Netanyahu tüm rehinelere karşılık tüm Filistinli mahkumları serbest bırakabilirhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/4712076-netanyahu-t%C3%BCm-rehinelere-kar%C5%9F%C4%B1l%C4%B1k-t%C3%BCm-filistinli-mahkumlar%C4%B1-serbest-b%C4%B1rakabilir
Netanyahu tüm rehinelere karşılık tüm Filistinli mahkumları serbest bırakabilir
Netanyahu, pazartesi akşamı Tel Aviv’de Savaş Komuta Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (X)
Büyük hayal kırıklığı ve Hamas’ın elindeki tutukluların hayatlarına yönelik yoğun korkuyla sonuçlanan gergin bir oturum sırasında Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant, ‘herkese karşılık herkes’ ilkesine göre bir esir takası anlaşmasını müzakere etmeyi reddetmediklerini açıkladılar.
Söz konusu ilke, tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılması karşılığında tüm İsrailli tutukluların serbest bırakılması anlamına geliyor.
Ancak Netanyahu, Hamas’ın bu anlaşmayı engellediğini, çünkü savaşı durdurmayı, yani öncelikle ‘Hamas’ın tasfiyesini önlemeyi’ şart koştuğunu iddia etti. Gallant ise anlaşmanın bugün artık mümkün olmadığını söylerken, “Hamas yalnızca güç dilinden anlar” dedi.
Hamas tarafından tutulan İsrailli mahkumların aile üyelerinden oluşan bir grup ve geçen hafta başlarında serbest bırakılan bazı mahkumlar, Savaş Komuta Konseyi üyeleriyle bir araya gelerek, çatışmalara devam etme ve Mısır- Katar arabuluculuğu kapsamında Hamas’la müzakereleri durdurma kararını protesto ettiler.
Herkes büyük bir özlem ve üzüntüyle konuşarak, tünellerdeki zorluklara dayanamayan yaşlı ve hasta insanlar olduğunu, oğullarının ve kızlarının esaret altında ölmesinden veya öldürülmesinden korktuklarını vurguladı. Ayrıca savaştan korktuklarını, siyasi ve askeri liderlerin kaçırılan insanlarla yakınlaşmak için Yahya Es-Sinvar’a yakınlaşma’ yönündeki açıklamalarından endişe ettiklerini dile getirdiler.
Konuşmacılar, Hamas liderlerini ve militanlarını boğmak için tünelleri Akdeniz’in suyuyla doldurma tehdidini içeren açıklamalardan duydukları dehşeti de belirtirken, “Savaş Komuta Konseyi üyeleri, bu boğma eyleminin ne anlama geldiğini anlıyorlar mı? Bu, onlarla birlikte 136 İsrailli esirin de boğulması anlamına geliyor. Liderlerimiz çocuklarımızı düşünüyor mu? Yoksa Hannibal Protokolü’ne göre onları kurban etmeye mi karar verdiler?” diye sordu.
Hamas üyeleri bazı İsrailli rehineleri Uluslararası Kızıl Haç’a teslim etti, 29 Kasım (Reuters)
Kaçırılan ve yakın zamanda serbest bırakılan kadınlardan biri, “Kaçırılan insanlara bugün ne olduğunu, çektikleri acıların derecesini bilmiyoruz. Ama tüm bu zaman boyunca korkudan öldüğümü söyleyebilirim. Siz tutsakların özgürlüğüne kavuşması için bir savaş içinde olduğunuzu söylüyorsunuz, ben de size ordumuzun gerçekleştirdiği bombalamanın onların hayatlarını tehdit ettiğini söylüyorum. Tünellerde patlama sesleri duyuyor, korkudan titriyorduk. Ancak Hamas mensupları, huzur içinde, etkilenmeden ve bombardımandan korkmadan uyuyorlardı. Şaka yapıyor gibiydiler. Bu nedenle, İsrailli esirlerin hayatlarının tehdit edilmesinden başka bir sonuç doğurmayacağı için bu savaşı terk etmenizi rica ediyorum” ifadelerini kullandı.
