Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Venezuela-Guyana ihtilafını çözüme kavuşturmayı başarabilecek mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
TT

Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)

Paul Eşkar

Venezuela’nın eski Devlet Başkanı Hugo Chavez, 2004 yılında Guyana’ya yaptığı ziyarette, akıl hocası Fidel Castro’nun tavsiyesiyle bölge sakinlerine, onlarca hatta yüzlerce yıldır tartışılan Esequibo bölgesi toprakları üzerindeki ihtilafın artık bittiğini ve aslında yüzyıllar önce tarihe karıştığını söyleyerek güvence verdi. Ancak ihtilaf bugün yeniden gündeme geldi. Peki bunun sebebi ve açık bir savaşa dönüşme olasılığı nedir?

Bolivar ve Guyana’nın İngilizlere geçmesi

Güney Amerika haritasının üst kuzeyinde yer alan Guyana ya da resmi adıyla Guyana Kooperatif Cumhuriyeti, Brezilya, Venezuela ve Surinam ile sınırları olan küçük bir ülkedir. Amazon Havzası'nda bulunan Guyana’nın ismi Hintçede ‘nehirlerin bolluğu nedeniyle su kaynaklarıyla dolu toprak’ anlamına geliyor. Geçmiş yüzyıllardaki sömürgecilik tarihinin bir özeti niteliğindeki çeşitli bölge ve ülkelere bölünen Guyana bölgesinin bir parçasıdır. Guyana bölgesinin diğer ülkeleri arasında eski İspanyol sömürgesi Venezuela, eski Portekiz sömürgesi Brezilya'nın Roraima eyaleti, eski Hollanda sömürgesi olan 1970’li yılların ortalarında bağımsızlığını kazanan Surinam ve eski Fransız sömürgesi Cayenne (Fransız Guyanası) yer alıyor. Eski bir İngiliz sömürgesi olan Guyana ise 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı.

Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü
Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü

Yüzölçümü (214 bin kilometrekare) bakımından Güney Amerika'nın üçüncü, nüfus (yaklaşık 800 bin kişi) bakımından ise ikinci en küçük ülkesi olan Guyana, Güney Amerika'da İngilizce konuşulan tek ülkedir. Bundan dolayı kültürel olarak en azından Jamaika ve diğerleri gibi İngilizce konuşan Karayip ülkelerine daha yakındır. Guyana topraklarında birçok yerli kabile yaşıyordu. Buraya gelen ilk Batılı sömürgeciler, 7. yüzyılın başlarında gelen Hollandalılardı. Hollandalılar 18. yüzyılın sonlarında burayı İngilizlere bıraktılar.  

Bugün Guyana’da yaşayan en büyük topluluk Hint kökenli. Onları, nüfusun yaklaşık üçte birini temsil eden Zenci topluluğu takip ediyor.

İngilizler, ekonomisi Afrika'dan getirilen kölelerin çalıştığı şeker tarlalarına dayanan Guyana’da 1834 yılında köleliğin kaldırılmasının ardından özellikle Hint kolonilerinden yeni işgücü getirmeye başladılar. Bu olgu, 19. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Bu da bugün Guyana halkı içindeki en büyük topluluğun Hint kökenli olmasının (nüfusun yüzde 43'ü) ve onları nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan Zenci topluluğunun izlemesinin nedenini açıklıyor. Geleneksel olarak Hint kökenli Guyanalılar daha çok kırsal bölgelerde yaşarken, Afrikalılar genellikle kıyı bölgelerinde yaşıyor.

Guyana, Halkın Ulusal Kongresi (PNC) partisinden ayrılan Halkın İlerici Partisi/Sivil Toplumunun (PPP/C) yürüttüğü mücadelenin ardından 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı. İki parti, her zaman hile karıştırılan seçimler yoluyla iktidara sahip oldular. Bu, ta ki 2020 yılında Hint kökenli Müslüman bir aileden gelen Irfaan Ali’nin uluslararası gözlemcilerin hileli olduğunu açıkladıkları sonuçların iptal edilmesi ve oyların yeniden sayılması için baskı yapması sonucunda cumhurbaşkanı olana kadar sürdü.

Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)
Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)

Venezula’nın 1824 yılında bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra ‘kurtarıcı’ olarak bilinen Simon Bolivar İngilizlere yazdığı mektupta, Esequibo Nehri'nin batısındaki toprakları talep etmişti. Rus, İngiliz ve Amerikalı hakimlerin yer aldığı uluslararası tahkim tarafından bölge 1899 yılında İngiltere'ye verildi. Venezuela, o dönemde bu tahkimin kararını kabul etti. Zamanla ve bazı hakimlerin ifadeleriyle tahkimde hile yapıldığı ortaya çıktı. Guyana'nın 1966 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanması öncesinde Cenevre'de İngiltere ile Venezuela arasında 1899 tarihli tahkim kararının iptal edilmesini öngören bir anlaşma imzalandı. Her iki taraf da ihtilafı çözecek geçiş müzakeresi için bir mekanizma kurulmasını istediler. Ancak dört yıl müzakere sürecinde hiçbir sonuç alınamadı. Venezuela bu ‘tartışmalı’ toprakları İspanyol sömürgesi sınırlarının mirasçısı olarak talep etmeye ve Cenevre’de yapılan anlaşmaya bağlı kalmaya devam ederken Guyana, İngiliz sömürgesinin mirasçısı olarak 1899 tarihli tahkim kararıyla ilgili bir oldu-bitti dayatmaya çalışıyor.

Guyana ‘tartışmalı’ bölgede petrol arama girişiminde bulunduğundan beri Venezuela ile arasında tansiyon daha da yükseldi.

