Zvi Zamir... Karanlık Adam ve kurbanı

Mossad'ın Dördüncü Başkanı, özellikle İsrail siyasi liderliğinin onu Ekim 1973 Savaşı'nın başarısızlığından sorumlu tuttuğu bir zamanda, arkasında pek çok belirsiz soru bırakarak ayrılır

Zvi Zamir (ortada) 1948'de (Wikimedia)
Zvi Zamir (ortada) 1948'de (Wikimedia)
TT

Zvi Zamir... Karanlık Adam ve kurbanı

Zvi Zamir (ortada) 1948'de (Wikimedia)
Zvi Zamir (ortada) 1948'de (Wikimedia)

Yeni yılın henüz çok başlarında, 2 Ocak Salı günü İsrail dış istihbarat servisi MOSSAD’ın Dördüncü Başkanı’nın İsrail'de öldüğü duyuruldu.

Zvi Zamir hakkında mevcut kişisel bilgilerin çok az olduğu görülüyor. Bu oldukça doğal ve işinin doğasıyla tutarlı. Ancak 1925'te Polonya'da doğduğuna dair kanıtlar var ve bu nedenle İbranice'nin yanı sıra mükemmel derecede Lehçe de biliyordu.

Zamir, İsrail Devleti'nin kuruluşunun ilanından önce ve İbrani devletinde ileri mevkilerde bulunan İsrailli siyasi liderlerin çoğunluğu gibi Filistin'e giden yolu biliyordu. Zamir, Palmah'ın yanı sıra Haganah, Etzel, İrgun gibi ülke nüfusu arasında terörizm yayan Yahudi çetelerine girdi.

Zamir'in yaşamının ilk yıllarına ilişkin gönüllü bir asker olması dışında pek fazla ayrıntı yok. Ancak özellikle İsrail Devleti'nin kurulduğu 1948'e kadar olan dönemde gizli askeri operasyonlara liderlik etme konusunda açık bir üstünlük sergilediği çok açıktır. 1967 yılı, Altı Gün Savaşı'nın ve İsrail'in bu savaşta elde ettiği heyecan verici zaferlerin ardından gelen Yahudi milliyetçi yükselişinin tezahürlerinin zirvesiydi.

1968 yılına gelindiğinde Zamir, önemli ve hassas bir dönemde Mossad'ın liderliğini üstlendi. Altı yıl içinde (1968-1974), gerek İsrail'in dökülen kanına tepki olarak kanlı, gerekse İsrail'in sırlarını araştırmayı sabırsızlıkla beklediği uluslararası kuruluşlara sızmak için casusluk gibi İsrail için son derece önemli operasyonlar gerçekleştirmeye öncü olacaktı.

Ancak Zamir'in ölümünden sonra da akıllarda kalan ve büyük olasılıkla aklını kurcalayacak olan en önemli soru, onun 1973 Ekim Savaşı'yla olan ilişkisi etrafında dönüyor: Mısır tarafından edindiği bilgilere dayanarak verdiği tavsiyeler dinlenmiş olsaydı, İsrail, Mısır-Suriye saldırısından kaçınabilir miydi?

Zamir'in hayatında, bilinenlerin ya da bilinmesine izin verilenlerin sınırları dahilinde, zor zamanlarda Mossad tahtına çıkan İsrailli bir istihbaratçıya yakışacak pek çok heyecan verici hikâye var.

Fotoğraf Altı:  Eski Mossad Başkanı Zvi Zamir (Wikimedia)
Eski Mossad Başkanı Zvi Zamir (Wikimedia)

7 Haziran 1981'de İsrail uçakları ‘Babil Operasyonu’ olarak bilinen askeri operasyon kapsamında, Irak'ın Osirak nükleer reaktörünü hedef alan çok gizli bir göreve çıktı.

O dönemde Zamir artık görevde değildi, Ekim yenilgisinden sonra görevi bıraktı ve yerine Yitzhak Hofi onun da ardından görevi sırasında Irak reaktörüne saldırının gerçekleştiği Nahum Admoni getirildi.

