İran Pakistan'ın tarafsızlık politikasının sonunu mu getiriyor?

Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, İran'ın Pakistan'a saldırısını, arka plan detaylarıyla AA'ya kaleme aldı

(AA)
(AA)
TT

İran Pakistan'ın tarafsızlık politikasının sonunu mu getiriyor?

(AA)
(AA)

Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, İran'ın Pakistan'a saldırısını, arka plan detaylarıyla AA için kaleme aldı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü vahşi katliam 3'üncü aynı tamamlamışken İran’ın son bir hafta içerisinde Irak ve Suriye’den sonra salı günü Pakistan topraklarına düzenlediği saldırılar gerilimin daha geniş bir coğrafyaya taşınması açısından oldukça önemli. İran bu saldırıların Pakistan topraklarında yuvalanarak İran’a yönelik saldırılar düzenleyen Ceyşul Adl isimli örgüte yönelik olduğunu açıkladı. Saldırı sonrası Pakistan’ın bu saldırıları egemenlik ihlali olarak tanımlayıp İran’la diplomatik ilişkileri askıya alması ve saldırılardan kısa bir süre sonra İran’a yönelik misillemede bulunması iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı.

Geleneksel olarak Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabete odaklanan ve Orta Doğu ve İslam ülkeleri arasındaki düşmanlık ve rekabette tarafsız kalmaya özen gösteren Pakistan’ı hedef alan saldırılar bölgesel düzlemde önemli sonuçlar doğuracaktır. Her iki ülkenin sınır güvenliğine dair sorunları uzun zamandır aralarında düşük yoğunluklu da olsa gerilim yaşanmasına yol açıyor. Ancak bugünkü gerilimin arkasında Pakistan’ın Çin ve Suudi Arabistan ile İran’ın ise Hindistan ile geliştirdiği yakın işbirliğinin önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Dikkatlerin Gazze’deki İsrail vahşetine odaklandığı bir zamanda İran’ın Pakistan egemenliğini ihlal eden beklenmedik saldırıları Pakistan dış politikasında önemli değişimlere yol açacaktır.

İran-Pakistan rekabetinin temelleri

İki ülke arasında güvensizliğe yol açan temel faktör İran ve Pakistan’ın bölgede rakip aktörlerle geliştirdiği ilişki biçimidir. Pakistan açısından ana ulusal düşman olan Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabet en önemli ulusal güvenlik sorunu. Hindistan ile girdiği bu jeopolitik rekabette İslam dünyasını bir ağırlık merkezi olarak gören İslamabad yönetimi, Orta Doğu ve İslam ülkeleri arasındaki ihtilaflarda tarafsız kalmaya özen gösteriyor. Hindistan ile yakın işbirliği geliştiren İran ise Suudi Arabistan ile girdiği rekabete büyük önem atfediyor. Etkili bir askeri kapasiteye sahip olan ve aynı zamanda nükleer bir güç olan Pakistan’ın zaman zaman Suudi Arabistan ile yakınlaşması İran’ı doğudan çevrelenme endişesine sevk ediyor.

İslam Devrimi öncesi yakın işbirliği geliştiren iki aktör İran’ın devrim ihracı politikası benimsemesiyle gerilimli bir ilişki dönemine girdi. 1990’lı yıllar boyunca Pakistan toprakları İran ve Suudi Arabistan arsındaki vekalet savaşlarına konu oldu. Bu dönemde ülkenin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan Şiiler ile Sünniler arasında yoğun bir çatışma yaşandı. Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan süreçte İran-Suudi rekabetinin sönümlenmeye başlamasıyla Pakistan iç siyasetindeki bu gerilim de önemli ölçüde hafifledi.

2010’lu yıllardan itibaren iki ülke topraklarında yaşayan ve Sünni bir halk olan Beluciler arasında yaygınlaştığı iddia edilen "ayrılıkçı eğilimler" iki ülkeyi yeniden karşı karşıya getiren önemli bir faktör oldu. Çünkü 2010 sonrası dönemde İran’ın Sistan-Belucistan ve Pakistan’ın Belucistan bölgelerinde İran ve Pakistan güvenlik kuvvetlerini hedef alan çok sayıda kimliği belirsiz saldırı meydana geldi. Her iki ülke de bu saldırılarda birbirini suçlamaya devam etti. İran tarafı Pakistan hükümetinin İran topraklarında terör eylemleri gerçekleştiren Ceyşul Adl ve Cundullah gibi terör örgütlerine güvenli bir alan sağladığını iddia ederken Pakistan tarafı ise İran’ın Belucistan Özgürlük Ordusu adlı ayrılıkçı terör örgütüne destek verdiğini savunuyor. Pakistan kendi topraklarındaki bu saldırıları Hindistan’ın İran topraklarını bir üs olarak kullanarak gerçekleştirdiğini savunuyor.

İki ülke arasındaki gerilimi tırmandıran başka bir faktör ise jeoekonomik rekabettir. İran deniz ticaretinin yüzde 80’ini gerçekleştirdiği Bender Abbas limanının derin su limanı olmaması, Hürmüz boğazının içerisinde kalması sebebiyle son yıllarda sınırlarının Hint Okyanusu’na bakan bölümünde yer alan Çabahar’da derin su limanı inşa etmeye başladı. Amerika Birleşik Devleti’nin (ABD) yaptırım listesinin dışında tuttuğu Çabahar limanı İran-Hindistan işbirliğinin de önemli bir sembolüdür. Hindistan, Çin’in geliştirdiği Kuşak ve Yol inisiyatifini dengelemek ve İran ve Afganistan üzerinden Hazar havzasına ve Avrupa’ya güvenli bir erişim elde etmek için liman ve limanın iç bölgelerle bağlantısına büyük yatırım yaptı. Çin ise uzun yıllardır 60 milyar doların üzerinde bir yatırım yaparak Çin-Pakistan ekonomik koridorunu inşa ediyor. Kuzeyde Doğu Türkistan topraklarında başlayan bu ekonomik koridorun güney ucunda Pakistan’ın Hint Okyanusunda yer alan ve dünyanın en derin su limanı olan Gwadar yer alıyor.

Hem Gwadar hem de Çabahar limanları Belucilerin yaşadığı bölgede yer alıyor. İran ve Pakistan arasında bölünen ve her iki ülkenin de ekonomik olarak en az gelişmiş bölgeleri olan Beluci toprakları jeopolitik ve jeoekonomik önemi sebebiyle son yıllarda Hindistan ve Çin yatırımlarının en önemli adreslerinden biri haline geldi. Beluci bölgesine stratejik yatırımlar yapan Hindistan ve Çin arasındaki gerilim İran ve Pakistan’ı karşı karşıya getiren önemli bir faktör olarak sayılabilir.

Pakistan tarafsızlığının sonu mu?

Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabete odaklanan ve İslam dünyasını bu rekabette bir ağırlık merkezi olarak gören Pakistan başta İran-Suudi rekabeti olmak üzere bölgesel meselelerde dengeli ve tarafsız bir politika izlemeye çalışıyor. Örneğin 2015 yılında Suudiler Yemen’e yönelik operasyon başlattıklarında Pakistan kara birliklerine güvenmişlerdi. Ancak Pakistan, Yemen savaşına asker göndermeyi kabul etmeyerek Suudileri şaşkınlığa uğrattı. Yine aynı yıl içerisinde Suudilerin öncülüğünde kurulan ve adı konmasa da pan-Sünni bir nitelik arz eden "İslam Ordusu" koalisyonuna komutan olarak Pakistan Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Rahel Şerif’in atanması da İran’da endişe ile karşılandı. 2019 yılında Malezya’da düzenlenen, Türkiye ve İran’ın en üst düzeyde katıldığı İslam İşbirliği Teşkilatı’na alternatif olarak tanımlanan Kuala Lumpur Zirvesi’ne Pakistan’ın devlet başkanı seviyesine katılma girişimi de Suudi Arabistan’ı oldukça kızdırdı. Riyad’ın gösterdiği sert tepki üzerine toplantıya İmran Han yerine Pakistan Dışişleri Bakanı katıldı.

İran’ın hafta başında düzenlediği saldırılar Pakistan’ın bölgesel meselelerdeki tarafsız ve dengeli politikasının sonunu getirecektir. Bu saldırılar, Batı ile yakın işbirliğine dayanarak bölgesel meselelerde etkinliğini hızla artıran Hindistan karşısında güvensizliği artan Pakistan’da yeni ittifak arayışlarına neden olacaktır. İran’ın bölgedeki en önemli rakibi olan Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki ilişkilerin derinleşeceğini ve Pakistan’ın İran-Suudi rekabetindeki tarafsızlığını kaybedeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İran-Pakistan arasındaki bu gerilim tıpkı 1990’lı yılarda olduğu gibi Pakistan içerisinde Şii-Sünni çatışmalarını yani İran-Suudi vekalet savaşlarını yoğunlaştırabilir. İran’ı dengelemek ve çevrelemek isteyen Suudilerin İslamabad’a olan ihtiyacı iki ülke ilişiklerin hızla ilerlemesine yol açacaktır.

İran’ın Irak ve Suriye’den sonra Pakistan’a saldırması ABD nezdinde de ciddi bir endişeye yol açtı. Uzu yıllardır kritik su yollarının güvenliğini sağlamak için yoğun çaba sarf eden ABD’nin Kızıldeniz ve Hürmüz’den sonra Hint Okyanusu’nda yeni bir gerilimi istemeyeceği aşikar. Bu saldırılar sonrası uzun zamandır bir gerilim yaşayan ABD-Pakistan ilişkilerindeki gerilimin düşeceğini tahmin edebiliriz.

Her ne kadar İran ile Pakistan arasında önemli gerilim kaynakları olsa da bu gerilimin sıcak savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği Çin’in tavrına bağlıdır. Çin’in bölgeye dönük çıkarları ve her iki ülkenin de Çin ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında Çin’in sıcak çatışmaya onay vermesinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar Pakistan İran’a yönelik bir misilleme yapmış olsa da çatışmaların yoğun bir savaşa dönmesi zayıf bir ihtimal.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]



Atom Enerjisi: İran'ın Hendab nükleer santrali hizmet dışı kaldı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Viyana'daki genel merkezinde bulunan logosu (EPA)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Viyana'daki genel merkezinde bulunan logosu (EPA)
TT

Atom Enerjisi: İran'ın Hendab nükleer santrali hizmet dışı kaldı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Viyana'daki genel merkezinde bulunan logosu (EPA)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Viyana'daki genel merkezinde bulunan logosu (EPA)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), gün yaptığı açıklamada, İran'ın Hendab'daki ağır su üretim tesisinin ciddi hasar gördüğünü ve faaliyetlerini durdurduğunu bildirdi.

İran iki gün önce tesisin saldırıya uğradığını duyurdu. Ajans yaptığı açıklamada, tesiste beyan edilen herhangi bir nükleer madde bulunmadığını belirtti.


Trump: İran, saygı gereği Hürmüz Boğazı'ndan 20 petrol tankerinin geçmesine izin verecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump: İran, saygı gereği Hürmüz Boğazı'ndan 20 petrol tankerinin geçmesine izin verecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin İran ile Hürmüz Boğazı'ndan 20 petrol tankerinin geçişi için müzakere edildiğini duyurdu. Tahran, Ortadoğu'daki savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatmış, bu da yakıt fiyatlarında keskin bir artışa yol açmıştı.

Trump, Washington'a giderken Air Force One uçağında gazetecilere şunları söyledi: "Sadece şunu söyleyebilirim ki, bu müzakerelerde çok iyi bir iş çıkarıyoruz, ancak İran'la asla ne olacağını bilemezsiniz çünkü onlarla müzakere ediyoruz ve her zaman onları bombalamak zorundayız."

İran'ın ABD tarafından önerilen 15 maddelik ateşkes planına yanıt verip vermediği sorulduğunda, "Çoğu maddeyi kabul ettiler. Neden kabul etmesinler ki?" diye sordu.

Ancak Trump, İran'la ilgili sorulara detay vermedi, sadece Tahran'ın önemli tavizler verdiğini söyledi.

Trump, "Plan konusunda bizimle hemfikirler" diye açıkladı.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney'in "hayatta olabileceğini ancak çok zor bir durumda olduğu ve ağır yaralandığı açıkça ortada" ifadesini kullandı.


Rusların yüzde 81'i doğaüstü varlıklara inanıyor

Her beş Rus'tan birinin inandığı denizkızları farklı kültürlerde çeşitlense de birbirine yakın şekillerde betimleniyor (Unsplash)
Her beş Rus'tan birinin inandığı denizkızları farklı kültürlerde çeşitlense de birbirine yakın şekillerde betimleniyor (Unsplash)
TT

Rusların yüzde 81'i doğaüstü varlıklara inanıyor

Her beş Rus'tan birinin inandığı denizkızları farklı kültürlerde çeşitlense de birbirine yakın şekillerde betimleniyor (Unsplash)
Her beş Rus'tan birinin inandığı denizkızları farklı kültürlerde çeşitlense de birbirine yakın şekillerde betimleniyor (Unsplash)

Rusya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi (VCIOM) tarafından yapılan yeni bir ankete göre Rusya'da yaşayanların yüzde 81'i doğaüstü varlıklara inanıyor.

Cuma günü sonuçları yayımlanan anketin, en az 18 yaşındaki 1600 katılımcıyla 27 Ocak'ta yapıldığı bildirildi. 

Yüzde 66'lık bir kesim, tehlike altındaki kişileri koruyan ilahi güçlerin veya azizlerin var olduğunu düşünüyor. 

Yüzde 57, bu varlıkların askerleri kolladığı kanısında. 

Yüzde 48 de çocukları ve hayvanları gözeten koruyucu ruhlara inanıyor. 

Denizkızları ve su perilerine inançsa yüzde 22'de kaldı. 

Rusların mistik deneyimler ve büyüye de çok açık olduğu ankette görüldü.

Katılımcıların yüzde 85'i bu tarz şeylerden en az birini denediğini açıkladı. 

Yüzde 59'luk bir kesimin kutsal ve şifalı olduğu düşünülen su kaynaklarına gittiği, yüzde 52'nin astrolog ve burç yorumcularını ziyaret ettiği, yüzde 37'nin falcılara danıştığı aktarıldı. 

Yüzde 25 de muska ve tılsım taşıdığını bildirdi.

Bu tarz inançların yaşla birlikte arttığı görülüyor. 60 yaş üstünde doğaüstü yaratıklara inanma oranı yüzde 93'ü buldu. 

VCIOM'nin kıdemli uzmanlarından Maria Grigorieva, bu sonuçların geleceğe dair belirsizlik ve süregelen jeopolitik istikrarsızlıkla bağlantılı olduğu yorumunu yaptı:

Batıl inançlar evrensel bir psikolojik mekanizmadır, kaygının temel kaynağı olan belirsizliğin stresini azaltırlar. İnsanlar hayatlarının kontrolünü kaybettiklerini ne kadar hissederse batıl inançları da o ölçüde kuvvetlenir.

Grigorieva, Rusya'nın Ukrayna savaşı sonrasında yaşadığı ekonomik zorlukların da bu inanışları güçlendirebileceğine dikkat çekti. 

Independent Türkçe, RT, TASS