Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Spielberg'in filmi zor ahlaki soruları gündeme getiriyor

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini
TT

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

İbrahim Hac Abdi

Ünlü ABD’li yönetmen Steven Spielberg'in tarafından 2005 yılında çekilen ‘Münich’ filminin sonunda, Arap-İsrail çatışmasında karşılıklı şiddetin faydası ve intikam operasyonlarının adaleti sağlayıp sağlamadığı veya çatışma ve düşmanlık döngüsünü artırıp artırmadığı konusunda yankılanan ahlaki bir soru ortaya çıkıyor.

5 Eylül 1972'de Almanya’nın Münih kentinde Filistinli ‘Kara Eylül’ örgütü tarafından gerçekleştirilen ve 11 İsrailli sporcunun ve Filistinli beş saldırganın ölümüne neden olan ayrıca üçünün kurtulduğu ünlü ‘Münih Operasyonu’nun üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, Spielberg'in sorduğu soru, İsrail'in Gazze'deki tırmanışı ve Hamas’ın 7 Ekim saldırıları sonrasında İsrail'in örgütten intikam alma telaşı sadece Gazze'de değil, liderlerine ev sahipliği yapan ülkelerde de yaşanıyor.

Ortadoğu'daki çatışmaların karmaşık tarihsel bağlamından ayrı düşünülemeyen 7 Ekim saldırılarına yanıt olarak İsrail'in yoğun bir şekilde çalışmasının ortasında, İsrail liderlerinin açıklamaları, Steven Spielberg'in o filmde intikam eylemlerinin ahlaki ve duygusal sonuçlarını ele alışını belki de abarttığını gösteriyor. Yahudi inancına sahip olan Spielberg’in, 1993'te ‘Schindler'in Listesi’ filmini çıkardığında ve Nazilerin yönetimi altındaki Yahudilerin çektiği acıları ve Holokost’un dehşetini belgelediğinde alkış almasına rağmen Münih filminde insan yönüne güvenmenin çatışmaları çözmenin bir yolu olabileceğine ima etmesi, filmin yayınlanmasının ardından İsraillilerin öfkesini açıklayabilir.

7 Ekim, akıllara İsrail İç Güvenlik Teşkilatı başkanının açıklamalarında da hiçbir muğlaklığa yer vermeyecek şekilde açıkça görülen ‘Münih’ operasyonunu getirdi.

Yeniden inşa edilmiş tarih

"Tarih tekerrür eder" sözü, 7 Ekim'de yaşananlar kadar hiçbir olaya bu kadar uygun düşemezdi. Bu saldırılar, akıllara Münih Operasyonu’nu getirdi. İsrail İç Güvenlik Servisi (Şabak) Başkanı Ronen Bar'ın, "Hamas'ı her yerde takip edeceğiz ve yıllar alsa bile onları yok edeceğiz" şeklindeki açıklamalarında da açıkça görülüyor. Bar, bu açıklamalarıyla İsrail'in Münih Operasyonu’ndan sonraki tepkisini hatırlattı.

rgthy

İsrail medyası tarafından yayınlanan bir kayıtta, Benny Gantz, "Bakanlar Kurulu bize bir hedef belirledi: Hamas'ı yok etmek. Bu bizim Münih'imiz. Bunu her yerde yapacağız, Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da, Türkiye'de ve Katar'da. Bu birkaç yıl sürebilir, ama biz bunu gerçekleştirmeye kararlıyız" ifadelerini kullandı.

İsrail planı, 1972 yılının Ekim ayında Roma'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcisi Vail Zuayter'in suikastıyla başladı. Ardından, 1972 yılının Aralık ayında Paris'teki FKÖ temsilcisi Mahmud el-Hemşeri hedef alındı. Sonraki aylarda, farklı başkentlerde Basil el-Kubeysi, Hüseyin el-Beşir ve Muhammed Budiye dahil olmak üzere diğerleri öldürüldü. Ayrıca, Beyrut'ta bir İsrailli grup tarafından düzenlenen bir amfibi çıkarma operasyonunda, bir Filistinli karargahı hedef alındı ve Muhammed Yusuf el-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır öldürüldü. Plan, 1973 yılının Temmuz ayında, İsrailli suikast timini, Filistin Kurtuluş Hareketi (FKH) lideri Ali Hasan Selam'a benzer olduğu için Norveç'in Lillehammer kentinde yanlışlıkla bir Faslıyı öldürmesi nedeniyle Avrupalı ​​baskıları nedeniyle durduruldu. Selam, 1979 yılının Ocak ayında Beyrut'ta patlayıcı yüklü bir arabayla öldürülene kadar hedef listesinin başında kaldı.