Hamas tarafından serbest bırakılan Yocheved Lifshitz ve halen Gazze’de tutuklu bulunan Oded Lifshitz'in torunu Daniel Lifshitz ise, “Sizi, ne pahasına olursa olsun gecikmeden derhal müzakere masasına dönmeye çağırıyoruz. Bizi küçümsemeniz, feryatlarımızı görmezden gelmeniz saygısızcadır. Bizi temsil etme konusunda bir çıkarınız yoksa, bunu yapmayı kabul eden uluslararası bir kuruluşa başvuracağız. Size yalvarmayacağız” açıklaması yaptı.
Tel Aviv’deki gösteriler sırasında eylemciler, ellerinde Hamas tarafından alıkoyulan rehinelerin fotoğraflarını taşıyor ve İsrail hükümetine rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunuyor (AFP)
Rehinelerin aileleri, toplantıyı büyük bir hayal kırıklığıyla terk etti ve Netanyahu’yu ciddi olmamakla suçladı. Ayrıca Netanyahu’nın, sorularına cevap vermekten kaçındığını ve elindeki kâğıdı okuduğunu söyledi. Netanyahu, vatandaşlara duymak istedikleri her şeyi söylemedi, çünkü ordunun gerçekleştirdiği operasyonlarla ilgili sırları düşmanın faydalanmaması için açığa çıkarmak istemediğini dile getirdi. Ayrıca istisnasız tüm mahkumların serbest bırakılması için çalıştığını vurguladı.
Açlık grevi
Esirlerden oluşan bir heyet Knesset’i ziyaret etti ve bazı üyelerle görüştü. İki kadın akrabası Saher ve Erez Kalderon esaretten kurtulan, babası Ofer ise halen esaret altında olan Noam Dan, “Dürüst bir cevap istiyorum ve hoşuma gitmeyen bir cevap duymaya hazırım. Diyelim ki hükümet esirlerden vazgeçmeye ve Hamas’ı tasfiye etmek için savaşı tercih etmeye karar verdi. Durumun bu olduğunu bana açıkça söyleyin, harekete geçelim. Dürüstçe anlaşalım. Ama şunu bilin ki sessiz kalmayacağız. İnsanların nasıl açlık grevi yaptığını da biliyoruz. Bunu Tel Aviv’deki Kaçırılanlar Meydanı’nda başlatacağız ve insanlardan bizimle dayanışma içinde olmalarını isteyeceğiz” şeklinde konuştu.
İsrailli rehinelerin aileleri, Tel Aviv’de Savunma Bakanlığı önünde protesto gösterisi yapıyor, 21 Kasım (AFP)
Hamas’ın elinde ailesinden dört esir bulunan Ofri Bibas, hükümetin esirlerden vazgeçmenin ne anlama geldiğini anlayıp anlamadığını bilmek istediğini söyledi. Bibas, “Onların esir oldukları açık. İhmalkâr, hatalı ya da suçlu değiller. Daha doğrusu bu, devletin, hükümetin, ordunun ve herkesin Hamas saldırısından korunma görevini yerine getirmemesinden kaynaklanıyor. Ülkenin liderliği, onlardan vazgeçmenin ne demek olduğunu anlıyor mu? Bu sadece onların kanının israfı değil, aynı zamanda ordunun ve tüm devlet güvenliği kavramının israfıdır. Bu, gençlerimizin gelecekte askere gitmeyeceği anlamına geliyor. Çünkü düşmanın esir aldığı askerlerin serbest bırakılması için ordunun her şeyi yapacağına güvenmiyorlar. Güvenliği olmayan bir ordu; Çocuklarımızı fedakâr, hizmet eden savaşçılar olarak seviyor, ama onlar devlete muhtaç hale geldiğinde onlara sırt çeviriyor, onları DEAŞ, Nazi, suçlu dediğimiz acımasız düşmanın eline bırakıyor. Bunun gibi her söz yüreklerimizi derinden vuruyor ve üzüyor. Çünkü bize çocuklarımızı terk ettikleri yeri hatırlatıyor” ifadelerini kullandı.
