Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Independent Türkçe, İsrail'in dış istihbarat örgütü Mossad'ın son 50 yıl içinde dikkat çeken 5 talihsiz operasyonunu inceledi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

2024 hızlı başladı.

Daha doğrusu geçen yıldan miras acılar, savaş hali ve gerilim kaldığı yerden sürüyor.

İsrail, Gazze Savaşı'nın bütün bir yıla yayılabileceğini söylerken sivil can kaybı sayısı gün geçtikçe artıyor.

Diplomasi, siyasetin yanında bir yandan da istihbarat servisleri çalışıyor.

Haftanın iki önemli gelişmesi aynı gün içinde iki farklı ülkede, Lübnan ve Türkiye'de yaşandı.

7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu sonrası eleştirilerin odağında olan İsrail istihbaratın sağladığı bilgilerle Lübnan'da Hamas üst düzey yöneticilerinden, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri öldürüldü.

Aynı gün, Türkiye'de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad'a yönelik İstanbul merkezli 8 ilde operasyon düzenlendi. 

Operasyon sonrası 34 kişi gözaltına alındı.

Hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15'inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildi.

Şüpheliler Türkiye’de yaşayan yabancılara yönelik keşif, takip ve adam kaçırma planlamakla suçlanıyordu.

İsrail istihbarat servisi yetkililerinin bu kişilerle sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği, savaştan sonra Filistin lehine çalışmalar yürüten İsrail ve Filistinli aktivistlerin isim bilgilerini verip bu kişileri takip etmelerini istediği öne sürülüyor.

Şüphelilerin aldıkları isim bilgileri doğrultusunda hedef kişileri takip ettiği, hatta kimi kişilerin fotoğraflarını çekip bu kişilere ait bilgileri İsrail ile paylaştığı dillendiriliyor.

Aslında bunun Türkiye'de İsrail'in Mossad bağlantılı casus şebekesine karşı ilk hamle olmadığı biliniyor. 

Son adımın 2021'den bu yana süregelen Muteni, Nekpet, Neoplaz, Köstebek gibi bir dizi operasyonun devamı olduğu ifade ediliyor.

O tarihten bu yana Türkiye'de İsrail'in en üst düzey casusluk teşkilatı ile bağlantısı olan çok sayıda kişi tutuklanmış durumda.

Kuşkusuz diğer ülkelerde operasyon yürütmek casusluk işinin doğasının parçası.

Ancak Ankara, Mossad'ın iç istihbarat yetkililerini bilgilendirmediği ve Türkiye sınırları içerisinde Türkiye'ye karşı faaliyetler yürüttüğü kanaatinde. 

Mossad ilk kez bu tarzda suçlamalarla karşı karşıya kalmıyor. 

Tarihten bugüne uzanan ve İsrail'i ABD dahil birçok farklı ülkeyle karşı karşıya getiren çok sayıda operasyon ve skandal yaşandı. 

Independent Türkçe, Mossad'ın son 50 yıl içinde en çok dikkat çeken 5 başarısız operasyonu ve kurum içindeki çalkantılı anları inceledi.

1- Hamas liderine Coca-Cola kutusuyla zehirli suikast girişimi

İsrail ve Ürdün arasında o dönemde yeni bir barış anlaşmasına rağmen Mossad'ın suikast operasyonlarını yöneten Kidon Birimi üyeleri, Temmuz 1997'de Kudüs'teki bir pazarda meydana gelen ve 16 İsrailli'nin ölümüne, 169 kişinin ise yaralanmasına neden olan Hamas saldırısına misilleme yapmak istiyordu.

Hedefte o dönem Hamas liderliği koltuğunda oturmayan örgütün önemli isimlerinden Halid Meşal vardı.

Mossad ekibi Eylül 1997'de Ürdün'e geldiğinde İsrail'i birkaç ay önce başbakanlığa seçilen Benyamin Netanyahu yönetiyordu.

Netanyahu operasyonun gizli olmasını istemişti.

