Hindistan, uluslararası zirve yolunda… Peki ulaşabilecek mi?

Hindistan ekonomisinin gelişmesi ve ülkenin teknolojik ve askerî ilerlemesi, Doğu Asya’daki ve Hint-Pasifik bölgesindeki jeopolitik dengeleri etkilerken, ABD ile Çin daima sahnede

Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
TT

Hindistan, uluslararası zirve yolunda… Peki ulaşabilecek mi?

Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor
Yükselen Hint askerî gücü, Yeni Delhi'yi uluslararası sahnede öne çıkaran unsurların başında geliyor

Günümüz dünyasında düşünmeye sevk eden sorgulamalar ve kendiliğinden yeni bir dünya düzeni oluşturmaya çalışan jeopolitik hareketler bağlamında insan, uluslararası düzeyde söz sahibi olmaya, bir diğer deyişle kendini küresel kutuplaşma merdiveninde bulmaya aday bazı ülkelere ilişkin bir soru işaretiyle karşılaşıyor. 

Hindistan, bu ülkelerden biri. Bir zamanlar Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevher ve gücünün omurgası olan ülke…

Londra uzun bir süre Hint Yarımadası'ndan gelen tedarik hatlarına dayanmıştı. 

'Hint Yarımadası' tabirinin Hindistan'la sınırlı olmayıp etrafındaki Pakistan'a ve Bangladeş'e kadar uzanan ve tarihî açıdan yeryüzünün en kadim ülkelerinden biri olan daha geniş bir coğrafi alanı ifade ettiği malum. 

Karşımıza çıkan ilk soru şu:

Her şeyden önce Hindistan, bir süper güç ve yeni dünyanın ya da 1980'lerin sonu ile 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana evrensel yetenekleri tekelinde tutan Amerikan sisteminden sonraki bir dünyanın oluşumuna ortak bir kutup olmak için istenen şartları taşıyor mu? 

Başkan Jimmy Carter döneminde ulusal güvenlik danışmanı olan çağdaş Amerikan bilgesi Zbigniew Brzezinski'ye göre herhangi bir süper gücü tanımlayan 4 faktör var:

Ekonomik güç

Toplumsal bütünlük gücü

Belirli bir ulusal hedef etrafında buluşma gücü

Silahlı güç ve yetenekleri

Kuşkusuz bu 4 faktör önemli. Ancak yeni değişkenler, bu dört sabit güce ortak olmaya başladı.

Bunlar arasında üç belirleyici var ki bunlar, neredeyse dünyayı şekillendiriyor:

Yapay zeka

Kuantum hesaplama

Teknolojik çipler

Hindistan'a bir bütün olarak bakıldığında bu ülkenin bir kutup bileşenlerine sahip olmakla birlikte toplumsal açıdan önemli bazı unsurlardan yoksun olduğunu görürüz.

Özellikle de ötekini kabul etmeyen radikal arka planlara sahip dinî hareketlerin büyüdüğünü göz önüne alınca. 

Şimdi bu sahneye özellikle Çin'in 1,412 milyarlık nüfusuna karşılık Hindistan nüfusunun 1,408 milyara yaklaşması ve Hindistan'ın nüfus bakımından Çin'i geçeceğine dair beklentiler ışığında ve Doğu Asya'da Rusya ve Çin için rahatsız edici olabilecek yeni Hint-Amerikan ittifakları bağlamında yakından bakmaya çalışacağız. 

Hindistan bölgesel bir güç mü yoksa küresel mi?

Şurası kesin ki Hintliler, özellikle son yirmi yılda kendilerine, Britanya'dan bağımsızlaşmalarından 2000'lere kadarki dönemde olduğundan farklı bir gözle bakmaya başladılar. 

Hintlilere göre Hindistan, nüfus bakımından dünyanın en büyük ikinci ülkesi. Yukarıda da belirttiğimiz üzere birkaç yıl zarfında bu bakımdan en büyük ülke konumuna gelecek.

Coğrafi alan ve demokratik sistem bakımından ise en büyük yedinci ülke. 

Bu açıdan bakıldığında Hindistan'ı, küresel meselelerde Hindistan'ın bölgesel kapsamını aşacak ya da kendi sorunları ve açılarıyla sınırlı kalacak şekilde daha büyük bir rol almak için çabalarken görmek şaşırtıcı değil. 