Arap toplumundan Netanyahu’ya tepki: Organize suçu teşvik ediyorsunhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5233643-arap-toplumundan-netanyahu%E2%80%99ya-tepki-organize-su%C3%A7u-te%C5%9Fvik-ediyorsun
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)
Arap toplumundan Netanyahu’ya tepki: Organize suçu teşvik ediyorsun
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)
İsrail’deki Arap vatandaşların siyasi liderleri, artan protestolar eşliğinde Başbakan Binyamin Netanyahu’yu organize suça göz yummakla suçladı ve yüz binlerce ruhsatsız silahın toplanması için derhal harekete geçilmesini talep etti.
Pazar sabahı, şiddet suçlarındaki artışı protesto eden onlarca gösterici ve cinayet kurbanlarının yakınları, Tel Aviv’deki Ayalon Otoyolunu trafiğe kapattı. Gösteriyi organize eden sol eğilimli “Birlikte Duruyoruz” hareketi, protestonun “hükümetin Arap toplumunu şiddet ve suça terk etmesine” karşı düzenlendiğini açıkladı. İsrail basınına göre eylem barışçıl nitelikteydi.
“Suç, Netanyahu döneminde serpildi”
Knesset üyesi Aida Tuma-Süleyman, organize suçun Arap toplumunda Netanyahu hükümetleri döneminde büyüyüp kökleştiğini söyledi. Tuma-Süleyman, “Polisin de kabul ettiği üzere, kullanılan silahların büyük bölümü İsrail ordusunun depolarından geliyor. Ayrıca bazı suç örgütü liderleri, Batı Şeria’dan kaçan ve İsrail adına çalışmış ailelerin mensuplarından oluşuyor” dedi.
İsrail’de bir Arap çocuk, Arap kentlerinde suçun durdurulması çağrısı yapan bir pankartla, İsrail’in kuzeyindeki Sahnin’de geçen perşembe günü düzenlenen gösteriye katıldı. (Reuters)
Tel Aviv’de yayın yapan 103 FM radyosuna konuşan Tuma-Süleyman, Netanyahu’nun suçla mücadele için hiçbir adım atmadığını, “terör suçundan hüküm giymiş” bir isim olan İtamar Ben-Gvir’i Ulusal Güvenlik Bakanı olarak atamasının ise Arap vatandaşların güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Tuma-Süleyman, son üç yılda şiddet suçları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının iki katına çıktığını vurguladı.
Protestolar ve artan şiddet
Arap toplumunda organize suçun yayılmasına karşı protestolar ülke genelinde her gün devam ediyor. Cinayetler, haraç girişimleri ve “koruma parası” ödemeyi reddedenlerin ev ve iş yerlerine yönelik silahlı saldırılar sürüyor.
Bu kapsamda Arap ve Yahudi dayanışma grupları Tel Aviv’de merkezi bir caddenin trafiğini kapatırken, ay sonunda Tel Aviv’de siyah bayraklarla geniş katılımlı bir gösteri düzenlenmesi planlanıyor. Celile bölgesindeki Kafr Yasif’te de yüzlerce kişi ana yolu kapatarak protesto yaptı.
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşlar, geçen perşembe günü düzenlenen gösteride. (Reuters)
Kafr Yasif’te aralarında cinayet kurbanlarının ailelerinin de bulunduğu göstericiler, öğrenci Nabil Safiya ve Nidal Msaade dâhil olmak üzere hayatını kaybedenlerin fotoğraflarını taşıdı. “Suça dur deyin”, “Silah taşıyanlar, çocuklarımızın kanı ucuz değil” gibi sloganlar atıldı.
