen toplantının, ABD’nin Bamako Büyükelçiliği’nden Büyükelçi Rachna Korhonen başkanlığındaki üst düzey bir heyeti ve Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı General Oumar Diarra başkanlığındaki Mali ordu komutanlarından oluşan bir heyeti bir araya getirdiğini duyurdu.

Mali ordusu, iki taraf arasındaki toplantının amacının ‘Mali’de meydana gelen olayların anlaşılmasının’ yanı sıra ‘Mali ile ABD arasındaki işbirliği ilişkilerini güçlendirmek’ olduğunu belirtti. Ordu, ABD tarafından anlaşılması istenen olayların ne olduğunu açıklamazken, bazı kaynaklar ABD’lileri en çok endişelendiren konunun Wagner’in Mali’deki varlığı olduğunu belirtiyor.

Mali ordusu, ABD heyeti ve Genelkurmay Başkanlığı arasındaki görüşmelerde ‘Mali’deki güvenlik durumu, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’ndan (ECOWAS) ayrılma meselesi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, siyasi sıkıntılar ve fırsatlar gibi konuların’ ele alındığını kaydetti.

dcfvdf
Mali Genelkurmay Başkanlığı perşembe günü ABD heyetiyle istişarelerde bulunurken (Mali Ordusu)

Mali Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’nın diplomatik danışmanı Albay Bakary Bocar Maiga, ‘ABD Büyükelçiliği’nin, özellikle de Büyükelçi’nin, geleceğe dair ufku çizmek ve ABD’nin Mali’ye nasıl yardım edebileceğini göstermek amacıyla attığı adımdan memnun’ olduklarını söyledi.

ABD Büyükelçisi, Büyükelçilik ile Mali Genelkurmay Başkanlığı arasındaki bu istişareleri düzenleme çabasından dolayı Mali Dışişleri Bakanlığı’nı tebrik edip, bakanlığa teşekkürlerini iletme fırsatı yakaladı.

Başka bir bağlamda The Washington Post, ABD’nin Batı Afrika’da son yıllarda askeri darbelerin gerçekleştiği ülkelerin (Mali, Nijer ve Burkina Faso) hükümetleriyle işbirliğini ve koordinasyonu geliştirmek için ‘seri diplomatik çabalar’ gösterdiğini yazdı.

Gazete, ABD’nin askeri hükümetlerle ilişkilerini düzeltmek ve normalleştirmek için ‘genel ve özel ziyaretler’ yaptığını ifade etti. Askeri hükümetlerin başta olduğu bölgede dini radikalizmden kaynaklı şiddetin yayılması, son yıllarda Rus nüfuzunun büyümesine kapı aralamıştı.

Gazete, ABD’li yetkililerin, demokratik olarak seçilmiş başkanlara yönelik askeri darbeler sonucunda iktidara gelen bu rejimlerle ABD’yi birbirine bağlayacak ortaklığın niteliğini belirlemekte bazen zorlandıklarını açıkladı. Zira ABD hükümeti, demokratik olmayan herhangi bir rejimle her türlü işbirliğini veya desteği yasaklayan kanunlar nedeniyle daha önce bu ülkelere sağlanan birtakım destekleri durdurmuştu.

Geçtiğimiz günlerde Batı Afrika’ya aralarında yetkililerin ve uzmanların da bulunduğu üst düzey bir ABD heyeti geldi. Heyete, Beyaz Saray’a bağlı ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Sahel İşlerinden Sorumlu Aditi Vira başkanlık etti.

Hafta başında Mali’de çalışmalarına başlayan ABD heyeti, geçiş hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop ile bir toplantı yaptı. Toplantı hakkında yorum yapan Diop, bunun ‘Mali ile ortakları arasındaki düzenli istişareler çerçevesinde gerçekleştirildiğine’ dikkat çekti.

Diop, X platformundan yaptığı paylaşımda, “Görüşmelerde alt bölgedeki sorunların yanı sıra esas olarak Mali Cumhuriyeti ile ABD arasındaki ikili işbirliği ele alındı” ifadelerini kullandı.

Diop, ABD’lilerle görüşülen meselelerin, özellikle de Rusya’nın genel olarak bölgedeki, özel olarak da Mali’deki nüfuzuna ilişkin hassas konuların ayrıntılarına girmedi. Mali’de bir yanda Tuareg isyancılarına, diğer yanda El-Kaide ve DEAŞ’a karşı ordunun yanında savaşan yüzlerce Wagner savaşçısı bulunuyor.