Petrol savaşın omurgasıdır

Petrol devi ExxonMobil'ın 2015 yılında Esequibo Nehri çevresinde 160 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan, Guyana’nın üçte ikisinden fazlasını oluşturan ve nüfusunun altıda birinden azının yaşadığı Esequibo bölgesinde geniş petrol yatakları olduğunu keşfetmesi anlaşmazlığı yeniden alevlendirmiş gibi görünüyor. Bundan bir ay önce de yeni petrol yatakları keşfedildi. Böylece küçük bir ülke olan Guyana, nüfusuna oranla en büyük petrol rezervlerine (11 milyar varil) sahip ülkeye dönüştü. Bu konum daha önce Kuveyt'e aitti. ExxonMobil, 63 arama projesi hayata geçirdi ve Guyana'nın günlük petrol üretimini 600 bin varile çıkardı. Ülkedeki petrol üretiminin 2027 sonuna kadar günlük 1 milyon 200 bin varile ulaşması bekleniyor. Venezuela ise 300 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip. Ancak Venezuela’nın petrol endüstrisi, ABD'nin uyguladığı yaptırımların yanı sıra, ülkedeki yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle şu an büyük bir krizden geçiyor. Venezuela’nın petrol üretimi son on yıl içinde günlük 3 milyon varilden 400 bin varilin altına düşerken şu an günlük yaklaşık 750 bin varil olduğu tahmin edilen üretim kapasitesi yavaş yavaş yeniden artıyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Her iki ülkenin de şu an içinde bulundukları durumlara bir göz atalım. Guyana dünyanın en fakir ülkelerinden biriydi. Ülke 1980'li yılların sonlarında ekonomik olarak toparlanmaya başlarken, petrolün keşfinden bu yana büyüme oranlarında dünya rekorlarına imza attı ve atmaya devam ediyor. Bu yıl ki Gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) yüzde 38 civarında arttı. Öte yandan ekonomisi petrole bağımlı olan Venezuela’nın GSYİH’sının son 10 yılda yaklaşık yüzde 80 oranında azalması ve 2019 yılında enflasyonun yüzde 200 bine ulaşmasıyla tarihinin bilinen en derin krizine sürüklendi. Ülkedeki ekonomik kriz, yedi milyondan fazla vatandaşının başta Güney Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanına göç etmesine yol açtı. Devlet iflas etti. Şimdi ise dibi gördükten sonra kısmen ekonomisinin dolarizasyonundan dolayı mütevazı ve yavaş bir iyileşmenin başlarını yaşıyor.

Endişeler artıyor

Guyana’nın tartışmalı bölgelerde petrol arama girişiminden bu yana iki taraf arasında tansiyon yükseldi. Bu da içerideki durumu kötüleştirdi. Venezuela daha agresif tutumlar sergilemeye başladı ve 2013 yılından bu yana çeşitli güvenlik olaylarına imza attı. Bunun üzerine Guyana, Esequibo anlaşmazlığını 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşıdı. ICJ, geçtiğimiz nisan ayında Guyana sınırları içindeki Esequibo bölgesiyle ilgili sınır anlaşmazlığına ilişkin davanın ‘kabul edilebilirlik’ şartlarını sağladığına hükmetti. Venezuela, 5 Aralık’ta hak iddia ettiği Esequibo toprakları için referandum yaptı. Referandum, 1899 tarihli tahkim kararının ve ICJ’nin hükmünün reddedilmesiyle başlayıp, tartışmalı Esequibo topraklarının ilhakına ve bu topraklarda yaşayanlara vatandaşlık verilmesine kadar uzanan beş soruyu kapsıyordu. Guyana, referandumun yapılmasını engellemek için Lahey’deki ICJ’ye başvurdu. Ancak ICJ, Venezuela'dan sahadaki mevcut durumu etkileyecek adımlar atmamasını istemekle yetindi.

Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)
Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)

Maduro’nun destekçileri ve muhalifleri de dahil olmak üzere Venezuelalıların sandık başına gitme oranları konusunda şüpheler olsa da referanduma yüzde 95'in üzerinde bir katılım gösterildi. Referandumdan iki gün sonra Maduro, petrol şirketlerinin söz konusu bölgede arama yapmalarını yasaklayan ve onlara boykot cezası kapsamında üç ay durma süresi tanıyan, dokuz maddelik bir eylem planı öngören kararnameyi imzaladı. Ayrıca bölgede yaşayanların sağlık ve eğitim sigortasını, kalkınma ve çevre projelerini de onaylayan Maduro, yeni bir askeri tümen kurarak Esequibo’ya bitişik bölgede konuşlandırdı.

Öte yandan ‘bekasını’ tehdit altında gören Guyana, ordusunu seferber ederken, ABD ile ortak askeri tatbikatlar yapacağını duyurdu. ABD’nin Guyana topraklarında askeri üsler kurması da dahil olmak üzere her türlü imkânın bulunduğunu da belirtti. Bunun üzerine iki taraf arasında gerilim yükseldi ve her biri diğerini ‘pervasızca provokasyonlar yapmakla’ suçladı.

Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki savaşı durdurma girişimlerinde başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Guyana'da başarısız olamaz.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın uzlaşı girişimi

Bazı analistler, Esequibo ihtilafını dünya, ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri ekseni ile Küresel Güney olarak bilinen bölgenin yöneldiği Rusya-Çin ekseni arasında bölünmüşken yeni dünya düzenini, Ukrayna-Rusya savaşı, hatta şiddetin boyutunun her şeyin ötesine geçtiği İsrail-Hamas arasındaki soykırım savaşı modelinde yeniden şekillendiren çatışmaların bir yenisi olarak görmekte vakit kaybetmediler. Ancak özellikle Chavezcilerin ‘devrimci’ deyiminin misafirperverliğiyle genellikle kendi sesi yüksek çıkan, ancak aynı yükseklikte bir savaşın yaşanmadığı Güney Amerika'da olduğumuzu unuttular. Bunun yanında Çin'in iki ülkedeki petrol projelerinde çıkarları ve katılımı olduğunu da unutmuş gibiler. Bu sözlü tartışma doruk noktasına ulaşmışken, anlaşmazlığın iki ülkenin dışişleri bakanları arasında çarşamba günü, yani referandum sonrasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirmeleri ve iletişim kanallarının açık kalması konusunda anlaşmaları dikkati çekti.

