Hindistan, uluslararası zirve yolunda… Peki ulaşabilecek mi?

Hindistan ekonomisinin gelişmesi ve ülkenin teknolojik ve askerî ilerlemesi, Doğu Asya’daki ve Hint-Pasifik bölgesindeki jeopolitik dengeleri etkilerken, ABD ile Çin daima sahnede

Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
TT

Hindistan, uluslararası zirve yolunda… Peki ulaşabilecek mi?

Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor

Günümüz dünyasında düşünmeye sevk eden sorgulamalar ve kendiliğinden yeni bir dünya düzeni oluşturmaya çalışan jeopolitik hareketler bağlamında insan, uluslararası düzeyde söz sahibi olmaya, bir diğer deyişle kendini küresel kutuplaşma merdiveninde bulmaya aday bazı ülkelere ilişkin bir soru işaretiyle karşılaşıyor. 

Hindistan, bu ülkelerden biri. Bir zamanlar Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevher ve gücünün omurgası olan ülke…

Londra uzun bir süre Hint Yarımadası'ndan gelen tedarik hatlarına dayanmıştı. 

'Hint Yarımadası' tabirinin Hindistan'la sınırlı olmayıp etrafındaki Pakistan'a ve Bangladeş'e kadar uzanan ve tarihî açıdan yeryüzünün en kadim ülkelerinden biri olan daha geniş bir coğrafi alanı ifade ettiği malum. 

Karşımıza çıkan ilk soru şu:

Her şeyden önce Hindistan, bir süper güç ve yeni dünyanın ya da 1980'lerin sonu ile 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana evrensel yetenekleri tekelinde tutan Amerikan sisteminden sonraki bir dünyanın oluşumuna ortak bir kutup olmak için istenen şartları taşıyor mu? 

Başkan Jimmy Carter döneminde ulusal güvenlik danışmanı olan çağdaş Amerikan bilgesi Zbigniew Brzezinski'ye göre herhangi bir süper gücü tanımlayan 4 faktör var:

Ekonomik güç

Toplumsal bütünlük gücü

Belirli bir ulusal hedef etrafında buluşma gücü

Silahlı güç ve yetenekleri

Kuşkusuz bu 4 faktör önemli. Ancak yeni değişkenler, bu dört sabit güce ortak olmaya başladı.

Bunlar arasında üç belirleyici var ki bunlar, neredeyse dünyayı şekillendiriyor:

Yapay zeka

Kuantum hesaplama

Teknolojik çipler

Hindistan'a bir bütün olarak bakıldığında bu ülkenin bir kutup bileşenlerine sahip olmakla birlikte toplumsal açıdan önemli bazı unsurlardan yoksun olduğunu görürüz.

Özellikle de ötekini kabul etmeyen radikal arka planlara sahip dinî hareketlerin büyüdüğünü göz önüne alınca. 

Şimdi bu sahneye özellikle Çin'in 1,412 milyarlık nüfusuna karşılık Hindistan nüfusunun 1,408 milyara yaklaşması ve Hindistan'ın nüfus bakımından Çin'i geçeceğine dair beklentiler ışığında ve Doğu Asya'da Rusya ve Çin için rahatsız edici olabilecek yeni Hint-Amerikan ittifakları bağlamında yakından bakmaya çalışacağız. 

Hindistan bölgesel bir güç mü yoksa küresel mi?

Şurası kesin ki Hintliler, özellikle son yirmi yılda kendilerine, Britanya'dan bağımsızlaşmalarından 2000'lere kadarki dönemde olduğundan farklı bir gözle bakmaya başladılar. 

Hintlilere göre Hindistan, nüfus bakımından dünyanın en büyük ikinci ülkesi. Yukarıda da belirttiğimiz üzere birkaç yıl zarfında bu bakımdan en büyük ülke konumuna gelecek.

Coğrafi alan ve demokratik sistem bakımından ise en büyük yedinci ülke. 

Bu açıdan bakıldığında Hindistan'ı, küresel meselelerde Hindistan'ın bölgesel kapsamını aşacak ya da kendi sorunları ve açılarıyla sınırlı kalacak şekilde daha büyük bir rol almak için çabalarken görmek şaşırtıcı değil. 

