Ülkelerin öncelikleri ile siyasi stratejiler arasında askerî üslerin taşınması

Düşmanları caydırmak ve saldırıları engellemek için hükümetlerin gündemlerinin değiştirilmesi veya ‘aktif savunma’ sağlamak için küresel değişikliklere ayak uydurulması hamleleri…

Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
TT

Ülkelerin öncelikleri ile siyasi stratejiler arasında askerî üslerin taşınması

Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)

Bir ülkenin güçlerinin başka ülkelerin topraklarındaki varlığı, ilgili anlaşmada belirtildiği ve koşulların gerektirdiği üzere, kalıcı veya geçici askerî bir varlığa izin veren bir savunma anlaşmasıyla düzenlenir. Askerî varlık çoğu zaman, bu varlığın azaltılmasını veya bir ülkeden başka bir ülkeye ya da ülkenin kendi içinde taşınmasını gerektiren adımlarla çerçevelenir.

Askerî üs, ‘silahlı kuvvetler mensuplarının barındığı, askerî teçhizatın depolandığı, tatbikatların gerçekleştirildiği ve askerî personelin eğitildiği bir mekân olup, doğrudan orduya ait olan ve onun tarafından idare edilen askerî bir tesis’ şeklinde tanımlanmaktadır. Askerî üslerin büyüklüğü, görevlerinin mahiyetine göre değişir ve askerî noktalardan tam donanımlı askerî şehirlere kadar çeşitlilik gösterir. Askerî üsler, personeller ve ekipmanlar için bir barınağın ve garnizonun yanı sıra, uçaklar ve helikopterler için bir pist de içerebilir.  

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ise kendisine ait askerî üsleri, ‘ABD adına Savunma Bakanlığı’nın bir bileşeninin yasal yetkisine tâbi olan veya sahip olunan ya da kiralanan bireysel toprak parçalarının ya da tahsis edilmiş tesislerin bulunduğu herhangi bir belirli coğrafi alan’ şeklinde tanımlıyor.  

Yurt dışında askerî üsler kurma ihtiyacının her şeyden önce ülkenin savunma yeteneklerini güçlendirme ve jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını koruma zorunluluğundan kaynaklandığı konusunda bir görüş birliği mevcut. Ancak askerî üslerin çoğunluğu, bu gerekçeyle düşmanca eylemlerde bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren askerî üslerin sayısı nispeten azalsa da Çin ve Rusya ile yaşanan yoğun rekabetin bir sonucu olarak ABD; yurtdışında destek, dayanışma ve doğrudan askerî müdahale gibi çeşitli biçimlerde en çok askerî üsse sahip ülke olma özelliğini koruyor.  

Fotoğraf Altı: ABD, kuvvetlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı. (Getty)
ABD, kuvvetlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı. (Getty)

ABD’nin dünya çapında 80’i aşkın ülkede tahminen 835 askerî üssü bulunuyor. Bu sayıyla ABD, 119 üsse sahip Almanya’yı ve 73 üsse sahip Güney Kore’yi geride bırakıyor. Bu durum, Rusya’yı ve Çin’i kendi çıkarlarını savunmak ve olası herhangi bir çatışmayı hesaba katmak adına askerî nüfuzlarını genişletmeye sevk etti. Bunca askerî üssün varlığını göz önünde bulundurursak, ev sahibi ya da üslerin kurulduğu ülkenin bildirdiği pek çok sebepten ötürü ya da ikili arasında anlaşmaya dayalı olarak, askerî üslerin bir bölgeden diğerine ya da bir ülkeden başka ülkeye taşınması gibi durumların yaşanması normal görünüyor.

Doğrudan tehditler

Askerî üslerin taşınmasına yol açan nedenlerden biri şu: Askerî güçlerin ve üssün varlığı, ev sahibi ülkeye komşu diğer güçlere karşı koymak ve bir caydırma mekanizması olarak bu üslerin ve güçlerin varlığından faydalanmak. Buna gerek kalmadığında güçler, o yeri terk eder ve üs de taşınır. 2021 yılında tüm ABD ve NATO güçlerinin, Afganistan’daki en büyük hava üssü kabul edilen Bagram’dan ayrılmaları buna bir örnektir. Böylece Pentagon’a göre Afganistan’daki Amerikan görevinin liderliği General Scott McKenzie’den Tuğgeneral Curtis Buzzard’a devredildi. Buzzard, Afganistan’daki Savunma Güvenliği İşbirliği Yönetim Ofisi’ni Katar’daki karargâhından yönetecekti.