Sadece ‘aksiyon’ değil

Birçok film, Münih operasyonunu ve ardından gelen İsrail intikamını ele aldı. Ancak bu filmlerin çoğu, yapımcılarının politikasına göre bir taraf veya diğerine bir yanlılık gösterdi. Resmi İsrail anlatısını yansıtan filmler ile benzer şekilde Filistinli bakış açısını somutlaştıran filmler arasındaki bu keskin sanatsal kutuplaşmanın ortasında, Spielberg'in filmi farklı bir şey söylemeye ve bir anlatıyı diğerine tercih etmeden her iki tarafa da aynı mesafeyi korumaya geldi. Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu.

gfthyj

Steven Spielberg, filminde, Tony Kushner ve Eric Roth tarafından yazılan ve Macar gazeteci George Jonas'ın (1934-2016) ‘İntikam’ adlı kitabına dayanan, İsrail suikast timinin, Avustralyalı aktör Eric Bana tarafından canlandırılan Mossad ajanı Avner Kaufman liderliğinde, Münih Operasyonu’nun intikamını almak için Avrupa başkentlerinde Filistinli liderleri takip etmesini anlatıyor.

Film, 164 dakikalık süresiyle, basit bir polisiye gerilim ve aksiyon filmi haline gelebilirdi. Ancak, Er Ryan'ı Kurtarmak’ın yönetmeni, doğru sanatsal bakış açısıyla filmini bu basitleştirilmiş eğilimden kurtarmayı başardı ve filmi, insanların içindeki iyi tarafın bile ‘en korkunç suikastları’ gerçekleştirirken hissedilebileceği daha karmaşık alanlara taşıdı.

Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu

“Hayatı seviyoruz…”

Film, İsrail suikast timi için endişe verici olan etik soruları, gizli operasyonların ve şiddetin doğruluğu, bu önlemlerin etik olarak haklı olup olmadığı ve alternatif seçenekler olup olmadığı konularına odaklanıyor. Özellikle, Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi olmayan siviller, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulundukları için burada ve oradaki patlamalarda hayatlarını kaybettiler. Spielberg, öldürülen Filistinli karakterleri de barışçıl ve dostça karakterler olarak gösteriyor, sanki farkında olmadan Mahmud Derviş'in "Ve biz eğer bir yolunu bulabilirsek hayatı seviyoruz” dizesini, görsel olarak tercüme etmek istemiş.

Buna ek olarak, Spielberg, filmografisi Yedinci Sanat tarihinin parlak işaretleri olarak kabul edilen filmler içeren bir yönetmen olarak, İsrail resmi anlatısını güçlendirmek ve suikastlarını, hedef alınan Filistinli karakterlerin Münih operasyonunda yer aldığı varsayımıyla meşrulaştırmak için kendini bir savunma avukatı olarak konumlandırmak istemedi. Film, eğer varsa, bu bağlantıyı aramakla ilgilenmiyor.  Aksine, bu karakterlerin Münih operasyonu veya planlamasıyla ilgili herhangi bir konuşma olmadan normal, sessiz hayatlarını yaşadıklarını gösteriyor. Bu, izleyicinin onlarla empati kurmasını sağlar. Filmde rol alan Filistinli aktris Hiyam Abbas, bu konuya atıfta bulunarak, önceki bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: "Münih filmindeki Filistinli, filmdeki diğerleri gibi yemek yiyen, içen, yaşayan, giyinen ve hisseden sıradan bir insandır. Ayrıca, hakkını savunmaktan geri durmaz ve bu hak konusunda taviz vermez. Yani, senaryoda ırkçı bir bakış açısı yoktu."

hyj6

Roma'daki FKÖ Temsilcisi Vail Zuayter, Roma'daki İsrail suikast timi tarafından öldürülen ilk kişidir. O bir edebiyatçı ve diplomattır ve Münih operasyonuyla herhangi bir ilgisi olduğu görünmüyor. Hatta ‘Binbir Gece Masalları’nı İtalyanca'ya çevirmeyi yeni bitirmişti. Kültür ve edebiyat hakkında konuştuğu sahnelerde görünür. Aynı durum, Paris'te öldürülen Muhammed el-Hemşeri için de geçerlidir. O da karısı ve piyano çalan kızı ile sakin bir aile hayatı yaşıyormuş gibi görünüyor. Bir İsrail ajanı, daha sonra elinde patlayacak olan telefona ‘bomba’ yerleştirdiği sırada o, kızının piyano çalışını dinliyordu. Bu, göz ardı edemeyeceğimiz bir ironidir.

Bu durum, filmin anlattığına göre, Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığı açık olan diğer Filistinli karakterler için de geçerlidir. Filistin anlatısı da öldürülenlerin operasyonla hiçbir ilgisi olmadığını doğruluyor. Birçok tanık ifadesi kamuoyuna açıklandı. Bunların en sağlam ve güvenilirlerinden biri, ‘Şahid Ale’l Asr’ (Çağa Tanık Ol) programında yayınlanan birkaç bölümde, öldürülenlerin Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığını ve kendisinin ve 1991 yılında Tunus'ta öldürülen Ebu İyad (Salah Halef) ile operasyonun sorumluları ve yöneticileri olduklarını ortaya koyan lider (1937-2010) Ebu Davud'un (Muhammed Davud Avde) ifadesidir.

dsfgrb

Ebu Davud ayrıca, Münih operasyonunun amacının hiçbir şekilde sporcuları öldürmek olmadığını, planın onları rehin almak ve onları kullanarak İsrail'i yaklaşık 200 Filistinliyi hapishanelerinden serbest bırakmaya zorlamak ve o dönemde Olimpiyat Oyunları gibi dünya çapında takip edilen bir spor forumunda bu süreci hayata geçirerek Filistin davasının sesini dünyaya duyurmak olduğunu söylemişti.

O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var

Steven Spielberg

Bu anlamda, Spielberg'in filmini yapmadaki temel kaygısı, saf insan yaklaşımı ve gizli görevler ve şiddetin bireyler ve toplumları üzerindeki etkisidir. Bu, filmde özellikle, suikast timi lideri Avner Kaufman’ın tepkileri aracılığıyla gösteriliyor. Kaufman özellikle, ekibiyle suikastları gerçekleştirirken karısının doğum haberini aldığı anda, yaptıklarına dair tereddüt, endişe ve hatta pişmanlık anları yaşıyor. Yönetmen, bu olayı, Kaufman'ın karısının doğumunu karşılarken duyduğu şefkat, hassasiyet ve insani yakınlık duyguları ile hedef aldığı karakterleri öldürürken duyduğu intikam ve nefret duyguları arasındaki o çarpıcı çelişkiyi göstermek için kullandı. Sonunda, Kaufman, Mossad'ı terk edip New York'a yerleşiyor. Travma sonrası stres belirtileri ve paranoid bozukluk yaşıyor. Ruhundaki kolay kolay silinemeyecek olan yara ve çatlaklardan kurtulmaya çalışıyor.

Bu noktada, Spielberg'in kendisi tarafından filme yapılan yoruma değinmeyi faydalı görüyorum: "Ben her zaman İsrail'in tehdit altında olduğunda güçlü bir şekilde karşılık vermesini desteklerim. Ancak karşılıklı intikam hiçbir şeyi çözmez... O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var" Spielberg, filmiyle, öldürme ve şiddet dışında bir çözüm olduğunu iletmek istiyor. Ancak, Şin Bet Başkanı’nın son açıklamaları ve diğer açıklamalar, Arap-İsrail çatışmasını her zaman başlangıç noktasına geri getiriyor ve 1948'deki Nekbe’den (Büyük Felaket) bu yana aynı kanlı bölümler tekrarlanıyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.