Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Venezuela-Guyana ihtilafını çözüme kavuşturmayı başarabilecek mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
TT

Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)

Paul Eşkar

Venezuela’nın eski Devlet Başkanı Hugo Chavez, 2004 yılında Guyana’ya yaptığı ziyarette, akıl hocası Fidel Castro’nun tavsiyesiyle bölge sakinlerine, onlarca hatta yüzlerce yıldır tartışılan Esequibo bölgesi toprakları üzerindeki ihtilafın artık bittiğini ve aslında yüzyıllar önce tarihe karıştığını söyleyerek güvence verdi. Ancak ihtilaf bugün yeniden gündeme geldi. Peki bunun sebebi ve açık bir savaşa dönüşme olasılığı nedir?

Bolivar ve Guyana’nın İngilizlere geçmesi

Güney Amerika haritasının üst kuzeyinde yer alan Guyana ya da resmi adıyla Guyana Kooperatif Cumhuriyeti, Brezilya, Venezuela ve Surinam ile sınırları olan küçük bir ülkedir. Amazon Havzası'nda bulunan Guyana’nın ismi Hintçede ‘nehirlerin bolluğu nedeniyle su kaynaklarıyla dolu toprak’ anlamına geliyor. Geçmiş yüzyıllardaki sömürgecilik tarihinin bir özeti niteliğindeki çeşitli bölge ve ülkelere bölünen Guyana bölgesinin bir parçasıdır. Guyana bölgesinin diğer ülkeleri arasında eski İspanyol sömürgesi Venezuela, eski Portekiz sömürgesi Brezilya'nın Roraima eyaleti, eski Hollanda sömürgesi olan 1970’li yılların ortalarında bağımsızlığını kazanan Surinam ve eski Fransız sömürgesi Cayenne (Fransız Guyanası) yer alıyor. Eski bir İngiliz sömürgesi olan Guyana ise 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı.

Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü
Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü

Yüzölçümü (214 bin kilometrekare) bakımından Güney Amerika'nın üçüncü, nüfus (yaklaşık 800 bin kişi) bakımından ise ikinci en küçük ülkesi olan Guyana, Güney Amerika'da İngilizce konuşulan tek ülkedir. Bundan dolayı kültürel olarak en azından Jamaika ve diğerleri gibi İngilizce konuşan Karayip ülkelerine daha yakındır. Guyana topraklarında birçok yerli kabile yaşıyordu. Buraya gelen ilk Batılı sömürgeciler, 7. yüzyılın başlarında gelen Hollandalılardı. Hollandalılar 18. yüzyılın sonlarında burayı İngilizlere bıraktılar.  

Bugün Guyana’da yaşayan en büyük topluluk Hint kökenli. Onları, nüfusun yaklaşık üçte birini temsil eden Zenci topluluğu takip ediyor.

İngilizler, ekonomisi Afrika'dan getirilen kölelerin çalıştığı şeker tarlalarına dayanan Guyana’da 1834 yılında köleliğin kaldırılmasının ardından özellikle Hint kolonilerinden yeni işgücü getirmeye başladılar. Bu olgu, 19. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Bu da bugün Guyana halkı içindeki en büyük topluluğun Hint kökenli olmasının (nüfusun yüzde 43'ü) ve onları nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan Zenci topluluğunun izlemesinin nedenini açıklıyor. Geleneksel olarak Hint kökenli Guyanalılar daha çok kırsal bölgelerde yaşarken, Afrikalılar genellikle kıyı bölgelerinde yaşıyor.

Guyana, Halkın Ulusal Kongresi (PNC) partisinden ayrılan Halkın İlerici Partisi/Sivil Toplumunun (PPP/C) yürüttüğü mücadelenin ardından 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı. İki parti, her zaman hile karıştırılan seçimler yoluyla iktidara sahip oldular. Bu, ta ki 2020 yılında Hint kökenli Müslüman bir aileden gelen Irfaan Ali’nin uluslararası gözlemcilerin hileli olduğunu açıkladıkları sonuçların iptal edilmesi ve oyların yeniden sayılması için baskı yapması sonucunda cumhurbaşkanı olana kadar sürdü.

Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)
Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)

Venezula’nın 1824 yılında bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra ‘kurtarıcı’ olarak bilinen Simon Bolivar İngilizlere yazdığı mektupta, Esequibo Nehri'nin batısındaki toprakları talep etmişti. Rus, İngiliz ve Amerikalı hakimlerin yer aldığı uluslararası tahkim tarafından bölge 1899 yılında İngiltere'ye verildi. Venezuela, o dönemde bu tahkimin kararını kabul etti. Zamanla ve bazı hakimlerin ifadeleriyle tahkimde hile yapıldığı ortaya çıktı. Guyana'nın 1966 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanması öncesinde Cenevre'de İngiltere ile Venezuela arasında 1899 tarihli tahkim kararının iptal edilmesini öngören bir anlaşma imzalandı. Her iki taraf da ihtilafı çözecek geçiş müzakeresi için bir mekanizma kurulmasını istediler. Ancak dört yıl müzakere sürecinde hiçbir sonuç alınamadı. Venezuela bu ‘tartışmalı’ toprakları İspanyol sömürgesi sınırlarının mirasçısı olarak talep etmeye ve Cenevre’de yapılan anlaşmaya bağlı kalmaya devam ederken Guyana, İngiliz sömürgesinin mirasçısı olarak 1899 tarihli tahkim kararıyla ilgili bir oldu-bitti dayatmaya çalışıyor.

Guyana ‘tartışmalı’ bölgede petrol arama girişiminde bulunduğundan beri Venezuela ile arasında tansiyon daha da yükseldi.

Petrol savaşın omurgasıdır

Petrol devi ExxonMobil'ın 2015 yılında Esequibo Nehri çevresinde 160 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan, Guyana’nın üçte ikisinden fazlasını oluşturan ve nüfusunun altıda birinden azının yaşadığı Esequibo bölgesinde geniş petrol yatakları olduğunu keşfetmesi anlaşmazlığı yeniden alevlendirmiş gibi görünüyor. Bundan bir ay önce de yeni petrol yatakları keşfedildi. Böylece küçük bir ülke olan Guyana, nüfusuna oranla en büyük petrol rezervlerine (11 milyar varil) sahip ülkeye dönüştü. Bu konum daha önce Kuveyt'e aitti. ExxonMobil, 63 arama projesi hayata geçirdi ve Guyana'nın günlük petrol üretimini 600 bin varile çıkardı. Ülkedeki petrol üretiminin 2027 sonuna kadar günlük 1 milyon 200 bin varile ulaşması bekleniyor. Venezuela ise 300 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip. Ancak Venezuela’nın petrol endüstrisi, ABD'nin uyguladığı yaptırımların yanı sıra, ülkedeki yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle şu an büyük bir krizden geçiyor. Venezuela’nın petrol üretimi son on yıl içinde günlük 3 milyon varilden 400 bin varilin altına düşerken şu an günlük yaklaşık 750 bin varil olduğu tahmin edilen üretim kapasitesi yavaş yavaş yeniden artıyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Her iki ülkenin de şu an içinde bulundukları durumlara bir göz atalım. Guyana dünyanın en fakir ülkelerinden biriydi. Ülke 1980'li yılların sonlarında ekonomik olarak toparlanmaya başlarken, petrolün keşfinden bu yana büyüme oranlarında dünya rekorlarına imza attı ve atmaya devam ediyor. Bu yıl ki Gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) yüzde 38 civarında arttı. Öte yandan ekonomisi petrole bağımlı olan Venezuela’nın GSYİH’sının son 10 yılda yaklaşık yüzde 80 oranında azalması ve 2019 yılında enflasyonun yüzde 200 bine ulaşmasıyla tarihinin bilinen en derin krizine sürüklendi. Ülkedeki ekonomik kriz, yedi milyondan fazla vatandaşının başta Güney Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanına göç etmesine yol açtı. Devlet iflas etti. Şimdi ise dibi gördükten sonra kısmen ekonomisinin dolarizasyonundan dolayı mütevazı ve yavaş bir iyileşmenin başlarını yaşıyor.