Bugün dünya, Hindistan hükümetlerini izliyor. Bilhassa Narendra Modi hükümeti; Birleşmiş Milletler, G20, BRICS ve Asya Birliği gibi uluslararası kurumlara ve girişimlere katılmak suretiyle dünya meselelerinde daha büyük bir rol oynamaya çalışıyor. 

Bu doğrultuda Hindistan; iklim değişikliği, terörizm, ticaret, sağlık ve enerji gibi küresel meselelerde iş birliği çalışmalarına öncülük ediyor. 

Hindistan, kendi kalkınma modelini gelişmekte olan ülkeler için bir ilham kaynağı olarak kullanıyor ve yardım, yatırım ve uzmanlık sunuyor.  

Ayrıca Bollywood endüstrisi, filmleri, edebiyatı, sanatı, dansları, mutfağı ve başka şeyler üzerinden dünyadaki yumuşak etkisini artırmak için de kültürel ve yaratıcı gücünden nasıl faydalanacağını gayet iyi biliyor. 

2009'da Hindistan'ı ziyaret eden eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın "Hindistan sadece bölgesel bir güç değil, aynı zamanda küresel bir güç de" demesi bu yüzden mi?

Amerikan araştırma ve geliştirme kurumu RAND Corporation'da üst düzey savunma analisti olan ABD'li strateji uzmanı Derek Grossman da aynı görüşte.

Grossman'a göre Hindistan, gerçekten geleceğin süper gücü. Tüm işaretler, Hindistan'ın Güneydoğu Asya'da stratejik bir oyuncu haline gelebileceğini gösteriyor.

Nitekim bölgesel diplomatik faaliyet kapsamında Hindistan, yakın zamanda Vietnam'la bir silah anlaşması imzaladı, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik alanları konusunda Çin'le anlaşmazlık yaşayan Filipinler'in yanında durdu, Endonezya ile askerî iş birliğini geliştirdi ve bu sahne güç dengesi politikaları için bir model haline geldi. 

Yeni Delhi ile Washington arasında kaçınılmaz bir ittifak var (AP)
Yeni Delhi ile Washington arasında kaçınılmaz bir ittifak var (AP)

Grossman'ın dikkat çektiği bir diğer şey de şu ki: Hindistan'ın hamleleri, Hint-Pasifik bölgesinde Washington'ın yararına olan ve gözden kaçmayacak açık bir hedefle önümüzdeki birkaç yıl içinde Çin'i bölgesel olarak kontrol altına almaya çalışan jeopolitik hamlelerin bütünleşmesi ihtimalini güçlendiriyor. 

Görünüşe bakılırsa Hindistan, 'yerelden dalıp, küresele çıkma' stratejisini uygulama yolunda ilerliyor. 

İlk başta 'Doğu Yasası' olarak bilinen şeyi ortaya atan Başbakan Narendra Modi hükümetinde Hindistan; Hint-Pasifik bölgesinin deniz sahasında yer alan ülkeler başta olmak üzere Güneydoğu Asya'nın çeşitli bölgelerinde ortaklıklarını istikrarlı bir şekilde güçlendiriyor.

Bu hamleler, Çin'in bölgede artan aşırılığına karşılık hukuka ve davranış standartlarına dayalı uluslararası düzeni korumak isteyen 'Güneydoğu Asyalı' ortaklarla iş birliği kurmayı hedefliyor. 

Hindistan, Asya bölgesinde yeni bir köşe taşı olmanın eşiğinde. Ama bu taş, Amerikan bayrağı rengine boyanmış, ABD'nin müttefikleri tarafından desteklenen ve aynı zamanda bu müttefikleri destekleyen bir taş. 

Sadece bir örnek vermek gerekirse; geçtiğimiz haziran ayında Vietnam Savunma Bakanı Phan Van Giang, Hindistanlı mevkidaşı Rajnath Singh'i Yeni Delhi'de ziyaret etti ve Hindistan'ın, Vietnam Donanması'na deniz güvenliği için bir füze kruvazörü vermeyi kabul ettiğini duyurdu. İki taraf ayrıca, siber güvenlik ve elektronik savaş alanında iş birliğinin yanı sıra, Vietnam ordusu personelinin denizaltılarıyla savaş uçaklarının işletimi için daha kapsamlı eğitilmeleri meselesinin görüşüldüğünü de açıkladı. 