Gözaltılar ve tepkiler
İsrail polisi protestoya müdahale ederek, Kafr Yasif eski belediye başkanı Şadi Şuveyri ile aktivist Hindiyye Sağir’i trafiği engellemek suçlamasıyla gözaltına aldı. Sağir, 15 gün boyunca bölgeden uzaklaştırma şartıyla serbest bırakılırken, Şuveyri için tutuklama talep edildi. Hayfa Merkez Mahkemesi, Pazar günü tutuklamayı reddederek Şuveyri’nin Perşembe gününe kadar ev hapsine alınmasına karar verdi.
Demokratik Cephe (Hadash), Şuveyri’nin gözaltına alınmasını sert şekilde kınadı ve bunun barışçıl protesto ve güvenlik talep etme hakkına yönelik bir ihlal olduğunu belirtti. Açıklamada, “Toplum yararına yıllardır çalışan bir lider cezalandırılıyor, suç çetelerinin liderleri ise serbest bırakılıyor” denildi.
Silahların toplanması çağrısı
Cinayete kurban giden Nabil Safiya’nın babası Dr. Eşref Safiya, taleplerinin net olduğunu belirtti. Safiya, “Biz barışçıl insanlarız. Silaha ihtiyacımız yok. Bu silahları toplayın, denetim altına alın ve bizi güven içinde yaşamaya bırakın. Oğlum Nabil’in başına gelenlerin başka ailelerin başına gelmesini istemiyoruz” dedi.
İsrail’de Arap vatandaşlar, Ağustos 2023’te Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto etti. (AFP)
Protesto organizatörleri, suç çetelerinin yalnızca saldırılarını sürdürmekle kalmadığını, eylemcileri telefonla arayarak tehdit ettiğini de açıkladı.
Siyah bayraklı büyük yürüyüş hazırlığı
Arap Toplumu Yüksek İzleme Komitesi, Cumartesi akşamı yaptığı geniş katılımlı toplantıda, önümüzdeki Cumartesi Tel Aviv’de “siyah bayraklı büyük yürüyüş” düzenlenmesi kararı aldı. Komite ayrıca Arap yerleşimlerinin tamamında günlük eylemler yapılmasını, siyasi partiler, yerel yönetimler, halk komiteleri ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla geniş bir medya kampanyası başlatılmasını istedi.
Komite açıklamasında, “Toplumumuzda yaşananlar acil durum ilanını ve suç ile şiddetle mücadele için kalıcı bir kriz komitesi kurulmasını gerektiriyor” ifadelerine yer verildi.
Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışmahttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5233486-davosta-%E2%80%9Ctrump%C4%B1n-d%C3%BCnyas%C4%B1%E2%80%9D-ile-eski-bat%C4%B1-d%C3%BCnyas%C4%B1-aras%C4%B1ndaki-sert-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma
Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Kifaye Euler
Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu onlarca yıldır, siyasi ve ekonomik liderlerin Batı dünyasının ve uluslararası sistemin ortak geleceğini tartışmak için bir araya geldiği yıllık bir toplantı olageldi.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz çarşamba günü, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı uzun konuşmada, bu geleneği alt üst ederek, platformu kendi dünya görüşü ile ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dünya görüşü arasında doğrudan bir çatışma sahnesine dönüştürdü. Trump, Batı sisteminin bazı temellerini yeniden şekillendirme olasılığını ortaya attığında, siyasi ve ekonomik elitlerden bir dizi katılımcı şaşkın bir sessizlik içinde oturdu, bazıları onaylamadıklarını belirten sesler çıkardı, diğerleri ise şok belirtileri gösterdi. Konuşmanın sonunda, Avrupa'nın en önde gelen karar vericilerinden biri olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ayağa kalktı. Solgun yüzüyle, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'a dönerek Trump'ın gerçek tutumunu ve ABD'nin dünyadaki yerini anlamaya çalıştı.