Ancak kesin olan şu ki, Irak'ın askeri faaliyetlerini en erken takip etmeye başlayan Zamir’di. Dikkatleri Irak’a çekti. Herkesin Mısır ve Suriye cepheleriyle meşgul olduğu bir dönemde, İsrail'de kimse farkına varmadan dikkati güçlü bir şekilde yükseliyor gibi görünen Irak'a çekmeye çalıştı.

Zamir, 1973 enerji krizinin başında Fransa'nın o zamanlar ikinci büyük petrol tedarikçisi olan Irak'a nükleer araştırma merkezi sağlamak üzere bir anlaşma imzalamasından sonra Irak nükleer projesine yönelik yoğun istihbarat ilgisinin arkasındaydı.

Muhalif Mossad ajanı Victor Ostrovsky, By Way of Deception: A Devastating Insider's Portrait of the Mossad ( Aldatmaca/Mossad'ının İç Hikayesi) başlıklı ünlü kitabında, Fransızların iki nükleer reaktöre yüzde 93 oranında zenginleştirilmiş uranyum sağlamayı nasıl kabul ettiğini anlatıyor. Kitaba göre Paris ayrıca Irak'a dört yakıt sevkiyatı, yani 150 kilo zenginleştirilmiş uranyum satmayı da kabul etti. Bu miktarın dört nükleer bomba üretmeye yeterli olduğu İsraillilerin gözünden kaçmamıştı.

Dünya çapında nükleer silahların yayılması fikrini reddediyor gibi görünen ABD Başkanı Jimmy Carter'ın baskısı altında, Fransızlar, Iraklılara sağlanan uranyumun nükleer enerji üretmeyen, ‘karamel’ adı verilen daha az etkili başka bir yakıt türüyle değiştirilmesini teklif etti, ancak Iraklılar reddetti.

Irak'ın o dönemde hızlı bir şekilde hedefine doğru ilerlemesi nedeniyle İsrail askeri istihbaratı ‘Aman’, Zamir'e bunun çok gizli olduğunu belirten üzerinde ‘Siyah’ yazılı bir muhtıra gönderdi.

Fotoğraf Altı:  İsrail istihbaratının yok etmeyi planladığı Irak nükleer reaktörü (AP)
İsrail istihbaratının yok etmeyi planladığı Irak nükleer reaktörü (AP)

Ostrovsky, Zamir'i o dönemde Mossad'ın yöneticisi olan uzun boylu, ince yapılı eski bir İsrail ordusu generali olarak tanımlıyor.

Aman, Irak projesinin gelişim aşamaları hakkında içerden doğru bilgi talep etti ve ‘Tzomet’ yani Mossad İşe Alım Departmanı Yöneticisi David Biran'ı Zamir ile görüşmesi için çağırdı. Biran da kendi bölümünün tüm başkanlarıyla bir araya gelerek onlara, kendilerini Fransa'nın Sarcelles bölgesinde Irak'a zenginleştirilmiş uranyum sağlayan fabrikaya götürecek bir Iraklıyı aramalarını emretti.

‘Fransız Sayanim’ örgütü (dünyanın tüm ülkelerinde İsrail Devleti'ne hizmet etmeye gönüllü Yahudiler) içinde ‘Jacques Marcel’ takma adını taşıyan bir kişi vardı. Fabrikada çalışıyordu ve Irak ile Fransa arasında gerçekleşen iletişimle ilgili bazı orijinal belgeleri çalmakla görevliydi.

Daha sonra Marcel, Irak nükleer programındaki işçilerden biri olan Boutros Halim'i işe almayı başaracak ve Mossad, Iraklılar ve Fransızlar arasında köprü görevi gören Mısırlı bilim insanı Yahya el-Maşad'ı işe almaya çalışacaktı. Ancak bunda başarısız olmaları, onu öldürmelerine yol açacaktı. Irak nükleer programı da bu şekilde sona erecekti. Bu durum Zamer'in, Admoni'den önce bu programın sonunu yazdığını gösteriyor.

Fotoğraf Altı:  Ekim Savaşı'nın başarısızlığı Zamir'in biyografisinde izler bıraktı (AP)
Ekim Savaşı'nın başarısızlığı Zamir'in biyografisinde izler bıraktı (AP)

Ekim 1973 savaşı krizi

İsrail'de bugüne kadarki en gizemli istihbarat dosyaları arasında Ekim Savaşı dosyası ve Zvi Zamir'in bu dosyadaki rolü yer alıyor. Yarım asırdan fazla bir süredir yayınlanan yüzlerce makale, düzinelerce kitap ve araştırmaya rağmen, yaşananlarla ilgili gerçek hala eksik ve Zamir bu olayın merkezindeydi.

Hikâye yeni değil ve iyi biliniyor. İsrail'in aktardığına göre Zamir'in Mossad'ın başında olduğu dönemde, Başkan Cemal Abdunnasır'ın damadı Eşref Mervan Mossad'la ilişkinin yolunu biliyordu.

Mısır anlatısı, onun Ekim 1973 savaşının hazırlıklarında stratejik bir aldatma aracı olduğunu ve Mossad'ın onun aracılığıyla aldatıldığını, Mısır istihbaratının ise İsrail tarafına vermek istediğini onun aracılığıyla sağladığını söylüyor.

Mısır tarafından anlatılan en önemli hikayelerden biri, İsrail'in Mervan aracılığıyla Mısır'ın zaten bir füze programı geliştirdiğine ikna olmasıydı. Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır döneminde başlayan ve medyada büyük bir ivme kazanan bu füzelerden bazıları ‘ez-Zafer’ ve ‘el-Kahir’ isimleriyle biliniyordu.

Gerçek şu ki, Mısırlı yetkililerin daha sonra itiraf ettiği gibi Mısır'da balistik füze yoktu; İsrail'in Mısır iç cephesine saldıracağı korkusuyla İsrail'i caydırmak için Eşref Mervan'ın Mossad'ı bu bilgiye ikna etmesi gerekiyordu.

The Angel filmini izleyenler, Mervan'ın İsraillileri savaş için yanlış zamanlamalarla defalarca aldattığını, bunun da onlara büyük para, çaba, sinirsel ve psikolojik yorgunluğa mal olduğunu fark edebilir.

Ancak Ekim Savaşı'nın arifesinde Mervan, savaşın tarihini kendisine bildirmek için Zamir'le Londra'da bizzat buluşması konusunda ısrar etti.

Daha sonra olan şey şuydu: Kriz zamanındaki İsrail Başbakanı Golda Meir, büyük olasılıkla o dönemde İsrail Askeri İstihbaratı Aman’ın başı olan General Eli Zeira'nın etkisi altındaydı. Bunun üçüncü bir aldatmaca olduğunu düşündü ve bu nedenle acil ve hızlı bir şekilde hazırlanmada gecikme yaşandı.

Daha sonra General Zeira Zamir'i, Mervan ve Mısırlılar tarafından büyük bir aldatmacaya maruz kalmakla suçladı; bu, Bar Lev Hattı'nın başarıyla yıkılmasına ve Mısır ordusunun kanalın doğu yakasına geçmesine yol açtı.

Eşref Mervan'ın 27 Haziran 2007'de Londra'da evinin balkonundan düşerek veya atılarak öldürülmesinin ardından Zamir'in adı bir kez daha önem kazandı.

Mervan’dan kurtulmak, resmi olarak hizmet dışı ve yaşı ilerlemiş olsa bile Zamir'in son eylemi ve bir tür nihai intikam mıydı?

Mervan olayının ertesi günü, İsrail gazetesi Yedioth Ahronot’un bir haberinde şu ifadelere yer verildi: "Eli Zeira, 1973 Savaşı sırasında İsrail Ordusu İstihbarat Dairesi başkanı ve o sırada Mossad'ın üst düzey liderleri dahil olmak üzere Zamir, Şin Bet'e atıfta bulunarak, Eşref Mervan'ın çifte ajan olduğunu, Mossad'ın uğradığı tam ve büyük başarısızlığa neden olduğunu ve tüm suçun sahibi olduğunu düşündüler."

Aynı konu İsrail gazetesi Maariv tarafından da doğrulandı. ‘Devlete yazıklar olsun’ başlığıyla "Eşref Mervan, Yom Kippur Savaşı'nda bizi yüzüstü bırakan çifte ajandır" ifadelerine yer verdi. Mossad'ın, bu kurumu alay konusu haline getiren ikili bir ajanın kurbanı olduğunu göz önünde bulundurarak, "Eşref Mervan'ın ölümünün ardındaki sebepler ne olursa olsun, İsrail'deki casusluk tarihini kara bir nokta ile lekeliyor" ifadeleri kullanıldı.

Fotoğraf Altı:  Filistinli Kara Eylül örgütünün bir üyesi, kaçırılma olayının ardından Münih Olimpiyat Köyü'ndeki İsrail pavyonunun balkonundan bakıyor (Getty Images)
Filistinli Kara Eylül örgütünün bir üyesi, kaçırılma olayının ardından Münih Olimpiyat Köyü'ndeki İsrail pavyonunun balkonundan bakıyor (Getty Images)

Zamir ve ‘Kara Eylül’le mücadele

Mossad'ın daha sonra bir İsrailliyi öldürmek isteyen herkese mesaj vermek amacıyla açık bir niyetle kamuoyuna duyurduğu operasyonların en önemlileri arasında Mossad'ın operasyonları ‘Kara Eylül Örgütü’ ile karşı karşıya geliyor.

Zamir'in Mossad'ın başında olduğu dönem, Ortadoğu'da ve genel olarak Avrupa'da Filistinli silahlı gruplarla en çatışmalı dönemlerden biri olarak değerlendirilebilir.

8 Mayıs 1972'de iki erkek ve iki kadından oluşan ekip, İsrail'de tutuklu bulunan 117 fedainin serbest bırakılması karşılığında, Tel Aviv Uluslararası Havalimanı'nda 90 yolcu ve 10 mürettebatın bulunduğu uçağı rehin aldı.

Ertesi gün Zamir ve grubu onlarla ilgili tüm bilgileri elde ettiğinden İsrail özel kuvvetleri onları öldürdü, iki kadın yakalanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

En radikal gerilla gruplarından biri olan ‘Kara Eylül Örgütü’nün operasyonlarını derinleştirdiği görülüyordu. 30 Mayıs'ta Filistin gerillalarıyla birlikte üç Japon işbirlikçisi Lod Havaalanı'na ateş açarak 26 turisti öldürdü ve 85 kişiyi yaraladı.

Daha sonra 5 Eylül'de büyük olay, Kara Eylül Örgütü’nün Almanya'nın Münih kentindeki Olimpiyat Köyü'ndeki İsrail yerleşkesinin kontrolünü ele geçirmesi ve ekip üyelerini tutuklamasıyla meydana geldi. Operasyon, 11 İsrailli sporcu ve antrenörün öldürülmesiyle sona erdi, tutuklular uçağa nakledilirken İsrail komando timi onlara saldırdı.

Eylem dünya çapında televizyonlarda yayınlandı. Kara Eylül Örgütü’nün Almanya'da çalışan üyeleri vardı ve Olimpiyatların başlamasından bir hafta önce birkaç üye ayrı ayrı Münih'e gitti. Operasyonu gerçekleştirmek için yanlarında kalaşnikof tüfekleri, tabancalar ve el bombalarından oluşan bir cephanelik getirmişlerdi.

Zamir liderliğindeki Mossad, saldırganların nerede olduğu ve eğitim kampları hakkında yeterli bilgiyi hızlı bir şekilde elde etmekte başarısız olmadı. Zamir liderliğindeki Mossad'ın bilgileri İsrail askeri istihbaratı Aman’a iletildi.

Üç gün sonra, Zamir'in verdiği bilgilerin etkisi meyvesini verdi. İsrail, 75 uçağını, İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki isyancı üsleri olarak kabul ettiği yerlere 1967 savaşından bu yana türünün en şiddetli baskınlarını gerçekleştirmesi için yönlendirerek karşılık verdi. Onlarca yaralının yanı sıra 66 kişi öldü.

Münih operasyonundan sonra büyük bir utanç duyan İsrail, Mossad'a daha fazla sorumluluk yükleyerek kapsamlı ve tam bir intikam savaşı ilan etti. Golda Meir, öldürülen sporcuların ruhları için yas ilan etti. İsrail'in ‘en uzun ve en tehlikeli cephe hattında zorlukla ve ustalıkla savaşacağını’ duyurdu.

Bu açıklama, Mossad'ın bu görevi kendisine emanet edeceği anlamına geliyordu ve Mossad'ın yurtdışında suikast operasyonları yürütebilmesi için önceden Başbakan'dan izin alması gerektiği biliniyordu.

Golda Meir aslında Beyrut'ta ikamet eden ve aynı zamanda El Fetih subayı olan Muhammed Yusuf en-Neccar'ın lideri olduğu 35 Kara Eylül Örgütü üyesinin öldürülmesi emrini onayladı.

Zamir, Kara Eylül grubunun üyelerine karşı iki savaş yürüttü. Birincisi, Filistinli grubun 12 üyesinin öldürüldüğü gerçek bir savaştı. İkincisi ise, grup üyelerinin özel hayatlarını anlatan ve onlara ülkeyi terk etmelerini tavsiye eden, kimliği belirsiz kaynaklardan gelen psikolojik bir savaştı.

Fotoğraf Altı:  Zvi Zamir, Aharon Yarif ve Mary Swamies, General 1966 (Wikimedia)
Zvi Zamir, Aharon Yarif ve Mary Swamies, General 1966 (Wikimedia)

Zamir ve Golda: Vatikan’a sızmaya dair

İsrail ile Vatikan arasındaki ilişkiler hiçbir zaman iyi olmadı, aslında hiçbir diplomatik ilişki yoktu ve Yahudi hafızası, Papa X. Pius'un Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasını nasıl reddettiğini unutmamıştı.

İngiliz yazar Gordon Thomas, Gideon's Spies (Gideon'un Casusları: Mossad'ın Gizli Tarihi) adlı kitabında, İsrail başbakanlarının başlangıçtan beri Papa’nın mutlak bir hükümdar olarak seçilmesi ve ömür boyu görev yapması, herhangi bir yargı yetkisine hesap vermemesi veya herhangi bir yasama kontrolüne tabi olmaması kavramından etkilendiğini anlatıyor.

Mossad'ı cezbeden şey, Vatikan'ın mutlak gizlilikle çalışmasıydı. Eylem mekanizması açıktı, köklüydü ve Papa'nın yaptığı her şeyi gizliyordu. Papa'nın bazı diplomatik girişimlere dahil olduğuna dair ilk işaretlerin ortaya çıkmasının üzerinden birkaç ay geçti. Hikayenin tamamı henüz gün ışığına çıkmadı.

Zvi Zamir, bu gizliliğe sızmanın bir yolunu merak eden ilk Mossad şefi değildi. Vatikan, İsrail hükümeti ve Mossad'ın aynı anda hem nezaket hem de kararlılıkla yeni bir çalışma ilişkisi kurmaya yönelik birçok girişimini reddetmişti.

Gerçek şu ki, ülkenin dışişleri bakanlığına eşdeğer olan Vatikan Devlet Sekreterliği'nde güçlü bir İsrail karşıtı kesim vardı. Bu dini liderler Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni işgal edilmiş topraklar, Golan Tepeleri'ni ise Suriye'den ilhak olarak nitelendirdi.

Golda Meir, 1963'ten 1978'e kadar Roma Papası Papa VI. Paulus ile tanışmak için uzun süre çalıştı.

1972'nin sonlarında Golda Meir nihayet Baş Papa'dan onu kısa bir süre için kabul etmeye istekli olacağını belirten bir yanıt aldı.