Batı Afrika’da Rusya’nın nüfuzu artarken, Fransa’nın nüfuzu gerilemiş ve Mali, Nijer ve Burkina Faso’dan Fransız güçleri sınır dışı edilmişti. Halkın Fransa’ya ve genel olarak Batı’ya karşı öfkesi artarken, büyük silah anlaşmalarının bir parçası olarak ülkeye çok sayıda silah sağlayan Rusya’yla yeni bir müttefik olarak kurulan ilişkilere medyada daha çok yer veriliyor.

Nijer’de özel kuvvetleri ve Sahel bölgesinde bazı askeri üsleri bulunan ABD’liler, büyük bir uluslararası çekişmeye sahne olan çalkantılı bölgede Fransızlara ve Avrupalılara göre daha temkinli görünüyor.


Ürdün, müfredattan ‘7 Ekim’i kaldırdı

Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
TT

Ürdün, müfredattan ‘7 Ekim’i kaldırdı

Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)
Filistin meselesinin Ürdün'de ders olarak okutulmaya devam ettiği ancak müfredatta bu konuda düzenlemeler yapıldığı belirtiliyor. (Independet Arabia)

Tarık Dilvani

7 Ekim tarihi, Ürdünlüler üzerinde yaklaşık dört aydır güçlü bir etki bırakmış durumda. Ancak son günlerde Ürdün'deki siyasi akımlar arasında bir çatışma noktasına dönüştü. Bu konu resmi görüşü destekleyenler ile karşıtları arasında çatışmanın bir parçası haline geldi.

Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi, 2023 yılının son aylarında 7 Ekim olaylarını ve bunu takip eden gelişmeleri, Filistin-İsrail çatışmasının tarihine ait bir parça olarak, 10. sınıf müfredatına eklemeye karar verdi. Ancak daha sonra bu konunun müfredattan çıkarılmasına ve konuya kısaca değinilmesi kararı alındı. Bu durum, sosyal medya platformlarında konunun müfredattan çıkarılması kararına destek veren azınlık ile bu kararın İsrail'in baskısı sonucu alındığını düşünen çoğunluk arasında tartışmalara neden oldu.

7 Ekim’in müfredata dahil edilmesi, olumlu tepkiler aldı ve aktivistler ile eğitimciler tarafından, uzun yılların ardından Filistin meselesinin tekrar canlandırılması olarak okundu. ‘Filistin Meselesi’ 1962-1963 eğitim-öğretim yılından itibaren ders olarak okutulmaya başlamış, ancak Vadi Arabe Anlaşması'nın imzalanmasının ardından, 1990'ların başında bu konu rafa kalkmıştı.

Müfredata önce eklendi ve sonra çıkarıldı

7 Ekim olaylarını müfredattan çıkarmaya karşı olanlar, özellikle de geçen ocak ayında İsraillilerin Ürdün’ün güneyindeki Kerak şehrinde bir iş yerine 7 Ekim adının konulmasına karşı çıkışının ardından benzer bir karar alındığını belirterek Ürdün'ün kararında İsrail etkisinin olduğunu savunuyorlar. Devlet kurumlarından bu konuyu müfredattan çıkarma nedenini açıklamasını talep eden normalleşme karşıtı ‘Taharruk’ grubu da bunların arasında yer alıyor. Söz konusu ders müfredata eklenmiş ve Filistin meselesinin geçirdiği ve halen içinden geçtiği süreci anlatmak bağlamında 7 Ekim olaylarını da konu edinmişti.

Taharruk Hareketi açıklamasında, söz konusu kararın İsrail'in Ürdün'ü hedef almak için attığı adımlar ve krallığa karşı açıkça ortaya çıkan her zamandan daha belirgin düşmanca tutumu bağlamında geldiğini bildirdi. Ayrıca, hareket ve diğer aktivistler, Ürdün okullarındaki öğrencileri İsrail'in emelleri konusunda eğitimsel ve kültürel olarak güçlendirmeye çağırdılar.

Eğitim uzmanı Hüda el-Atum Filistin meselesinin müfredata dahil edilmesinin, İsrail müfredatında yer alan Araplara yönelik düşmanlık ve kışkırtmayla yüzleşmek açısından önemli olduğunu düşünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Atum açıklamasında, 7 Ekim'in müfredattan kaldırılmasının Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi ve hatta Milli Eğitim Bakanlığı üzerindeki baskıdan kaynaklanabileceğini ima etti. Eğitim uzmanı, Ürdün müfredatını ve Filistin meselesine ek olarak içerdiği değer ve içerikleri hedefleyen sistematik ve dış destekli bir kampanya olduğunu kaydetti.