Bu hareketlilik Vietnam sınırlarında kalmayarak Filipinler'e de uzandı.

Yeni Delhi, ABD ile bir savunma anlaşması olan Filipinler'le askerî ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeye başladı. 

Yine haziran ayında Filipinler Dışişleri Bakanı Enrique Manalo, Yeni Delhi'yi ziyaret ederek, Hindistanlı mevkidaşı S. Jaishankar'la bir araya geldi.

Hindistan, 2016 yılında Lahey'deki Daimî Hakemlik Mahkemesi'nin, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik alanları konusunda Çin'le yaşadığı anlaşmazlıkta Filipinler lehine verdiği hakemlik kararının meşruiyetini ilk kez tanıdı.  

Hindistan'ın bölgesel yayılmasının uzaktan ve yakından açıkça görülmesinden sonra sormamız gereken soru şu:

Herkesin gördüğü üzere açıkça Çin'i kuşatmayı veya en azından tehdit etmeyi hedefleyen ABD'nin, özellikle AUCUS ve Quad ittifaklarının önemli bir unsuru haline geldikten sonra Hindistan'la bir ittifak planı var mı? 

Hindistan Silikon Vadisi, yüksek teknoloji endüstrisinde yerini almaya başladı
Hindistan Silikon Vadisi, yüksek teknoloji endüstrisinde yerini almaya başladı

Hindistan'ın kutup yörüngelerine doğru ilerlemesi ve Washington

2000'lerin başından bu yana, özellikle ABD'nin 2001'de Afganistan'ı, 2003'te de Irak'ı işgalinden sonra açıkça görüldü ki özellikle Rusya'nın ve Çin'in, ABD'nin Asya sahasında istediği gibi dolaşıp hareket etmesine izin vermeyeceklerine dair ileri görüşler ışığında ABD, kutup yörüngelerine güçlü bir şekilde yaklaşan Hindistan'a yatırım yaptı. 

Şubat 2004'te ABD-Hindistan iş birliğinin resmi, iki ülke arasında en büyük askerî hava tatbikatıyla ufukta belirmeye başladı.

10 gün süren bu tatbikatta Hindistan, Amerikan F-15 savaş uçaklarına karşı Su-30 da dahil olmak üzere elindeki tüm büyük savaş uçaklarını kullandı. 

O dönemde gözlemciler bu tatbikatın hedefinin, iki tarafın hava kuvvetleri arasındaki koordinasyonu geliştirmek olduğunu ve bu tatbikatın iki ülkedeki askerî ittifakı güçlendirdiğini düşünüyorlardı. 

Aradan geçen 20 yıl boyunca Washington ile Yeni Delhi arasında çok sular aktı.

Gelişmelerin bazısı doğrudan duyurulurken, bazısı da perde arkasında yaşandı.

Gözlemciler, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden ve Çin'in de Tayvan'a benzer bir işgalde bulunacağından duyulan endişelerden sonra, Hindistan'ın ABD tarafından ele geçirilmesi gereken pahalı ve yüksek bir hedef haline geldiği sonucuna vardı. 

Görünüşe göre Hindistan ile ABD arasındaki ittifak, sadece askerî ve güvenlik düzeyinde değil.

Bu ittifakın son derece önemli bir ekonomik ve teknolojik boyutu da var.

Özellikle Hindistan'ın ve büyük şehirlerinin her yıl yaklaşık 20 bin yazılım uzmanıyla Kaliforniya'daki Silikon Vadisi'nin ana tedarikçisi haline geldiği göz önünde bulundurulursa. 

Beyaz Saray'daki koltuğuna kurulduğundan beri Başkan Biden yönetimi, Hindistan'la özellikle yapay zekâ alanında güçlü bir ortaklık geliştirmeye çalıştı.

Amaç ise elektronik çipler ve her türlü yarı iletken dünyasında Pekin'in önünü kesmek. 

Beyaz Saray, Çin'e karşı teknolojik savaşında kendi cephesini takviye etmeye çalışıyor.

Bunun için de Hindistanlı şirketlerle iş birliği kapılarını genişçe aralıyor ve onlara Amerikan sermayesinin Çin'den Hindistan'a göç etmesine imkân sağlayan ayrıcalıklar tanıyor.