Bugün dünya, Hindistan hükümetlerini izliyor. Bilhassa Narendra Modi hükümeti; Birleşmiş Milletler, G20, BRICS ve Asya Birliği gibi uluslararası kurumlara ve girişimlere katılmak suretiyle dünya meselelerinde daha büyük bir rol oynamaya çalışıyor. 

Bu doğrultuda Hindistan; iklim değişikliği, terörizm, ticaret, sağlık ve enerji gibi küresel meselelerde iş birliği çalışmalarına öncülük ediyor. 

Hindistan, kendi kalkınma modelini gelişmekte olan ülkeler için bir ilham kaynağı olarak kullanıyor ve yardım, yatırım ve uzmanlık sunuyor.  

Ayrıca Bollywood endüstrisi, filmleri, edebiyatı, sanatı, dansları, mutfağı ve başka şeyler üzerinden dünyadaki yumuşak etkisini artırmak için de kültürel ve yaratıcı gücünden nasıl faydalanacağını gayet iyi biliyor. 

2009'da Hindistan'ı ziyaret eden eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın "Hindistan sadece bölgesel bir güç değil, aynı zamanda küresel bir güç de" demesi bu yüzden mi?

Amerikan araştırma ve geliştirme kurumu RAND Corporation'da üst düzey savunma analisti olan ABD'li strateji uzmanı Derek Grossman da aynı görüşte.

Grossman'a göre Hindistan, gerçekten geleceğin süper gücü. Tüm işaretler, Hindistan'ın Güneydoğu Asya'da stratejik bir oyuncu haline gelebileceğini gösteriyor.

Nitekim bölgesel diplomatik faaliyet kapsamında Hindistan, yakın zamanda Vietnam'la bir silah anlaşması imzaladı, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik alanları konusunda Çin'le anlaşmazlık yaşayan Filipinler'in yanında durdu, Endonezya ile askerî iş birliğini geliştirdi ve bu sahne güç dengesi politikaları için bir model haline geldi. 

Yeni Delhi ile Washington arasında kaçınılmaz bir ittifak var (AP)
Yeni Delhi ile Washington arasında kaçınılmaz bir ittifak var (AP)

Grossman'ın dikkat çektiği bir diğer şey de şu ki: Hindistan'ın hamleleri, Hint-Pasifik bölgesinde Washington'ın yararına olan ve gözden kaçmayacak açık bir hedefle önümüzdeki birkaç yıl içinde Çin'i bölgesel olarak kontrol altına almaya çalışan jeopolitik hamlelerin bütünleşmesi ihtimalini güçlendiriyor. 

Görünüşe bakılırsa Hindistan, 'yerelden dalıp, küresele çıkma' stratejisini uygulama yolunda ilerliyor. 

İlk başta 'Doğu Yasası' olarak bilinen şeyi ortaya atan Başbakan Narendra Modi hükümetinde Hindistan; Hint-Pasifik bölgesinin deniz sahasında yer alan ülkeler başta olmak üzere Güneydoğu Asya'nın çeşitli bölgelerinde ortaklıklarını istikrarlı bir şekilde güçlendiriyor.

Bu hamleler, Çin'in bölgede artan aşırılığına karşılık hukuka ve davranış standartlarına dayalı uluslararası düzeni korumak isteyen 'Güneydoğu Asyalı' ortaklarla iş birliği kurmayı hedefliyor. 

Hindistan, Asya bölgesinde yeni bir köşe taşı olmanın eşiğinde. Ama bu taş, Amerikan bayrağı rengine boyanmış, ABD'nin müttefikleri tarafından desteklenen ve aynı zamanda bu müttefikleri destekleyen bir taş. 

Sadece bir örnek vermek gerekirse; geçtiğimiz haziran ayında Vietnam Savunma Bakanı Phan Van Giang, Hindistanlı mevkidaşı Rajnath Singh'i Yeni Delhi'de ziyaret etti ve Hindistan'ın, Vietnam Donanması'na deniz güvenliği için bir füze kruvazörü vermeyi kabul ettiğini duyurdu. İki taraf ayrıca, siber güvenlik ve elektronik savaş alanında iş birliğinin yanı sıra, Vietnam ordusu personelinin denizaltılarıyla savaş uçaklarının işletimi için daha kapsamlı eğitilmeleri meselesinin görüşüldüğünü de açıkladı. 