Trump'ın yakın müttefiki Graham, Stubb ile görüştükten sonra alaycı bir şekilde, “Avrupa'daki herkes uyandıklarında ve uyuduklarında endişeli” dedi.
Bu sahne, foruma hakim olan genel şoku özetliyordu. Her zaman ekonomik ve siyasi gelecekle ilgili benzer vizyonları paylaşan politikacıları, iş adamlarını, yatırımcıları ve ünlüleri bir araya getiren Davos, bir saati aşkın bir süre boyunca, Batı'nın önde gelen gücü ile kendilerinden giderek uzaklaştığını düşünen müttefikleri arasında dramatik bir kopuşu gözler önüne serdi.
Avrupalı liderlerle alay ettikten birkaç gün sonra, Trump karlı Alpler'e gelerek Batı ittifakına, onun değerlerine, ekonomik modeline ve küresel ticaret çerçevesine doğrudan eleştirdi. Günün sonunda Trump, en şiddetli tehditlerinden bazılarını geri çekti, Danimarka'dan satın almak istediği Grönland'ın geleceği konusunda NATO ile ön anlaşmaya varıldığını duyurdu ve bu hamleye karşı çıkan müttefiklere yeni gümrük vergileri uygulama tehdidinden vazgeçti.
Yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair artan inanç
Bazı Avrupalı liderler bu adımları bir umut ışığı olarak görse de Davos'ta ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığına dair hakim olan derin endişeleri gidermeye yetmedi. O günün erken saatlerinde Trump, liderlere ticaret ve çevre politikaları ile göçmenlik konusundaki yaklaşımlarını hedef alan bir dizi eleştiri yağdırmıştı. Trump, Grönland'ın kontrolünü talep etmek ve NATO'ya saldırmak için geri döndüğünde, dağınık kahkahalar endişeli bir sessizliğe, ardından da duyulabilir bir şaşkınlığa dönüştü. Avrupalı liderler, ABD başkanının müttefik olarak hükümetlerinin güvenilirliğini sorgulamasını ve Avrupa ile Kanada'nın Washington'a siyasi ve tarihi borçları olduğunu ilan etmesini şaşkın bir sessizlik içinde dinlediler. Konuşmanın ardından, bazı katılımcılar Trump'ın düşüncesini ve ABD ile ortaklığın geleceğini anlamaya çalışmak için mevcut ve eski ABD yetkililerini aramaya koştu. ABD’li eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Phil Gordon, The New York Times'a yaptığı açıklamada, yabancı yetkililerin kendisine Trump'ın tutumunun ‘nihai’ olup olmadığını sorduklarını söyledi.
Gordon, "Şöyle soruyorlardı: Artık Amerika bu mu? İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem tamamen sona erdi mi, yoksa geri dönmesi için hala umut var mı?
Ancak, yıllardır eski düzenin sembolü olan bir konferansın merkezinde, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair giderek artan bir inanç oluşmaya başladı. Gordon, Trump yönetiminde bunun yeni bir dünya düzeni olduğunu, kimsenin inkar edemeyeceğini ve hatta inkar eden Avrupalıların bile artık bunu kabul ettiğini söyledi.
Yeni bir dünya düzeninin şekillenmekte olduğuna dair inanç giderek güçleniyor (AFP)
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trump konuşmasında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan dünya düzenini açıkça hiçe sayarak bu yeni vizyonun özünü net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı müttefiklerin Grönland için ABD’ye ‘borçlu’ olduklarını ima etti. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD’nin oynadığı rol olmasaydı, ‘hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz’ dedi, bu da salonda bariz bir hoşnutsuzluk yarattı.
Grönland'ı elde etmek için güç kullanma niyetinde olmadığını temin etmesine rağmen, konuyu geri ödenmesi gereken bir borç olarak göstermeye devam etti ve “Evet diyebilirsiniz, biz de minnettar oluruz, ya da hayır diyebilirsiniz, biz de bunu unutmayız” dedi.