Bununla ABD, 11 Eylül 2001 Saldırıları’nın ardından koalisyon güçlerinin lideri olarak 2001 yılında başlattığı ve büyük can ve mal kayıplarına uğradığı en uzun savaşına son vermiş oldu.

Askerî üslerin taşınmasının bir diğer nedeni de ‘aktif savunmalar’ denen şeyin gerçekleştirilmesine imkân sağlayan bir yerin bulunmasıdır. Washington’daki Hudson Enstitüsü’nden Rebeccah Heinrichs, bu konuyu şöyle açıklıyor:

“Mesele, üsleri hava ve füze saldırılarından korumak olduğunda analistler genelde aktif ve pasif savunmalar arasında bir ayrım yaparlar. İlkinde gelen tehditleri gerek THAAD veya Patriot füze savunma sistemlerinde olduğu gibi kinetik müdahale yoluyla gerekse yönlendirilmiş enerji ve mikrodalga tabanlı karşı önlemler gibi daha yeni teknolojiler yoluyla, hedeflerin vurulmasından önce etkisiz hale getirmeye çalışan aktif savunma önlemleri alınır.

Pasif savunmalar ise düşman saldırılarının sebep olduğu zararı, aksaklığı ve genel etkiyi azaltmayı amaçlayan önlemlerdir. Tahkim edilmiş uçak barınakları gibi önleyici fiziksel yapılar inşa etmek, onarım ve zararı kontrol yeteneklerini geliştirmek ve tehlikeye maruz kalmış mal varlıklarının dağıtılması veya saklanması gibi diğer uygulamalar, bu önlemler arasında sayılabilir.”

Ayrıca üsse yönelik saldırı gibi doğrudan tehditlere veya kitle imha silahlarının yayılmasıyla ve terörle mücadele etme, yeni ve yıkıcı bölgesel savaşların önlenmesine yardımcı olma, Afrika’da olduğu gibi çatışma bölgelerini ve askerî darbeleri kontrol altına alma, zorunlu göçleri azaltıp mülteci krizlerini giderme, iklim değişikliği ve insan güvenliği meselelerini halletme gibi çeşitli hedeflere göre uluslararası tehditleri engellemeye bağlı olarak askerî üslerin belirli bir mekândaki varlık öncelikleri değişir. Bu da bu üslerin yer değiştirmesine sebep olur.  

Büyük ülkeler, bu çıkarları güvence altına almak için temel gereksinimlerin karşılanması konusunda uluslararası bir fikir birliğine varmaya çalışırken üçüncü dünya ülkeleri bu çıkarları, müdahale etmek ve hâkimiyet dayatmak için bir gerekçe olarak görüyor.

Tehlikeli bir üs

ABD Deniz Piyadeleri Marines, bu yılın başında Pasifik Okyanusu’ndaki Guam Adası’nın uzak batısında yaklaşık 6 bin deniz piyadesini ve kara kuvvetini barındıracak kapasiteye sahip yeni askerî üs Kamp Blaz’ın açıldığını duyurdu. Amaç, Pasifik Okyanusu adalarını gelecekteki herhangi bir işgalden korumak ve Çin’le çıkabilecek herhangi bir çatışmayı göz önünde bulundurmak.

Washington’ın binlerce gücünü ABD Deniz Piyadeleri’ne ait olan ve Japonya’nın Okinawa eyaletindeki Ginowan şehrinde bulunan Futenma Hava Üssü’nden Guam Adası’ndaki bu üsse nakletmesinin altında yatan niyet nedir? ABD, bunun, güçlerinin küresel olarak yeniden düzenlenmesi kapsamında olduğunu açıkladı. Ancak aslında ABD güçlerinin Okinawa’daki varlığı, yerel halkı rahatsız etti. Şöyle ki Japonya’da yaklaşık 120 Amerikan askerî üssü bulunuyor ve bunlarda yaklaşık 55 bin asker görev yapıyor. İnsanlar da diğer üslerin yanı sıra Amerikan askerlerinin çoğunluğunun adaya yerleştirilmesini eleştirdi.

Japon gazetesi Mainichi, bu üssü ‘dünyanın en tehlikeli üssü’ olarak nitelediği haberinde şu ifadelere yer verdi:

“Futenma askerî üssünden duyulan rahatsızlık arttı. Zira bu üs, Okinawa’nın ana adasının merkez bölgesinde yer alıyor ve şehrin toplam alanının neredeyse dörtte birini kaplıyor. Nüfusun kalabalıklığına ve okulların, hastanelerin ve yerleşim yerlerinin yoğunluğuna rağmen Amerikan askerî uçakları, gece gündüz bölge semalarında havalanıyor ve yerel halk, sürekli kaza riskiyle karşı karşıya kalıyor. Üstelik gürültü ve çevre kirliliğinin yanı sıra, helikopter kazaları ve cinsel tacizler de söz konusu.

Üssün kapatılması için Ginowan şehri ve Okinawa eyaleti tarafından güçlü bir kampanya yürütüldü ve nihayet 1996 yılında Japonya ve ABD hükümetleri, ilgili arazinin beş ila yedi yıl içerisinde Japonya’ya iadesi konusunda anlaştılar.

Ada sakinleri, üssün, aynı Okinawa Adası’nın kuzeyinde yer alan daha az nüfuslu Nago şehrindeki Henoko bölgesine taşınmasına da itiraz ederek, Japonya’da veya Japonya dışında başka bir yere taşınmasını tercih etti. Deniz Piyadeleri’nin konuşlandırılmasının Japonya’da ve Doğu Asya’da barışın ve güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığını düşünen ulusal hükümet ile yerel eyalet hükümetleri arasında bu meseleye dair bir anlaşmazlık baş gösterdi. Bu anlaşmazlığın gölgesinde 2019 yılında yapılan yerel bir referandumda katılımcıların yüzde 70’inden fazlası, üssün Henoko’ya taşınması aleyhinde oy kullandı.”

Yeniden konuşlandırma

ABD, Irak’ın 2003’teki işgalinden sonra güçlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı.

Washington ve Doha, 1991 yılındaki İkinci Körfez Savaşı sonunda askerî iş birliği için bir anlaşma imzalamıştı. Daha sonra Doha, 1996 yılında el-Udeyd Üssü’nü inşa etti. ABD güçleri 2001 yılında Afganistan’a karşı savaşta bu üssü kullandı ve 2002 yılında bunu duyurdu.  

Suudi Arabistan, iki ülke arasındaki askerî iş birliği ve eğitim görevleri çerçevesinde sınırlı sayıdaki güçler hariç, topraklarındaki askerî üslerin varlığına 2003 yılında son verdi. Üssün taşınması da dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in o dönemde gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Riyad ile Washington arasında yapılan bir anlaşmaya dayanıyordu. Anlaşmaya göre Körfez Savaşı’nın sona erdiği 1991 yılından bu yana Suudi Arabistan’da konuşlandırılan binlerce Amerikan askeri geri çekilecekti.

Washington 2021 yılında ana es-Seyliye Üssü’nü, daha küçük bir kompleks olan ve Suudi Arabistan-Katar sınırında yer alan güneydeki es-Seyliye kampını ve mühimmat tedarik noktası Falcon’u Katar’dan Ürdün’e taşıdığını duyurdu.

Pentagon Sözcüsü Jessica McNulty, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Katar’daki Bölge Destek Grubu, ülkedeki üç tesisinin kapatılmasıyla hizmet dışı kaldı ve lojistik destek sağlama misyonu, Ürdün’deki Bölge Destek Grubu’na nakledildi. Katar’daki ABD askerî varlığı, el-Udeyd Hava Üssü üzerinden devam edecek.”

ABD Savunma Bakanlığı, teçhizatının ve güçlerinin Katar’dan Ürdün’e taşınmasının, ABD güçlerinin varlığını yeniden konumlandırmak ve yapılandırmak için olduğunu söyleyip, asıl hedefi açıklamadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre raporlar, İran’ın tehditlerine işaret ediyor. ABD güçlerinin Ürdün’deki varlığı, İran’la olası çatışmalar esnasında güçlerin daha iyi konumlandırılmasını sağlayacaktır.

Konuşlanmanın gözden geçirilmesi

ABD, Müttefiklerin Nazi Almanya’sını hezimete uğrattığı İkinci Dünya Savaşı sonundan bu yana Almanya’daki önemli tesislerini muhafaza etti. Bu tesisler arasında ABD güçlerinin Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya açılan kapısını temsil eden Ramstein Hava Üssü de bulunuyor.

Avrupa Terörle Mücadele ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi’ne göre ‘Almanya, ABD ordusunun Avrupa’daki yedi garnizonundan beşine ev sahipliği yapıyor. Washington’ın Almanya’da 21 askerî üssü var ve bunlarda yaklaşık 34 bin Amerikan askeri mevcut. ABD’nin Alman topraklarında sahip olduğu ve dış askerî müdahaleler sırasında asker ve ekipman sevkiyatı yapmak için kullandığı askerî üslerinde görev yapan idareci sivil memurları da hesaba kattığımızda toplam Amerikalı sayısı yaklaşık 50 bini buluyor.’

Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2020 yılında yaklaşık 12 bin askerin geri çekilmesi ve bunlardan bir kısmının Belçika, İtalya ve Polonya’da yeniden konuşlandırılması yönünde talimat verdi. Bu kararını da şöyle gerekçelendirdi:

“Avrupalılar bunu hak eden müttefikler değillerdi. Zira Almanya, NATO bütçesine katkısını üzerinde anlaşıldığı gibi GSYİH’sinin yaklaşık yüzde ikisine yükseltmedi. Ayrıca Berlin, Rusya ile Kuzey Akım 2 boru hattı projesine bağlı kaldı.”

Bununla birlikte Başkan Joe Biden, 2021 yılında bu geri çekilme kararını durdurdu. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise ABD’nin dünyadaki askerî konuşlanmasını gözden geçirdikten sonra, özellikle Almanya’daki ABD güçlerinin sayısının Sovyetler Birliği’yle Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı döneme göre daha az olması nedeniyle Savunma Bakanlığı’nın burada, kalıcı veya dönemsel olarak konuşlanan 35 bin Amerikan askerinin yanı sıra 500 ilave asker konuşlandırılacağını duyurdu.

Bu üslerin taşınmasına ilişkin karar dondurulsa da Ukrayna savaşının sonucu, bölgesel savunma ihtiyaçlarının yeniden değerlendirilmesine sebep olabilir ve Amerikan üslerinin Almanya’dan taşınması ya da azaltılması kararını uygulamaya sevk eden başka olaylar yaşanabilir.

Rakip iddialar

Rusya, 1926 yılından bu yana Kuzey Kutbu suları üzerinde egemenlik elde etmeye dönük tekrarlanan çabası kapsamında diğer ülkelerin bölgeye dair iddialarıyla çatıştı. Bunun üzerine deniz hukukuna ilişkin müzakerelerin bir parçası olarak 1999 yılında, rakip iddialar konusunda bazı yönlendirmelerde bulunması için Birleşmiş Milletler’e (BM) baskı yapıldı. BM, aynı yıl deniz hukukuna dair bir anlaşmayı benimsedi. Ancak rakip tarafların bölgesel iddiaları, anlaşma kurallarına göre sonuca bağlanmadı ve sınır çizgisi nihai olarak çizilmedi.

Bununla birlikte Rusya 2017 yılında bölgeye yakın birkaç üssünü taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üsler kurduğunu duyurdu.

Hawaii Üniversitesi’nde akademisyen ve siyasi istihbarat danışmanı Gary Bush, bu adıma üç neden gösterdi:

“Öncelikle Rusya, Kuzey Kutbu bölgesinde askerî imkânlarını sergilemek istiyor. Nitekim Kuzey Kutbu’na kıyısı boyunca eski askerî tesisleri ve limanları onardı ve değişiklikler yaptı ve Kuzey Kutbu denizlerindeki adalar üzerinde yeni hava üsleri geliştirdi. İkincisi, bölgede küresel ısınma olgusunun yayılmasının bir sonucu olarak şu an Kuzey Kutbu’nda siyasi ve askerî bir faaliyet dalgası var. Bu sebeple yeni sevkiyat yolları açıldı. Çünkü iklim değişikliği, Kuzey Kutbu denizlerindeki buz örtüsünün azalmasına neden oluyor. Bu da ticari gemilerin Kuzey Kutbu denizlerini aşarak Avrupa’dan Asya’ya geçmesine imkân tanıyor. Bunun sonucunda iki kıta arasındaki deniz yolculuğu süresi azalıyor ve Kuzey Kutbu’ndaki petrol, gaz ve madenler iki bölgedeki alıcılara teslim edilebiliyor. İklim değişikliğinin sağladığı fırsatlara karşılık Rusya, Kuzey Kutbu’ndaki topraklarının genişletilmesi ve Lomonosov Sıradağları’nın Sibirya kıta sahanlığının bir uzantısı olarak kabul edilmesi yönünde BM’ye bir talep sundu.

Rusya’yı askerî üslerini Kuzey Kutbu bölgesine taşımaya sevk eden üçüncü sebep ise Kuzey Kutbu’nun kaynaklarını kontrol etmek. Nitekim bölgede tahminen 90 milyar varile ulaşan büyük deniz altı petrol ve doğalgaz keşifleri yapıldı. Bu da dünyadaki petrol şirketlerinin ilgisini çekti. Küresel ısınmanın artmasıyla birlikte daha faz gaz kullanıma hazır hale geliyor. Rusya, Norveç, ABD, Kanada ve Danimarka, dünyanın henüz faydalanılmayan gaz kaynaklarının yüzde 30’unu içerdiği düşünülen Kuzey Kutbu bölgesinin altındaki deniz yatağından pay almak istiyor. Rus petrol ve gaz şirketleri de faaliyetlerini Sibirya ve Kuzey Kutbu denizleri kaynaklarının geliştirilmesine odakladı.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Independent Arabia’dan çevrildi.



MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
TT

MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

Bu yılki Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'na (CPAC) katılan iki anne, Donald Trump'ın ABD askerlerini savaşa göndermeye karar vermesi halinde ABD Başkanı'nın en küçük oğlu Barron'ın orduda görev yapması gerektiğini düşündüklerini MSNOW'a söyledi.

Üzerinde "250" yazan aynı kırmızı, beyaz ve mavi renkli parlak ceketleri giyen ve ismi açıklanmayan iki kadın, kendi çocuklarından biri askere alınsa bile başkanın İran'la savaşını desteklemeye hazır olduklarını yayın kuruluşuna belirtti.

MSNOW'dan Rosa Flores, 20 yaşındaki Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğini düşünüp düşünmediklerini sorduğunda, her iki kadın da buna katıldığını belirtti.

Flores, MSNOW sunucusu Chris Jansing'e perşembe günü, "Her iki anne de askerler savaşa gönderilirse, bu kadının oğlu savaşa gönderilirse, Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğinde hemfikirdi" dedi.

Barron Trump'ın orduya katılıp katılmayacağına dair görüşleri sorulduğunda MAGA destekçisi anneler, başkanın en küçük oğlunun "doğru olanı yapacağını" düşündüklerini söyledi.

ABD ordusu gönüllü askerlerden oluşuyor. Diğer yandan Askerlik Sistemi (Selective Service), savaş durumunda teoride askere alınmaya uygun erkeklerin veritabanını tutan bağımsız bir kurum.

18-25 yaşlarındaki tüm erkeklerin Askerlik Sistemi'ne kayıt yaptırması zorunlu. Yakın zamanda kabul edilen yasa, bu süreci aralık ayından itibaren otomatikleştirecek.

"Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) şapkası giyen, ismi açıklanmayan annelerden biri, 18 yaşındaki oğlunun Askerlik Sistemi'ne kayıtlı olması nedeniyle Trump'ın İran'a yönelik askeri saldırılarına başlangıçta karşı çıktığını Flores'e söyledi.

Kadın "Bu yüzden bu durumdan memnun değildim" dedi.

İsmi açıklanmayan kadın, MSNOW'a şöyle konuştu: 

Ama sonra İran'da halkın önünde asılan üç genci gördüm. O rejim yıllardır Amerikalıları tehdit ediyor ve Amerikalıları öldürüyor… Oğlum askere çağrılsa bile savaşı yine de desteklerdim.

Görsel kaldırıldı.İki MAGA destekçisi, oğullarından biri askere alınsa bile ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye devam edeceklerini MSNOW'a söyledi (MSNOW / Chris Jansing Reports)

Kadının, ekonomik krizin derinleşmesiyle ocak ayında İran rejimini protesto eden üç gencin kamuoyu önünde asılmasından bahsettiği anlaşılıyor.

Trump, İran'a karşı askeri harekat başlatsa da ABD askerlerini sahaya sürmeye yönelik resmi bir plan yok. Anketlere göre askerleri savaşa gönderme fikri, Cumhuriyetçi parlamenterler ve halk arasında aşırı derece tepki çekiyor.

ABD'de Askerlik Sistemi olsa da 1972'deki Vietnam Savaşı'ndan bu yana zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı.

Barron Trump muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı. Ancak zorunlu askerlik çağrısı yapılsa bile, Trump'ın üniversite öğrencisi olan en küçük oğlunun görevi muhtemelen ertelenir.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Tahran'da rejim değişikliğinin sağlanması ihtimaline şüpheyle yaklaşıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Financial Times'a (FT) konuşan İsrailli yetkililer, askeri istihbaratın yakın gelecekte rejimin devrilmesini sağlayacak koşulların yaratılamadığını düşündüğünü söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bağlı istihbarat müdürlüğü Aman'ın brifingleri hakkında bilgi sahibi kaynaklar, hava saldırılarının İran rejimini önemli ölçüde zayıflatamadığına dair görüşlerin kuvvetlendiğini belirtiyor.

FT'nin analizine göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun temel savaş hedeflerine de gölge düşürüyor.

Aman'ın eski İran uzmanı Raz Zimmt şunları söylüyor:

Rejim zayıfladı ancak firarlara veya kontrolün kaybedildiğine ilişkin herhangi bir gerçek işaret görmedik. Bu, hayatta kalmak için 47 yıl boyunca kuvvetlendirilen bir sistemin dayanıklılığını gösteriyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, hava saldırılarıyla rejim değişikliğini başından beri olası görmüyordu. Yetkililerden biri şu ifadeleri kullanıyor:

Ordu, hükümete 'Bu iş bir anda hallolacak bir şey değil' dedi. Rejim değişikliği her zaman çok, çok, çok, çok zor olacaktı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı ortak operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Ordusu'ndan birçok üst düzey isim öldürüldü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misillemeyle direnişe devam ediyor.

New York Times'ın aktardığına göre İran'ın, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'ne dün düzenlediği saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husiler de bu sabah İsrail'e füze fırlatarak savaşa katıldı.

Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle başlayan ekonomik kriz, Husilerin Kızıldeniz'i kapatmaya çalışması halinde daha da derinleşebilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Farea Al-Muslimi, BBC'ye şunları söylüyor:

Bu bir kabus. Zaten bir kabus yaşıyoruz, bu da durumu daha da kötüleştirir.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'ı "mahvettiklerini" öne sürse de Tahran rejiminin, Ortadoğu'da desteklediği Şii örgütlerle direnişi sürdürmesi Beyaz Saray'ın pozisyonunu güçleştiriyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın İran savaşının başından beri yaptığı çelişkili açıklamalara dikkat çekiliyor. ABD Başkanı'nın rakibini önce tehdit edip sonra gerginliği azaltarak müzakereye başlama taktiğinin bu sefer işe yaramadığı yazılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Guardian, New York Times, BBC


Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
TT

Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, “Sırada Küba var” diyerek, Washington’un son dönemde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kendisine destekçilerinin desteğini kaybetmesine mal olacağı yönündeki görüşü reddetti.

Trump, ocak ayından bu yana Küba'ya petrol ambargosu uygulayarak, ülkeye yönelik baskıyı son dönemde artırdı. Bu durum, yıllardır süren ABD ticaret ambargosu nedeniyle zaten zor durumda olan Küba ekonomisini ve yakıt tedarikini daha da boğdu.

Trump, dün Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen «FII Priority» yatırım forumunda yaptığı konuşmada, destekçilerinin «güç» ve «zafer» istediğini söyledi; ocak ayında ABD güçlerinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakaladığı askeri operasyona atıfta bulundu.

Trump, “Bu muhteşem orduyu ben kurdum. ‘Onu asla kullanmak zorunda kalmayacaksınız’ demiştim, ancak bazen başka seçeneğimiz olmuyor. Bu arada, sıra Küba'da. Ama sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi davranın” ifadelerini kullandı.

Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)

Trump bu konuda ne yapmayı planladığını belirtmese de basına “Bu açıklamayı görmezden gelin” dedi ve ardından “Sırada Küba var” diye tekrarladı; bu sözleri, salondakileri güldürdü.

Aynı konuşmada ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nı “Trump Boğazı” olarak nitelendirdiği tartışmalı bir açıklama yaptı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel geçen hafta, herhangi bir dış saldırganın “yenilmez bir direnişle” karşılaşacağını vurgulamıştı.

Komünist ada, 1962 yılından beri ABD'nin ticari ablukası altında bulunuyor ve yıllardır uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, ilaç ve gıda kıtlığıyla karakterize edilen şiddetli bir ekonomik krizin içinde.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bir Küba yetkilisi son olarak, Havana'nın Washington ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu söyledi, ancak aynı zamanda siyasi sisteminin değiştirilmesinin tartışmaya açık bir konu olmadığını vurguladı.