Bu yüzden Mossad'da görevli bilim insanlarından biri temas halinde öldüren ancak otopside tespit edilemeyen yeni bir zehirin kullanılmasını önerdi.

Öneri kabul gördü.

Mossad ajanları, sahte Kanada pasaportları taşıyan Barry Beads ve Sean Kendall olarak Ürdün'ün başkenti Amman'da turist kılığına büründüler.

Planları, Meşal'in SUV aracıyla gelmesini beklemek ve ardından evine yürürken onu zehirlemekti.

Ajanlar, çalkalanan bir Coca-Cola kutusunu açarak patlayan kola ile Meşal'i oyalayacak, sprey yardımıyla zehiri boynuna püskürtecek sonrasında ise kalabalığın arasında hızlı adımlarla uzaklaşacaklardı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Suikastçılar Meşal'e yaklaştığında, birden küçük kızı araçtan atlayıverdi.

Peşi sıra hem Meşal hem şoförü  kızın peşinden koştu.

Mossad'ın sahadaki takım lideri, Beads ile Kendall'a görevi iptal etmeleri için haber vermeye çalışsa da ikili uyarının farkına varmadı.

Hedefe kilitlenmişler, planın dışında ortaya çıkan sahnede doğaçlamaya soyunmuşlardı.

Meşal'a yaklaştıklarında Kendall, Coca-Cola kutusunu açtı.

Ancak bekledikleri gibi kutu çalkalandıktan sonra patlamadı.

Bu kez Beads devreye girdi.

Ve Meşal'e spreyle zehri sıkmaya çalıştı.

Fakat bu kez de Meşal'in şoförü olup biteni fark edip Mossad ajanına elindeki gazeteyle vurdu.

Beads, Meşal'in kulağına birkaç damla zehri bulaştırmayı başarsa da "hedef" olay yerinden kaçmıştı. 

Sonrası mı?

Turist kılığına giren ajanlar Ürdün polisi tarafından tutuklandı.

Suikast girişimi İsrail ile Ürdün hükümetleri arasında infiale neden oldu, iki ülke ilişkileri gerildi.

Kral Hüseyin, Netanyahu zehirin panzehirini verene kadar Mossad ajanlarını hapse atma tehdidinde bulununca Netanyahu "Panzehiri verin!" talimatı verdi.

Sonunda İsrail, Beads ve Kendall'ın serbest bırakılması karşılığında Hamas lideri Şeyh Ahmed Yassin'i serbest bırakmak zorunda kaldı.

Beads ve Kendall, Kanada büyükelçiliğine teslim edildikten sonra İsrail'e dönebildi. 

Kanadalılar ise Mossad ajanlarının sahte Kanada pasaportları kullanmasından dolayı çok rahatsız ama muhtemelen her zamanki gibi kibarlardı.

2- Aşkının ya da uçkurunun kurbanı Mossad başkanı: Yossi Cohen

Avustralyalı iş insanı James Packer'dan kızının düğünü için 20 bin dolarlık hediye almış, yine kızı için Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti aracılığıyla Dubai'de yüksek maaşlı iş garantisi sağlamıştı.

Ancak Mossad'ın başkanı Yossi Cohen sadece kızıyla ilgilenmiyordu.

Onu asıl tefe koyan ismi hala kimliği sır olan bir hostesle yaşadığı gizli ilişkiydi.  

2021'deki bir araştırma raporu, Mossad'ın eski başkanı Cohen'in devlet sırlarını, ilişkisi olduğu hostes ve o dönemki kocasına ifşa ettiğini ortaya çıkarmıştı.

HaMakor soruşturma programına göre Cohen'in gizli ilişkisi 2018 sonlarına dayanıyordu.

Cohen dünya çapındaki istihbarat örgütü Mossad'ın operasyonlarına dair çeşitli gizli ayrıntıları bilmesiyle övünüyor, çifte seyahatleri hakkında bilgi veriyordu.

Hostesin kimliği belli değildi ama aldatılan eş kendisini gizlememişti.

İsrail finans piyasalarının bilindik simalarından Guy Shiker tüm işittiklerini hatta tanık olduklarını sadece mahkeme karşısında değil basının önünde de bir bir anlattı.

