Gazze savaşı Mısır ile Avrupa’yı birbirine yaklaştırıyor

Mısır, Avrupa Birliği ile ortaklığını genişletmek istiyor

Reuters
Reuters
TT

Gazze savaşı Mısır ile Avrupa’yı birbirine yaklaştırıyor

Reuters
Reuters

Amr İmam

Gazze’deki savaş, Avrupa kıtasında derin bir etki bıraktı ve kıtanın iki farklı yönünü ortaya çıkardı. Birincisi, kıtanın Tel Aviv’in şikayetlerini tek başına dinlemeye ve halkını savunma hakkını desteklemeye hazır görünen tamamen İsrail yanlısı bir yüz.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu Avrupalı ​​yüzün etkileyici bir örneğidir.

Bu, Bay Borrell’in Hamas’ın İsrail’in güneyindeki yerleşim birimlerine yönelik 7 Ekim saldırılarını bir savaş suçu olarak tanımlamaktan çekinmediği bir televizyon röportajında ​​açıkça görülebilir. Ancak kendisine İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, yaklaşık 14 bin sivilin öldürülmesi ve Filistin topraklarının kuzey ve orta kesimlerinde binlerce evin bombalanması sorulduğunda Bay Borrell, ilk bakışta avukat olmadığını ve herhangi bir hukuki hüküm verecek konumda olmadığını hatırlattı.

Ama ne mutlu ki kıtanın başka bir tarafı da var. Bu da Tel Aviv’e karşı tarafın sağladığı koşulsuz destek karşısında Avrupa’nın kendi çıkarlarını korumak için çalışmaya hazır yüzüdür.

Avrupa’nın bu diğer tarafı, şu anda savaşın kıta üzerindeki potansiyel etkilerini hafifletmeye çalışıyor. Bunu, diğer taraflarla işbirliği yapmak için Avrupalı elini uzatarak yapıyor.

Avrupa’nın bu diğer tarafı, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının en ağır yükünü çeken ve bunun sonucunda ekonomik yıkım olasılığıyla karşı karşıya olan, yoğun nüfuslu ve ekonomik açıdan sıkıntı çeken ve sonuç olarak ekonomik yıkım potansiyeliyle karşı karşıya bir ülke olan Mısır’a el uzatıyor.

Ortak endişeler

Tüm bunlara rağmen bu çağrı, Kahire’nin Eski Kıta’nın sadık sahil güvenlik görevlisi olma konusunda pay sahibi olmaktan memnun olup olmayacağına dair soru işaretlerini gündeme getiriyor.

“Gazzeliler evlerini terk etmeye zorlanırsa kıyı şeridinin 2,3 milyonu aşan nüfusu, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya benzeri görülmemiş bir yasadışı göçmen akınına yol açabilir.”

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, belki de bu farklı Avrupa perspektifinin başlıca örneğidir. Ursula von der Leyen, 18 Kasım’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Gazze’deki insani durumla ilgili görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etti. Toplantı sırasında Von der Leyen’in açıklamaları, Avrupa’nın krize ilişkin endişelerini açıkça yansıtıyordu.

Von der Leyen, Gazze nüfusunun yerinden edilmesine şiddetle karşı çıktı. Bu, Avrupa’nın açık kaygılarından kaynaklanan bir tutumdur. Öyle görünüyor ki Avrupa, Gazzelilerin evlerini terk etmeye zorlanması halinde, kıyı bölgesindeki 2,3 milyondan fazla nüfusun Akdeniz üzerinden Avrupa’ya benzeri görülmemiş bir yasadışı göçmen akışına yol açabileceğinden endişe ediyor. Özellikle Mısır’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar, Gazze’den daha fazla mülteci kabul edememesi ve özellikle de ülkenin hâlihazırda başka ülkelerden gelen 9 milyon mülteciye ev sahipliği yaptığı göz önüne alındığında bu senaryo, çok da uzak bir ihtimal değil.

FOTO:  Refah’tan Gazze’ye insani yardım girişi (Reuters)
Refah’tan Gazze’ye insani yardım girişi (Reuters)

AB Komisyonu Başkanı, Mısır Cumhurbaşkanı ile görüşmesinin sona ermesinin ardından Gazze ile Sina arasındaki sınırda yer alan Refah kara limanına ulaşmak için yaklaşık 197 mil yol kat etti. Amacı, Mısır’dan Gazze’ye insani yardım ulaştırmanın zorlu sürecine ilişkin ilk elden bilgi edinmekti.