Araştırmacı ve eğitimci Zukan Ubeydat, 1994 yılındaki Ürdün-İsrail Barış Anlaşması'nın ardından Filistin meselesinin ders olarak okutulmaya devam ettiğini, ancak düzenlemeye gidilip müfredatta değişiklik yapıldığını söyledi. 1964'teki Ürdün Eğitim Yasası'nın Filistin'in Arap kimliğini ve onu geri kazanma konusundaki taahhüdünü vurgulayan Ubeydat, Ürdünlü öğrencilerin ayrı bir ders olarak Filistin meselesini okuduklarını ancak bu durumun 1992 yılına kadar devam ettiğini kaydetti. Araştırmacı ve eğitimci Zukan Ubeydat bundan sonra Ürdün eğitim politikalarında Filistin'e herhangi bir odaklanma ya da dikkat çekme olmadığını bildirdi.

Tarihsel bağlam

Ürdün Müfredat Geliştirme Merkezi, 7 Ekim olaylarının 10. sınıf öğrencilerinin müfredatına dahil edilmesini, Filistin meselesinin gelişmesi için doğal bir bağlam olarak gerekçelendirdi. 7 Ekim’im müfredata dahil edilmesi, Eğitim Bakanlığı, Yüksek Müfredat Merkezi ve Ürdün devletinin düşünceleriyle tutarlı olarak yapıldı.

Gözlemciler, 1994 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasından bu yana Ürdün müfredatında Filistin meselesiyle ilgili önemli bir gerileme olduğunu söylüyorlar. Yıllar içinde müfredatlarda yapılan çalışılmış değişikliklerin dini, ahlaki, ulusal ve Filistin meselesi olmak üzere dört seviyeyi etkilediğini belirten gözlemciler, Filistin isminin haritalardan çıkarılması, İsrail'e karşı direnişle ilişkilendirilmiş tarihi figürlerin isimlerinin azaltılması ve daha tarafsız terimlerin kullanılması gibi değişiklikleri zikrederek bu duruma dikkat çekiyorlar.

Eski Ürdün Başbakan Yardımcısı Memduh el-İbadi ise İsrail'i ve planlarını anlamak için Ürdün okullarında İbrani dili ve Yahudi kültürünün öğretilmesi çağrısında bulundu. İbadi aynı zamanda İsrail'in emelleriyle yüzleşmek için Krallık'ta zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi gerekliliğine dikkat çekti.

Ürdün Eğitim Bakanlığı tüm bu iddialar hakkında açıklama yapmadı. Ancak hükümet kaynakları Independent Arabia'ya şunları aktardı:

Ürdün'ün Gazze ve Batı Şeria'daki Filistinlilere sunduğu her şeye rağmen, geçtiğimiz 7 Ekim'den bu yana Amman'ın resmi pozisyonunu sorgulamaya yönelik girişimlerde bulunuldu. Ürdün egemen bir devlettir ve ona iç kararlarında baskı yapılamaz.

Filistin meselesi müfredatta halen mevcut

Bu bağlamda, aktivistler İsrail medyasının Ürdün'ü eleştirmesi ve saldırması ile 7 Ekim'in müfredatlardan çıkarılması arasında bir bağlantı kuruyorlar. Filistin meselesinin müfredattaki varlığının azaltılması ve Filistin meselesi konulu bağımsız bir dersin kaldırılmasına yönelik suçlamalara yanıt olarak Müfredat Geliştirme Merkezi, Filistin meselesinin Ürdün ile tarihsel bağlarını vurgulayarak bu meselenin 1. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm derslerde tek bir konu olarak değil, bir dizi konuda işlendiğini belirtti. 2022'de sosyal bilgiler derslerinde Filistin meselesi ve Ürdün'ün bu konudaki destekleyici duruşunu detaylı bir şekilde içeren derslere yönelik değişiklikler yapıldığını aktardı.

Ancak 2014 yılında, birçok Ürdünlü öfkeli bir şekilde, Kudüs ve Filistin meselesine atıfta bulunan derslerin, Ürdünlü askerlerin, özellikle de İsrail’i ilk bombalayan Ürdünlü pilot Feras el-Aclüni'nin Filistin'deki fedakarlıklarını anlatan hikayelerin müfredattan kaldırılması nedeniyle isyan etti. Bu değişiklikler, İslami kitapları içeren hadiseleri veya Yahudilere atıfta bulunan metinleri içeren dini kitapları da kapsadı.