Dünya Ekonomik Forumu’nun ev sahibi ülkesi İsviçre'ye de sert eleştirilerde bulunan Trump, “Onlar sadece bizim sayemizde başarılılar” diyerek İsviçreli yetkilileri şaşırttı ve ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri övdü.
Buna yanıt olarak İsviçreli Milletvekili Elisabeth Schneider, “Gerçekten şok oldum. Vergi mükelleflerinin parasıyla havaalanından Davos'a kadar güvenliğini sağlıyoruz ve ticaret anlaşmazlığını çözdüğümüzü sanıyordum” dedi.
En kötüsü önlendi
Katılımcılar Trump'ın konuşmasını beğenmiş olsun ya da olmasın, bu konuşmanın forumun en çok konuşulan konusu olduğuna şüphe yok. Şirketler, toplantıları salonun dışında canlı olarak takip etti. Katılımcılar konuşmayı kaçırmamak için toplantı tarihlerini yeniden düzenlerken bazıları da koridorlarda yürürken canlı yayınla konuşmayı takip etti. Öte yandan özellikle Trump NATO müttefikine karşı güç kullanma seçeneğinin söz konusu olmadığını vurguladıktan sonra bazıları en kötüsünün önlendiğini düşündü. Demokrat Senatör Chris Coons, bunun sebebini “Avrupalı yetkililer daha sonra ona durumun daha kötü olabileceğini söylediler” diyerek açıkladı.
Bu gerginlik, ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki konumunu tehdit ediyor. Ekonomik ve finansal açıdan da durum çok farklı değil. ABD, belirsizlik dönemlerinde her zaman bir güvenlik ışığı olmuştur, ancak bu kez durum değişmeye başladı.
Grönland gerilimleri, halihazırda devam etmekte olan ve ABD’yi küresel ekonominin merkezine yerleştiren küresel ekonomik sistemdeki değişim sürecini hızlandırıyor.
ABD, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için derin ve yüksek likiditeli finansal piyasaları ve sermayenin birincil varış noktası olması sayesinde, on yıllardır kargaşa dönemlerinde güvenli bir liman olmuştur. Ayrıca, uluslararası işlemlerin ortak dili olan bir para birimini benimsemiştir. Ancak bu durum da değişiyor.
Bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmacı ekonomi ve dış politika yaklaşımı, ülkeleri yatırımlarını başka yerlere yöneltmeye, savunma harcamalarını artırmaya, yeni ticaret ittifakları kurmaya ve ekonomilerin, güvenliğin ve geleceğin temelini oluşturan ekonomik güç olarak ABD'nin rolünü yeniden değerlendirmeye itiyor. Geçtiğimiz salı günü piyasalardaki hareketlilik önümüzdeki dönemde neler olabileceğine dair bir fikir verdi. Dünya genelinde hisse senetlerinin değerleri düştü. Ancak en ağır kayıpları ABD yaşadı. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması endeksi 871 puan, yani yüzde 1,8 geriledi. S&P 500 yüzde 2,1, teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 2,4 değer kaybetti. Tahviller de küresel çapta satışlara maruz kaldı ve 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi yüzde 4,3'ün biraz altına inerken, dolar düşmeye devam etti.
Hazine tahvillerindeki sert düşüş ve doların değer kaybetmesi özellikle dikkati çekti. Çünkü kriz zamanlarında yatırımcılar genellikle güvenli liman olarak ABD'ye yönelirler, ancak o seansta tam tersi yönde hareket ettiler. Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Sean Osborne, The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği demeçte, “Birçok uluslararası yatırımcı için ABD, iş yapmak için daha az dostane bir yer haline geldi ve bu durum gelecekteki yatırım kararlarını etkileyebilir” dedi.