Endişeler artıyor

Guyana’nın tartışmalı bölgelerde petrol arama girişiminden bu yana iki taraf arasında tansiyon yükseldi. Bu da içerideki durumu kötüleştirdi. Venezuela daha agresif tutumlar sergilemeye başladı ve 2013 yılından bu yana çeşitli güvenlik olaylarına imza attı. Bunun üzerine Guyana, Esequibo anlaşmazlığını 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşıdı. ICJ, geçtiğimiz nisan ayında Guyana sınırları içindeki Esequibo bölgesiyle ilgili sınır anlaşmazlığına ilişkin davanın ‘kabul edilebilirlik’ şartlarını sağladığına hükmetti. Venezuela, 5 Aralık’ta hak iddia ettiği Esequibo toprakları için referandum yaptı. Referandum, 1899 tarihli tahkim kararının ve ICJ’nin hükmünün reddedilmesiyle başlayıp, tartışmalı Esequibo topraklarının ilhakına ve bu topraklarda yaşayanlara vatandaşlık verilmesine kadar uzanan beş soruyu kapsıyordu. Guyana, referandumun yapılmasını engellemek için Lahey’deki ICJ’ye başvurdu. Ancak ICJ, Venezuela'dan sahadaki mevcut durumu etkileyecek adımlar atmamasını istemekle yetindi.

Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)
Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)

Maduro’nun destekçileri ve muhalifleri de dahil olmak üzere Venezuelalıların sandık başına gitme oranları konusunda şüpheler olsa da referanduma yüzde 95'in üzerinde bir katılım gösterildi. Referandumdan iki gün sonra Maduro, petrol şirketlerinin söz konusu bölgede arama yapmalarını yasaklayan ve onlara boykot cezası kapsamında üç ay durma süresi tanıyan, dokuz maddelik bir eylem planı öngören kararnameyi imzaladı. Ayrıca bölgede yaşayanların sağlık ve eğitim sigortasını, kalkınma ve çevre projelerini de onaylayan Maduro, yeni bir askeri tümen kurarak Esequibo’ya bitişik bölgede konuşlandırdı.

Öte yandan ‘bekasını’ tehdit altında gören Guyana, ordusunu seferber ederken, ABD ile ortak askeri tatbikatlar yapacağını duyurdu. ABD’nin Guyana topraklarında askeri üsler kurması da dahil olmak üzere her türlü imkânın bulunduğunu da belirtti. Bunun üzerine iki taraf arasında gerilim yükseldi ve her biri diğerini ‘pervasızca provokasyonlar yapmakla’ suçladı.

Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki savaşı durdurma girişimlerinde başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Guyana'da başarısız olamaz.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın uzlaşı girişimi

Bazı analistler, Esequibo ihtilafını dünya, ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri ekseni ile Küresel Güney olarak bilinen bölgenin yöneldiği Rusya-Çin ekseni arasında bölünmüşken yeni dünya düzenini, Ukrayna-Rusya savaşı, hatta şiddetin boyutunun her şeyin ötesine geçtiği İsrail-Hamas arasındaki soykırım savaşı modelinde yeniden şekillendiren çatışmaların bir yenisi olarak görmekte vakit kaybetmediler. Ancak özellikle Chavezcilerin ‘devrimci’ deyiminin misafirperverliğiyle genellikle kendi sesi yüksek çıkan, ancak aynı yükseklikte bir savaşın yaşanmadığı Güney Amerika'da olduğumuzu unuttular. Bunun yanında Çin'in iki ülkedeki petrol projelerinde çıkarları ve katılımı olduğunu da unutmuş gibiler. Bu sözlü tartışma doruk noktasına ulaşmışken, anlaşmazlığın iki ülkenin dışişleri bakanları arasında çarşamba günü, yani referandum sonrasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirmeleri ve iletişim kanallarının açık kalması konusunda anlaşmaları dikkati çekti.

Bu konuda ne Ukrayna'daki savaşı ne de Gazze'ye yönelik soykırım savaşını durdurma çabalarında başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın Guyana'da başarısız olamayacak olmasını güvence olarak gösterebiliriz. Lula, iki ülke arasındaki gerginliğe hemen müdahale ederek Dubai'den yaptığı açıklamada ‘Güney Amerika'da savaş istemediğini’ söyledi. Lula’ya göre mesele, bir askeri çatışmanın çıkması olasılığından ziyade durumu çıkmaza sürükleyecek hesaplanmamış bir adım. Öte yandan Venezuela ve Guyana arasındaki zorlu doğa şartları nedeniyle Karakas’ın herhangi bir askeri hareketinin kaçınılmaz olarak Brezilya topraklarından geçmesi gerektiğinin farkında olduğundan sınırlardaki askeri konuşlanma ve gözetleme düzeyini artırdı. Lula, hiç vakit kaybetmeden Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Irfaan Ali ile görüşerek ‘anahtar’ kelime olan ‘tek taraflı’ eylemleri reddettiğini vurguladı. Aynı ifadeyi tüm Güney Amerika ülkeleri için ortak bir bildiriye de dahil etti. Bildiride Maduro'nun müttefiki olarak kabul edilen Rusya'nın tutumuna da yer verdi.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)