Bu hareketlilik Vietnam sınırlarında kalmayarak Filipinler'e de uzandı.

Yeni Delhi, ABD ile bir savunma anlaşması olan Filipinler'le askerî ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeye başladı. 

Yine haziran ayında Filipinler Dışişleri Bakanı Enrique Manalo, Yeni Delhi'yi ziyaret ederek, Hindistanlı mevkidaşı S. Jaishankar'la bir araya geldi.

Hindistan, 2016 yılında Lahey'deki Daimî Hakemlik Mahkemesi'nin, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik alanları konusunda Çin'le yaşadığı anlaşmazlıkta Filipinler lehine verdiği hakemlik kararının meşruiyetini ilk kez tanıdı.  

Hindistan'ın bölgesel yayılmasının uzaktan ve yakından açıkça görülmesinden sonra sormamız gereken soru şu:

Herkesin gördüğü üzere açıkça Çin'i kuşatmayı veya en azından tehdit etmeyi hedefleyen ABD'nin, özellikle AUCUS ve Quad ittifaklarının önemli bir unsuru haline geldikten sonra Hindistan'la bir ittifak planı var mı? 

Hindistan Silikon Vadisi, yüksek teknoloji endüstrisinde yerini almaya başladı
Hindistan Silikon Vadisi, yüksek teknoloji endüstrisinde yerini almaya başladı

Hindistan'ın kutup yörüngelerine doğru ilerlemesi ve Washington

2000'lerin başından bu yana, özellikle ABD'nin 2001'de Afganistan'ı, 2003'te de Irak'ı işgalinden sonra açıkça görüldü ki özellikle Rusya'nın ve Çin'in, ABD'nin Asya sahasında istediği gibi dolaşıp hareket etmesine izin vermeyeceklerine dair ileri görüşler ışığında ABD, kutup yörüngelerine güçlü bir şekilde yaklaşan Hindistan'a yatırım yaptı. 

Şubat 2004'te ABD-Hindistan iş birliğinin resmi, iki ülke arasında en büyük askerî hava tatbikatıyla ufukta belirmeye başladı.

10 gün süren bu tatbikatta Hindistan, Amerikan F-15 savaş uçaklarına karşı Su-30 da dahil olmak üzere elindeki tüm büyük savaş uçaklarını kullandı. 

O dönemde gözlemciler bu tatbikatın hedefinin, iki tarafın hava kuvvetleri arasındaki koordinasyonu geliştirmek olduğunu ve bu tatbikatın iki ülkedeki askerî ittifakı güçlendirdiğini düşünüyorlardı. 

Aradan geçen 20 yıl boyunca Washington ile Yeni Delhi arasında çok sular aktı.

Gelişmelerin bazısı doğrudan duyurulurken, bazısı da perde arkasında yaşandı.

Gözlemciler, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden ve Çin'in de Tayvan'a benzer bir işgalde bulunacağından duyulan endişelerden sonra, Hindistan'ın ABD tarafından ele geçirilmesi gereken pahalı ve yüksek bir hedef haline geldiği sonucuna vardı. 

Görünüşe göre Hindistan ile ABD arasındaki ittifak, sadece askerî ve güvenlik düzeyinde değil.

Bu ittifakın son derece önemli bir ekonomik ve teknolojik boyutu da var.

Özellikle Hindistan'ın ve büyük şehirlerinin her yıl yaklaşık 20 bin yazılım uzmanıyla Kaliforniya'daki Silikon Vadisi'nin ana tedarikçisi haline geldiği göz önünde bulundurulursa. 

Beyaz Saray'daki koltuğuna kurulduğundan beri Başkan Biden yönetimi, Hindistan'la özellikle yapay zekâ alanında güçlü bir ortaklık geliştirmeye çalıştı.

Amaç ise elektronik çipler ve her türlü yarı iletken dünyasında Pekin'in önünü kesmek. 

Beyaz Saray, Çin'e karşı teknolojik savaşında kendi cephesini takviye etmeye çalışıyor.

Bunun için de Hindistanlı şirketlerle iş birliği kapılarını genişçe aralıyor ve onlara Amerikan sermayesinin Çin'den Hindistan'a göç etmesine imkân sağlayan ayrıcalıklar tanıyor.