“Trump'ın politikaları küresel istikrarın temellerinden birini sarsabilir”
ABD’li ekonomist ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) Başkanı Adam Posen, mevcut koşulların geçtiğimiz yıldan farklı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Grönland üzerindeki gerginliğin tırmanmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini, Adalet Bakanlığı'nın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell'a hakkında başlattığı soruşturmayı ve ABD yönetiminin önceki anlaşmalara rağmen Avrupa ülkelerine yeni gümrük vergileri uygulama tehdidini de içeriyor.
WSJ’ye konuşan Posen, “Geriye dönüp baktığımızda bunun bir dönüm noktası olduğunu söyleme olasılığımızın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum” dedi. ABD’li ekonomist, ABD'nin on yıllardır düşük maliyetli finansman, güçlü yabancı yatırımlar ve ABD dolarının hakimiyeti karşılığında küresel ticareti kolaylaştırmaya ve güvenlik sağlamaya yardımcı olduğu için, yönetimin politikalarının küresel istikrarın temellerinden birini zayıflatabileceğine inanıyor.
Küresel ekonominin merkezi olarak ABD'nin gerilemesi, çok kutuplu bir dünya düzenine yol açabilir (AFP)
Uzun vadeli etkileri ciddi olabilir. Eğer dünya çapındaki yatırımcılar alternatif güvenli limanlar ararsa, ABD yabancı yatırımların azalması, enflasyonist baskıların artması ve kamu borcunu finanse etme kapasitesinin azalmasıyla karakterize bir gelecekle karşı karşıya kalabilir ve bu da yaşam standartlarını olumsuz etkileyebilir.
Ayrıca, ABD'nin küresel ekonominin merkezi olarak gerilemesi, Çin, Rusya ve ABD'nin kendi ekonomi ve güvenlik alanlarında hakimiyet kurduğu, daha tehlikeli ve daha eşitsiz bir dünya olan çok kutuplu bir dünyaya yol açabilir.
ABD’nin güvenli liman statüsünün kademeli olarak aşınması
Öte yandan Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Robert Barbiera, ABD’nin güvenli liman statüsünün aşınmasının kademeli olabileceğini, ancak önceki gümrük vergileri ve artan borç seviyeleri gibi uyarı işaretlerinin bir süredir mevcut olduğunu söyledi. Piyasaların hızlı hareket ettiğini ve hisse senetlerinin tarihteki standartlara göre pahalı görünmesinin yardımcı olmadığını belirten Prof. Barbiera, “Bu piyasa, kimse ‘Aman Tanrım, fiyatlar çok cazip’ demeden önce çok düşebilir” dedi.
ABD’li ekonomist Robert Shiller'in, S&P 500 fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre düzeltilmiş ortalama kazançlarla karşılaştıran değerleme ölçütü, Dot-com balonundan bu yana en yüksek seviyesinde.
Bu dönem hariç, 145 yıllık veri tarihinde değerlemeler hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bank of America (BOfA) Yüksek Getirili Tahvil Endeksi'ne göre kurumsal borç değerlemeleri de yüksektir ve yüksek riskli tahvil getirileri ile karşılaştırılabilir hazine tahvillerinin arasındaki fark 2007'den bu yana en düşük seviyesine yaklaşıyor.
Bu yüksek değerlemeler göz önüne alındığında, yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenindeki herhangi bir düşüşün, ABD ekonomisi için geniş kapsamlı etkileri olan geniş çaplı bir satış dalgasını tetikleyebileceği endişesi söz konusu.
Geçtiğimiz yıl hisse senetlerindeki güçlü artışlar, özellikle yüksek gelirli kesimde tüketici harcamalarını artırdı ve yatırımlar, borç finansmanı ve ilgili şirketlerin hisselerinin yüksek değerlemeleriyle desteklenen yapay zeka projelerine akın etti, bu da gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) desteklemeye yardımcı oldu.