Mossad hakkında bir sürü hikaye anlattı. Çenesi çok düşük. Bana Mossad'ın ünlü bir Arap liderinin doktorunu 'izlediğini' söylemişti"

Cohen'ın eşine "Prensesim" ve "Güzelim" diye hitap ettiği mesajlar gönderdiğini söyleyen Shiker, "Şu anda bir aileyi mahvediyorsun" diye Mossad direktörüne çıkıştığından bahsedecek, Cohen'in Mossad'daki yönetim tarzıyla ilgili bazı ayrıntıları paylaştığını da aktaracaktı:

Bana dedi ki, 'Mossad başkanı olarak atandığımda, dikkatlice dinle, 10 gün içinde altı üst düzey yetkiliyi kovdum... çünkü sisteme sadık değillerdi, iyi değillerdi. Ben onların eşitleri olduğumuzda en iyi arkadaşları olduğumu düşündüler. Ben atandığımda onları kovdum hem de merhamet tanımadan"

Cohen elbette iddiaları reddetti.

Asla güvenlik sırlarını veya paylaşmaması gereken bilgileri paylaşmadığını söyledi.

Olaydan kısa süre önce Cohen, Mossad'ın İran'ın Natanz'daki yeraltı santrifüj tesisini patlattığını ima ettiği bir röportajdan dolayı eleştiri almış, 2018'de Mossad'ın Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer arşivini çaldığı operasyonu ayrıntılı bir şekilde anlatmış, İran'ın öldürülen üst düzey nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin yıllardır Mossad'ın hedefinde olduğunu doğrulamış ve İsrail'in İran'ın nükleer silah elde etmesini önleme konusundaki taahhütlerinin ciddi olduğunu anlatmıştı.

Mossad'dan ayrıldığından beri Cohen, etik ihlalleriyle ilgili birkaç suçlamayla karşı karşıya kaldı.

Cohen'in Mossad başkanlığı haziran 2021'de sona erdi ve yerine David Barnea geçti.

Cohen'i göreve atayan ise Benyamin Netanyahu'ydu.

3- Mossad terörist yerine Faslı garsonu öldürüyor

Altı Gün Savaşları'nın üzerinden beş yıl geçmişti.

İsrail ve Arap ülkeleri silahlanmaya devam ediyordu.

1972 Yaz Olimpiyatları düzenleniyordu.

Adres sporun evrenselliğinden çok terörün acımasızlığının ön plana çıkacağı Müniht'ti.

Kara Eylül örgütü üyesi silahlı militanlar İsrail Olimpiyat takımının on bir üyesini rehin almış, olay rehineler ve bir polisin ölümü ile sonuçlanmıştı. 

Bir yıl sonrası, 1973...

Mossad ajanları Münih katliamından sorumlu tuttukmları Kara Eylül terör örgütünün lideri Ali Hassan Salameh'i yakalamak istiyordu.

İsrail intikam peşindeydi. 

Salameh'in Norveç'te olduğu bilgisini aldılar.

"Süngü Operasyonu" olarak da anılan "Tanrı'nın Gazabı" operasyonu için düğmeye basıldı.

Aslında operasyon Filistinli tercüman Wael Zwaiter'in Roma'da vurulması ve Kara Eylül'ün liderlerinden olduğu öne sürülen Mahmud Hamşari'nin Paris'te arabasına bomba konulmasıyla zaten başlamıştı.

Önce Zwaiter'in terör örgütü ve saldırılarla herhangi bir bağlantısı olmadığı iddia edildi.

Ama asıl skandal Norveç'te gerçekleşecekti.

Münih'teki yaz olimpiyatlarında yaşananların intikamı, seneler sonra kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak 20 bin nüfuslu küçük Norveç kasabası Lillehammer'de alınacaktı. 

Mossad ekibinin genç ve tecrübesiz lideri Mike Harari, Salameh sandıkları adamı buldu.

Ancak bu Faslı garson Ahmed Bouchiki'den başkası değildi.