Sahnenin tarihî arka planında ise Kovid-19 salgını sırasında Çin'in ABD içlerine olan tedarik zinciri durduğunda yaşananlar yer alıyor. 

İki ülke arasındaki iş birliğinin yönlerine hızlıca bir göz attığımızda özellikle kuantum fiziği ve ileri teknolojili ve yüksek performanslı uzay alanında ortak ilişkileri pekiştirmeye dönük derin bir gelecek vizyonu olduğunu görebiliriz.

İş o noktaya geldi ki Amerika'nın en büyük şirketlerinden biri olan General Electric, Hindistan'la jet motoru üretmek için ABD hükümetinden izin istedi.

Ayrıca yarı iletkenler, yapay zekâ ve pek çok gelişmiş icat konusunda da iş birliği söz konusu. 

Hindistan Başbakanı Modi'nin geçen haziran ayında yaptığı Washington ziyaretini takip edenler, ABD'nin Hindistan'a yaptığı yatırımın boyutunu anlayabilir.

Üstelik Hindistan, Rusya'ya yönelik Batılı yaptırımlara ortak olmayı reddetmiş ve Rus petrolünü düşük fiyatla satın almıştı.

Ama Joe Biden yönetimi bunu büyük ölçüde görmezden geldi. 

Görünürde Hindistan, ABD için stratejik bir hedef. Bu yüzden ABD, Hindistan'la olan ittifakına yoğunlaşıyor.  

ABD'nin iki hedefi var:

İlki ve şüphesiz en önemlisi, Çin'in ve Çinlilerin sürekli ve istikrarlı yükselişi karşısında Çin'in büyümesini durdurmak ve Yeni Delhi'yi maşa olarak kullanmak.

İkinci hedef ise Washington'ın Afganistan'da ve Pakistan'da bir tür radikal İslami uyanış olarak gördüğü şeye ve Hindistan'da yaklaşık 200 milyon veya daha fazla Müslümanın bulunmasına rağmen, Budist bloğunun en büyük ve en önemli kısmı temsil ettiği Yeni Delhi yakınlarında benzer herhangi bir ideolojik büyümeye karşı koymak. 

Modi, Beyaz Saray'ın bahçesinde kırmızı bir halı üzerinde yürürken binlerce Hint kökenli Amerikalı onun adını haykırıyor ve bir şeref kıtası onu selamlıyordu. 

O gün Biden, "ABD ile Hindistan arasındaki ilişkinin 21'inci yüzyılın en önemli ilişkilerinden biri olacağına hep inanıyordum" dedi.

Modi ise bu ziyaretin, ABD ile ortaklığa 'yeni bir yön' çizdiğini ifade etti. 

Daha sonra Kongre'nin her iki meclisi önünde yaptığı konuşmada Modi, ABD'nin Çin'e ilişkin endişelerine işaret etti ve Hint-Pasifik bölgesinin, ABD'nin de her zaman söylediği gibi 'özgür ve açık' olması gerektiğini teyit etti. 

Ancak Hindistan'a ve onun kutup olmasına dair bitmek bilmeyen sorular bizi alıp, Hindistan'ın ekonomik koşullarına ve askerî yeteneklerine ilişkin başka bir zemine çekiyor.

Bu koşullar ve yetenekler, onun yolunu açıyor ve uluslararası kutupluluk merdivenlerini tırmanmaya hak kazandırıyor mu? 

Hindistan'ın aya ilk yolculuğu dikkate değer bir başarı kaydetti (Reuters)
Hindistan'ın aya ilk yolculuğu dikkate değer bir başarı kaydetti (Reuters)

Hızlı bir ekonomi ve ileri bir askerî mertebe

Bir zamanlar Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart, orduların mideleri üzerinde yürüdüğünden bahsetmişti.

Son zamanlarda sadece ordular değil, halklar da ilerlemek için daha fazla ekonomik istikrar faktörüne ihtiyaç duyuyor. 

Birçok küresel finans kurum ve kuruluşunun yayımladığı raporları takip edenler, Hindistan ekonomisinin ne kadar büyük bir hızla yükseldiğini ve tüm beklentilerin ötesinde büyüdüğünü anlayabilirler. 

Geçen şubat ayında Londra'daki araştırma merkezi World Population Review, Hindistan ekonomisinin hacmine dair bir rapor yayımladı.

Peki rakamlar, Hindistan'ın uluslararası kutuplara uzaklığı veya yakınlığı hakkında ne söylüyor? 

Özetle söyleyecek olursak rapor, Hindistan'ın ekonomik hacminin 2,94 trilyon dolara ulaştığını ve böylece ekonomik güç bakımından dünya çapında beşinci sıraya yerleştiğini belirtti. 

Yeni Delhi; Paris'i ve Londra'yı geride bıraktı. Bu da demek oluyor ki dünyanın merkezi Doğu Asya'ya doğru kayıyor.

Dünya artık Halford Mackinder'ın onlarca yıl önce söylediği gibi Batı merkezli değil. 

Dünyada en hızlı büyüyen ekonomik sektörlerden biri, Hindistan hizmet sektörüdür.

Bu sektör şu an ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor ve işgücünün yüzde 28'ini içine alıyor. 

Hindistan ekonomisinin geleceği nedir?

Güvenilir kaynaklar tarafından yayınlanan raporların çoğunluğuna göre Hindistan ekonomisi, yıllık yüzde 5 oranında büyümeye aday ki bu onu, en hızlı büyüyen küresel ekonomilerden biri haline getirecek. 

En şaşırtıcı ve belki sonra da ürkütücü olan şey ise 2050 yılına kadar Hindistan'ın ABD'yi geride bırakarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelecek ve Hindistan'ın toplam küresel gelirdeki payının yüzde 15'e yükselecek olmasıdır. 

Bu ekonomik yükseliş, paralel bir askerî üstünlüğü de temin eder mi?

Bu sözde ve eylemde mümkün olabilir. Okurumuz, dünya çapındaki orduların konumlarını sınıflandıran Global Firepower'ın internet sitesinde dünya ordularına dair sıralamayı incelerse Hint ordusunun ABD, Rusya ve Çin'den sonra dördüncü sırada yer aldığını görecektir.  

Bu noktada insani unsur, önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim Hint ordusunun asker sayısı 4,2 milyon olup, bunun 2,8 milyonu yedek güç. 

Nükleer güç düzeyinde de Hint ordusu, 90 ila 110 savaş başlığından oluşan nükleer bir cephaneliğe sahip ki bu, askerî anlamda onunla yüzleşmek isteyenlerin gözünü korkutmaya yeter.

Hindistan ordusunun savunma bütçesi ve yıllık harcamaları, 2020 yılında 61 milyar ABD dolarına ulaştı ki bu, GSYİH'nin yüzde 2,1'ini oluşturuyor. 

Ancak ekonomik ve askerî düzeydeki bu ilerlemeye rağmen, Hindistan ile kutup olma seviyesi arasında büyük bir mesafenin olduğunu ileri sürenler de mevcut.

Bollywood, Hindistan'ın yumuşak gücünün bir timsali
Bollywood, Hindistan'ın yumuşak gücünün bir timsali

Hindistan'ın kutupluluğu ve geleceğe dair şüpheli sesler

Nisan 2012 ortalarında, yani on yıldan fazla bir süre önce Hindistan Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Arjun Subramaniam, "Hindistan Bir Süper Güç Değildir, Asla da Olmayacak" başlıklı bir makaleyle hem Hintlileri hem de komşu ülkeleri şaşırttı. 

Görünüşe bakılırsa bu askerî lider, ülkesinin durumuna dair böyle bir yorum yaparken 2009 yılında Hillary Clinton'ın, Hindistan'ın bir süper güç olmaya aday olduğunu söylediği açıklamayı hareket noktası olarak aldı. 

Subramaniam, uluslararası ilişkiler alanındaki pek çok düşünüre göre herhangi bir süper gücün, dünyadaki konumu ne olursa olsun, kendi çıkar bölgelerinin tamamında nüfuz sahibi olma ve güç kullanma yeteneğine sahip olması gerektiğini düşünüyor. 

Subramaniam'a göre günümüzün çıkarları, uzayın derinliklerine kadar uzanıyor. Daha da önemlisi, neo-realistlere göre bugün gerçek bir süper gücün konumu, çıkarlarını ve yaşam tarzını korumak için diğer ülkelerin yönetim sistemlerini değiştirme ve hatta 'dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmek' uğruna doğrudan çıkarlarının ötesinde gündemler benimseme arzusunda da kendini gösteriyor. 