Sahnenin tarihî arka planında ise Kovid-19 salgını sırasında Çin'in ABD içlerine olan tedarik zinciri durduğunda yaşananlar yer alıyor. 

İki ülke arasındaki iş birliğinin yönlerine hızlıca bir göz attığımızda özellikle kuantum fiziği ve ileri teknolojili ve yüksek performanslı uzay alanında ortak ilişkileri pekiştirmeye dönük derin bir gelecek vizyonu olduğunu görebiliriz.

İş o noktaya geldi ki Amerika'nın en büyük şirketlerinden biri olan General Electric, Hindistan'la jet motoru üretmek için ABD hükümetinden izin istedi.

Ayrıca yarı iletkenler, yapay zekâ ve pek çok gelişmiş icat konusunda da iş birliği söz konusu. 

Hindistan Başbakanı Modi'nin geçen haziran ayında yaptığı Washington ziyaretini takip edenler, ABD'nin Hindistan'a yaptığı yatırımın boyutunu anlayabilir.

Üstelik Hindistan, Rusya'ya yönelik Batılı yaptırımlara ortak olmayı reddetmiş ve Rus petrolünü düşük fiyatla satın almıştı.

Ama Joe Biden yönetimi bunu büyük ölçüde görmezden geldi. 

Görünürde Hindistan, ABD için stratejik bir hedef. Bu yüzden ABD, Hindistan'la olan ittifakına yoğunlaşıyor.  

ABD'nin iki hedefi var:

İlki ve şüphesiz en önemlisi, Çin'in ve Çinlilerin sürekli ve istikrarlı yükselişi karşısında Çin'in büyümesini durdurmak ve Yeni Delhi'yi maşa olarak kullanmak.

İkinci hedef ise Washington'ın Afganistan'da ve Pakistan'da bir tür radikal İslami uyanış olarak gördüğü şeye ve Hindistan'da yaklaşık 200 milyon veya daha fazla Müslümanın bulunmasına rağmen, Budist bloğunun en büyük ve en önemli kısmı temsil ettiği Yeni Delhi yakınlarında benzer herhangi bir ideolojik büyümeye karşı koymak. 

Modi, Beyaz Saray'ın bahçesinde kırmızı bir halı üzerinde yürürken binlerce Hint kökenli Amerikalı onun adını haykırıyor ve bir şeref kıtası onu selamlıyordu. 

O gün Biden, "ABD ile Hindistan arasındaki ilişkinin 21'inci yüzyılın en önemli ilişkilerinden biri olacağına hep inanıyordum" dedi.

Modi ise bu ziyaretin, ABD ile ortaklığa 'yeni bir yön' çizdiğini ifade etti. 

Daha sonra Kongre'nin her iki meclisi önünde yaptığı konuşmada Modi, ABD'nin Çin'e ilişkin endişelerine işaret etti ve Hint-Pasifik bölgesinin, ABD'nin de her zaman söylediği gibi 'özgür ve açık' olması gerektiğini teyit etti. 

Ancak Hindistan'a ve onun kutup olmasına dair bitmek bilmeyen sorular bizi alıp, Hindistan'ın ekonomik koşullarına ve askerî yeteneklerine ilişkin başka bir zemine çekiyor.

Bu koşullar ve yetenekler, onun yolunu açıyor ve uluslararası kutupluluk merdivenlerini tırmanmaya hak kazandırıyor mu? 

Hindistan'ın aya ilk yolculuğu dikkate değer bir başarı kaydetti (Reuters)
Hindistan'ın aya ilk yolculuğu dikkate değer bir başarı kaydetti (Reuters)

Hızlı bir ekonomi ve ileri bir askerî mertebe

Bir zamanlar Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart, orduların mideleri üzerinde yürüdüğünden bahsetmişti.

Son zamanlarda sadece ordular değil, halklar da ilerlemek için daha fazla ekonomik istikrar faktörüne ihtiyaç duyuyor. 

Birçok küresel finans kurum ve kuruluşunun yayımladığı raporları takip edenler, Hindistan ekonomisinin ne kadar büyük bir hızla yükseldiğini ve tüm beklentilerin ötesinde büyüdüğünü anlayabilirler. 

Geçen şubat ayında Londra'daki araştırma merkezi World Population Review, Hindistan ekonomisinin hacmine dair bir rapor yayımladı.