Söz konusu değişikliklere paralel olarak Ürdün'deki ilkokul dördüncü sınıf müfredatındaki bir değişiklik de yıllar önce halk arasında geniş çaplı bir tepkiye neden olmuştu. Söz konusu itirazın nedeni ilkokul ve ortaokul öğrencilerine dağıtılan kitapta, Filistin haritasının üstünde ‘İsrail’ adının yer almasıydı.


Afrika kıyılarında köleliğin eli kanunlardan ağır

Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
TT

Afrika kıyılarında köleliğin eli kanunlardan ağır

Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)
Kölelik mağdurlarının fark ettiği şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün artış eğiliminde olduğu. (AFP)

Sağir Haydari

Kanunlar tarafından onlarca yıl önce yasaklanan kölelik, tüm zenginliğine rağmen güvenlik, siyasi kaos ve aşırı yoksulluk içinde olan kıyı Afrika bölgesinde halen görülüyor.

Moritanya'nın başkenti Nuakkşot’ta yıllar sonra efendisinden özgürlüğünü kazanan ve 24 saat kendisi için oto yıkama dükkanında çalışan Muhammed Veled Sidi Embarek, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada halen adalet beklediğini belirterek şunları söyledi:

 Kölelik, Moritanya'da yıllardır süren ortak mücadeleye rağmen halen mevcut. Köleliğin kurbanları olarak fark ettiğimiz şey, eski efendilere yönelik hoşgörünün yükseliş eğilimi gösteriyor olduğudur.

Moritanya 1981 yılında, köleliği kaldıran son ülke oldu. Ondan kızsa bie süre önce de Afrika'nın diğer dört kıyı ülkesi, Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad da köleliği kaldırmıştı. Ancak eski efendilerin peş peşe serbest bırakılmaları ve vatandaşları ‘modern kölelik’ gibi açık bir şekilde sömürmeleri nedeniyle, köleliği tamamen ortadan kaldırma umutları neredeyse yok oluyor.

Üç pozisyon

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre pek çok kişinin halen ‘köleliğin devam etmesinden’ şikayetçi olduğu tek ülke Moritanya değil. Mali ve Burkina Faso'da da toplumsal kırılganlık ve güvenlik koşulları nedeniyle daha da kötüleşen bu durumun bitirilmesi için sesler yükseliyor.

Afrika kıyı bölgesindeki kölelik, insan hakları ve sivil toplum kuruluşlarına göre, reşit olmayan kızların zorla evlendirilmesi ve binlerce kişinin çalışmaya zorlanması gibi birçok biçimde somutlaşmış durumda.

Nijer'deki sivil toplum örgütü Timidria’nın Genel Sekreteri Ali Bozo, bir süre önce yaptığı açıklamada, 2015 yılı itibarıyla ülkesinde ‘efendiler’ tarafından köleleştirilmiş olanların sayısının 870 bini aştığını bildirdi.

frb rf
Afrika kıyı bölgesindeki kölelik çeşitli biçimlerde devam ediyor. (AFP)

Bozo, Nijer'de ‘vahaya’ olgusunun yaygın olduğunu, reşit olmayan kızların kaçırılıp satılarak beşinci eş olarak evlenmeye zorlandığını, ayrıca zorla çalıştırılıp zorla evlendirildiklerini ve cinsel istismara maruz kaldıklarını söyledi.

Çadlı siyasi araştırmacı Lebibe Gondo, şu an Afrika kıyılarında üç kölelik durumu olduğuna dikkat çekiyor. Birincisi, köleliğin Afrika kıyılarında sosyal bir olgu haline gelmesi. Çünkü kölelerin kendileri kendi durumlarını içselleştirmiş durumdalar ve bu toplumlar değişmeyi reddediyorlar. İkinci durum ise genellikle altın madenleri gibi belirli ekonomilerde zorla çalıştırma durumunda ortaya çıkan, bireylerin zorla köleye dönüştürüldüğü insan kaçakçılığı. Üçüncü durum, belirli bir iktidar konumuna sahip olan veya iktidara yakın yaşayan, insanları küçümseyen, onlara köle veya köle soyundan gelen muamelesi yapan bireyleri çevreleyen zihniyet.

21’inci yüzyılda Afrika kıyılarında köleliğin yayılması, bölgede ve hatta bölge dışında yüksek sesli tartışmalara yol açıyor. Özellikle de beş ülkenin bununla mücadele etmek için yasalar çıkarmış olmalarına rağmen şu ana kadar bu çelişkiyi kontrol altına alamamış görünmeleri tartışmaları alevlendiriyor.