Ursula von der Leyen, orada Mısır’ın, Filistin’in bu bölgesinde mahsur kalan insanlara insani yardımının sürekli akışını sağlamak için gösterdiği çabayı övdü.

Gazzelileri içeride tutmak

Mısır, İsrail’in Gazze halkını kendi topraklarının sınırları dışında güvenli bir yere kaçmaya ve Sina’ya yerleşmeye zorlama planlarıyla karşı karşıya.

“Kahire, İsrail’in Gazze halkını sınır dışı etme planlarını engellemek için dolaylı olarak askeri güç kullanılmasını öneren dil de dahil olmak üzere her türlü dili kullandı.”

21 Kasım’da Mısırlı milletvekilleri ayrıca, Mısır Cumhurbaşkanı’na, Mısır’ın ulusal güvenliğini korumak ve Gazze’deki 2,3 milyon insanın Sina’ya nakledilmesini önlemek için gerekli tüm tedbirleri alması sorumluluğunu yükledi. Mısır Parlamentosu’nun genel merkezinde düzenlenen aynı fırtınalı oturum sırasında Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, Gazze halkının Mısır’a gitmeye zorlanması durumunda Mısır’ın uluslararası hukukun izin verdiği sınırlar çerçevesinde sert ve kararlı bir şekilde hareket edeceğini söyledi.

Birkaç saat önce Mısır Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Gazze’nin güneyindeki bölgeleri tekrar tekrar bombalamasının amacının yalnızca Gazze halkını Mısır’a kaçmaya zorlamak olduğunu belirtmişti. Mısır’ın güç dili kullanmasına ve ret ifadesine ek olarak Mısır devleti, sürekli İsrail bombardımanına rağmen Gazze halkının kendi topraklarında hayatta kalabilmesi amacıyla gerekli her şeye sahip olması için var gücüyle çalışıyor.

Mısır, krizin başladığı 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye gıda, su ve yakıt dahil olmak üzere insani yardım malzemesinin girmesini talep ediyor. Katar, Mısır ve ABD’nin aracılık ettiği dört günlük ateşkes, Gazze’ye sağlanan yardım hacminin artmasına katkıda bulunabilir ve bu da Mısır’ın kampanyasını güçlendirebilir.

Avrupa da Mısır’ın Gazze’ye daha fazla yardım gönderme arzusunu paylaşıyor. Öyle görünüyor ki bu tavır, Gazze’den sürüldüklerinde Filistin topraklarında yaşayanların Avrupa kıyılarına gidebilecekleri gerçeğinin farkına varılmasından sonra baş gösterdi.

Kahire ile temas

Avrupa, mevcut meseleyi çözmek için Kahire ile aktif olarak işbirliği yapıyor. Raporlar, Avrupa’nın, Arap ulusunu ‘yasadışı göçmenlerin Akdeniz üzerinden Avrupa kıyılarına akışını önlemek için’ adımlar atmaya motive etmeyi amaçlayan, Mısır için yeni bir yardım paketi oluşturma sürecinde olduğunu gösteriyor.

Ursula von der Leyen, 18 Kasım’da yaptığı açıklamada Avrupa ve Mısır’ın her iki tarafın da yararına olacak stratejik ve kapsamlı bir ortaklık kurmak için işbirliği yaptığını açıkladı. Avrupalı yetkili, bu ortaklığın iki taraf arasında uzun vadeli ilişkiler üzerine kurulacağını vurguladı.

Ayrıca Avrupa, arama kurtarma botlarının Mısır’a teslimatını hızlandıracak. Bu da Arap ülkesinin Akdeniz’deki yasa dışı geçişleri azaltma çabalarına yardımcı olacak.

Bununla birlikte Mısırlı parlamenterler, Avrupa ile, Kahire’nin Akdeniz’in yasa dışı geçişlerini önleme konusunda sadece uygulayıcı olma rolünün ötesine geçen daha geniş bir ortaklık geliştirmeyi amaçlıyor.

Senaryo- Kabus

Mısır Parlamentosu Yasama Komitesi üyesi Atıf Magharafi, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, Mısır’ın, Avrupa’yı yasadışı göç ve terörizm de dahil olmak üzere çeşitli tehditlerden korumada çok önemli bir rol oynadığına dikkat çekti. Magharafi, “Bu, Mısır’a, AB ile Akdeniz’e yasa dışı geçişlerle mücadeleyle sınırlı olmayan kapsamlı bir ortaklık kurma yetkisi veriyor” dedi.

“Mısırlı parlamenter: “Kahire, Avrupa’yı yasadışı göç ve terörizm de dahil olmak üzere çeşitli tehditlerden korumada çok önemli bir rol oynuyor.”

Mısır, kendisinden Avrupa’ya yasadışı göç akışını durdurmak için yoğun çaba sarf ediyor. Geçmişte uzun bir süre göçmen dalgalarının Avrupa kıyılarına geçiş noktası olduktan sonra Mısır, Afrika ve Orta Doğu’nun sorunlu bölgelerinden gelen insanların bu kıyıları kullanarak Avrupa’ya gitmesini önlemek amacıyla kıyıları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmayı başardı. Mısır hükümeti ayrıca, Mısır çölünde büyük bir başkent kurmak da dahil olmak üzere emek talebi yaratan çok sayıda kalkınma projesi başlatarak, Mısırlıların Avrupa’ya yasa dışı göç etme olasılığını da azalttı.

FOTO: Libya’da düzensiz mülteciler için merkez (AFP)
Libya’da düzensiz mülteciler için merkez (AFP)

Ancak Mısır’a komşu iki ülke olan Libya ve Sudan’da yaşanan huzursuzluklar, Mısır üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Gazze’deki mevcut durum, bu baskıyı artırdığı gibi Mısır’ın içinde bulunduğu zor ekonomik koşulları daha da ağırlaştırıyor. Bütün bunlar ise yasadışı göçü, Mısırlılar arasında ortak bir eğilim olarak yeniden ön plana çıkaracaktır. Gıda fiyatları yükseldikçe, iş imkanları azaldıkça ve hayat zorlaştıkça, daha çok Mısırlı kendi ülkeleri dışında, büyük olasılıkla Avrupa’da fırsatlar aramaya yönelecektir.

Nitekim devlet yetkililerinin yasadışı göçü kontrol etmek için aldığı önlemlere rağmen Mısırlılar denize geri döndü. Kahire’deki gözlemciler, Mısırlıları Avrupa kıyılarına ulaşma umuduyla tehlikeli yolculuklara çıkaran ölüm botlarının yeniden ortaya çıkmasının, Mısır’ın sınırlı destekten veya Avrupa için sahil güvenlik görevi yapmaktan daha fazlasına ihtiyacı olduğunu gösterdiğini söylüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı haberde Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Imad Gad, yaptığı açıklamada, “Mısır’ın, halkına ekonomik fırsatlar yaratabilmek ve gençleri yasadışı göçten uzaklaşmaya teşvik edebilmek için gerçek desteğe ihtiyacı var. Sanayi sektörünü ileriye taşıyacak teknoloji ve ekipmanlara ihtiyacı var. Bu, insanlara iş fırsatları yaratacak ve Avrupa’ya yasadışı göç dalgasını durduracak” ifadelerini kullandı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.


Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
TT

Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)

Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’daki cephelerde kaydettiği yavaş kara ilerlemesine rağmen, ‘özel askerî operasyon’ olarak başlayıp dört yıl içinde yıpratıcı bir savaşa dönüşen süreçte Rusya açısından askerî zafer hâlâ uzak görünüyor. Bu süre zarfında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hedeflerine ulaşmayı başaramadı. Bazı Amerikalı uzmanlar artık sahadaki verilerin, Putin’in Ukrayna’yı boyun eğdiremediğini; hatta Rusya’nın stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

dscd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savunma bütçesini ve asker emeklisi maaşlarını artırarak kapsamlı bir askeri reform gerçekleştirdi. (AP)

Diplomatlar ve dış politika gözlemcileri, öngörüde bulunmanın her zaman riskli bir girişim olduğunu vurgular. Ancak eski ABD Büyükelçisi ve RAND Corporation uzmanı William Courtney, ABD ile Rusya arasındaki stratejik ilişkilerde (Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere) kilit roller üstlenmiş bir isim olarak, Ukrayna’nın işgalini malî, beşerî, askerî ve siyasî açılardan değerlendiriyor. Courtney, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun çabalarına rağmen henüz somut sonuç alınamayan süreçte, savaşın muhtemel sonlarına dair daha net bir tablo çizmeye çalışıyor. Bu görüşe, Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie de katılıyor. Hardie, Putin’in ‘katı tutumlarının’, ABD’nin arzuladığı barışın önündeki başlıca engel olduğunu savunuyor.

Afganistan modeli

Daha önce ABD-Sovyet Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik Amerikan-Sovyet komisyonunda görev alan, eski Başkan Bill Clinton’a özel danışmanlık görevinde bulunan ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Rusya, Ukrayna ve Avrasya işlerinden sorumlu direktörlük yapan William Courtney, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Rus ekonomisinin ABD ve Avrupa yaptırımlarından ‘giderek daha sert ve belirgin biçimde etkilendiğini’ belirtti.

dcdc
(foto altı) Eski ABD Büyükelçisi William Courtney (Şarku’l Avsat)

Courtney ayrıca, Rus kuvvetlerinin insan kayıplarının ‘son derece yüksek’ olduğunu ve bu kayıpların ‘Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşındaki kayıplarını açık ara aştığını’ söyledi.

Öte yandan, ‘ABD politikasının Ukrayna’ya güçlü destekten, daha çok tarafsız arabulucu konumuna yakın bir çizgiye kaydığını’ savunan Courtney, bu nedenle ‘ABD’nin artık Ukrayna veya Avrupa adına Rusya ile müzakere edebilecek bir konumda olmadığını’ dile getirdi. Birçok Avrupalı liderin, ‘Ukrayna’daki savaşı Avrupa güvenliğiyle yakından bağlantılı görmeye giderek daha fazla eğilim gösterdiğini’ de sözlerine ekleyen Courtney, Avrupa’da, Rusya’nın Ukrayna’da galip gelmesi halinde ‘diğer bazı Avrupa ülkelerinin de risk altına girebileceği’ yönündeki kaygıların arttığını vurguladı.

Bu yaklaşımı farklı bir açıdan teyit eden John Hardie ise ABD’nin Rusya’yı gerçek tavizler vermeye zorlamak amacıyla ‘azami baskı uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı bir çaba’ ortaya koyduğunu henüz görmediğini ifade etti. Halihazırda ‘bazı diplomatik temaslar’ bulunduğunu, ancak taraflar arasındaki uçurumun genişliğini koruduğunu ve barış için gerekli belirleyici uzlaşıların henüz sağlanmadığını belirtti.

Dünya’dan uzak

Rusya’nın savaşı sona erdirmeye yönelik hedeflerine ilişkin olarak Hardie, Trump yönetiminin Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalan kısımlarından vazgeçmesi gerektiği görüşünde olduğunu; bunun savaşın sona ermesine imkân tanıyacağı ve ABD ile Rusya arasında ekonomik iş birliğinin yeniden başlamasının önünü açacağı varsayımının benimsendiğini aktardı. Ancak Hardie, bu değerlendirmenin isabetli olmadığını belirterek, ‘Putin’in on yıllardır Ukrayna üzerinde yeniden hakimiyet kurmaya odaklandığını’ ve ülkeyi Rus nüfuz alanına geri döndürmeyi amaçladığını ifade etti. Ona göre hedef, Ukrayna’yı Batı yönelimli bağımsız bir devletten ziyade Belarus’a daha yakın bir konuma getirmek. Bu nedenle Rusya’nın taleplerinin ‘toprak meselesinin çok ötesine geçtiğini’ vurguladı.

erfref
Amerikan araştırma kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie (Şarku’l Avsat)

Bu değerlendirmeye katılan Courtney, Rusya’nın “Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Sovyetler Birliği yıllarına kadar ABD’yi her zaman başlıca jeopolitik rakibi olarak gördüğünü; Avrupa’yı ise hiçbir zaman benzer stratejik önemde değerlendirmediğini” söyledi. Bu çerçevede Moskova’nın doğrudan Donald Trump ile müzakereye hazır göründüğünü ve işgal altındaki topraklar üzerindeki kontrolünün tanınması ile Donbas’ın geri kalanında hakimiyetini güçlendirme talepleri dahil olmak üzere azami taleplerini yinelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Askerî açıdan ise Courtney, sahadaki durumun ‘büyük ölçüde bir çıkmaz’ niteliği taşıdığını ifade ederek, ağır kayıplara rağmen Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’da ‘kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını’ dile getirdi. Buna karşılık insansız hava araçları (İHA) savaşındaki gelişmelerin, Ukrayna tarafındaki insan kayıplarını azaltmaya katkı sağladığını kaydetti.

“Görüşmeler de benzer şekilde tıkanmış görünüyor” diyen Courtney, Rus yetkililerin (aralarında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bulunduğu isimlerin) açıklamalarına atıfla, ‘ABD’li ve Ukraynalı bazı liderlerin zaman zaman dile getirdiği iyimser beyanlara rağmen tarafların hâlâ bir anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu’ belirttiğini aktardı.

Çin ile ortaklık

Pekin’in Moskova’ya verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt veren Courtney, ‘Çin’in Rusya’ya destek sağladığını; ancak bunun ölümcül silahlar şeklinde değil, teknoloji ve çift kullanımlı mallar tedariki yoluyla gerçekleştiğini’ belirtti.

Bununla birlikte Çin’in son dört yılda ‘nispeten temkinli bir tutum’ sergilediğini ifade eden Courtney, Putin’in Eylül 2022’de nükleer silah kullanma ihtimaline imada bulunmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer silah kullanımına karşı defalarca uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Dolayısıyla, Çin’in Rusya’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda verdiği destek önemli olmakla birlikte askerî açıdan belirleyici olmadı ve koşulsuz bir siyasî desteğe de dönüşmedi. Oysa 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinden hemen önce Pekin ile Moskova ‘sınırsız ortaklık’ ilan etmişti. Ancak Courtney’nin ifadesiyle, ‘pratikte açık sınırlar vardı.’ Çin, en önemli ekonomik ilişkilerini Avrupa, ABD ve daha geniş küresel ekonomiyle riske atmaktan kaçınma çabası çerçevesinde Moskova’ya karşı ‘stratejik mesafeyi’ korudu.

Öte yandan Hardie, ‘Çin’in bu savaşta Rusya’nın en önemli ortağı olduğunu’ belirterek, Pekin’in büyük miktarlarda Rus petrolü satın alarak ve ikili ticareti genişleterek ekonomik destek sunduğunu vurguladı. Ayrıca Çin’in, mikroelektronikler, bilgisayar destekli sayısal kontrol makineleri (CNC) ve diğer çift kullanımlı teknolojiler gibi temel girdilerin aktarılmasında bir ‘kanal’ işlevi gördüğünü; bunun da Rus savunma sanayi tabanını desteklediğini ifade etti.

Hardie, ‘Ukrayna’daki savaşın ABD açısından Çin meydan okumasından tamamen ayrı olmadığını’ vurguladı. ABD’nin Rusya’nın Ukrayna üzerinde kontrol kurmasına izin vermesi halinde bunun ‘başka cephelerdeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini; buna Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesinin de dahil olduğunu’ belirtti. ABD içinde bazı çevrelerin Washington’un Ukrayna’ya desteğini azaltarak yalnızca Çin’i caydırmaya odaklanması gerektiğini savunduğunu kaydeden Hardie, Hint-Pasifik bölgesinde Çin nüfuzuna en açık ülkelerin ise ters yönde bir argüman ileri sürdüğünü ifade etti. Bu ülkelere göre Ukrayna’nın savunulması, daha geniş ölçekte caydırıcılığın güvenilirliğini güçlendiriyor.

Aynı bağlamda Courtney, Rus stratejistlerin ‘güç dengesi’ olarak adlandırdığı kavramın, Moskova’nın Avrupa ile ilişkilerinde aleyhine işlediğini söyledi. Ekonomik açıdan Rusya’nın Avrupa için önemi azalmış durumda; askerî bakımdan ise savaş bir çıkmaza girmiş bulunuyor. Courtney, ‘Rusya’nın bu eğilimleri belirleyici biçimde tersine çevirebileceğine dair kayda değer bir kanıt olmadığını’ vurguladı.

Courtney ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını, 1979-1989 yılları arasındaki Sovyet-Afgan savaşıyla karşılaştırdı. O dönemde ‘mücahitler’, Sovyet kuvvetlerini ezici bir yenilgiye uğratamamış olsa da, Moskova’nın zafer elde etmesini engelleyecek ölçüde güçlüydü.

sdcs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Sonuç olarak söz konusu çatışmada (Sovyet-Afgan savaşı) iki önemli gelişme öne çıkmıştı. İlki, savaşın ortasında yönetimde bir değişiklik yaşanması; Mihail Gorbaçov iktidara gelerek Sovyet askeri yükümlülüklerini hafifletmeye ve ekonomik nedenlerle Batı ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Bunun sonucunda Kremlin, savaşı süresiz olarak sürdürme konusunda tam bağlılık göstermemeye başladı. İkincisi ise, mücahitlerin Sovyet kuvvetlerini on yıl boyunca kademeli olarak yıpratmasıydı. Mücahitler Sovyetler Birliği’ni ezici biçimde yenemese de savaşı hem politik hem ekonomik hem de askerî açıdan son derece maliyetli hale getirerek Moskova’yı sonunda geri çekilmeye zorladı.

Courtney, Ukrayna’daki mevcut savaşın ilk yıllarında Rusya’nın hızlı bir zafer beklediğini, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştığını hatırlattı. Courtney, “Görünüşe göre Moskova, Kiev’i kendi azami taleplerini kabul etmeye zorlayamıyor. Öte yandan Ukrayna da Rusya’yı ateşkes imzalamaya zorlayacak güçte değil. Sonuç, yıpratıcı bir savaş” değerlendirmesinde bulundu.

sxdcsc
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Hardie, tarihî ölçütlere göre değerlendirdiğinde, ‘Ukrayna’nın Rusya’nın kara kazanımlarını yüksek insan ve donanım maliyetiyle kademeli olarak sınırlamaya devam etmesi, savunma hatlarını güçlendirmesi ve egemenliğini koruması halinde, bu savaşın Rusya açısından stratejik bir başarısızlık olarak kabul edilmesinin muhtemel olduğunu’ belirtti. Bununla birlikte Hardie, ‘temkinli olunması gerektiğini’ vurguladı. Zira Rusya bu savaşı sona erdirip yeniden silahlanma ve yeniden yapılanma sürecine girerse, ardından belki daha iyi hazırlanmış ve başarılı bir başka işgale girişirse, tarihî değerlendirmeler önemli ölçüde değişebilir. Ayrıca Hardie, mevcut savaşın sona ermesinin, ‘daha geniş stratejik meydan okumanın kesin olarak son bulacağı anlamına gelmediğini’ de hatırlattı.

Kore Savaşı senaryosu

Ukrayna’daki savaşın farklı doğası nedeniyle Courtney, Afganistan’da Kremlin’deki değişim ve son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un iktidara gelişine ilişkin olasılıkları temel alan bir tahminde bulunmaktan kaçındı. Ancak başka bir karşılaştırmayı Kore Savaşı üzerinden yaptı; Güney Kore’nin tek başına Kuzey Kore’yi ateşkesi kabul etmeye zorlamaya gücünün yetmediğini, fakat ABD müdahalesiyle ‘güç dengesinin değiştiğini ve sonucunda yetmiş yılı aşkın bir ateşkesin sağlandığını’ hatırlattı. Courtney, Batı’nın böyle bir dengeyi oluşturmak için müdahale edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti. Güncel değişkenler -Rusya’daki iç politika, Batı’nın birliği, sahadaki askerî gelişmeler ve gelecekteki ABD liderliği- dikkate alındığında, tek bir belirleyici sonucun öngörülmesinin imkânsız olduğunu; savaşın gidişatının hâlâ alınmamış politik kararlar tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hardie, savaşın “Belki de sonunun başındayız” düşüncesini ifade etmekle birlikte, bunun ‘önümüzdeki birkaç ay içinde yakın bir barış anlaşması olacağı’ anlamına gelmediğini belirtti. Hardie’ye göre, başlıca engel, Vladimir Putin’in ‘katı talepleri’. Putin yalnızca Rusya’nın tamamen kontrol edemediği toprakların resmî olarak tanınmasını değil, aynı zamanda daha geniş bir dizi siyasî tavizi de hedefliyor.