Peki rakamlar, Hindistan'ın uluslararası kutuplara uzaklığı veya yakınlığı hakkında ne söylüyor? 

Özetle söyleyecek olursak rapor, Hindistan'ın ekonomik hacminin 2,94 trilyon dolara ulaştığını ve böylece ekonomik güç bakımından dünya çapında beşinci sıraya yerleştiğini belirtti. 

Yeni Delhi; Paris'i ve Londra'yı geride bıraktı. Bu da demek oluyor ki dünyanın merkezi Doğu Asya'ya doğru kayıyor.

Dünya artık Halford Mackinder'ın onlarca yıl önce söylediği gibi Batı merkezli değil. 

Dünyada en hızlı büyüyen ekonomik sektörlerden biri, Hindistan hizmet sektörüdür.

Bu sektör şu an ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor ve işgücünün yüzde 28'ini içine alıyor. 

Hindistan ekonomisinin geleceği nedir?

Güvenilir kaynaklar tarafından yayınlanan raporların çoğunluğuna göre Hindistan ekonomisi, yıllık yüzde 5 oranında büyümeye aday ki bu onu, en hızlı büyüyen küresel ekonomilerden biri haline getirecek. 

En şaşırtıcı ve belki sonra da ürkütücü olan şey ise 2050 yılına kadar Hindistan'ın ABD'yi geride bırakarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelecek ve Hindistan'ın toplam küresel gelirdeki payının yüzde 15'e yükselecek olmasıdır. 

Bu ekonomik yükseliş, paralel bir askerî üstünlüğü de temin eder mi?

Bu sözde ve eylemde mümkün olabilir. Okurumuz, dünya çapındaki orduların konumlarını sınıflandıran Global Firepower'ın internet sitesinde dünya ordularına dair sıralamayı incelerse Hint ordusunun ABD, Rusya ve Çin'den sonra dördüncü sırada yer aldığını görecektir.  

Bu noktada insani unsur, önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim Hint ordusunun asker sayısı 4,2 milyon olup, bunun 2,8 milyonu yedek güç. 

Nükleer güç düzeyinde de Hint ordusu, 90 ila 110 savaş başlığından oluşan nükleer bir cephaneliğe sahip ki bu, askerî anlamda onunla yüzleşmek isteyenlerin gözünü korkutmaya yeter.

Hindistan ordusunun savunma bütçesi ve yıllık harcamaları, 2020 yılında 61 milyar ABD dolarına ulaştı ki bu, GSYİH'nin yüzde 2,1'ini oluşturuyor. 

Ancak ekonomik ve askerî düzeydeki bu ilerlemeye rağmen, Hindistan ile kutup olma seviyesi arasında büyük bir mesafenin olduğunu ileri sürenler de mevcut.

Bollywood, Hindistan'ın yumuşak gücünün bir timsali
Bollywood, Hindistan'ın yumuşak gücünün bir timsali

Hindistan'ın kutupluluğu ve geleceğe dair şüpheli sesler

Nisan 2012 ortalarında, yani on yıldan fazla bir süre önce Hindistan Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Arjun Subramaniam, "Hindistan Bir Süper Güç Değildir, Asla da Olmayacak" başlıklı bir makaleyle hem Hintlileri hem de komşu ülkeleri şaşırttı. 

Görünüşe bakılırsa bu askerî lider, ülkesinin durumuna dair böyle bir yorum yaparken 2009 yılında Hillary Clinton'ın, Hindistan'ın bir süper güç olmaya aday olduğunu söylediği açıklamayı hareket noktası olarak aldı. 

Subramaniam, uluslararası ilişkiler alanındaki pek çok düşünüre göre herhangi bir süper gücün, dünyadaki konumu ne olursa olsun, kendi çıkar bölgelerinin tamamında nüfuz sahibi olma ve güç kullanma yeteneğine sahip olması gerektiğini düşünüyor. 

Subramaniam'a göre günümüzün çıkarları, uzayın derinliklerine kadar uzanıyor. Daha da önemlisi, neo-realistlere göre bugün gerçek bir süper gücün konumu, çıkarlarını ve yaşam tarzını korumak için diğer ülkelerin yönetim sistemlerini değiştirme ve hatta 'dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmek' uğruna doğrudan çıkarlarının ötesinde gündemler benimseme arzusunda da kendini gösteriyor. 