Gondo konuya dair değerlendirmesinde "Kanunların tek başlarına yeterli olmamalarından dolayı sorunun çözümü belirlediğimiz üç düzeyde ele alınmalı. Ülkemizde önemli hukuki metinler var ancak bunlar uygulanmıyor" dedi.

Zor durumlar

Kölelikten bahsederken, Moritanya'daki ‘Haratin’ gibi tarihsel olarak köleliğe maruz kalan belirli azınlıklardan ve Nijer, Mali, Çad, Burkina Faso gibi ülkelerdeki savunmasız kadınlardan söz etmemek mümkün değil.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminlerine göre Sahra Altı Afrika'da köleliğe benzer şartlarda yaşayanların sayısı yaklaşık 3,7 milyon kişi.

Nijeryalı insan hakları aktivisti ve aynı zamanda siyasi araştırmacı Hasan Aval duruma ilişkin şu açıklamada bulundu:

Nijer, Mali ve Moritanya'da kölelik, yasalara rağmen halen mevcut. Bu inkâr edilemez. İster modern ister eski kölelik olsun, on binlerce insan köleliğe maruz kalıyor. Modern kölelik, emeklerinin karşılığını almadan çok uzun saatler boyunca çalışan insanlarda vücut buluyor. Bu tür durumların Nijer’in başkenti Niamey ve Moritanya’nın başkenti Nuakşot ve diğer bölgelerde bile oluyor. Anlaşılması gereken şu ki köleliğin durumunu oldukça zorlaştıran çok kritik bir güvenlik ve siyasi gerçeklik var. Çünkü köleler siyasi çevrelerden ve devlet kurumlarından dinleyen kulaklar bulamıyor. Dolayısıyla kölelikten kurtulmak çok zor.

Kanunların uygulanması

Yasağa rağmen bölgedeki, özellikle Moritanya gibi ülkelerdeki eski efendilerin henüz hesap vermemiş olmaları, yasaların uygulanması ve hesap verilmesi için sokak seferberliğinin devam etmesine neden oluyor. Moritanya'da, örneğin 2007 yılında köle sahiplerini cezalandıracak bir yasa çıkarıldı. Ancak insan hakları çevreleri yasanın henüz uygulamaya konmadığı görüşünde.

dfbd
Hangi formda olursa olsun halen köleliğe maruz kalan on binlerce insan var. (AFP)

Moritanya'daki kölelik karşıtı IRA hareketinin koordinatörü Hac Eid, "Başkent Nuakşot da dahil olmak üzere Moritanya'da köleliğin devam ettiğine dair aldığımız birçok tanıklıklar var" dedi.

Eid, Independent Arabia’ya şu açıklamada bulundu:

Moritanya'da köleliğin halen mevcut olduğunu ve biz IRA hareketi olarak köleliğe maruz kalan kurbanlarının sayısının Moritanya halkının yüzde 20'si olduğunu tahmin ediyoruz.

Eid, Moritanya'da köleliğin devam ettirilmesinin, köleliği suç sayan yasaların uygulanmaması anlamına geldiğini vurgulayarak ‘bunun, köleliğin ülkede kaldırılmasının önündeki temel engel’ olduğunu söyledi. Yasaların efendilere yönelik cezaları sıkılaştırdığını, köle sahibi olduğu tespit edilenlere hapis ve para cezaları verilmesinin öngörüldüğünü ancak bu yasaların büyük ölçüde uygulanmadığını’ vurguladı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


CENTCOM: Husiler ABD tankerine balistik füze fırlattı ancak isabet etmedi

Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
TT

CENTCOM: Husiler ABD tankerine balistik füze fırlattı ancak isabet etmedi

Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)
Husiler tarafından atılan bir füzeyle vurulan İngiliz tankeri petrol sızdırıyor ( CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran destekli Husilerin 24 Şubat'ta Aden Körfezi'nde bir ABD gemisine gemisavar balistik füze fırlattığını duyurdu.

 CENTCOM’un X platformundan yayınladığı açıklamada, füzenin, ABD bayrağı taşıyan ve kimyasal petrol tankeri olan gemiye isabet etmediği, herhangi bir hasara veya yaralanmaya yol açmadan suya düştüğü aktarıldı.

Husiler dün, Gazze'deki Filistinlilerle dayanışma amacıyla deniz nakliye hatlarına saldırmaya devam ederek tankeri hedef aldığını açıkladı.

CENTCOM, ABD ordusunun meşru müdafaa tedbiri kapsamında Kızıldeniz'in güneyi üzerinde iki tek yönlü saldırı uçağını da düşürdüğünü duyurdu.

Yemen'in en kalabalık bölgelerini kontrol eden Husiler, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlarını protesto etmek amacıyla 19 Kasım'dan bu yana ticari gemilere patlayıcı madde yüklü füzeler ve insansız hava araçları fırlatıyor.


Savaşın başlangıcından bu yana bir ilk: İsrail, Lübnan’ın doğusunu hedef aldı

İsrail'in bugün doğudaki Baalbek kentine düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseldi (X)
İsrail'in bugün doğudaki Baalbek kentine düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseldi (X)
TT

Savaşın başlangıcından bu yana bir ilk: İsrail, Lübnan’ın doğusunu hedef aldı

İsrail'in bugün doğudaki Baalbek kentine düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseldi (X)
İsrail'in bugün doğudaki Baalbek kentine düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseldi (X)

İsrail bugün, Hizbullah'ın Lübnan'ın doğusundaki ana kalesi olan Baalbek’in çevresini hedef alarak, iki hava saldırısı düzenledi.

AFP’ye konuşan bir güvenlik kaynağı, ilk saldırıda Baalbek’in eteklerinde Hizbullah'a bağlı sivil bir kuruma ait binanın hedef alındığını ifade ederek, söz konusu saldırının Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana İsrail'in güney dışında gerçekleştirdiği ilk saldırı olduğunu söyledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichay Adraee bugün yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Lübnan'ın derinliklerinde Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılar düzenlediğini söyledi.

Günün erken saatlerinde Hizbullah, savaşçılarının, İsrail'in kuzeyindeki El Bağdadi çevresindeki İsrail güçlerini füzelerle hedef aldığını duyurdu.


Çin'den ABD'nin, Dünya Ticaret Örgütü üyeliğine ilişkin raporuna tepki

(AA)
(AA)
TT

Çin'den ABD'nin, Dünya Ticaret Örgütü üyeliğine ilişkin raporuna tepki

(AA)
(AA)

Çin Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, Çin'in çok taraflı ticaret sistemini desteklediği ve DTÖ'ye uyum konusunda verdiği sözleri tuttuğu, buna karşın Washington yönetiminin, kurallara uymadığı halde sorumluluğu başkalarına yüklediği belirtildi.

ABD'nin "ayrımcı sanayi politikalarıyla" küresel tedarik zincirlerine zarar verdiği savunulan açıklamada, "ABD kendi tutumunu gözden geçirmek ve düzeltmeye çalışmak yerine karalama taktikleriyle suçu başkalarına yükleyerek sabotaj ve ihlallerinin üzerini örtmeye çalışıyor." ifadesine yer verildi.

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, Çin'in, DTÖ'ye üyeliğinden bu yana uluslararası ticaret sistemi ve kurallarına uyumundaki ilerlemeye ilişkin değerlendirme raporunu 23 Şubat'ta sunmuştu.

Raporda, Çin'in, DTÖ'ye üye olmasının üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen hala ekonomide ve ticarette devlet kontrolünü esas alan piyasa dışı bir yaklaşımı benimsediği, bunun DTÖ'nün temsil ettiği normlara ve değerlere, onun oluşturduğu uluslararası ticaret sistemine "en büyük tehdit" olduğu görüşü ifade edilmişti.


İsrail'de milletvekillerine tehdit mektupları: "Yahudi intikamcılar asla unutmaz"

İsrail Parlamentosu'ndan milletvekillerinin yüzde 25'inden fazlası Netanyahu'nun partisi Likud'dan (Reuters)
İsrail Parlamentosu'ndan milletvekillerinin yüzde 25'inden fazlası Netanyahu'nun partisi Likud'dan (Reuters)
TT

İsrail'de milletvekillerine tehdit mektupları: "Yahudi intikamcılar asla unutmaz"

İsrail Parlamentosu'ndan milletvekillerinin yüzde 25'inden fazlası Netanyahu'nun partisi Likud'dan (Reuters)
İsrail Parlamentosu'ndan milletvekillerinin yüzde 25'inden fazlası Netanyahu'nun partisi Likud'dan (Reuters)

İsrail Parlamentosu Knesset'in başkanı Amir Ohana, kendilerine "İsrailli İntikamcılar" ismini veren bir grubun bazı hükümet üyelerine ve ailelerine tehdit mektupları gönderdiğini açıkladı.

Ohana, iç istihbarat servisi Şin Bet'ten mektupların soruşturulmasını istediğini aktardı.

Mektuplarda Hamas'ın 7 Ekim'de düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu'na neden olan başarısızlıklar nedeniyle milletvekillerinin yakınlarından intikam alınacağı ifade edildi.

Mektupların gönderildiği isimler arasında Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud'dan milletvekili Tali Gotliv, bir diğer Likud milletvekili Moshe Saada'nın kardeşi ve radikal sağcı Otzma Yehudit milletvekili Yitzhak Wasserlauf'un annesinin bulunduğu kaydedildi.

Cuma günü kendisine posta yoluyla gönderilen mektubun fotoğraflarını sosyal medya hesabından paylaşan Gotliv, "Özel posta adresime gelen bu mektubu solcu biri alsaydı, şu an kapısında korumalar bekliyordu" ifadelerini kullandı.

Gotliv'in yayımladağı mektubun sol üst köşesinde bir Davud yıldızı ve yumruk bulunduğu görülüyor. Logo benzeri bu görselin altındaysa, "Yahudi intikamcılar asla unutmaz!" ifadeleri yer alıyor.

Mektupta ayrıca, "Açığa çıkmadan zarar verebileceğimiz bir yakınınızın yerini tespit edeceğiz. 7 Ekim'le ilgili suçlanması gerekenlerin 6 Ekim'de ülkeyi yöneten koalisyon olduğuna inanıyoruz. Bunların hiçbiri bu savaştan kişisel bir zarar görmedi. Size yönelik bir saldırı her milletvekilinin kişisel olarak ödemesi gereken adil bir bedel olacak" ifadeleri kullanıldı.

İsrail'deki radikalleşmenin işareti Homeş

İsrail'de milletvekillerine gönderilen tehdit mektupları konuşulurken, ABD merkezli New York Times gazetesi İsrail toplumundaki radikalleşmeyi Batı Şeria'daki Homeş örneği üzerinden anlattı.

İsrail ordusu, 2005'te Gazze'den çekildiği zaman Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinden 4'ünü de, savunulmasının güç olduğunu gerekçe göstererek, dağıtma kararı almıştı.

Ancak yıllar sonra Binyamin Netanyahu hükümetindeki radikal sağcı bakanlar, 4 yerleşimin yeniden kurulması için kampanya başlattı.

4 yerleşimden biri olan Homeş de bu kampanyanın sembolü olmuştu.

İsrail hükümeti geçen yıl Homeş'teki Yahudi yerleşimlerinin yeniden tesis edilmesine karar verse de Yüksek Mahkeme, bölgedeki arazi sahibi Filistinlilerin güvenliğini gerekçe göstererek kararı iptal etti.

Ancak mahkemenin kararını tanımayan 50 kadar Yahudi yerleşimci bölgede çadırlar ve prefabrik dini okullar kurarak buraya yerleşti.

Gazete buraya yerleşen 50 kişilik genç erkek grubunun kendilerini "öncü kol" olarak gördüklerini ve İsrail ordusunun da bölgeyi genişletmesini istediklerini aktardı.

Yahudi yerleşimcileri korumakla görevlendirilen Homeş'teki İsrail askerlerinden biri, "Aldığımız emir iki taraf arasında bir koruma oluşturmak. Onları ayrı tutmaya çalışıyoruz. Yerleşimcilerin tepeden aşağı inmesini engellemeye çalışıyoruz ve Filistinlilere de burada olmamaları gerektiğini söylüyoruz" ifadelerini kullandı.

Homeş yakınlarında yaşayan Filistinlilerse, yerleşimcilerin saldırgan olduklarını ve çoğunlukla uzun namlulu silahlar taşıdıklarını söyledi.

Filistinliler ayrıca Yahudi yerleşimcilerin evlere girdiğini, hayvanlarını çaldığını ve tarlaları ateşe verdiğini aktardı.

Independent Türkçe


Yunanistan AB'nin Kızıldeniz'deki "Aspides" misyonuna katılacak

(AA)
(AA)
TT

Yunanistan AB'nin Kızıldeniz'deki "Aspides" misyonuna katılacak

(AA)
(AA)

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Pavlos Marinakis, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakan Kiryakos Miçotakis başkanlığında gerçekleştirilen KYSEA olağan toplantısında Savunma Bakanı Nikos Dendias'ın önerisiyle Yunanistan'ın, Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisinin korunması amacıyla "Aspides" misyonuna katılmasının kararlaştırıldığını kaydetti.