Peki Hindistan, süper güçlerin ve büyük kutupların yaptığı bu gibi şeyleri gerçekten yapabilir mi?

Hindistan Hava Kuvvetleri mensubuna göre Hindistanlı siyaset yapıcılar ve stratejik uzmanlar şöyle dursun, aklı başında hiçbir Hintli, şu an böyle yüksek bir hedef düşleyemez. 

Ona göre Hindistan, Londra Ekonomi Okulu (London School of Economics) komitesinin 2009 yılında, Hindistan'ın önümüzdeki on yıllardaki geleceğine dair yayınlanan raporunda bahsettiği tüm boşlukları ve zayıf noktaları gidermeyi başarsa bile ABD ve eski Sovyetler Birliği, hatta şu an yükselen güç Çin gibi bir süper güç olmayacak. 

Hindistan Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı'nın on yıl önce vardığı sonuçlar sarsıcı.

Zira ona göre Hintliler, ülkelerinin, kendi çıkarlarını korumak için caydırıcılık yeteneklerini geliştirmeye halen ihtiyacı olduğu gerçeğini atlamamalı. 

Aynı yolu izleyen, yani bugün Modi liderliğinde Hindistan'ın bir süper güç haline gelebileceğini kabul etmeyen başkaları da var mı? 

Meşhur Amerikan Yale Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve Hindistan'daki Politika Araştırmaları Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Sushant Singh de geçtiğimiz eylül ayında Foreign Affairs dergisinde yayımlanan uzun makalesinde bu konuya dair bir değerlendirmede bulundu. 

Peki Singh, düşüncesini neye dayandırıyor?

Müstakil ve etraflıca bir okuma gerektiren, önemli ve tehlikeli bir şeye değinen Singh, Modi hükümetinin Hindistan'da desteklediği ve ona göre ülkeyi parçalayan fanatizme ve mezhepçiliğe ışık tutuyor.  

Sorunun kökü ne?

Singh'in makalesine göre bugünlerde Hindistan'da yaşanan hayret verici etnik ve ırksal gerilimlerin Modi döneminde azalacağını düşünmek için kayda değer bir sebep yok, ama gerilimlerin artacağını düşünmeye sevk eden pek çok sebep var.

Zira başbakanın merkezî ideolojik projesi, Hindu olmayanları en iyi ihtimalle ikinci sınıf vatandaş olarak sınıflandıran bir Hindu ulus devleti oluşturmak.

Öyleyse mevcut sahne, ülkedeki Hindu çoğunluğa mensup olmayan yüz milyonlarca Hintliyi ötekileştirmeye çalışan bir tür dışlayıcı gündemler olarak görülebilir mi?

Ki bu, şiddet ve kargaşa doğurma konusunda bolca sabıkası olan bir gündem.  

Singh'in okuması bizi, Hindistan'ın bu haliyle, Brzezinski'nin bahsettiği unsurlar arasında epey önemli bir unsuru, yani tek vatanın vatandaşları arasındaki toplumsal bütünlük gücünden yoksun olduğunu düşünmeye sevk ediyor.

Kuvvetle muhtemel bu güç, dünyayı etkileme gücüne sahip bir kutup devletinin oluşması için en önemli şart.

Hint evinin içeriden bölünmesi halinde kaçınılmaz sonuç olarak bu gücün göreceli ağırlığı şu veya bu şekilde azalacak. 

Özetle, şurası muhakkak ki iç krizlerin yakın veya öngörülebilir bir zaman diliminde sona ermesi şartıyla, Hindistan'ın kutup olacağı düşüncesini orta vadede destekleyen şeyler mevcut. 

Her halükârda Doğu Asya'daki jeopolitik dengeler meselesi, önümüzdeki yıllar içinde hızlı bir şekilde gelişip değişmeye devam edecek ve Ukrayna ile Tayvan meselesinde olduğu gibi, mevcut kutuplar arasında büyük tartışmalı dosyalar açık olduğu sürece de sahne istikrar kazanmayacak.

Zira bu krizlerin bir barış veya savaşla sona ereceğine dair net bir tablo olmadan geleceğe ilişkin jeopolitik tasavvurlar geliştirmek zor.

Hindistan da bunların hepsinde çeşitli koşullarda ve düzeylerde sahnenin merkezinde yer alıyor. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC