Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Venezuela-Guyana ihtilafını çözüme kavuşturmayı başarabilecek mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
TT

Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)

Paul Eşkar

Venezuela’nın eski Devlet Başkanı Hugo Chavez, 2004 yılında Guyana’ya yaptığı ziyarette, akıl hocası Fidel Castro’nun tavsiyesiyle bölge sakinlerine, onlarca hatta yüzlerce yıldır tartışılan Esequibo bölgesi toprakları üzerindeki ihtilafın artık bittiğini ve aslında yüzyıllar önce tarihe karıştığını söyleyerek güvence verdi. Ancak ihtilaf bugün yeniden gündeme geldi. Peki bunun sebebi ve açık bir savaşa dönüşme olasılığı nedir?

Bolivar ve Guyana’nın İngilizlere geçmesi

Güney Amerika haritasının üst kuzeyinde yer alan Guyana ya da resmi adıyla Guyana Kooperatif Cumhuriyeti, Brezilya, Venezuela ve Surinam ile sınırları olan küçük bir ülkedir. Amazon Havzası'nda bulunan Guyana’nın ismi Hintçede ‘nehirlerin bolluğu nedeniyle su kaynaklarıyla dolu toprak’ anlamına geliyor. Geçmiş yüzyıllardaki sömürgecilik tarihinin bir özeti niteliğindeki çeşitli bölge ve ülkelere bölünen Guyana bölgesinin bir parçasıdır. Guyana bölgesinin diğer ülkeleri arasında eski İspanyol sömürgesi Venezuela, eski Portekiz sömürgesi Brezilya'nın Roraima eyaleti, eski Hollanda sömürgesi olan 1970’li yılların ortalarında bağımsızlığını kazanan Surinam ve eski Fransız sömürgesi Cayenne (Fransız Guyanası) yer alıyor. Eski bir İngiliz sömürgesi olan Guyana ise 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı.

Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü
Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü

Yüzölçümü (214 bin kilometrekare) bakımından Güney Amerika'nın üçüncü, nüfus (yaklaşık 800 bin kişi) bakımından ise ikinci en küçük ülkesi olan Guyana, Güney Amerika'da İngilizce konuşulan tek ülkedir. Bundan dolayı kültürel olarak en azından Jamaika ve diğerleri gibi İngilizce konuşan Karayip ülkelerine daha yakındır. Guyana topraklarında birçok yerli kabile yaşıyordu. Buraya gelen ilk Batılı sömürgeciler, 7. yüzyılın başlarında gelen Hollandalılardı. Hollandalılar 18. yüzyılın sonlarında burayı İngilizlere bıraktılar.  

Bugün Guyana’da yaşayan en büyük topluluk Hint kökenli. Onları, nüfusun yaklaşık üçte birini temsil eden Zenci topluluğu takip ediyor.

İngilizler, ekonomisi Afrika'dan getirilen kölelerin çalıştığı şeker tarlalarına dayanan Guyana’da 1834 yılında köleliğin kaldırılmasının ardından özellikle Hint kolonilerinden yeni işgücü getirmeye başladılar. Bu olgu, 19. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Bu da bugün Guyana halkı içindeki en büyük topluluğun Hint kökenli olmasının (nüfusun yüzde 43'ü) ve onları nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan Zenci topluluğunun izlemesinin nedenini açıklıyor. Geleneksel olarak Hint kökenli Guyanalılar daha çok kırsal bölgelerde yaşarken, Afrikalılar genellikle kıyı bölgelerinde yaşıyor.

Guyana, Halkın Ulusal Kongresi (PNC) partisinden ayrılan Halkın İlerici Partisi/Sivil Toplumunun (PPP/C) yürüttüğü mücadelenin ardından 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı. İki parti, her zaman hile karıştırılan seçimler yoluyla iktidara sahip oldular. Bu, ta ki 2020 yılında Hint kökenli Müslüman bir aileden gelen Irfaan Ali’nin uluslararası gözlemcilerin hileli olduğunu açıkladıkları sonuçların iptal edilmesi ve oyların yeniden sayılması için baskı yapması sonucunda cumhurbaşkanı olana kadar sürdü.

Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)
Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)

Venezula’nın 1824 yılında bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra ‘kurtarıcı’ olarak bilinen Simon Bolivar İngilizlere yazdığı mektupta, Esequibo Nehri'nin batısındaki toprakları talep etmişti. Rus, İngiliz ve Amerikalı hakimlerin yer aldığı uluslararası tahkim tarafından bölge 1899 yılında İngiltere'ye verildi. Venezuela, o dönemde bu tahkimin kararını kabul etti. Zamanla ve bazı hakimlerin ifadeleriyle tahkimde hile yapıldığı ortaya çıktı. Guyana'nın 1966 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanması öncesinde Cenevre'de İngiltere ile Venezuela arasında 1899 tarihli tahkim kararının iptal edilmesini öngören bir anlaşma imzalandı. Her iki taraf da ihtilafı çözecek geçiş müzakeresi için bir mekanizma kurulmasını istediler. Ancak dört yıl müzakere sürecinde hiçbir sonuç alınamadı. Venezuela bu ‘tartışmalı’ toprakları İspanyol sömürgesi sınırlarının mirasçısı olarak talep etmeye ve Cenevre’de yapılan anlaşmaya bağlı kalmaya devam ederken Guyana, İngiliz sömürgesinin mirasçısı olarak 1899 tarihli tahkim kararıyla ilgili bir oldu-bitti dayatmaya çalışıyor.

Guyana ‘tartışmalı’ bölgede petrol arama girişiminde bulunduğundan beri Venezuela ile arasında tansiyon daha da yükseldi.

Petrol savaşın omurgasıdır

Petrol devi ExxonMobil'ın 2015 yılında Esequibo Nehri çevresinde 160 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan, Guyana’nın üçte ikisinden fazlasını oluşturan ve nüfusunun altıda birinden azının yaşadığı Esequibo bölgesinde geniş petrol yatakları olduğunu keşfetmesi anlaşmazlığı yeniden alevlendirmiş gibi görünüyor. Bundan bir ay önce de yeni petrol yatakları keşfedildi. Böylece küçük bir ülke olan Guyana, nüfusuna oranla en büyük petrol rezervlerine (11 milyar varil) sahip ülkeye dönüştü. Bu konum daha önce Kuveyt'e aitti. ExxonMobil, 63 arama projesi hayata geçirdi ve Guyana'nın günlük petrol üretimini 600 bin varile çıkardı. Ülkedeki petrol üretiminin 2027 sonuna kadar günlük 1 milyon 200 bin varile ulaşması bekleniyor. Venezuela ise 300 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip. Ancak Venezuela’nın petrol endüstrisi, ABD'nin uyguladığı yaptırımların yanı sıra, ülkedeki yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle şu an büyük bir krizden geçiyor. Venezuela’nın petrol üretimi son on yıl içinde günlük 3 milyon varilden 400 bin varilin altına düşerken şu an günlük yaklaşık 750 bin varil olduğu tahmin edilen üretim kapasitesi yavaş yavaş yeniden artıyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Her iki ülkenin de şu an içinde bulundukları durumlara bir göz atalım. Guyana dünyanın en fakir ülkelerinden biriydi. Ülke 1980'li yılların sonlarında ekonomik olarak toparlanmaya başlarken, petrolün keşfinden bu yana büyüme oranlarında dünya rekorlarına imza attı ve atmaya devam ediyor. Bu yıl ki Gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) yüzde 38 civarında arttı. Öte yandan ekonomisi petrole bağımlı olan Venezuela’nın GSYİH’sının son 10 yılda yaklaşık yüzde 80 oranında azalması ve 2019 yılında enflasyonun yüzde 200 bine ulaşmasıyla tarihinin bilinen en derin krizine sürüklendi. Ülkedeki ekonomik kriz, yedi milyondan fazla vatandaşının başta Güney Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanına göç etmesine yol açtı. Devlet iflas etti. Şimdi ise dibi gördükten sonra kısmen ekonomisinin dolarizasyonundan dolayı mütevazı ve yavaş bir iyileşmenin başlarını yaşıyor.

Endişeler artıyor

Guyana’nın tartışmalı bölgelerde petrol arama girişiminden bu yana iki taraf arasında tansiyon yükseldi. Bu da içerideki durumu kötüleştirdi. Venezuela daha agresif tutumlar sergilemeye başladı ve 2013 yılından bu yana çeşitli güvenlik olaylarına imza attı. Bunun üzerine Guyana, Esequibo anlaşmazlığını 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşıdı. ICJ, geçtiğimiz nisan ayında Guyana sınırları içindeki Esequibo bölgesiyle ilgili sınır anlaşmazlığına ilişkin davanın ‘kabul edilebilirlik’ şartlarını sağladığına hükmetti. Venezuela, 5 Aralık’ta hak iddia ettiği Esequibo toprakları için referandum yaptı. Referandum, 1899 tarihli tahkim kararının ve ICJ’nin hükmünün reddedilmesiyle başlayıp, tartışmalı Esequibo topraklarının ilhakına ve bu topraklarda yaşayanlara vatandaşlık verilmesine kadar uzanan beş soruyu kapsıyordu. Guyana, referandumun yapılmasını engellemek için Lahey’deki ICJ’ye başvurdu. Ancak ICJ, Venezuela'dan sahadaki mevcut durumu etkileyecek adımlar atmamasını istemekle yetindi.

Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)
Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)

Maduro’nun destekçileri ve muhalifleri de dahil olmak üzere Venezuelalıların sandık başına gitme oranları konusunda şüpheler olsa da referanduma yüzde 95'in üzerinde bir katılım gösterildi. Referandumdan iki gün sonra Maduro, petrol şirketlerinin söz konusu bölgede arama yapmalarını yasaklayan ve onlara boykot cezası kapsamında üç ay durma süresi tanıyan, dokuz maddelik bir eylem planı öngören kararnameyi imzaladı. Ayrıca bölgede yaşayanların sağlık ve eğitim sigortasını, kalkınma ve çevre projelerini de onaylayan Maduro, yeni bir askeri tümen kurarak Esequibo’ya bitişik bölgede konuşlandırdı.

Öte yandan ‘bekasını’ tehdit altında gören Guyana, ordusunu seferber ederken, ABD ile ortak askeri tatbikatlar yapacağını duyurdu. ABD’nin Guyana topraklarında askeri üsler kurması da dahil olmak üzere her türlü imkânın bulunduğunu da belirtti. Bunun üzerine iki taraf arasında gerilim yükseldi ve her biri diğerini ‘pervasızca provokasyonlar yapmakla’ suçladı.

Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki savaşı durdurma girişimlerinde başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Guyana'da başarısız olamaz.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın uzlaşı girişimi

Bazı analistler, Esequibo ihtilafını dünya, ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri ekseni ile Küresel Güney olarak bilinen bölgenin yöneldiği Rusya-Çin ekseni arasında bölünmüşken yeni dünya düzenini, Ukrayna-Rusya savaşı, hatta şiddetin boyutunun her şeyin ötesine geçtiği İsrail-Hamas arasındaki soykırım savaşı modelinde yeniden şekillendiren çatışmaların bir yenisi olarak görmekte vakit kaybetmediler. Ancak özellikle Chavezcilerin ‘devrimci’ deyiminin misafirperverliğiyle genellikle kendi sesi yüksek çıkan, ancak aynı yükseklikte bir savaşın yaşanmadığı Güney Amerika'da olduğumuzu unuttular. Bunun yanında Çin'in iki ülkedeki petrol projelerinde çıkarları ve katılımı olduğunu da unutmuş gibiler. Bu sözlü tartışma doruk noktasına ulaşmışken, anlaşmazlığın iki ülkenin dışişleri bakanları arasında çarşamba günü, yani referandum sonrasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirmeleri ve iletişim kanallarının açık kalması konusunda anlaşmaları dikkati çekti.

Bu konuda ne Ukrayna'daki savaşı ne de Gazze'ye yönelik soykırım savaşını durdurma çabalarında başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın Guyana'da başarısız olamayacak olmasını güvence olarak gösterebiliriz. Lula, iki ülke arasındaki gerginliğe hemen müdahale ederek Dubai'den yaptığı açıklamada ‘Güney Amerika'da savaş istemediğini’ söyledi. Lula’ya göre mesele, bir askeri çatışmanın çıkması olasılığından ziyade durumu çıkmaza sürükleyecek hesaplanmamış bir adım. Öte yandan Venezuela ve Guyana arasındaki zorlu doğa şartları nedeniyle Karakas’ın herhangi bir askeri hareketinin kaçınılmaz olarak Brezilya topraklarından geçmesi gerektiğinin farkında olduğundan sınırlardaki askeri konuşlanma ve gözetleme düzeyini artırdı. Lula, hiç vakit kaybetmeden Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Irfaan Ali ile görüşerek ‘anahtar’ kelime olan ‘tek taraflı’ eylemleri reddettiğini vurguladı. Aynı ifadeyi tüm Güney Amerika ülkeleri için ortak bir bildiriye de dahil etti. Bildiride Maduro'nun müttefiki olarak kabul edilen Rusya'nın tutumuna da yer verdi.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)

Lula, şu anda Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu'na (CELAC) başkanlık eden küçük bir Karayip adası ülkesi olan Saint Vincent ve Grenadinler Devlet Başbakanı Ralph Gonsalves’e, her iki tarafla birlikte inisiyatif almasını, onları desteklemesini ve gerektiğinde toplantılara ev sahipliği yapma sözü vermesini önerdi. Bu öneri, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Ali’nin perşembe günü Saint Vincent ve Grenadinler’in başkenti Kingstown'da gerçekleştirmeleri planlanan zirvenin önünü açtı.

Peki, mesele neden bu kadar abartılıyor? Referandum sonrasında konuşan Maduro, “Er ya da geç Guyana ve ExxonMobil yöneticileriyle karşı karşıya geleceğiz” dedi. Maduro, petrol için arama yapıldığını, bunu engelleyemeyeceğini, ruhsat dağıtamayacağını, komşusunu işgal edemeyeceğini, topraklarının yüzde 70'ini ilhak edemeyeceğini biliyor. Ancak bu sadece Maduro'nun şirketler için belirlediği üç aylık süre içinde durumu bozmayı ve anlaşmazlıkla ilişkilendirmeyi başarıncaya kadar askıya alınmış programlı bir savaştan ibaret. Eğer bunu başarırsa, Cenevre’deki anlaşma çerçevesinde Esequibo bölgesinin geleceğinin ve bölgede petrol arama şartlarının belirlenmesi için oturulacak müzakere masasında kendine yer edinebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde, kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor.

ICJ’ye başvurarak söz konusu anlaşmayı bozmaya çalışan Guyana ise başta ABD olmak üzere müttefikleri bir araya getiriyor ve Brezilya ile birlikte hareket ediyor. Çünkü bir askeri çatışmada -olmasa bile- şartların eşit olmadığının ve güç dengesinin müzakere aracılığıyla yolunu bulacağının farkında. Sadece üç bin askeri olan Guyana ordusu, Venezuela ordusunun asker sayısı ve teçhizatıyla karşılaştırılamayacak kadar küçük. Bunun yanında ABD’nin birkaç ay içinde Venezuela'ya yönelik yaptırımları hafifletme anlaşmasını yenileyeceğini de biliyor. Bunun da konumunu güçlendirmesi için kendisine yardımcı olacağına şüphe yok. Tüm bunlar, Guyana'nın çıkarlarını dikkate alan bölgesel denetim altında doğrudan müzakere veya Cenevre’de yapılan anlaşmanın içeriğiyle Venezuela'nın çıkarlarını bağdaştıracak ICJ kararı ya da her ikisinin birleşimi arasındaki oyunun sınırlarını oluşturuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor. Planı savunmaya yönelik olduğundan, Maduro'nun arka bahçesinde kendisine enerji sağlama konusunda attığı hesapsız adımı açığa çıkaramaz. Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ondan daha büyük bir teklif sunmasına neden olabilir. Bunun yanında askeri tatbikatlara katılırken Lula'dan anlaşmazlığı sona erdirecek önlemler almasını isteyebilir. Maduro açısından bu planın saldırgan olduğu şüphesiz. Tartışmalı bölgeler konusuyla ‘devrimci’ bir gündemden ziyade ulusal birliğe ilişkin bir meselede safları sıklaştırmayı başaran Maduro, muhalefetin bölünmesine ve kafa karışıklığına yol açtı. İktidara geldiğinden bu yana ülkedeki çeşitli taraflar ilk kez Maduro yönetimi etrafında birbiriyle yakınlaştı. Bu yüzden Madura, bir gelire dönüştürmeden bu ‘başarıdan’ asla vazgeçmeyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!