Hardie, savaşın nasıl sona ereceğine dair değerlendirmesinde, “Nihayetinde Rusya’nın taleplerini gerçeklerle daha uyumlu hale getirmesi gerekecek” görüşünü dile getirdi. Öte yandan Ukrayna’nın şu anda ‘kaybedilmiş bir barışı kabul edecek anlamlı bir motivasyona sahip olmadığını’ vurguladı.


Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
TT

Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı kara kuvvetleri, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırısı ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, ülkenin güney kıyılarında askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.

İran medyasında yer alan haberlere göre tatbikat, güney bölgeleri ve Basra Körfezi’ndeki adalarda icra edildi. Operasyon bölgesinde bulunan farklı sınıf ve birliklerin katıldığı tatbikatta yeni taktikler ve modern teknolojiler kullanıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı “Sepah News”, tatbikat kapsamında yaklaşan hedeflere karşı kıyıdan denize doğru topçu atışları yapıldığını, yakın mesafeli mühimmat kullanıldığını ve belirlenmiş düşman mevzilerine yoğun bombardıman gerçekleştirildiğini bildirdi.

Füze birliklerinin belirlenen hedeflere atış yaptığı ve Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri envanterine yeni giren bir füze sisteminin kullanıldığı bildirildi. Devlet haber ajansı ISNA, söz konusu sistemin farklı bir navigasyon altyapısına sahip olduğunu, yüksek isabet oranı ve düşmanın tahkimat ve siperlerini imha edebilen güçlendirilmiş bir savaş başlığı taşıdığını belirtti.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasırzade bugün yaptığı açıklamada, İran’ın savaş arayışında olmadığını ancak herhangi bir çatışmanın dayatılması durumunda güçlü bir şekilde karşılık vereceğini söyledi. Ermenistanlı mevkidaşıyla görüşmesinde konuşan Nasırzade, Tahran’ın bölgenin jeopolitik yapısına yönelik herhangi bir müdahaleye ya da dengelerin değiştirilmesine karşı olduğunu belirterek, İran’ın “çatışma aramadığını” ancak “saldırıya uğraması halinde düşmanlarına unutamayacakları bir ders vereceğini” ifade etti.

Öte yandan ABD’nin en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınak kapsamında Girit Adası’ndaki Suda Körfezi Deniz Destek Tesisi’ne ulaştı. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre gemi adaya dün demirledi.

Suda Körfezi tesisinde aktif görevdeki askerler, sivil personel, sözleşmeli çalışanlar ve personelin aile fertleriyle birlikte yaklaşık bin kişi bulunuyor.

Geçen yıl İran’a yönelik saldırı emri veren ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın nükleer programına ilişkin yeni bir anlaşmaya varılmaması halinde askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidini yineledi. Batı ülkeleri, İran’ın nükleer programının nükleer silah geliştirmeye yönelik olmasından endişe ediyor.

ABD’nin Ortadoğu’da, aralarında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu 12’den fazla deniz unsuru konuşlandırdığı; bunlar arasında dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisinin yer aldığı belirtildi.

Bölgede aynı anda ABD’nin iki uçak gemisinin bulunması ender görülen bir durum olduğu ve her geminin onlarca savaş uçağı taşıdığı ve binlerce denizciye ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a karşı güç kullanımı konusunda karar vermek için kendisine “10 ila 15 gün” arasında bir süre tanıdığını söyledi. Pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın kapsamlı bir askeri müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığına dair haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in “hepimiz gibi savaş istemediğini”, ancak İran’a karşı askeri bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun “kolaylıkla kazanılabilecek” bir adım olacağı görüşünde olduğunu ifade etti.

İran devlet medyası ise ülkenin orta kesimindeki İsfahan eyaletine bağlı Humeynişehr kentinde bir askeri helikopterin bugün bir meyve pazarına düştüğünü bildirdi. Kazada pilot ve yardımcısı ile iki pazar esnafı hayatını kaybetti. Resmi haber ajansı IRNA, olayın “teknik arıza” kaynaklı olduğunu ve çıkan yangının acil durum ekiplerince söndürüldüğünü duyurdu.

İran’da, eskiyen hava filosu ve yaptırımlar nedeniyle yedek parça temininde yaşanan zorluklar sebebiyle zaman zaman hava kazaları yaşanıyor. Geçen hafta da Hemedan eyaletinde gece eğitimi sırasında düşen bir F-4 savaş uçağında pilotlardan biri hayatını kaybetmişti.