O yılın Ocak ayında, Golda Meir’in haftalık toplantılarında Bakanlar Konseyi üyelerine bu daveti söylemesi, onları ‘papalığın Marksist yapısı’ olarak değerlendirdikleri bu toplantıdan verimli bir şey çıkıp çıkmayacağını sorgulamaya yöneltti. Öncelikle papalık, benzeri görülmemiş bir mali güce sahipti ve ardından siyasi partiler veya işçi sendikaları olmadan çalışıyordu. Tüm sistem bunu kontrol altında tutacak şekilde tasarlanmıştı. Roma Katolik Kilisesi yönetimi piskoposları kontrol eder, piskoposlar rahipleri kontrol eder ve rahipler inananları kontrol eder. Birçok gizli ofis, misyon ve farklı organizasyonla, sistemin casusluk ve bilgi aktarımı için hazır olduğu düşünülebilir.

Papalık görüşmesi, 15 Ocak 1973 tarihi olarak belirlendi. Golda Meir'e, Papa ile tam olarak 35 dakikası olduğu söylendi. Görüşmenin sonunda hediye alışverişinde bulunacakları belirtildi. Toplantı için belirlenmiş bir gündem yoktu, ancak Golda, Papa'yı İsrail'i ziyaret etmeye ikna etmeyi umuyordu.

Meir, Zamir'i çağırıp ona Vatikan'a gideceğini ancak yeni bir Canossa olmak istemediğini söyledi.

Canossa ifadesi, 1077'de İmparator Henry IV'ün Papa Gregorius VII'nin önünde diz çökmesini ve ondan af dilemesini ifade eder ve yaşadığı aşağılanmaya atıfta bulunur. Papa, Henry'yi, onu affetmeden ve görüşmesine izin vermeden önce, soğuk ve dondurucu havada üç gün üç gece boyunca kapısının önünde bekletmişti.

Zamir, 1970'lerin başında çeşitli Arap mücadele gruplarının, özellikle de Filistinlilerin üssü olduğundan, buradaki güvenlik önlemlerini incelemek üzere Roma'ya gitti.

Zamir, en iyi ‘kastalarından’ (Mossad saha ajanları) Mark Heysens'i yerleştirdi.

İspanyol araştırmacı Eric Frattini, "The Entity/Five Centuries of Vatican Secret Espionage" adlı ilgi çekici kitabında, Mossad'ın ajanı Zvi Zamir'in, Vatikan'ın kalbine girdiğinde, gelecekte dinleme cihazları yerleştirmek için uygun yerleri gözetlediğine dikkat çekiyor. Bu, İsrail'in Roma Katolik Kilisesi'nin kalbinde neler olup bittiğini öğrenme girişimiydi.

Ziyaret aslında gerçekleşecekti ama önce Zamir, Meir’in hayatını acımasız bir ölümden kurtarmak zorundaydı... Peki ne olmuştu?

Zamir, Golda'yı Strela'dan kurtardı

Öyle ya da böyle, Golda'nın Papa ile görüşmek üzere Roma'ya gittiğine dair haberler sızdırıldı ve bu da Filistinli grupların eşi benzeri görülmemiş bir operasyona hazırlanma iştahını kabarttı.

Daha sonra Beyrut'ta öldürülen Ebu Yusuf en-Neccar, Meir'in Papa'yı ziyaretiyle ilgili bilgi edinince hemen Doğu Almanya'daki Ali Hasan Seleme'ye bir mesaj göndererek, "Avrupa çapında kanımızı dökmek isteyen bu kişiyi ortadan kaldıralım” dedi.

İsrailliler, 1982'de Lübnan'da FKÖ belge yığınları arasında bulana kadar bu mektuptan haberleri yoktu. Ali Hasan Seleme, Golda Meir'in uçağının Roma Havaalanı'na inmeden havadayken, Rus yapımı SA-7, NATO'nun Grail dediği Strella güdümlü roketiyle hedef almak için hazırlıklara başlamıştı.

Bu füze aslında Yugoslavya'daki Filistin eğitim kamplarından Roma havaalanı yakınına kurulmak üzere transfer edildi.

 Zamir ve arkadaşlarının ilkel bir hareketle, üç egzosu olduğu anlaşılan arabayı Roma Havaalanı yakınında devirmeseydi, plan neredeyse başarılı olacaktı. Golda kurtuldu ve Ekim 1973'te yaşananlara rağmen Mossad Başkanına borçlu kaldı.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.