Peki Hindistan, süper güçlerin ve büyük kutupların yaptığı bu gibi şeyleri gerçekten yapabilir mi?

Hindistan Hava Kuvvetleri mensubuna göre Hindistanlı siyaset yapıcılar ve stratejik uzmanlar şöyle dursun, aklı başında hiçbir Hintli, şu an böyle yüksek bir hedef düşleyemez. 

Ona göre Hindistan, Londra Ekonomi Okulu (London School of Economics) komitesinin 2009 yılında, Hindistan'ın önümüzdeki on yıllardaki geleceğine dair yayınlanan raporunda bahsettiği tüm boşlukları ve zayıf noktaları gidermeyi başarsa bile ABD ve eski Sovyetler Birliği, hatta şu an yükselen güç Çin gibi bir süper güç olmayacak. 

Hindistan Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı'nın on yıl önce vardığı sonuçlar sarsıcı.

Zira ona göre Hintliler, ülkelerinin, kendi çıkarlarını korumak için caydırıcılık yeteneklerini geliştirmeye halen ihtiyacı olduğu gerçeğini atlamamalı. 

Aynı yolu izleyen, yani bugün Modi liderliğinde Hindistan'ın bir süper güç haline gelebileceğini kabul etmeyen başkaları da var mı? 

Meşhur Amerikan Yale Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve Hindistan'daki Politika Araştırmaları Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Sushant Singh de geçtiğimiz eylül ayında Foreign Affairs dergisinde yayımlanan uzun makalesinde bu konuya dair bir değerlendirmede bulundu. 

Peki Singh, düşüncesini neye dayandırıyor?

Müstakil ve etraflıca bir okuma gerektiren, önemli ve tehlikeli bir şeye değinen Singh, Modi hükümetinin Hindistan'da desteklediği ve ona göre ülkeyi parçalayan fanatizme ve mezhepçiliğe ışık tutuyor.  

Sorunun kökü ne?

Singh'in makalesine göre bugünlerde Hindistan'da yaşanan hayret verici etnik ve ırksal gerilimlerin Modi döneminde azalacağını düşünmek için kayda değer bir sebep yok, ama gerilimlerin artacağını düşünmeye sevk eden pek çok sebep var.

Zira başbakanın merkezî ideolojik projesi, Hindu olmayanları en iyi ihtimalle ikinci sınıf vatandaş olarak sınıflandıran bir Hindu ulus devleti oluşturmak.

Öyleyse mevcut sahne, ülkedeki Hindu çoğunluğa mensup olmayan yüz milyonlarca Hintliyi ötekileştirmeye çalışan bir tür dışlayıcı gündemler olarak görülebilir mi?

Ki bu, şiddet ve kargaşa doğurma konusunda bolca sabıkası olan bir gündem.  

Singh'in okuması bizi, Hindistan'ın bu haliyle, Brzezinski'nin bahsettiği unsurlar arasında epey önemli bir unsuru, yani tek vatanın vatandaşları arasındaki toplumsal bütünlük gücünden yoksun olduğunu düşünmeye sevk ediyor.

Kuvvetle muhtemel bu güç, dünyayı etkileme gücüne sahip bir kutup devletinin oluşması için en önemli şart.

Hint evinin içeriden bölünmesi halinde kaçınılmaz sonuç olarak bu gücün göreceli ağırlığı şu veya bu şekilde azalacak. 

Özetle, şurası muhakkak ki iç krizlerin yakın veya öngörülebilir bir zaman diliminde sona ermesi şartıyla, Hindistan'ın kutup olacağı düşüncesini orta vadede destekleyen şeyler mevcut. 

Her halükârda Doğu Asya'daki jeopolitik dengeler meselesi, önümüzdeki yıllar içinde hızlı bir şekilde gelişip değişmeye devam edecek ve Ukrayna ile Tayvan meselesinde olduğu gibi, mevcut kutuplar arasında büyük tartışmalı dosyalar açık olduğu sürece de sahne istikrar kazanmayacak.

Zira bu krizlerin bir barış veya savaşla sona ereceğine dair net bir tablo olmadan geleceğe ilişkin jeopolitik tasavvurlar geliştirmek zor.

Hindistan da bunların hepsinde çeşitli koşullarda ve düzeylerde sahnenin merkezinde yer alıyor. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.