İran’ın Ortadoğu’daki saldırıları ne anlama geliyor?

Tahran, nükleer üzerinden de olsa ‘sahne ışığını’ geri kazanmaya hevesli

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 18 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yaparken (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 18 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yaparken (AFP)
TT

İran’ın Ortadoğu’daki saldırıları ne anlama geliyor?

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 18 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yaparken (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 18 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yaparken (AFP)

Hüsam İtani

16 Ocak’ta İran Devrim Muhafızları’na bağlı hava sahası gücü, Pakistan’da, Suriye’de ve Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’nde birbirlerine binlerce kilometre uzaklıktaki hedeflere füze saldırıları düzenledi. İranlılar, bu saldırılar için çeşitli gerekçeler öne sürdü, ancak bunların çoğu ikna edici değildi ya da bölgedeki mevcut durumun bağlamı dışındaydı.

İran’ın hedef aldığını söylediği ‘düşmanlar’ listesinde, Kürdistan bölgesinin Erbil kentindeki İsrail dış istihbarat servisi MOSSAD da yer alıyor. MOSSAD, yaklaşık iki hafta önce Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastı anısına düzenlenen tören için toplanılan Kirman’daki patlamada gizemli bir rol oynamıştı. İranlılar, DEAŞ-Horasan mevzileri hakkında da DEAŞ-Horasan örgütünün Kirman’daki iki patlamadan sorumlu olduğunu ve Heyet-i Tahrir-i Şam’ın (HTŞ) da (Doğu) Türkistan İslam Partisi’nin (TİP) yanı sıra DEAŞ-Horasan’a da ev sahipliği yaptığını söyledi. Medya, Şincan (Xinjiang) bölgesinin Çin’den ayrılmasını talep eden Uygurlara mensup savaşçılar içeren Türkistan İslam Partisi’nin, HTŞ’nin kontrol ettiği bölgelerdeki varlığına dair çeşitli göstergelere işaret etti. Üçüncü ‘düşman’ ise Adalet Ordusu (Ceyşu’l-Adl) adlı örgüt. Beluç unsurlar içeren ve İran’dan ayrılık çağrısı yapan Ceyşu’l Adl, geçtiğimiz aralık ayında İran’ın Sistan-Belucistan eyaletindeki Rasak kasabasına saldırı düzenleyerek, 11 İranlı polisin ölümüne sebep oldu.  

Bu varsayılan düşmanların ortak yanı, İran’a karşı terörist saldırılar düzenlemiş olmaları. Buna göre Tahran sözcülerinin vurguladığı gibi İran da bu saldırılara karşı ‘nefsi müdafaa’ hakkını kullandı. MOSSAD’ın Suriye’de yıllar boyunca HTŞ ile DEAŞ arasında savaşlar yaşanmış olmasına rağmen DEAŞ-Horasan unsurlarını Kirman’daki patlamayı gerçekleştirmek üzere Pakistan’a geçirmek için HTŞ ile hazırlık yapmayı neden kabul ettiğine dair İran anlatısında tutarsızlıklar var. Bunlar bir yana, İran basınında çarşamba gecesi gerçekleşen saldırıya ilişkin sıralanan sebepler de durumun tam resmini sunmuyor.  

Aralık ayına dönersek, Arap (Umman) Denizi’nde Hindistan kıyılarına yaklaşık iki yüz deniz mili mesafede İsrailli bir iş insanının sahip (ya da hissedarı) olduğu bir geminin bir insansız hava aracının saldırısına uğradığını görürüz. Bu silahlı insansız hava aracının (SİHA) Yemen’deki Husiler tarafından gönderilmiş olmasını pek mümkün görmeyen uzmanlar, failin İran olduğu kanaatine vardı. O gün Tahran’ın, Gazze’deki savaş çerçevesinde ve Lübnan’daki sınır çatışması, Irak’tan yapılan füze saldırıları ve Suriye’den yapılan füze ve İHA saldırılarıyla devam eden çatışmalara doğrudan dahil olmaya karar verip vermediğine dair sorular soruldu.