Bu konuda ne Ukrayna'daki savaşı ne de Gazze'ye yönelik soykırım savaşını durdurma çabalarında başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın Guyana'da başarısız olamayacak olmasını güvence olarak gösterebiliriz. Lula, iki ülke arasındaki gerginliğe hemen müdahale ederek Dubai'den yaptığı açıklamada ‘Güney Amerika'da savaş istemediğini’ söyledi. Lula’ya göre mesele, bir askeri çatışmanın çıkması olasılığından ziyade durumu çıkmaza sürükleyecek hesaplanmamış bir adım. Öte yandan Venezuela ve Guyana arasındaki zorlu doğa şartları nedeniyle Karakas’ın herhangi bir askeri hareketinin kaçınılmaz olarak Brezilya topraklarından geçmesi gerektiğinin farkında olduğundan sınırlardaki askeri konuşlanma ve gözetleme düzeyini artırdı. Lula, hiç vakit kaybetmeden Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Irfaan Ali ile görüşerek ‘anahtar’ kelime olan ‘tek taraflı’ eylemleri reddettiğini vurguladı. Aynı ifadeyi tüm Güney Amerika ülkeleri için ortak bir bildiriye de dahil etti. Bildiride Maduro'nun müttefiki olarak kabul edilen Rusya'nın tutumuna da yer verdi.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)

Lula, şu anda Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu'na (CELAC) başkanlık eden küçük bir Karayip adası ülkesi olan Saint Vincent ve Grenadinler Devlet Başbakanı Ralph Gonsalves’e, her iki tarafla birlikte inisiyatif almasını, onları desteklemesini ve gerektiğinde toplantılara ev sahipliği yapma sözü vermesini önerdi. Bu öneri, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Ali’nin perşembe günü Saint Vincent ve Grenadinler’in başkenti Kingstown'da gerçekleştirmeleri planlanan zirvenin önünü açtı.

Peki, mesele neden bu kadar abartılıyor? Referandum sonrasında konuşan Maduro, “Er ya da geç Guyana ve ExxonMobil yöneticileriyle karşı karşıya geleceğiz” dedi. Maduro, petrol için arama yapıldığını, bunu engelleyemeyeceğini, ruhsat dağıtamayacağını, komşusunu işgal edemeyeceğini, topraklarının yüzde 70'ini ilhak edemeyeceğini biliyor. Ancak bu sadece Maduro'nun şirketler için belirlediği üç aylık süre içinde durumu bozmayı ve anlaşmazlıkla ilişkilendirmeyi başarıncaya kadar askıya alınmış programlı bir savaştan ibaret. Eğer bunu başarırsa, Cenevre’deki anlaşma çerçevesinde Esequibo bölgesinin geleceğinin ve bölgede petrol arama şartlarının belirlenmesi için oturulacak müzakere masasında kendine yer edinebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde, kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor.

ICJ’ye başvurarak söz konusu anlaşmayı bozmaya çalışan Guyana ise başta ABD olmak üzere müttefikleri bir araya getiriyor ve Brezilya ile birlikte hareket ediyor. Çünkü bir askeri çatışmada -olmasa bile- şartların eşit olmadığının ve güç dengesinin müzakere aracılığıyla yolunu bulacağının farkında. Sadece üç bin askeri olan Guyana ordusu, Venezuela ordusunun asker sayısı ve teçhizatıyla karşılaştırılamayacak kadar küçük. Bunun yanında ABD’nin birkaç ay içinde Venezuela'ya yönelik yaptırımları hafifletme anlaşmasını yenileyeceğini de biliyor. Bunun da konumunu güçlendirmesi için kendisine yardımcı olacağına şüphe yok. Tüm bunlar, Guyana'nın çıkarlarını dikkate alan bölgesel denetim altında doğrudan müzakere veya Cenevre’de yapılan anlaşmanın içeriğiyle Venezuela'nın çıkarlarını bağdaştıracak ICJ kararı ya da her ikisinin birleşimi arasındaki oyunun sınırlarını oluşturuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor. Planı savunmaya yönelik olduğundan, Maduro'nun arka bahçesinde kendisine enerji sağlama konusunda attığı hesapsız adımı açığa çıkaramaz. Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ondan daha büyük bir teklif sunmasına neden olabilir. Bunun yanında askeri tatbikatlara katılırken Lula'dan anlaşmazlığı sona erdirecek önlemler almasını isteyebilir. Maduro açısından bu planın saldırgan olduğu şüphesiz. Tartışmalı bölgeler konusuyla ‘devrimci’ bir gündemden ziyade ulusal birliğe ilişkin bir meselede safları sıklaştırmayı başaran Maduro, muhalefetin bölünmesine ve kafa karışıklığına yol açtı. İktidara geldiğinden bu yana ülkedeki çeşitli taraflar ilk kez Maduro yönetimi etrafında birbiriyle yakınlaştı. Bu yüzden Madura, bir gelire dönüştürmeden bu ‘başarıdan’ asla vazgeçmeyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Moskova, otoritesi zayıflayan Hafter'in oğullarına mı açılıyor?

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
TT

Moskova, otoritesi zayıflayan Hafter'in oğullarına mı açılıyor?

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)
Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov, Moskova'da Libya Ulusal Ordusu Genelkurmay Başkanı Halid Hafter'i karşılarken (Sosyal medya)

Kerime Naci

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter, geçtiğimiz cuma akşamı Rusya'ya geldi. Hafter burada, Rusya’nın Afrika kıtasındaki askeri varlığını denetlemenin yanı sıra Libya ve Suriye dosyalarının koordinasyonunda başlıca askeri yetkili olarak kabul edilen Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Korgeneral Yunus-Bek Yevkurov tarafından karşılandı.

(Mareşal Halife Hafter liderliğindeki) LUO Başkomutanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu ziyaretin iki ülke arasında eğitim, uzmanlık alışverişi ve savunma kapasitelerinin geliştirilmesi alanlarında ortak koordinasyon olanaklarının araştırılması çerçevesinde gerçekleştirildiği belirtildi.

