ABD, Gazze’deki silahlarından dolayı hukuki ve siyasi olarak savaşa müdahil mi?

ABD’nin Gazze Şeridi’nde sivillere zarar verilmesinde ve uluslararası hukukun çiğnenmesinde ‘özel bir sorumluluğa’ sahip olduğunu düşünen gözlemciler, “Leahy Kanunu nerede?” diye soruyor

ABD’nin İsrail’e desteği, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’nin hemfikir olduğu temel bir mesele olmaya devam ediyor (AFP)
ABD’nin İsrail’e desteği, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’nin hemfikir olduğu temel bir mesele olmaya devam ediyor (AFP)
TT

ABD, Gazze’deki silahlarından dolayı hukuki ve siyasi olarak savaşa müdahil mi?

ABD’nin İsrail’e desteği, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’nin hemfikir olduğu temel bir mesele olmaya devam ediyor (AFP)
ABD’nin İsrail’e desteği, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’nin hemfikir olduğu temel bir mesele olmaya devam ediyor (AFP)

18 Ekim’de ABD’li yetkili Josh Paul, yurt dışına Amerikan silahları sevkiyatını denetlemekten sorumlu ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Askeri İşler Bürosu müdürlüğünden istifa etti. İstifasından önce Paul, gönderilecek silahların “binlerce sivili öldürmek için kullanılacağını” bildiğini gerekçe göstererek, Gazze’deki savaş için İsrail’e silah desteği verilmesini reddetmişti.

Paul, binlerce sivilin ölümüne sebep olan bu savaşta İsraillilerin Amerikan silahlarıyla takviye edilmesini reddeden tek kişi değil. Nitekim Amerikan silahlarının sivil cinayetlerinde kullanımına son verilmesi için çağrıda bulunan çok sayıda insan hakları savunucusu ve aktivist mevcut. ABD Senatosu’nda Yahudi bir Demokrat olan Senatör Bernie Sanders, İsrail’e yeni herhangi bir güvenlik yardımı yapılacaksa Gazze’ye yönelik “rastgele bombardımanın durdurulmasının” şart koşulması çağrısı yaptı.

İsrail ordusu, ABD’den yıllık 3,3 milyar dolarlık bir desteğin yanı sıra füze savunma teknolojisi için de ayrıca 500 milyon dolar alıyor. Hamas hareketinin İsrail’e karşı başlattığı 7 Ekim saldırılarının ardından Gazze’de mevcut savaşın patlak vermesiyle ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’e ‘eşi benzeri görülmemiş’ bir askerî yardım paketini onaylaması için Kongre’ye başvurdu. Cumhuriyetçilerin ağırlıkta olduğu ABD Temsilciler Meclisi, kasım ayı başlarında 14,3 milyar dolarlık bir yardım sunulmasına ilişkin yasa tasarısını onayladı.

Demokratlar, bu yasa tasarısının meclisten geçirilmesine şüpheyle yaklaşsa da ABD’nin İsrail’e olan askerî desteği, ABD’deki her iki partinin hemfikir olduğu temel bir mesele olmaya devam ediyor.

Peki, İsrail’in aldığı bu askerî yardımların mahiyeti nedir? Gazze’de hangi Amerikan silahları kullanılıyor?

Gazze’deki gelişmiş Amerikan silahları

Bu hafta ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Gazze Şeridi’ne topçu saldırıları düzenlemek için kullandığı Merkava tanklarına özel 120 mm M830A1 tank mermilerinin satışına ilişkin olarak İsrail’le 106,5 milyon dolarlık bir silah anlaşması yapıldığını duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın kararının ardından geçtiğimiz cuma günü geç saatlerde Kongre’yi satışla ilgili bilgilendirdiğini söyledi. Blinken’ın ilgili kararına göre “ABD ulusal güvenliği için mühimmatın derhal satışını gerektiren acil bir durum söz konusu ve dolayısıyla satın alma işlemi, yabancı askerî satışlara ilişkin kongre incelemesi gerekliliğini aşıyor.”

Silah satışlarına ilişkin ‘acil durum kararlarında’ Kongre’nin atlanması, ‘alışılmadık bir adım’ olarak değerlendiriliyor ve bazen yasa koyucuların itirazıyla karşılaşıyor. 1979 yılından beri en az dört yönetim, bu yetkiyi kullandı.

Ortadoğu’nun en iyi silahlanmış ülkelerinden biri olan İsrail Hava Kuvvetleri, gelişmiş Amerikan F-35 savaş uçağına, Amerikan üretimi Patriot füzeleri de dahil olmak üzere füze savunma bataryalarına ve Demir Kubbe füze savunma sistemine sahip.

Son haftalarda Amerikan basınına konuşan eski ABD’li yetkililere göre Washington, Demir Kubbe’yi takviye etmek için hava savunma füzeleri, küçük çaplı bombalar ve güdümsüz bombaları GPS güdümlü silahlara dönüştüren JDAM ekipmanı göndermeyi taahhüt etti. Raporlara göre Boeing şirketi, şirketin Missouri eyaletindeki St. Charles ilçesinde ürettiği 1800 kadar JDAM füzesinin teslimatını hızlandırmak için çalışıyor.

Atlantik Konseyi üyesi ve eski ABD Dışişleri Bakanı Siyasi ve Askerî İşlerden Sorumlu Yardımcısı Clarke Cooper’a göre bu ikmaller; F-35 savaş uçakları, CH-53 ağır helikopterler ve KC-46 havadan yakıt ikmal tankerleri gibi gelişmiş silahlara dair üzerinde önceden yapılmış anlaşmaları içeriyordu.

Biden’ın Kongre’den talep ettiği 14 milyar doları aşkın ek yardımlar ise hava ve füze savunma desteği sağlamayı ve ABD’nin İsrail’e verdiği askerî stoku yenilemeyi hedefliyor. ABD ordusu ayrıca, gerektiği takdirde İsrail’e gözetleme uçakları ve F-18 savaş uçaklarıyla hava desteği sağlamak üzere, Doğu Akdeniz’e USS Gerald R. Ford uçak gemisiyle savaş grubunu da gönderdi.

Londra’daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün ifadesine göre Pentagon, İsrail ordusunun malzeme stokunun yenilenmesine bir katkı olarak, Ukrayna’ya yapılan yardım nedeniyle azalan ‘Avrupa’daki stokunu yenilemek üzere’ İsrail’deki rezerv stokundan çektiği mühimmatın yeniden İsrail ordusuna yönlendirildiğini söyledi.

World Socialist internet sitesinde derlenen bilgilere göre İsrail ordusu, Gazze’de gerçekleştirdiği hava saldırılarında Amerikan yapımı uçaklardan oluşan bir filodan destek alıyor. Bu filoda Lockheed Martin şirketine ait 40 adet gelişmiş F-35 gizli savaş uçağı, General Dynamics ve Lockheed Martin şirketleri tarafından üretilen 196 adet çok amaçlı F-16 uçağı, Boeing (eski adıyla McDonnell Douglas) şirketi tarafından tasarlanıp üretilen 83 adet F-15 savaş uçağı mevcut. Bu savaş uçakları, büyük ölçüde ABD’de üretilen bombalar, füzeler ve güdüm araçlarıyla donatılmış halde. 

İsrail, kurulduğu 1948 yılından bu yana yaklaşık 130 milyar dolarla, ABD desteğini en çok alan ülke olma özelliğini sürdürüyor. Kongre Araştırma Servisi’ne göre 2022 yılında Washington, İsrail’e askerî, ekonomik ve füze savunma yardımları için toplam 4,8 milyar dolar harcadı.

ABD, Başkan Joe Biden yönetiminin, İsraillilerin Gazze’de uluslararası insan hakları tarafından savaş suçu işlemekle suçlanacak kadar büyük sivil kayıplarına sebep olmasını engelleyemediği yönündeki eleştiriler artarken bile İsrail’e askerî desteği artırmayı taahhüt ediyor. Pentagon da İsrail’in Hamas’a karşı savaşında Amerikan silahlarını kullanma biçimine dair herhangi bir kısıtlama getirilmeyeceğinin sözünü verdi.

Gazze yıkımında ABD’nin sorumluluğu

Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık 1,7 milyonu evlerinden kaçtı ve Gazze Şeridi içerisinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi, bunlardan yaklaşık 1 milyon kişinin BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) ait binalarda barındığını ve bu barınakların sayısının en az 156 olduğunu söylüyor. 

Uydu görüntüleri üzerine yakın zamanda yapılan bir analize göre Amerikan radyosu NPR, İsrail bombardımanı sonucunda Gazze şehrinin neredeyse üçte birinin yerle bir olduğunu bildirdi.

Oregon Eyalet Üniversitesi ile New York Üniversitesi Keune Araştırma Merkezi’nden iki araştırmacının yaptığı analiz, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi genelinde binaların yüzde 13 ila 18’inin ‘yıkıldığını ya da zarar gördüğünü’, Gazze Şeridi’nin kuzey yarısındaki binaların da yüzde 27 ila 35’inin hasar gördüğünü tahmin ediyor.

Gazze Şeridi’ndeki Hükümet Medya Ofisi geçtiğimiz çarşamba günü, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları sebebiyle ölenlerin sayısının 14 bin 532 kişiye yükseldiğini duyurdu.

Hal böyle olunca Gazze’deki tablo, Amerika’nın sorumluluğunun sınırlarıyla ilgili soru işareti doğuruyor.

Çatışmadaki Siviller Merkezi’nden (Center for Civilians in Conflict) John Ramming’e göre İsrail’in ana silah ve askerî yardım tedarikçisi olarak ABD, “uluslararası hukukun ihlali ve Gazze’deki sivillere verilen zarar konusunda özel bir sorumluluk taşıyor”.

John Ramming, belgeli olarak ağır insan hakları ihlalleriyle itham edilen yabancı güvenlik birimlerine güvenlik yardımını yasaklayan Leahy Kanunu’nun “tarihsel olarak ABD’nin İsrail’e askerî yardımlarının büyük çoğunluğunda uygulanmadığını” söylüyor. ABD hükümeti bu Leahy Kanunu’nu genelde ‘savaş zamanında silahlı çatışma hukukunun ihlali durumunda geçerli olmadığı’ şeklinde yorumluyor.

Uluslararası Kriz Grubu’nun ABD Programı Danışmanı Brian Finucane, ABD’nin savaşta İsrail’e verdiği asker ve istihbarat desteğinin “ABD için ciddi hukuki ve siyasi sorunlar doğurduğunu ve ABD yasalarının ve standartlarının savaş hukukunu ihlal edecek şekilde kullanılabilecek asker ve istihbarat desteğini kısıtladığını” belirtiyor. 

Brian Funicane ayrıca şunu da söylüyor:

“İsrail’in savaş suçları işlemek için Amerikan desteğini kullanması halinde ABD’li yetkililer suç ortaklığı riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu yüzden Biden yönetimi ile Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Amerikan silahlarını nasıl kullandığını denetlemek ve kötüye kullanımdan menetmek için somut önlemler almalı.”

İsrail’in eylemlerinin değerlendirilmesi

Gözlemciler, Hamas’ın sivilleri öldürmesinin ve rehin almasının bariz ‘savaş suçu’ teşkil ettiğine dikkat çekerken, İsrail’in Gazze’deki pek çok eyleminin yasal boyutunun değerlendirilmesi daha büyük bir zorluk teşkil ediyor. İsrail askerî harekâtının savaş hukukunu çiğneyip çiğnemediğine ilişkin sorular vaka bazında değerlendirilmelidir. Ayrıca hedefin meşru bir askerî hedef ya da sivillere verilen zararın aşırı olup olmadığını bilmek için açıklanmamış bilgilere ihtiyaç duyulabilir.

Funicane değerlendirmesine şu sözlerle devam ediyor:

“Sivillerin öldürülmesinin ve sivil altyapının tahrip edilmesinin konuyla bağlantılı olduğu muhakkak. Ancak bu iki eylemin gerçekleşmesi, kaçınılmaz olarak İsrail’in savaş suçu işlediği sonucunu getirmez.”

Bununla birlikte belirli saldırılarla ilgili nihai hukuki sonuçlara varmak zor olsa da Funicane, İsrail ordusunun Gazze’deki davranışının ve İsrail yetkililerinin bu davranışa eşlik eden söylemlerinin “Washington’da hukuki ve siyasi endişeler doğurması gerektiğini” söyleyerek ekliyor:

“Zira hava saldırısının ilk altı gününde İsrail, ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı koalisyonun terör örgütüne karşı savaşın herhangi bir ayında ve hatta operasyonun en yoğun döneminde bile attığından 6 bin bomba daha fazla attı.”

Amerikan silahları ve diğer güvenlik yardımları konusunda Batılı gözlemciler, Kongre’nin Başkan Biden’a ateşkes çağrısı için Amerikan nüfuzunu kullanması ve İsrail ordusunun sivillere zarar vermemek adına mümkün olan tüm önlemleri alması için ısrarcı olması yönünde baskı yapması gerektiği konusunda hemfikir. Ayrıca Biden yönetiminin izlediği silah sevkiyatı politikasına uygun olarak ABD, mevcut uygulamalara ve önceki ihlallere dayanarak İsrail hükümetine, korkunç eylemler gerçekleştirmek için kullanabileceği silahları sağlamamalı. 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı John Feiner, geçtiğimiz pazar günü CNN’e verdiği bir röportajda Biden yönetiminin Sanders ve diğerlerinin İsrail’e yapılacak yeni herhangi bir güvenlik yardımının şarta bağlanması yönündeki çağrılarını kabul edip etmeyeceği yönündeki soruya doğrudan yanıt vermedi ve bunun yerine İsrail’in ABD’den aldığı yardımlarda zaten uluslararası insani hukuk şartlarına tâbi olduğunu savundu.

Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.