Lula, şu anda Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu'na (CELAC) başkanlık eden küçük bir Karayip adası ülkesi olan Saint Vincent ve Grenadinler Devlet Başbakanı Ralph Gonsalves’e, her iki tarafla birlikte inisiyatif almasını, onları desteklemesini ve gerektiğinde toplantılara ev sahipliği yapma sözü vermesini önerdi. Bu öneri, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Ali’nin perşembe günü Saint Vincent ve Grenadinler’in başkenti Kingstown'da gerçekleştirmeleri planlanan zirvenin önünü açtı.

Peki, mesele neden bu kadar abartılıyor? Referandum sonrasında konuşan Maduro, “Er ya da geç Guyana ve ExxonMobil yöneticileriyle karşı karşıya geleceğiz” dedi. Maduro, petrol için arama yapıldığını, bunu engelleyemeyeceğini, ruhsat dağıtamayacağını, komşusunu işgal edemeyeceğini, topraklarının yüzde 70'ini ilhak edemeyeceğini biliyor. Ancak bu sadece Maduro'nun şirketler için belirlediği üç aylık süre içinde durumu bozmayı ve anlaşmazlıkla ilişkilendirmeyi başarıncaya kadar askıya alınmış programlı bir savaştan ibaret. Eğer bunu başarırsa, Cenevre’deki anlaşma çerçevesinde Esequibo bölgesinin geleceğinin ve bölgede petrol arama şartlarının belirlenmesi için oturulacak müzakere masasında kendine yer edinebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde, kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor.

ICJ’ye başvurarak söz konusu anlaşmayı bozmaya çalışan Guyana ise başta ABD olmak üzere müttefikleri bir araya getiriyor ve Brezilya ile birlikte hareket ediyor. Çünkü bir askeri çatışmada -olmasa bile- şartların eşit olmadığının ve güç dengesinin müzakere aracılığıyla yolunu bulacağının farkında. Sadece üç bin askeri olan Guyana ordusu, Venezuela ordusunun asker sayısı ve teçhizatıyla karşılaştırılamayacak kadar küçük. Bunun yanında ABD’nin birkaç ay içinde Venezuela'ya yönelik yaptırımları hafifletme anlaşmasını yenileyeceğini de biliyor. Bunun da konumunu güçlendirmesi için kendisine yardımcı olacağına şüphe yok. Tüm bunlar, Guyana'nın çıkarlarını dikkate alan bölgesel denetim altında doğrudan müzakere veya Cenevre’de yapılan anlaşmanın içeriğiyle Venezuela'nın çıkarlarını bağdaştıracak ICJ kararı ya da her ikisinin birleşimi arasındaki oyunun sınırlarını oluşturuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor. Planı savunmaya yönelik olduğundan, Maduro'nun arka bahçesinde kendisine enerji sağlama konusunda attığı hesapsız adımı açığa çıkaramaz. Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ondan daha büyük bir teklif sunmasına neden olabilir. Bunun yanında askeri tatbikatlara katılırken Lula'dan anlaşmazlığı sona erdirecek önlemler almasını isteyebilir. Maduro açısından bu planın saldırgan olduğu şüphesiz. Tartışmalı bölgeler konusuyla ‘devrimci’ bir gündemden ziyade ulusal birliğe ilişkin bir meselede safları sıklaştırmayı başaran Maduro, muhalefetin bölünmesine ve kafa karışıklığına yol açtı. İktidara geldiğinden bu yana ülkedeki çeşitli taraflar ilk kez Maduro yönetimi etrafında birbiriyle yakınlaştı. Bu yüzden Madura, bir gelire dönüştürmeden bu ‘başarıdan’ asla vazgeçmeyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.