Ziyaret, Libya'nın doğu kutuplarına doğru kayan momentumun ortasında gerçekleşti. Türkiye, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Hafter'in, oğlu Saddam'ı yardımcısı olarak atamasının hemen ardından (Hafter'in karargahı olan) er-Recme Askeri Üssü ile ilişkilerini güçlendirmek için harekete geçti.

Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki anlaşmasını değerlendirme oturumunu yapmadan önce, ilk kez Libya'nın doğusuna giderek Halife Hafter ile görüştü. Bu ziyaret, ABD Maslahatgüzarı Jeremy Brent'in önderliğinde Bingazi, Sirte ve Trablus'ta yürütülen diplomatik çabaların ardından gerçekleşti. Brent, güvenlik ve askeri alanlarda iş birliğini ve ortak koordinasyon mekanizmalarını güçlendirmek amacıyla Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile bir toplantı düzenlemişti.

Uluslararası meşruiyet

Gözlemciler, Moskova'nın hamlelerini, özellikle Türkiye'nin geçtiğimiz yılın sonlarında kaybettiği, Rusya'nın geleneksel müttefikleri olan Hafter ve oğullarının liderliğindeki er-Recme Askeri Üssü’ne siyasi, ekonomik ve askeri açılımından sonra, Libya'nın doğusundaki nüfuzunuzu kaybetme korkusu olarak değerlendirdiler. Afrika kıtasına olan ana bağlantısı olan Suriye'den sonra, Rusya'nın rolünün arttığı ve Avrupa ve ABD’nin nüfuzunun belirgin bir şekilde azaldığı Afrika Sahel ülkelerine yakın olan Libya'nın doğusuna odaklandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Bingazi Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Mahmud el-Kadiki, Halid Hafter'in Moskova ziyaretinin LUO’ya yeni bir ivme ve ek bir meşruiyet kazandırmayı amaçladığı değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Kadiki, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halid Hafter'in Moskova ziyareti rastgele değil, kasıtlı olarak atılmış bir adım. Bu adım özellikle uluslararası sahnede Libya’nın doğusunu canlandırmayı amaçlıyor. Bu, Halid ve Saddam'ın önderlik ettiği bölgesel bir açılım ve LUO’nun son derece karmaşık bir bölgesel ortamda Libya devletinin kazanımlarını koruma yeteneğine sahip olduğunu kanıtlıyor.”

Rusya'nın, Türkiye'nin doğu Libya kampıyla diplomatik kanallar açmasından endişe duyduğunu söyleyen Prof. Kadiki, “Türkiye'nin bu açık tutumu, Rusya'nın doğudaki kazanımlarını korumaya yönelik stratejisinin bir kısmını sarstı. Bunun yanında ABD’nin doğu ve batı Libya'da sorunsuz bir şekilde ilerleyen baskısı da söz konusu” yorumunda bulundu.

Moskova'nın Libya’nın doğusu ile olan ortaklığının, Türkiye'nin er-Recme Askeri Üssü’ne dönük hamlelerinden etkilendiğini, ancak bunun Türkiye ile Bingazi arasında yıllardır süren gergin ilişkilere rağmen ilişkilerin kopması anlamına gelmediğini belirten Prof. Kadiki, Türkiye'nin Libya'nın doğusuna yönelik yeniden konumlanmasının, Hafter'in geleneksel müttefiki Moskova'yı endişelendirdiğini belirtti.

Halid Hafter'in LUO Genel Komutanlığı’nın siyasi ve askeri yüzü olarak öne çıkmasının, özellikle Türkiye'nin Bingazi'ye doğru hamlesinden sonra, Rusya'nın Libya’nın doğusunda yeniden konumlanma ihtiyacıyla örtüştüğünü düşünen Prof. Kadiki, “Hafter'in oğulları diplomatik hamleleriyle uluslararası sahnede kişisel varlıklarını göstermek değil, genel liderliğin Libya ordusunun uluslararası arenada meşruiyetini güçlendirme arzusunu yansıtmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Genel Komutanlığın Saddam veya Halid Hafter aracılığıyla, Libya devletinin ve özellikle ordunun kazanımlarını korumaya devam edecek yeni bir nesil getirmeye çalıştığını düşünen Prof. Kadiki, “Bu adımlar, Genel Komutanlığın sadece bir askeri kurum değil, aynı zamanda Libya'nın doğusunda daha önce yaşanan karmaşık olaylar ışığında uluslararası meşruiyetin önemini kabul eden siyasi bir aktör olduğunu da gösteriyor” şeklinde konuştu.

Rusya'nın geleneksel müttefiki Hafter ile ilişkiler kurma hamlesini ‘doğal’ olarak nitelendiren Prof. Kadiki, “Rusya, Moskova'da Savunma Bakan Yardımcısı ile Halid Hafter arasında gerçekleşen görüşmeyle, göz ardı edilemeyecek bir ortak olduğunu kanıtladı” dedi.

Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin amacının, Hafter'in oğullarını önümüzdeki dönemde Moskova'nın ortakları olarak tanıtmak olduğunu vurgulayan Prof. Kadiki, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha önce Saddam ve babasıyla görüşmüştü. Şimdi de Rusya’nın Savunma Bakan Yardımcısı, Halid ile baş başa bir görüşme gerçekleştirdi. Bu hamle, Moskova'nın doğu Libya'ya uzun vadeli bir yatırım yapmaya meyilli olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Genel Komutanlığın, bir haftadan kısa bir sürede birden fazla bölgesel tarafı (Türkiye, Mısır, ABD, BAE ve Rusya) çekerek, ülkenin çıkarlarını güvence altına almak ve dış kararlarının tek bir uluslararası tarafa bağımlı olmasını önlemek için diplomatik beceriyle Libya'nın çıkarlarını yönettiğini kanıtladığını düşünen Prof. Kadiki, Hafter'in oğullarının Moskova ziyaretlerinin, ABD ve Türkiye'nin Libya'nın doğusunda nüfuz için rekabet ettiği kritik bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle, askeri mesajlardan çok daha derin siyasi mesajlar içerdiğini de sözlerine ekledi.

Saddam Hafter, geçtiğimiz mayıs ayında babasıyla birlikte Rusya’nın daveti üzerine Zafer Bayramı'nın 80. yıldönümü kutlamalarına katılmak amacıyla Moskova'yı ilk kez ziyaret etmişti. Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı General Yunus-Bek Yevkurov'un da hazır bulunduğu kapalı bir toplantıda Hafter ile görüşme fırsatını kaçırmadı.

Nüfuz alanının genişlemesi

Öte yandan Güvenlik Çalışmaları ve Barış Araştırmaları Platformu Başkanı İbrahim Nasır, Halid Hafter’in Moskova ziyaretini ‘Hafter'in oğullarının babalarının misyonunu tamamlamaya hazırlık niteliğinde ve önemli’ olarak nitelendirdi. Nasır’a göre er-Recme Askeri Üssü’nden Moskova'ya gelen bu genç adamın  varlığı, Rusya'nın özellikle Suriye'deki müttefiki eski Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin düşüşünden sonra Libya'daki nüfuzunu gelecekte de sürdüreceğinin bir işaretiydi ve Rusya, odak noktasını hızla Afrika'ya açılan ana kapısı haline gelen Libya'ya kaydırdı.

Rusya'nın düşüşünden önce Afrika'daki genişlemesi için Suriye rejimine güvendiğini vurgulayan Nasır, ancak Putin’in Libya’nın doğusunda artan nüfuzundan yararlanabilmesi için artık Libya'ya odaklanmaya başladığını belirtti. Hafter'in oğlunun Moskova ziyareti ve Rusya Savunma Bakan Yardımcısı tarafından resmi olarak kabul edilmesinin, bu genç komutanın Libya sahnesinde Rusya gibi etkili ülkelerle iletişim kurmaya uygun kişisel özellikleriyle ilgili olduğunu söyleyen Nasır, “Bu, Libya sahnesinde şekillenmeye başlayan gerçekliğin ve Hafter'in oğullarının babalarının yerini almaya hazırlandıklarının bir yansımasıdır” yorumunda bulundu.

Prof. Kadiki’nin Moskova'nın hamlesinin Türkiye'nin Libya'nın doğusuna açık tutumuna yanıt olarak geldiği yönündeki açıklamasına bir yanıt olduğu şeklindeki değerlendirmesini yorumlayan Nasır, Türkiye'nin Libya’Nın doğusuyla ilk kez yakınlaşma hamlesinde bulunmadığını, Halife Hafter'in daha önce Türkiye'yi ziyaret ederek savunma sanayii ile eğitim ve rehabilitasyon faaliyetlerine dair konuları görüştüğünü hatırlattı. Nasır’a göre Türkiye, Halife Hafter'in Libya'nın doğusunda dayattığı gerçeklikten yararlanmak istiyor. Nasır, Washington'ın Libya'daki hamlelerine dair ise Libya sahnesini açık bir alan olarak gördüğü ve Trablus, Bingazi ve Sirte ile temaslarının Libya genelindeki nüfuzunu teyit ettiği değerlendirmesinde bulundu.

Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin er-Recme Askeri Üssü için uluslararası meşruiyet arayışının bir parçası olduğunu düşünen Nasır, Rusya'nın Libya'da etkili bir ülke olduğuna, Libya'nın da Rusya-Afrika iletişim zincirinin halkalarından biri olduğuna inanıyor. Nasır, Hafter'in, Rusya, Türkiye, Mısır ve bazı Körfez ülkeleriyle köprüler kurarak, çatışmanın diğer taraflarından farklı bir düzeye ulaşabildiğini ve batı Libya'daki kaostan yararlandığını söyledi.

Taktiksel bir hamle

Afrika meseleleri uzmanı ve araştırmacı Muhammed Abdulkerim, Halid Hafter’in Moskova ziyaretinin, babasının yaklaşımının bir devamı olduğu değerlendirmesinde bulundu. Abdulkerim’e göre Halid’in babası Halife Hafter, ülkesinin siyasi ve güvenlik hayatındaki varlığına ve rolüne daha fazla meşruiyet kazandırmak amacıyla, güçlü ülkelerin desteğini kazanmak için daha önce mümkün olan her kapıyı çalmıştı.

Bu ziyaretin Libya'nın dış politikası üzerinde uzun vadeli stratejik etkileri olacağını düşünmeyen Abdulkerim, aksine Hafter ve oğullarının başlattığı bu hamleleri esasen Rusya'ya çeşitli hizmetler sunarak, karşılığında Rusya'nın uluslararası veya yarı uluslararası araçlarla Hafter'in kampına destek vermesini sağlamak üzerine kurulu ‘taktiksel bir hamle’ olarak görüyor.

Hafter'in oğullarının yavaş yavaş babalarının rollerini üstlendiğine dair işaretler olduğunu belirten Abdulkerim, “Halife Hafter'in sağlığının bozulduğuna ve Libya'nın lideri olarak kabulünün azaldığına dair net işaretler ortaya çıktığında bu görüş daha da somutlaşacak” ifadelerini kullandı.

Abdulkerim, Saddam Hafter'in, özellikle de sonuncusu Mısır'a olmak üzere birçok önemli uluslararası ziyarette babasına eşlik etmesinden dolayı babasının siyasi ve askeri uzantısı olmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi.

Mareşal Hafter sonunda oğlu Saddam'ı yardımcısı olarak atarken, oğlu Halid, Korgeneral Abdurrazık en-Nazuri'nin yerine LUO Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi.


Trump'ın politikaları ve Hindistan-Çin-Rusya üçlü ittifakını kurma fırsatları

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
TT

Trump'ın politikaları ve Hindistan-Çin-Rusya üçlü ittifakını kurma fırsatları

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 23 Ekim 2024'te Rusya'nın Kazan kentinde düzenlenen BRICS zirvesinde. (AFP))

Samir İlyas

Trump'ın politikaları, Rusya, Hindistan ve Çin arasında üçlü bir ittifak olasılığı için fırsatlar yaratıyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Hindistan'a yönelik izlediği politikalar, önceki yönetimlerin son çeyrek asırda güçlendirerek siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarda stratejik bir ilişkiye dönüştürdüğü iki ülke arasındaki ilişkilerin bu yönünü yok etme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. 27 Ağustos'ta, Hindistan mallarına uygulanan yüzde 50'lik ABD gümrük vergileri yürürlüğe girdi ve bu durum, iki ülke arasındaki ticareti azaltma ve Hindistan'ın ekonomik büyümesini yavaşlatma tehdidi oluşturuyor. ABD tarafından Hindistan mallarına uygulanan yüzde 50'lik gümrük vergileri 27 Ağustos'ta yürürlüğe girdi. Bu durum, iki ülke arasındaki ticareti azaltma ve Hindistan'ın ekonomik büyümesini yavaşlatma tehdidi oluşturuyor. Trump’ın Rusya’dan petrol satın aldığı için Hindistan’ın yerli mallarına yaklaşık yüzde 25'lik ek gümrük vergisi uygulamayı planladığını açıklamasından bu yana Yeni Delhi, Trump'ın politikalarına duyduğu hayal kırıklığı nedeniyle Çin'e daha fazla açılmaya başlarken Hint yetkililer ile Çin ve Rusya'daki muhatapları arasındaki ikili görüşmeler de yoğunlaştı.

Rusya’nın eski Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yevgeny Primakov'un Çin ve Hindistan ile üçlü ittifak kurma fikrini ortaya atmasından neredeyse otuz yıl ve başbakanlığı döneminde Yugoslavya'nın bombalanmasını protesto etmek amacıyla Atlantik semalarında verdiği emirle Washington'a giden uçağının Moskova'ya geri dönmesinden 25 yılı aşkın bir süre sonra, Primakov'un Batı ile yakınlaşma konusundaki hayal kırıklığının ardından Avrasya ittifakı kurma hayallerini gerçekleştirmek için mevcut uluslararası koşulların daha elverişli olduğuna şüphe yok. Öte yandan, Çin ve Hindistan arasındaki önemli anlaşmazlıklar da göz ardı edilemez. Hindistan'ın jeopolitik olarak, bağlantısızlık politikasından, küresel güçlerle pragmatik ilişkiler kurmaktan, Avrupa ve ABD'yi kaybetmesine neden olabilecek bir ittifaka bağlılık göstermeye yönelip yönelemeyeceği de göz ardı edilemez.

Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana Hindistan-ABD ilişkileri gerildi. Hindistan, gümrük vergileri konusunda müzakereye hazır olduğunu açıklayan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen, Trump, Hindistan'ın ABD'ye yaptığı ihracata yüzde 25 gümrük vergisi uyguladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, geçtiğimiz ayın sonlarında Hindistan'ın Rusya'dan petrol satın alması nedeniyle yaklaşık yüzde 25'lik ek gümrük vergileri uygulayacağını duyururken Yeni Delhi'yi Rusya'nın Ukrayna'ya karşı sürdürdüğü savaşı desteklemekle suçladı.

Bunun öncesinde Hindistan, nükleer savaşa sürüklenmeyi önlemek için bir anlaşmaya varmak üzere Trump'ın arabuluculuğunu reddetmiş ve bu durum, İslamabad'ın Trump’ı Nobel Barış Ödülü aday göstermesinin ardından haziran ayında Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i ağırlayan Trump’ı öfkelendirmişti. Pakistan, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Michael Kurilla’ya İmtiyaz Nişanı verdi. Kurilla da Pakistan'ı terörle mücadeledeki çabalarından ötürü övdü.

Trump'ın iktidara gelmesinden bu yana Hindistan-ABD ilişkileri gerildi. Hindistan, gümrük vergileri konusunda müzakereye hazır olduğunu açıklayan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen Trump, Hindistan'ın ABD'ye yaptığı ihracata yüzde 25 gümrük vergisi uyguladı.

Daha geniş bir açıdan bakıldığında, Hindistan, ABD yönetiminin Güney Asya, Hint Okyanusu ve Güney Çin Denizi'ndeki güvenlik konularına yaklaşımında önemli değişiklikler olacağından endişe duyuyor gibi görünüyor. Hindistan, Washington'ın Avustralya, Japonya ve ABD'den oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (The Quad) aracılığıyla Çin'i kontrol altına alma politikasından vazgeçebileceğine inanıyor.

Yeni Delhi, Trump'ın Çin ile Güney Çin Denizi ve Tayvan'daki etki alanlarını korumasına izin veren ikili bir anlaşma yapmasından korkuyor. Trump'ın Pakistan'ı Çin'den uzaklaştırmak için bu ülkeye yakınlaşabilir. Bu durumda, iki nükleer silahlı komşu ülke arasındaki çatışmaya yönelik Amerikan yaklaşımı değişecek.

Hindistan, Trump'ın Ukrayna'ya karşı Rusya'nın savaşını çözme konusundaki tutumunu ve Putin'in isteklerinden çok uzaklaşmayan, Rusya'ya yönelik yaptırımları sona erdiren ve enerji şirketleriyle işbirliğini artıran bir çözüme açık olduğunu kesinlikle yakından izliyor. Bu da pratikte Ukrayna'ya karşı savaşı desteklemeyen, ancak Moskova ile ilişkilerini sürdüren ve Batı'nın yaptırımlarına katılmayan Hindistan'a Moskova'nın ihtiyacının azalması anlamına geliyor. Bu tutum, Avrupalıları ve Amerikalıları memnun etmese de Rusya tarafından isteksizce kabul edildi. Batı'yı kızdıransa Hindistan'ın Rusya’dan petrol alımlarını artırarak Rusya'nın en büyük alıcısı haline gelmesi ve 2021 yılında sadece yüzde 3 olan Rusya'nın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturmasıydı.

Bu koşullar altında ve Trump'ın kararlarının öngörülemezliği göz önüne alındığında, Hindistan ekonomik ilişkilerini iyileştirmeye ve Çin ile güvenlik gerilimlerini azaltmaya doğru ilerlerken, aynı zamanda Rusya ile savunma ve ekonomik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor gibi görünüyor.

RTGT
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve ABD Başkanı Donald Trump Washington'daki Beyaz Saray'da tokaşırken, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Hindistan'ın Rusya ve Çin ile son zamanlarda attığı adımlar, Hindistan'ın dış ilişkilerinde radikal bir değişime yol açabilir. Yeni Delhi geçmişte Çin'e ekonomik ve savunma seçenekleri konusunda mesaj vermek için ABD ile ilişkilerini kullanıyordu. Aynı durum, daha az ölçüde de olsa Rusya için de geçerliydi. Ancak şimdi durum tamamen tersine döndü. ABD'nin baskısını sınırlamak için Hindistan, ekonomisini korumak ve projesini ilerletmek amacıyla Washington'un rakiplerine açık bir tutum sergiledi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin bu ayın başlarında gerçekleştirdiği Yeni Delhi ziyareti sırasında, Çin ve Hindistan, Pekin ve Yeni Delhi arasındaki gergin ilişkileri düzeltmek amacıyla, iki ülke arasında doğrudan yolcu uçuşlarını yeniden başlatma ve ticaret ve kültürel alışverişi kolaylaştırma kararı aldı. Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Hindistan ve Çin'in ‘istikrarlı bir gelişme yoluna girdiği’ ve ‘birbirlerine güvenip desteklemeleri gerektiği’ belirtildi.

Çin, Hindistan’ın üretim endüstrileri için hayati önem taşıyan gübre, nadir metaller ve tünel delme ekipmanları gibi emtialara yönelik ticaret kısıtlamalarını kaldırma sözü verdi. İki ülke arasında en son 2020 yılında çatışmalara neden olan sınır sorunlarını çözmek için devam eden yakınlaşma çerçevesinde, iki taraf sınırdaki gerilimi azaltmak ve kazara çatışmaları önlemek için bir çerçeve oluşturmak konusunda anlaştı. Çin devlet medyasına göre iki taraf yıllardır donmuş halde olan sınır belirleme müzakerelerini yeniden başlatma olasılığını görüştü. Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Son birkaç yılda yaşadığımız aksilikler halklarımızın çıkarlarına uygun değildi. Sınırda istikrarın yeniden sağlanmasını görmek bizi rahatlattı” ifadeleri yer aldı.

Hindistan daha önce Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'ı Moskova'ya göndermiş ve Hint Bakan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Bu gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini gösteren bir işaret olarak görüldü. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile 21 Ağustos'ta düzenlenen ortak basın toplantısında iki ülke arasındaki ilişkilerin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya çapındaki büyük ülkeler arasında en güçlü ilişkiler arasında olduğunu söyleyen Jaishankar, iki ülkenin ikili ticareti artırma isteğini yeniden teyit ettiğini, buna Hindistan'ın Moskova'ya ihracatını artırmak ve tekstil ve ilaç ihracatının artırılmasına yönelik düzenleyici engelleri kaldırmak da dahil olduğunu belirtti. Lavrov ise “Hidrokarbon sektöründe ve Hindistan pazarına Rusya’nın petrolü tedarikinde iş birliği konusunda iyi sonuçlar elde ediyoruz... Rusya'nın Uzak Doğu ve Arktik sahanlığında enerji kaynaklarını çıkarmak için ortak projeler hayata geçirmek konusunda ortak çıkarlarımız var” ifadelerini kullandı.

Dengede olan üçlü ittifak

Dikkatler, bu ayın sonlarında Çin'in Tianjin şehrinde düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi sırasında Rusya, Hindistan ve Çin liderleri arasında üçlü bir toplantı düzenlenmesi olasılığına ve çok kutuplu bir dünya hedefleyen bu üç ülke arasında üçlü bir ittifak kurulması açısından bu toplantıdan ne gibi sonuçların çıkabileceğine çevrilmiş durumda.

Hindistan ve Çin arasındaki ikili ilişkilerde önemli sorunların yaşanmasına ve Rusya ile Çin arasında liderlik konusunda anlaşmazlıklar olmasına rağmen, bu üç ülke 2009 yılından bu yana BRICS gelişmekte olan ekonomiler grubunun çekirdeğini oluşturuyor. Küresel finans krizinden sonra bu ülkeler arasındaki koordinasyon artmış ve grup, ekonomik alanlarda çabaları koordine etmek amacıyla ‘Küresel Güney’den dokuz ülkeyi de kapsayacak şekilde genişledi. Her ne kadar ekonomik konular ve çok kutupluluğu tartışmak için bir siyasi forum olmaya yakın olsa da Avrupa Birliği (AB) veya G7’ye benzer bir kurumsal forma dönüşmesi, ticari işlemlerde doların terk edilmesi, yerel para birimleri ve bankacılık işlemlerinde ticareti teşvik edecek araçların yaratılması veya yeni bir rezerv para birimi üzerinde anlaşmaya varılması gibi, küresel finans sistemi üzerindeki ABD hegemonyasını tehdit eden gelişmeler, ABD'de alarm zillerini çaldırdı.

UJI
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov BRICS zirvesinde kameralara poz verirken (AFP)

BIRCS, kurumsallaşmaya doğru ilerler ve ekonomik ve kalkınma gündemine hizmet etmek için üyeleri arasındaki farklılıkları çözebilirse Batı hegemonyasına karşı önemli bir rakip haline gelebileceği kesin. Rusya Devlet Başkanı Putin'in geçtiğimiz yaz Rio de Janeiro’da düzenlenen BRICS Liderler Zirvesi’nde yaptığı konuşmaya göre BRICS ülkeleri ‘dünya kara alanının üçte birini ve nüfusunun neredeyse yarısını oluşturmakla kalmayıp, 77 trilyon ABD doları satın alma gücüne eşdeğer gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ile küresel ekonominin yüzde 40'ını temsil ediyor. Bu arada, bu göstergede BRICS, ekonomileri toplam 57 trilyon ABD doları bulan ülkelerin yer aldığı G7 de dahil olmak üzere diğer bazı grupları önemli ölçüde geride bırakıyor.

Hindistan 2017 yılında ŞİÖ’ye katıldıktan sonra, bu üç ülke 1996 yılında ‘Şanghay Beşlisi’ temelinde kurulan büyük bir güvenlik ve siyasi ittifakın parçası oldu. Bu ittifak, 2001 yılında ŞİÖ adını aldı ve Orta Asya ülkeleri ile Pakistan, İran ve Beyaz Rusya dahil olmak üzere on ülkeyi kapsıyor. ŞİÖ, onlarca yıldır sınır sorunları ve açık çatışmaları olan ülkeleri de içermesi nedeniyle NATO benzeri bir ittifak haline gelemedi, ancak siyasi konularda ve terörle mücadele operasyonlarında koordinasyon sağlıyor.

Trump'ın politikalarının, Hindistan'ı Çin ile ekonomik ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye ittiği ve yakın gelecekte dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olma hedefine ulaşmasına yardımcı olduğu kesin.

Trump'ın politikalarının, Hindistan'ı Çin ile ekonomik ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye ittiği ve yakın gelecekte dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olma hedefine ulaşmasına yardımcı olduğu kesin. Ancak, askeri ve siyasi ittifaklara yol açan stratejik ilişkilere geçişten bahsetmek zor. Sınır sorunlarının yanı sıra, Çin'in Pakistan'a verdiği askeri destek ve iki ülke arasındaki güçlü ilişkiler, Yeni Delhi ile Pekin arasında stratejik bir yakınlaşmaya engel oluyor. Fakat Trump'ın değişken politikalarının sonuçlarına karşı korunmak için ‘çıkar evliliği’ niteliğinde bir ittifak kurulmasını engellemiyor. Mevcut ticaret hacmi ve gelecekteki büyüme potansiyeli göz önüne alındığında, özellikle ABD'nin ileri teknolojiler, teknolojiye yönelik potansiyel yatırım hacmi ve önde gelen ABD şirketlerinin fabrikalarını Çin'den Hindistan'a taşıma planları açısından sunabilecekleri dikkate alındığında, ABD ile ekonomik ilişkiler Rusya ile olan ilişkilerden daha faydalı.

Hindistan ve Çin'i Rusya ile ittifaka dahil etmek Rusya'nın çıkarına olmasına ve Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi 200 milyar doları aşıp her iki ülkenin yetkililerine göre ilişkiler ‘sınırsız ortaklık’ düzeyine ulaşmasına rağmen Rusya bu iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde ‘küçük ortak’ olmak istemiyor. Nihayetinde Hindistan'ın Çin ve Rusya'ya yönelik hamlelerini stratejisinde ve jeopolitik konumunda radikal bir değişiklik ve ittifaka katılarak geleneklerden kopuş olarak görmek abartılı olabilir. Hindistan'ın Çin'e karşı temkinli bir şekilde açılması ve Rusya ile tarihi ilişkilerine işaret etmesi, Washington'a Trump'ın Hindistan'a yönelik politikalarını sürdürmenin tehlikeli olduğuna dair bir mesaj gönderirken, aynı zamanda çok kutuplu bir dünyada uygun bir yer edinmek için askeri ve ekonomik kapasitesini geliştirmeye devam etme çağrısı yapıyor.


Chicago belediye başkanı, Trump'ın şehirdeki göçmenlere yönelik sert önlemler alma planına karşı çıktı

Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, (AFP)
Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, (AFP)
TT

Chicago belediye başkanı, Trump'ın şehirdeki göçmenlere yönelik sert önlemler alma planına karşı çıktı

Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, (AFP)
Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson, (AFP)

Chicago belediye başkanı dün, Trump yönetiminin ülkenin üçüncü büyük şehrinde federal memur sayısını artırma yönündeki "kontrol dışı" planına karşı çıktı. Bu hamlenin birkaç gün içinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Belediye Başkanı Brandon Johnson tarafından imzalanan bir yürütme emrine göre, Chicago Polis Departmanı bu artış sırasında federal yetkililere sivil göçmenlik uygulamalarında veya ilgili devriyelerde, durdurmalarda veya araç denetimlerinde yardımcı olma yasaklandı.

Belediye başkanı, “federal hükümetin göçmenlik veya Ulusal Muhafız güçlerini acilen askeri olarak konuşlandırma olasılığı karşısında” tüm belediye dairelerine Chicago sakinlerinin anayasal haklarını korumaları talimatını verdi.

Bir basın toplantısında federal ajanların "emir aldığı" iddiasıyla ilgili bir soruya Johnson, "Evet, federal hükümetten emir almıyorum" yanıtını verdi.

Johnson ayrıca, Chicago polisinin kimliklerini gizlemek için yüz maskesi takmasını da yasakladı; bu, Trump yönetiminin bu yıl göreve gelmesinden beri çoğu Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza memurunun benimsediği bir uygulama.

Henüz açıklanmamış planları tartışmak için isimsiz kalmak koşuluyla konuşan ABD'li yetkililere göre, Chicago'daki federal artış 5 Eylül'de başlayabilir ve yaklaşık 30 gün sürebilir.

İki yetkili, göçmen karşıtı baskıyı, bu yaz Los Angeles'ta olduğu gibi, Demokratların yönettiği büyük şehirlerde federal kolluk kuvvetlerinin varlığını genişletmeye yönelik daha kapsamlı bir çabanın parçası olarak nitelendirdi.

Başkan Donald Trump dün, Truth Social platformunda Chicago'daki suç ve Illinois Valisi J.B. Pritzker hakkında şu yorumda bulundu: “Geçen hafta sonu Chicago'da altı kişi öldürüldü ve 24 kişi vuruldu, ancak Illinois'in zayıf ve acınası valisi J.B. Pritzker, suçları durdurmak için yardıma ihtiyacı olmadığını söyledi. O deli!!! Bu sorunu bir an önce çözse iyi olur, yoksa biz geliyoruz!”