Misyon 19 Şubat'ta başladı

AB'nin Kızıldeniz'deki "Aspides" misyonu 19 Şubat'ta başlamıştı.

AB Konseyinin 19 Şubat'taki açıklamasına göre, "Aspides" misyonu yalnızca savunma amaçlı olacak.

Misyon, denizde "durumsal farkındalık" sağlayacak, gemilere eşlik edecek ve olası saldırılara yanıt verecek, Babu'l Mendeb Boğazı ve Hürmüz Boğazı'ndaki ana deniz iletişim hatlarının yanı sıra Kızıldeniz Aden Körfezi, Umman Körfezi ve Basra Körfezi'ndeki uluslararası sularda aktif olacak.

Merkezi Yunanistan'ın Larissa şehrinde olacak misyonu, Tuğamiral Vasilios Griparis komuta edecek.


Britanya Müslüman Konseyi, Muhafazakar Partideki Müslüman karşıtlığı vakalarının araştırılmasını istedi

(AA)
(AA)
TT

Britanya Müslüman Konseyi, Muhafazakar Partideki Müslüman karşıtlığı vakalarının araştırılmasını istedi

(AA)
(AA)

MCB Genel Sekreteri Zara Muhammed imzalı mektupta önde gelen isimlerin kullandığı Müslüman karşıtı ifadelerin Muhafazakar Partinin "ırkçılığa karşı sıfır tolerans" politikasıyla uyumlu olup olmadığı soruldu.

Parti içinde 300'ün üzerinde Müslüman karşıtlığı vakasının raporlara yansıdığına işaret edilen mektupta, "Bizim görüşümüz, parti içindeki yapısal Müslüman karşıtlığı sorunu çözülmediği takdirde ırkçılığın bu biçiminin tekrar tekrar çirkin yüzünü ortaya çıkaracağı yönünde olmuştur." uyarısında bulunuldu.

Müslüman karşıtı ifadeler örnek gösterildi

Mektupta partinin önde gelen isimlerinin söylemlerine yansıyan Müslüman karşıtı ifadelerden örnekler de yer aldı.

Filistin'e destek yürüyüşlerini "Nefret yürüyüşü" olarak nitelendiren eski İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın The Daily Telegraph gazetesinde kaleme aldığı makalelerde, "Britanya'yı İslamcılar (Islamist) yönetiyor" ifadesini kullandığı belirtilen mektupta, "Braverman, bu ifadesiyle İslamofobi yolunda yürüyor." değerlendirmesinde bulunuldu.

Mektupta, Londra Belediye Başkanı Sadık Khan'la ilgili, "İslamcıların Khan'ı ve Londra'yı kontrol altına aldığını düşünüyorum." ifadelerini kullanan Muhafazakar Partinin eski Genel Başkan Yardımcısı Lee Anderson ile partinin ünlü bağışçılarından Sir Paul Marshall'ın sosyal medyadaki "İç savaş yaklaşıyor. Büyük bir İslam varlığının olduğu, barış içinde kalan bir ülke hiçbir zaman olmadı." şeklindeki sözleri de hatırlatıldı.

Eski Başbakan Liz Truss'ın ABD'de katıldığı konferansta kullanılan İslamofobik ifadelere sessiz kaldığı belirtilen mektupta, "İslamofobik (Aşırı sağcı aktivist) Tommy Robinson gibi isimlerin 'kahraman' olarak anıldığı bir yerde sessiz kalmak kabul edilemez." değerlendirmesi yapıldı.

"Bu mektubun iyi niyetle dikkate alınması ihtimalini çok düşük görüyoruz"

Örnek gösterilen söylemlerin görmezden gelinemeyecek seviyede önde gelen isimlerce dile getirildiğine işaret edilen mektupta, "Partinin son 10 yılda MCB veya Müslüman organizasyonlarla temasa geçmekten kaçınmasını göz önüne aldığımızda, bu mektubun iyi niyetle dikkate alınması ihtimalini çok düşük görüyoruz." ifadeleri kullanıldı.

Muhafazakar Partinin sade Müslüman vatandaşları aşırılık yanlılarıyla ilişkilendirmeye gayret gösterdiği öne sürülerek mektubun soruşturma başlatılması için fırsat kabul edilmesi istendi.

İslamofobi'nin parti içinde kurumsal hale geldiği savunulan mektupta, bir ankete göre Yahudi ve Hindulara karşı "aşırı negatif" görüşe sahip parti üyelerinin oranı yüzde 3 iken Müslümanlara karşı ise yüzde 21 olduğuna işaret edildi.