Burada, Hamas hareketinin 7 Ekim’de İsrail’de Gazze’nin etrafındaki bölgeye düzenlediği saldırısından bu yana İran’ın tutumunu tanımlayan birkaç nokta üzerinde durmamız gerekiyor:

İran’ın saldırının ilk gününden itibaren yaşadığı kafa karışıklığı, bu saldırıda parmağı olmadığını iddia etme ve sorumluluğu üstlenmeme konusunda sergilediği katı tutumla gözler önüne serildi. Birkaç hafta sonra İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in, kendisini Tahran’da ziyaret eden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’ye, Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonundan İran’ı önceden haberdar etmemesi sebebiyle, Lübnan Hizbullah’ı Lübnan’dan İsrail’e karşı geniş çaplı bir savaşa sevk etmeye ilişkin itirazını bildirdiği iddia edildi. Tahran’ın rakipleri ve düşmanları da dahil olmak üzere bölgenin başkentlerine akın eden elçileri ve dışişleri bakanlarını gören İranlılar, özellikle de kendilerini saldırının sorumluluğundan bu tür haberler yayarak uzak tuttuktan sonra yalnız hissetmiş olmalılar. Zira ne arabulucu ne de taraf olarak, hiçbir önem ifade etmiyorlar.

Aralık ayında Tahran’ın Gazze’deki savaş ve yan cepheler çerçevesinde devam eden çatışmalara doğrudan dahil olmaya karar verip vermediğine dair sorular sorulmaya başladı

Bu, bazı Devrim Muhafızları subaylarının, Aksa Tufanı Operasyonu’nun aslında Kasım Süleymani suikastının intikamını almak üzere İran’ın talimatıyla yapıldığı yönündeki açıklamalarına kısmen açıklık getiriyor. Çünkü İranlılar, Iraklı Haşd-i Şabi’nin (Halk Seferberlik Güçleri) İsrail’e birkaç SİHA göndermesinin yanı sıra, aldığı ağır kayıplara rağmen Lübnan’ın güneyinde çatışmalara katılan Hizbullah üzerinden elde ettiği sınırlı sonuçlardan sonra bir rol arayışında. İran’ın siyasi tutumu, İsrail’e yönelik kanlı saldırıyla herhangi bir bağlantıyı ısrarla inkâr etmek ile gittikçe gerginleşen durumdan siyasi fayda devşirmeye çalışmak arasında bocalıyor.

Husilerin Kızıldeniz’den geçen gemilere karşı başlattığı savaş, İran’ın diplomatik çabalarını daha da karmaşık hale getirdi. Nitekim Batı, Husileri saldırıları durdurmaya ikna etmesi için İranlılarla temasa geçme teşebbüsünde bulunmadı. Bunun yerine ABD, Husilerin bulunduğu noktalara saldırılar düzenleyecek bir askerî koalisyon kurma yoluna girdi. Amerikalılar için Yemen kumlarına dalma ihtimali varsa da İranlılar, oradaki oyunun efendisi değiller ve oradaki çatışmaya yaptıkları yatırımların çok az sonuç vermesine sebep olacak onlarca faktör ve veri var.  

Foto: 18 Ocak’ta İsrail bombardımanının ardından Lübnan’ın güneyindeki el-Udeyse kasabasında yükselen dumanlar (AFP)
18 Ocak’ta İsrail bombardımanının ardından Lübnan’ın güneyindeki el-Udeyse kasabasında yükselen dumanlar (AFP)

Durum ne olursa olsun, İran’ın Pakistan’ı bombalamasına ilişkin büyük bir soru işareti varlığını sürdürüyor. Şöyle ki İran’ın ileri sürdüğü gerekçe, yani Adalet Ordusu’na mensup ayrılıkçıların Rasak’a yönelik saldırısı, bir aydan fazla bir süre önce gerçekleşti. Şu aşamada Tahran-İslamabad ilişkilerinde kayda değer bir gerginlik söz konusu değil. Beluç ayrılıkçılar meselesi ise iki ülkenin ortak sorunu. Zira Pakistan Dışişleri Bakanlığı ve Ordu sözcülerinin açıklamasına göre Pakistan da ayrılıkçı Beluç örgütlerin İran topraklarında yoğunlaşmasından rahatsız.

Belki de bahsedilen olayların tamamı, Gazze’deki savaştan kaynaklanmıyordur. Gerginliğin Hindistan kıyılarına ve Belucistan kırsalına kadar uzanması, Filistin-İsrail çatışmasına doğrudan bir yol bulamayabilir. Bunun İran’da olup bitenlerle bağlantılı olduğuna ise şüphe yok.

Buraya eklenecek birkaç değerlendirme var:

Birincisi: Vekalet yaklaşımının, İran’ın çıkarlarını demir bir yumrukla koruyan ve burada Ebu Takva, orada Nuceba’nın arkasına saklanmayan bir güç olarak Tahran’ın imajını zedelemesinden sonra İran, vekillerine verdiği görevleri geri almaya karar verdi. Düşmanlarını füzelerle vuruyor ve bunu korkusuzca ilan ediyor. Pakistan savaş uçaklarının İran toprakları üzerindeki bazı hedefleri vurmasında olduğu gibi, bedel ödemekten de kaçmıyor.

İkincisi: İran, ciddi anlamda huzursuz. Zira bir yandan Kürdistan bölgesi yetkililerini İranlı Kürt partilerin ortak sınırdan uzaklaştırılmasına ilişkin anlaşmaya uymamakla suçlarken, diğer yandan MOSSAD’ın Erbil’de büyük karargâhlar kurduğunu iddia ediyor. Suriye’deki DEAŞ-Horasan mevzilerinin bombalanmasına ilişkin açıklamasında da ısrarla Türkistan İslam Partisi’nin adını zikrediyor. Bununla sanki Çin’e, Uygur ayrılıkçıları vurarak kendisine bir iyilik yaptığı mesajını vermek istiyor.

Vekalet yaklaşımının, İran’ın çıkarlarını demir yumrukla koruyan ve burada Ebu Takva’nın, orada Nüceba’nın arkasına saklanmayan bir güç olarak Tahran’ın imajını zedelemesinden sonra İran, vekillerine verdiği görevleri geri almaya karar verdi

Üçüncü değerlendirme, Pakistan’la ilgili. İran’ın haksız bombardımanına rağmen oldukça sakin görünen Pakistan’ın açıklamalarında da ifade edildiği üzere Pakistan, eski ve dost bir komşu olmakla birlikte nükleer bir ülkedir ve Çin’in önde gelen dostlarından biri olarak Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında önemli görevler ifa etmektedir. Dolayısıyla İran’ın Pakistan topraklarını bombalamasının çeşitli sebepleri ve düzeyleri var gibi görünüyor.

Foto: 17 Ocak’ta İran’ın Erbil’e yönelik bombardımanıyla yıkılan bir binanın enkazı üzerinde duran kurtarma ekipleri (AFP)
17 Ocak’ta İran’ın Erbil’e yönelik bombardımanıyla yıkılan bir binanın enkazı üzerinde duran kurtarma ekipleri (AFP)

En az önemli olan şeyse şüphesiz Beluç ayrılıkçıların vurulmasıdır. İran’ın davranışlarına, Tahran’ın deyim yerindeyse ‘sahne ışıklarını’ üzerine çevirmek için kullandığı kartların çoğunu kaybettikten sonra uluslararası ilgiye yeniden mazhar olmak için yaşadığı can sıkıntısı halini, kafa karışıklığını ve eski kartları karıştırma telaşını değerlendirme penceresinden bakılmalıdır.

Söz konusu kartlardan en önemlilerinden biri, İran’ın nükleer programı. Joe Biden yönetiminin kendisini dünya barışının mimarı olarak pazarlamasına yardımcı olacak bir atılım gerçekleştirmeye çalıştığı dönem sona erdi. Zira Ukrayna savaşına boğazına kadar daldı, sonra da Gazze’yi acımasızca yıkması için İsrail’e sınırsız destek verdi. Yönetimin İran dosyasından sorumlu yetkilisi Rob Malley’nin güvenlik izninin geri çekilmesi de ABD’nin tutumunu desteklemedi. Hatta olay, Biden’ı, İran’la anlaşarak bir başarı elde etme uğrunda ABD’nin ulusal güvenliğini riske atmakla suçlamak için kullanıldı.

Böylece nükleer dosya, tedavülden kalktı ve İran, cazibe unsurunu kaybetti. İran’ın düşünce tarzına hâkim olan karmaşık yol göz önüne alındığında, İran nükleer dosyasını Pakistan üzerinden canlandırma düşüncesinin varlığı, ihtimal dışı değil. Nükleer silahını, kendisi de nükleer olan Hindistan’a karşı caydırma amacına tahsis eden İslamabad, İran için pusuda bir düşman gibi görünmeyebilir. Ancak Pakistan ile İran arasında gerilime yol açabilecek pek çok faktör bulunabilir: Belucistan ayrılıkçıları bunlardan biri. Ayrıca İslamabadlı yetkililer, Tahran’ın su anlaşmazlıkları ve nehir sularının paylaşımı yüzünden kendisine yönelik düşmanlığı karşısında Afganistan’da Taliban’ı destekliyor. Üstelik bu iki büyük ülkede Sünniler ile Şiiler arasında da mezhep ayrılığı söz konusu. Pakistan’da büyük bir Şii azınlığın olduğu doğru. Ama bu azınlık daima, Sünni silahlı örgütlere mensup radikallerin saldırılarına ve neredeyse dönemsel olarak bombalamalara maruz kalıyor.  

Bazıları son paragrafta yazılanları son derece hayali ve akıldışı bulabilir. Ama günümüz dünyasındaki savaşlarda ve politikalarda ne makul ki zaten?

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
TT

ABD'nin İsrail'e 2,8 milyar dolarlık yeni silah satışına onay vermesi bekleniyor

Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)
Kiev yakınlarındaki bir askeri havalimanına ulaşan ABD silah sevkiyatı (Arşiv- Reuters)

ABD'nin, İsrail'e yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde yeni bir silah satışına onay vermeye hazırlandığı ve pakette 40 bin adet 2 bin librelik (yaklaşık 1 ton) bomba bulunduğu bildirildi.

ABD basınında yer alan haberlere göre, Amerikan vergi mükelleflerinin ödediği kaynaklarla finanse edilecek paket, Batı'nın cephaneliğindeki en ağır yıkıcı mühimmatlar arasında yer alan silahları içeriyor. Pakette 20 bin adet MK-84 tipi bomba, 20 bin adet BLU-117 tipi bomba ve tahkimatları delmek amacıyla kullanılan I-2000 Penetrator tipi 20 bin savaş başlığı bulunuyor.

The New York Times'ın bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı habere göre, Başkan Donald Trump yönetiminin söz konusu silah satışına onay verdiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili ise yaptığı açıklamada, "Tüm dış askeri satışlar, yürürlükteki prosedürler doğrultusunda ilerlemektedir" dedi. Yetkili, henüz tamamlanma aşamasında olan satışlara ilişkin ise yorum yapmaktan kaçındı.

Silah paketine ilişkin haberler, ABD Savunma Bakanlığının İran'daki savaşla bağlantılı olarak mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul ettiği bir dönemde gündeme geldi. Washington yönetiminin 28 Şubat ile 30 Haziran tarihleri arasında mühimmat için 22,3 milyar dolar harcadığı bildirildi.

Trump yönetimi, Şubat 2025'te İsrail'e bomba, füze ve bunlarla bağlantılı ekipmanların da yer aldığı 7,4 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Söz konusu pakette MK-84 tipi mühimmat da bulunuyordu.

Joe Biden yönetimi, Gazze'de sivil kayıplara ilişkin endişeler nedeniyle 2 bin librelik bombaların sevkiyatlarından birini askıya almıştı. Trump yönetimi ise 2025'in başında göreve gelmesinin ardından söz konusu bombaların İsrail'e teslim edilmesine onay verdi.


Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalar getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
TT

Amerika, Güney Afrika vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalar getirdi

Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)
Pasaportta iptal edilmiş bir ABD vizesi (Reuters- Arşiv)

ABD, Güney Afrika vatandaşlarına vize verilmesine yönelik yeni kısıtlamalar getirdi. Karar, ABD Başkanı Donald Trump'ın apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ülkenin uyguladığı ırksal adalet politikalarını defalarca eleştirmesinin ardından geldi.

Trump, Güney Afrika hükümetinin toprak mülkiyetinin yeniden düzenlenmesi ve eski apartheid rejiminin ekonomik ve toplumsal mirasının ele alınmasına yönelik politikalarını birçok kez eleştirmişti. Söz konusu politikalar, beyaz azınlık yönetiminin sona ermesinin üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen devam eden büyük eşitsizliklerin giderilmesini amaçlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, yeni uygulamaların "tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına, ırk temelinde ayrımcılığa ve/veya ırksal ya da etnik azınlıklara yönelik yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel şiddete teşvikte" bulunduğu değerlendirilen Güney Afrika vatandaşlarını hedef aldığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Başkan Trump'ın da açıkça belirttiği üzere, Güney Afrika halkı, Afrikaner azınlığının aleyhine olacak şekilde ırksal adaletsizlikleri gidermeye yönelik aşırı politikalar izleyerek ülke ekonomisini tahrip eden bir hükümetten zarar görüyor" dedi.

Rubio, vize kısıtlamalarının "ırk temelinde ayrımcılığı teşvik eden, şiddete kışkırtan veya tazminat ödenmeksizin topraklara el konulmasına katkıda bulunan" kişileri hedef alacağını söyledi.

Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'daki bir görüşmede Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'yı, "beyazlara yönelik soykırım" olarak nitelendirdiği uygulamalar nedeniyle sert biçimde eleştirmişti. Trump yönetimi aynı yıl Güney Afrika'ya yüksek gümrük vergileri uyguladı ve Trump ayrıca Johannesburg'un ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi'ni boykot etmişti.


ABD’de bir televizyon kanalının helikopteri trafik kazasını görüntülerken düştü: 3 ölü

Helikopter, Ulaşım İdaresi’ne ait bir otobüsün çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan ölümcül kazasını haberleştirirken düştü (Reuters)
Helikopter, Ulaşım İdaresi’ne ait bir otobüsün çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan ölümcül kazasını haberleştirirken düştü (Reuters)
TT

ABD’de bir televizyon kanalının helikopteri trafik kazasını görüntülerken düştü: 3 ölü

Helikopter, Ulaşım İdaresi’ne ait bir otobüsün çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan ölümcül kazasını haberleştirirken düştü (Reuters)
Helikopter, Ulaşım İdaresi’ne ait bir otobüsün çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan ölümcül kazasını haberleştirirken düştü (Reuters)

ABD'nin batısındaki Los Angeles kentinde, bir trafik kazasını görüntüleyen televizyon kanalına ait helikopterin dün yerleşim bölgesine düşmesi sonucu en az üç kişi hayatını kaybetti. İtfaiye ekiplerinin verdiği bilgiye göre kazada bir kişi de yaralandı.

Helikopter, kent merkezinin kuzeybatısındaki Chatsworth semti üzerinde, bir SUV ile otobüsün çarpıştığı kazayı görüntülemek üzere uçuyordu. Söz konusu kazada da üç kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Kaza, ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles kentinin Chatsworth bölgesinde meydana geldi (Reuters)
Kaza, ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles kentinin Chatsworth bölgesinde meydana geldi (Reuters)

Olay yerindeki muhabirler, helikopterin otobüs kazasının meydana geldiği noktaya yakın bir bölgede yere çakıldığını, ardından yoğun duman yükseldiğini gördüklerini belirtti.

Daha sonra basına yansıyan hava görüntülerinde helikopterin enkazı görüldü. Enkazın kuyruğu ve pervanesinin alevler arasında ağır hasar gördüğü dikkat çekti.

Acil durum ekipleri helikopterin düştüğü yerde çalışmalarını sürdürüyor (AP)
Acil durum ekipleri helikopterin düştüğü yerde çalışmalarını sürdürüyor (AP)

İtfaiye ekipleri, kazada üç kişinin hayatını kaybettiğini, bunlardan birinin görünüşe göre yerde bulunduğunu ve bir kişinin de yaralandığını açıkladı. ABD'deki televizyon kanallarının helikopterlerinde genellikle pilot ve kameraman olmak üzere iki kişilik ekip görev yapıyor.

Helikopteri işleten kanalın kimliği henüz resmen açıklanmadı. Ancak yerel NBC 4 kanalı, ekibiyle bağlantıyı kaybettiğini bildirdi.

İtfaiye ekipleri, NBC News'e ait helikopterin enkazında çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (Reuters).
İtfaiye ekipleri, NBC News'e ait helikopterin enkazında çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (Reuters).

ABD'nin ikinci büyük kenti Los Angeles'taki medya kuruluşları haber takibi konusunda yoğun bir rekabet içinde bulunuyor. Çok sayıda televizyon kanalı, yoğun hava trafiğinin yaşandığı kentte yangınlar, araç kovalamacaları ve çeşitli olayları görüntülemek için helikopter kullanıyor.