Faslı garson Münih saldırılarının sorumlusu Salameh'e talihsiz şekilde çok benziyordu.

Bouchiki'nin Salameh sanılması Kara Eylül örgütü adına kuryelik yapmış, ardından Mossad için çifte ajanlığa soyunmuş Kemal Benamane'nin marifetiydi.

Bouchiki, işten eve dönerken vurularak öldürüldü.

Sonrası kaos...  

Zira küçük Norveç kasabasında neredeyse yarım asırdır tek bir cinayet vakası kaydedilmemişti.

Kasabadaki on iki yabancının varlığı zaten halk ve polisçe fark edilmişti.

Bu yüzden Bouchiki öldürüldüğünde polis yakındaydı.

Harari ve ekibin bir kısmı kaçmayı becerdi, altı ajan ise Norveç polisi tarafından tutuklanıp cinayetle suçlandı.

Mahkemede ajanlar Mossad'ın gizli faaliyetleri ve suikast yöntemleri hakkında utanç verici ayrıntılar içeren itiraflarda bulundu. 

Skandalın ardından Mossad, Avrupa'daki tüm güvenli evlerini, gizli telefon numaralarını bir bir terk edip ortadan kaldırdı.

Olan 30 yaşındaki genç garsona olmuştu. 

4- Münih'in intikamını alırken siviller de ölüyor

Norveç'teki Lillehammer felaketinden beş yıl sonrası...  

Mossad bir kez daha Münih Olimpiyatları'ndaki saldırıladan sorumlu tuttuğu Ali Hassan Salameh'in hala peşindeydi.

Bu kez hata yapmak istemiyorlardı.

Ancak İsrailliler Salameh'in aradan geçen yıllar içinde bir CIA'in bir piyonu haline geldiğini bilmiyorlardı.

CIA, Salameh'in statüsü ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki bağlantılarını kullanıp ABD'ye yönelik olası saldırıları önlemeyi umuyordu.

Hatta iddiaya göre Washington'ın bu hamlesi sayesinde dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir suikastten kurtulmuştu.

İsrail'in o dönem bir numaralı hedefi olan CIA'in kiralık ajanı işini iyi yapıyordu.

Bununla birlikte Salameh'in hizmetleri karşılığında para almayı reddettiği de söylenecekti.

Sadece Amerikalılar ile Filistinliler arasında daha iyi ilişkileri teşvik etmek istediğini söylese dahi CIA pahalı balayının masraflarını ödemişti. 

Mossad daha sonra CIA ile Salameh'in ilişkisi hakkında bilgi istedi.

İsrail'in şüphelerini gidermek için CIA, teröristle herhangi bir ilişkisinin olmadığını kesin bir dille reddetti.

Haliyle Mossad yeniden işe koyulabileceğini düşündü.

1978'in son günleriydi.

Erika Chambers, Salameh'i bulmak için Beyrut'a gönderildi.

Kendisini Filistinli çocuklara bakım sağlayan yardım kuruluşunda çalışan İngiliz bir kadın olarak takdim etti.

Kısa sürede diğer Mossad ajanları teröristi bulmuştu.

Hemen günlük rutinini öğrenmeye giriştiler.

Rizk ile evlenen Salameh, FKÖ Genel merkezi, ilk eşi ve iki çocuğunun evi ile Rizk'in daireleri arasında düzenli olarak mekik dokuyordu. 

22 Ocak 1979...

İsrailliler bir Volkswagen kiraladı.

Onu patlayıcılarla doldurup Salameh'in sık kullandığı rota üzerine park ettiler.  

Salameh'in Chevrolet'i Volkswagen'in yanından geçerken patlayıcılar radyo vericisiyle infilak ettirildi.  

Patlamada Salameh ve onu bir Land Rover ile takip eden korumalarıyla birlikte dokuz kişi öldü.

Bir görgü tanığı, tanık olduklarını şöyle tarif edecekti: 

Cehennem gibiydi. İnanılmazdı. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim, hatta Beyrut'ta bile. Tüm şehir yanıyormuş gibi hissedildi. Bir sürü ölü insan, yanmış araçlar ve sokakları süsleyen genç cesetler. Sonra Hassan Salameh'in bir arabadan çıkıp yere düştüğünü gördüm. İnsanlar bana kim olduğunu söyledi."

İsrail amacına nihayet ulaşmıştı.

Ancak yaşamını yitirenler arasında çok sayıda sivil de vardı. 

5- İsrail ile ABD'yi karşı karşıya getiren adam: Pollard

1985 yılıydı.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri istihbarat analisti olan Jonathan Pollard, İsrail için casusluk yapması nedeniyle FBI tarafından tutuklanmıştı.

Pollard, Mossad'a binlerce gizli belge sağlamış ve bunlardan bazıları iddiaya göre diğer ülkelere de iletilmişti. Olay, İsrail ile ABD arasında büyük bir ayrılığa neden oldu. 

Peki iki müttefiği karşı karşıya getiren bu adam kimdi?

Jonathan Jay Pollard 1954'de Texas'ın Galveston şehrinde doğdu, Amerikalı bir Yahudi'ydi.

Babası saygın bir bilim insanıydı.

Stanford Üniversitesi'nde eğitim aldı Pollard.

Ardından 1979'da Maryland, Suitland'deki ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Servisi'nde istihbarat analisti olarak göreve başladı.

Zaman içinde rütbesini yükseltti.

Bu, hassas bilgilere erişebileceği anlamına geliyordu.

Mayıs 1984'te İsrail ajanları tarafından işe alındı.

Sonraki 18 ay boyunca, o dönem New York'ta eğitim izninde olan İsrail Hava Kuvvetleri Albayı Aviem Sella'nın oyuncağına dönüştü.

Tabi yüklü miktarda para karşılığında...

Pollard İsrail'e, Ortadoğu ve diğer ülkelere dair neredeyse sınırsız bilgi sağladı.

Bilgiler 1960'lardan beri İsrail Savunma Bakanlığı'nda faaliyet gösteren, eski Mossad görevlisi Rafael Eitan'ın yönettiği bağımsız istihbarat şebekesi "Bilimsel İrtibat Birimi" aracılığıyla iletiliyordu. 18 ay süresince Pollard'a hizmetleri için ödeme yapıldı.

İsrail ve Avrupa'ya seyahat etti.

Olayın farkına varılması halinde kendisine sığınma sözü verildi.

İsrailliler onun işe alınmasını hiçbir İsrail savunma bakanı veya kabine tarafından yetkilendirilmediğini iddia etse de bu ABD'de çok da inandırıcı bulunmadı.

FBI ajanları Pollard'ı ve eşini takibe başladığında çift siyasi sığınma talebiyle Washington'daki İsrail büyükelçiliğine kaçtı.

Ancak büyükelçilikten çıkarııp 21 Kasım 1985'te tutuklandılar.

Tutuklama ve açıklamalar, Amerikan Yahudi liderliği dahil olmak üzere halkın  tepkisine neden oldu.

İsrail, Reagan yönetimi ve ABD Kongresi ile açık bir çatışma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. 

ABD, soruşturmada İsrail'den işbirliği talep etti.

1 Aralık 1985'te dönemin başbakanı Şimon Peres, İsrail'in ilgili kişileri ABD yetkilileri tarafından sorgulanmasına izin verdi.

Tek taahhüdü bu değildi.

İsrail Pollard aracılığıyla temin edilen tüm belgeleri iade edecek, Bilimsel İrtibat Birimi'ni fesh edecek ve sorumlu İsraillileri cezalandıracaktı.

Pollard hiç mahkemeye çıkarılmadı.

Anlaşma gereği o dönemki eşi Anne'ın beş yıl hapis cezasını kabul etti.

Haziran 1986'da casusluk suçlamalarında suçlu olduğunu itiraf etti.

Ancak buna rağmen Mart 1987'de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.  

2015 yılında 30 yıl hapis cezası sonrasında şartlı olarak serbest bırakıldı.

Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.