ABD tahvillerinin satışı
CrossMark Global Investments Yatırım Direktörü Bob Doll, “Hisse senetleri neredeyse mükemmel bir şekilde fiyatlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu. Şirket kazançlarının beklentileri aşmaya devam ettiğini ve FED faiz oranlarını düşürdüğü sürece bunun bir sorun olmadığını belirten Doll, ancak, yüksek riskli olan tarafın herhangi bir hata yapma lüksünüzün olmaması olduğunu vurguladı.
Spectra Markets'ın başkanı Brent Donnelly ise akademisyenlere ve öğretmenlere hizmet veren bir Danimarka emeklilik fonunun ABD Hazine tahvillerini satma niyetini açıklamasının, piyasaların karşı karşıya olduğu risklerin türünü gösterdiğini belirtti. Donnelly’ye göre fonun büyüklüğü tek başına piyasaları etkilemek için yeterli olmasa da İsveç ve Hollanda'daki daha büyük fonlar benzer kararlar alırsa ne olabileceğinin sinyalini veriyor.
Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Osborne, “ABD sermaye piyasalarının derinliği ve likiditesi ile sunduğu getiriler göz önüne alındığında, bu piyasalardan vazgeçmek için çok güçlü bir neden gerekir” yorumunda bulundu. Ancak Osborne’a göre eski küresel düzen ve geleneksel ilişkiler zayıflamaya devam ettikçe ‘yatırımcılar paralarının daha azını ABD'ye yönlendirmek için daha büyük bir motivasyona ihtiyaç duyabilirler.
Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5233480-almanya-sald%C4%B1r%C4%B1-haz%C4%B1rl%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndaki-bir-hamas-%C3%BCyesini-daha-tutuklad%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1-duyurdu
Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Alman polisi, Avrupa'da terör saldırıları hazırlığında bulunduğu iddiasıyla bir kişiyi cuma akşamı tutukladı.
Beyrut'tan Berlin'deki Brandenburg Havalimanı'na inince durdurulan Lübnan yurttaşı Muhammed S.'nin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiği aktarıldı.
Federal savcılar, şüphelinin Ağustos 2025'te 300 mermi tedarik ettiğini ve Yahudilere ya da İsrail'e ait olan kurumlara saldırı komplosuna karıştığını öne sürüyor.
Alman yetkililer, Muhammed S.'nin ekimde tutuklanan Abed el G.'yle işbirliği yaparak terör eylemi hazırlığında olduğunu da iddia ediyor.
Ekimde silah temin etmeye çalışan üç kişinin benzer suçlamalarla tutuklandığı açıklanırken bunlardan ikisinin Alman, üçüncüsününse Lübnan vatandaşı olduğu bildirilmişti.
O dönem Leipzig ve Oberhausen'da polis operasyonları düzenlenmişti.
Kasımda da Alman yetkililer, yine bir Lübnan yurttaşını Çekya sınırı yakınlarında tutuklarken bu kişinin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiğini ifade etmişti.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Hamas'ı destekleyen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması gerektiğini kasımda yaptığı açıklamada savunmuştu.
Önceki ay sosyal medyada Hamas'ı "Filistin'in kahramanları" diye niteleyen bir paylaşım yaptığı gerekçesiyle Filistinli bir göçmenin vatandaşlığının iptal edilmesinin ardından konuşan Dobrindt şu ifadeleri kullanmıştı:
Çifte vatandaşlık dahil olmak üzere Alman vatandaşlığı almış kişiler, değerler sistemimize bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bunun kasıtlı bir yanlış beyan olduğu ve bu değerler sistemini paylaşmadıkları ortaya çıkarsa, vatandaşlıklarının geri alınması mümkün olmalıdır.
Hamas, Almanya ve İsrail'in yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul görüyor.
Örgütün 7 Ekim 2023'te 1200'e yakın kişinin öldürüldüğü, 250'yi aşkın kişinin de rehin alındığı saldırıları düzenlemesinin ardından başlayan Gazze savaşında çoğu kadın ve çocuk 70 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi.
Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, AP
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة