Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Spielberg'in filmi zor ahlaki soruları gündeme getiriyor

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini
TT

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

İbrahim Hac Abdi

Ünlü ABD’li yönetmen Steven Spielberg'in tarafından 2005 yılında çekilen ‘Münich’ filminin sonunda, Arap-İsrail çatışmasında karşılıklı şiddetin faydası ve intikam operasyonlarının adaleti sağlayıp sağlamadığı veya çatışma ve düşmanlık döngüsünü artırıp artırmadığı konusunda yankılanan ahlaki bir soru ortaya çıkıyor.

5 Eylül 1972'de Almanya’nın Münih kentinde Filistinli ‘Kara Eylül’ örgütü tarafından gerçekleştirilen ve 11 İsrailli sporcunun ve Filistinli beş saldırganın ölümüne neden olan ayrıca üçünün kurtulduğu ünlü ‘Münih Operasyonu’nun üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, Spielberg'in sorduğu soru, İsrail'in Gazze'deki tırmanışı ve Hamas’ın 7 Ekim saldırıları sonrasında İsrail'in örgütten intikam alma telaşı sadece Gazze'de değil, liderlerine ev sahipliği yapan ülkelerde de yaşanıyor.

Ortadoğu'daki çatışmaların karmaşık tarihsel bağlamından ayrı düşünülemeyen 7 Ekim saldırılarına yanıt olarak İsrail'in yoğun bir şekilde çalışmasının ortasında, İsrail liderlerinin açıklamaları, Steven Spielberg'in o filmde intikam eylemlerinin ahlaki ve duygusal sonuçlarını ele alışını belki de abarttığını gösteriyor. Yahudi inancına sahip olan Spielberg’in, 1993'te ‘Schindler'in Listesi’ filmini çıkardığında ve Nazilerin yönetimi altındaki Yahudilerin çektiği acıları ve Holokost’un dehşetini belgelediğinde alkış almasına rağmen Münih filminde insan yönüne güvenmenin çatışmaları çözmenin bir yolu olabileceğine ima etmesi, filmin yayınlanmasının ardından İsraillilerin öfkesini açıklayabilir.

7 Ekim, akıllara İsrail İç Güvenlik Teşkilatı başkanının açıklamalarında da hiçbir muğlaklığa yer vermeyecek şekilde açıkça görülen ‘Münih’ operasyonunu getirdi.

Yeniden inşa edilmiş tarih

"Tarih tekerrür eder" sözü, 7 Ekim'de yaşananlar kadar hiçbir olaya bu kadar uygun düşemezdi. Bu saldırılar, akıllara Münih Operasyonu’nu getirdi. İsrail İç Güvenlik Servisi (Şabak) Başkanı Ronen Bar'ın, "Hamas'ı her yerde takip edeceğiz ve yıllar alsa bile onları yok edeceğiz" şeklindeki açıklamalarında da açıkça görülüyor. Bar, bu açıklamalarıyla İsrail'in Münih Operasyonu’ndan sonraki tepkisini hatırlattı.

rgthy

İsrail medyası tarafından yayınlanan bir kayıtta, Benny Gantz, "Bakanlar Kurulu bize bir hedef belirledi: Hamas'ı yok etmek. Bu bizim Münih'imiz. Bunu her yerde yapacağız, Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da, Türkiye'de ve Katar'da. Bu birkaç yıl sürebilir, ama biz bunu gerçekleştirmeye kararlıyız" ifadelerini kullandı.

İsrail planı, 1972 yılının Ekim ayında Roma'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcisi Vail Zuayter'in suikastıyla başladı. Ardından, 1972 yılının Aralık ayında Paris'teki FKÖ temsilcisi Mahmud el-Hemşeri hedef alındı. Sonraki aylarda, farklı başkentlerde Basil el-Kubeysi, Hüseyin el-Beşir ve Muhammed Budiye dahil olmak üzere diğerleri öldürüldü. Ayrıca, Beyrut'ta bir İsrailli grup tarafından düzenlenen bir amfibi çıkarma operasyonunda, bir Filistinli karargahı hedef alındı ve Muhammed Yusuf el-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır öldürüldü. Plan, 1973 yılının Temmuz ayında, İsrailli suikast timini, Filistin Kurtuluş Hareketi (FKH) lideri Ali Hasan Selam'a benzer olduğu için Norveç'in Lillehammer kentinde yanlışlıkla bir Faslıyı öldürmesi nedeniyle Avrupalı ​​baskıları nedeniyle durduruldu. Selam, 1979 yılının Ocak ayında Beyrut'ta patlayıcı yüklü bir arabayla öldürülene kadar hedef listesinin başında kaldı.

Sadece ‘aksiyon’ değil

Birçok film, Münih operasyonunu ve ardından gelen İsrail intikamını ele aldı. Ancak bu filmlerin çoğu, yapımcılarının politikasına göre bir taraf veya diğerine bir yanlılık gösterdi. Resmi İsrail anlatısını yansıtan filmler ile benzer şekilde Filistinli bakış açısını somutlaştıran filmler arasındaki bu keskin sanatsal kutuplaşmanın ortasında, Spielberg'in filmi farklı bir şey söylemeye ve bir anlatıyı diğerine tercih etmeden her iki tarafa da aynı mesafeyi korumaya geldi. Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu.

gfthyj

Steven Spielberg, filminde, Tony Kushner ve Eric Roth tarafından yazılan ve Macar gazeteci George Jonas'ın (1934-2016) ‘İntikam’ adlı kitabına dayanan, İsrail suikast timinin, Avustralyalı aktör Eric Bana tarafından canlandırılan Mossad ajanı Avner Kaufman liderliğinde, Münih Operasyonu’nun intikamını almak için Avrupa başkentlerinde Filistinli liderleri takip etmesini anlatıyor.

Film, 164 dakikalık süresiyle, basit bir polisiye gerilim ve aksiyon filmi haline gelebilirdi. Ancak, Er Ryan'ı Kurtarmak’ın yönetmeni, doğru sanatsal bakış açısıyla filmini bu basitleştirilmiş eğilimden kurtarmayı başardı ve filmi, insanların içindeki iyi tarafın bile ‘en korkunç suikastları’ gerçekleştirirken hissedilebileceği daha karmaşık alanlara taşıdı.

Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu

“Hayatı seviyoruz…”

Film, İsrail suikast timi için endişe verici olan etik soruları, gizli operasyonların ve şiddetin doğruluğu, bu önlemlerin etik olarak haklı olup olmadığı ve alternatif seçenekler olup olmadığı konularına odaklanıyor. Özellikle, Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi olmayan siviller, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulundukları için burada ve oradaki patlamalarda hayatlarını kaybettiler. Spielberg, öldürülen Filistinli karakterleri de barışçıl ve dostça karakterler olarak gösteriyor, sanki farkında olmadan Mahmud Derviş'in "Ve biz eğer bir yolunu bulabilirsek hayatı seviyoruz” dizesini, görsel olarak tercüme etmek istemiş.

Buna ek olarak, Spielberg, filmografisi Yedinci Sanat tarihinin parlak işaretleri olarak kabul edilen filmler içeren bir yönetmen olarak, İsrail resmi anlatısını güçlendirmek ve suikastlarını, hedef alınan Filistinli karakterlerin Münih operasyonunda yer aldığı varsayımıyla meşrulaştırmak için kendini bir savunma avukatı olarak konumlandırmak istemedi. Film, eğer varsa, bu bağlantıyı aramakla ilgilenmiyor.  Aksine, bu karakterlerin Münih operasyonu veya planlamasıyla ilgili herhangi bir konuşma olmadan normal, sessiz hayatlarını yaşadıklarını gösteriyor. Bu, izleyicinin onlarla empati kurmasını sağlar. Filmde rol alan Filistinli aktris Hiyam Abbas, bu konuya atıfta bulunarak, önceki bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: "Münih filmindeki Filistinli, filmdeki diğerleri gibi yemek yiyen, içen, yaşayan, giyinen ve hisseden sıradan bir insandır. Ayrıca, hakkını savunmaktan geri durmaz ve bu hak konusunda taviz vermez. Yani, senaryoda ırkçı bir bakış açısı yoktu."

hyj6

Roma'daki FKÖ Temsilcisi Vail Zuayter, Roma'daki İsrail suikast timi tarafından öldürülen ilk kişidir. O bir edebiyatçı ve diplomattır ve Münih operasyonuyla herhangi bir ilgisi olduğu görünmüyor. Hatta ‘Binbir Gece Masalları’nı İtalyanca'ya çevirmeyi yeni bitirmişti. Kültür ve edebiyat hakkında konuştuğu sahnelerde görünür. Aynı durum, Paris'te öldürülen Muhammed el-Hemşeri için de geçerlidir. O da karısı ve piyano çalan kızı ile sakin bir aile hayatı yaşıyormuş gibi görünüyor. Bir İsrail ajanı, daha sonra elinde patlayacak olan telefona ‘bomba’ yerleştirdiği sırada o, kızının piyano çalışını dinliyordu. Bu, göz ardı edemeyeceğimiz bir ironidir.

Bu durum, filmin anlattığına göre, Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığı açık olan diğer Filistinli karakterler için de geçerlidir. Filistin anlatısı da öldürülenlerin operasyonla hiçbir ilgisi olmadığını doğruluyor. Birçok tanık ifadesi kamuoyuna açıklandı. Bunların en sağlam ve güvenilirlerinden biri, ‘Şahid Ale’l Asr’ (Çağa Tanık Ol) programında yayınlanan birkaç bölümde, öldürülenlerin Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığını ve kendisinin ve 1991 yılında Tunus'ta öldürülen Ebu İyad (Salah Halef) ile operasyonun sorumluları ve yöneticileri olduklarını ortaya koyan lider (1937-2010) Ebu Davud'un (Muhammed Davud Avde) ifadesidir.

dsfgrb

Ebu Davud ayrıca, Münih operasyonunun amacının hiçbir şekilde sporcuları öldürmek olmadığını, planın onları rehin almak ve onları kullanarak İsrail'i yaklaşık 200 Filistinliyi hapishanelerinden serbest bırakmaya zorlamak ve o dönemde Olimpiyat Oyunları gibi dünya çapında takip edilen bir spor forumunda bu süreci hayata geçirerek Filistin davasının sesini dünyaya duyurmak olduğunu söylemişti.

O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var

Steven Spielberg

Bu anlamda, Spielberg'in filmini yapmadaki temel kaygısı, saf insan yaklaşımı ve gizli görevler ve şiddetin bireyler ve toplumları üzerindeki etkisidir. Bu, filmde özellikle, suikast timi lideri Avner Kaufman’ın tepkileri aracılığıyla gösteriliyor. Kaufman özellikle, ekibiyle suikastları gerçekleştirirken karısının doğum haberini aldığı anda, yaptıklarına dair tereddüt, endişe ve hatta pişmanlık anları yaşıyor. Yönetmen, bu olayı, Kaufman'ın karısının doğumunu karşılarken duyduğu şefkat, hassasiyet ve insani yakınlık duyguları ile hedef aldığı karakterleri öldürürken duyduğu intikam ve nefret duyguları arasındaki o çarpıcı çelişkiyi göstermek için kullandı. Sonunda, Kaufman, Mossad'ı terk edip New York'a yerleşiyor. Travma sonrası stres belirtileri ve paranoid bozukluk yaşıyor. Ruhundaki kolay kolay silinemeyecek olan yara ve çatlaklardan kurtulmaya çalışıyor.

Bu noktada, Spielberg'in kendisi tarafından filme yapılan yoruma değinmeyi faydalı görüyorum: "Ben her zaman İsrail'in tehdit altında olduğunda güçlü bir şekilde karşılık vermesini desteklerim. Ancak karşılıklı intikam hiçbir şeyi çözmez... O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var" Spielberg, filmiyle, öldürme ve şiddet dışında bir çözüm olduğunu iletmek istiyor. Ancak, Şin Bet Başkanı’nın son açıklamaları ve diğer açıklamalar, Arap-İsrail çatışmasını her zaman başlangıç noktasına geri getiriyor ve 1948'deki Nekbe’den (Büyük Felaket) bu yana aynı kanlı bölümler tekrarlanıyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe