İran basını İsrail suikastlarında Rusya’nın rolünü sorguluyor

İran gazeteleri Suriye'de Devrim Muhafızları liderlerine düzenlenen suikastı nasıl ele aldılar?

Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
TT

İran basını İsrail suikastlarında Rusya’nın rolünü sorguluyor

Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)

Hanan Azizi

İsrail’in Suriye’de İran Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarına yönelik düzenlediği suikastlar İran basınının da dikkatini çekti. Mustafa Arani ise Heft Sabah gazetesinin 21 Ocak tarihli sayısında Mezze mahallesindeki terör saldırısına ilişkin 10 gerçek" başlıklı makalesinde şunları söyledi:

Şam'daki Mezze bölgesi sakin bir bölge olarak kabul ediliyor ve Başkanlık Sarayı’nın yakınında yer alıyor, birçok yabancı elçiliğin bulunduğu ve sıkı güvenlik önlemlerine tabi.

Mezze 20 Ocak’ta gâsıp çetenin (İsrail’in) terör saldırısına tanık oldu ve aralarında Kudüs Gücü İstihbarat Birimi’nin sorumlusu olan Sadık takma adındaki Yusuf Ümidzade'nin de bulunduğu Devrim Muhafızları üst kademesinden beş kişi öldürüldü.

Devrim Muhafızları’nın yaptığı açıklamada, bu süreçte Huccetullah Ümitvar, Ali Ağazade, Hüseyin Muhammedi ve Said Kerimi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Resmi olmayan kaynaklar, operasyonda 8 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 kişinin de yaralandığını belirtirken, resmî açıklamalarda 4 kişinin öldüğü, yalnızca 1 kişinin de yaralandığı belirtildi.

Muhammedi Camisi yakınında saat 11:00 sıralarında operasyon düzenlendi ve İsrail roketlerinin 4 katlı bir binayı hedef alması sonucu bina tamamen yıkıldı. Saldırı, eski hava savunma ve erken uyarı sistemlerine yakalanmayan Sabis 1000 akıllı füzeler ile gerçekleştirildi.

Eğer bu bilgiler doğruysa bu operasyon, yaklaşık 25 gün önce Seyyide Zeyneb bölgesinde Direniş Cephesi’ne bağlı İsnad biriminin başında bulunan Seyyid Razi Musavi’nin suikastına yol açan saldırının benzeridir.

“İran'ın tepkisi en önemli konudur, özellikle de bu, İsrail'in şehirdeki İranlı askeri liderleri hedef alan ikinci operasyonu olduğundan İran!ın tepkisi en önemli konudur”  Heft Sabah Gazetesi.

Hedef binanın askeri ve güvenlik toplantılarının yapıldığı geçici bir yer olarak kullanıldığı, ikamet yeri olmadığı söyleniyor. Seyyide Zeyneb bölgesindeki üst düzey İranlı yetkililerin ikametgahı. Hedef alınanların saldırıdan 2 saat önce toplantı yapmak amacıyla binaya girdikleri, saldırıdan 48 saat önce de Suriye'ye girdikleri söyleniyor.

Kudüs Gücü'ndeki istihbarat birimi başkanının kişisel ve pratik hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz ancak Haziran 2023'te yayınlanan Discord platformunda yayınlanan Amerikan istihbarat ve askeri belgeleri, Amerikan istihbarat teşkilatının Suriye'deki ABD kuvvetlerine yönelik saldırılar beklediğini gösteriyor.

s dfd
Amerikan askerleri 24 Ocak'ta Suriye'nin doğusundaki Kamışlı kentinde konuşlanmış durumda. (AFP)

İsrail, 21 Mart 2023’te başlayan İran yılında Suriye'de Devrim Muhafızları'nın 6 üyesini öldürdüğünden, özellikle de bu şehirdeki İranlı askeri liderleri hedef alan ikinci İsrail operasyonu olmasından dolayı İran'ın tepkisi en önemli konudur. Gözlemcilerin çoğu İran'ın Erbil ve Pakistan'a yönelik saldırıların sonuçlarından sonra daha bilinçli misilleme adımları atacağına inanıyor ancak benim sosyal medya kullanıcı grubum bir an önce misilleme yapılmasının gerekliliğinden bahsediyor. Örneğin Batı Asya Meseleleri uzmanı Ali Rıza Tagviniya, Devrim Muhafızlarının İsrail'in hesaplarını boşa çıkarması gerektiğini ve Siyonist örgütün liderlerinin güvenli olduğunu düşündüğü yerlerde MOSSAD unsurlarını hedef alması gerektiğini söylüyor.

Devrim Muhafızlarının, MOSSAD unsuru kişiyi hedef alınacağı korkusu olmadan ve korkusuz bir yerde öldürmesi gerekir. Devrimci güçler, Rusya'nın gözetimindeki Suriye hava savunma sistemlerinin Mezze saldırısını neden engelleyemediğini merak ediyor. X platformundaki İslami hareketin aktivistlerinden Ali Kalheki soruyor: “Suriye hava savunmasının çoğunluğunu kim yönetiyor? Seyyid Razi'nin öldürülmesi sürecinde de S-400 sisteminin çalışmaması normal mi?”

“Eğer Suriye hükümetinin işgal altındaki topraklara saldırı yapmasına ve Siyonistleri hedef almasına izin verilmiyorsa İranlı danışmanların orada kalmasının ne önemi var?” Heft Sabah Gazetesi.

Bazıları Suriye rejimini eleştirdi. Örneğin muhafazakâr hareketin "Mekşufat" kanalı Telegram'da şunları yazdı: Eğer Suriye hükümeti işgal altındaki topraklara saldırılara ve Siyonistlerin hedef alınmasına izin vermiyorsa, İranlı danışmanların orada kalmasının ne anlamı var? İranlı askeri liderleri orada tutmamalı ve onları Siyonistlerin hareketli hedefleri haline getirmemeliyiz… Beşşar Esed, sadece Suriye'deki İran varlığının maliyetini taşımamız gerektiğini değil, aynı zamanda Beşşar Esed'in güçlerimizin güvenliğinin korunması için füze saldırıları yapmamız, mitingler düzenlememiz ve Suriye’den ayrılmamız için bütün kolaylıkları sağlaması gerektiğini bilmesi gerekir.

İsrail’in Erbil’e yapılan füze saldırılarından darbe aldığını ve bu nedenle Suriye’deki saldırılarla karşılık verdiğini düşünen sabit fikirli bir grup var. el-Muhallel adlı Telegram kanalı, Mezze operasyonuna değinerek, Mezze operasyonu ile Erbil operasyonunun taktiksel planlamasının, Mezze saldırısının Erbil saldırısına kılıf olduğuna dair benzer işaretler taşıdığını aktardı. İsrail saldırısının hedefi, İran’ın Beyrut Büyükelçiliği ve Birleşmiş Milletler Ofisi gibi yabancı büyükelçiliklerin güvenlik bölgesinde askeri güvenlik toplantılarının yapıldığı bir binaydı. Saldırılar arasındaki benzerliklerden bir diğeri ise, MOSSAD’ın merkezine yönelik saldırının, ABD’nin Erbil Konsolosluğu yakınındaki gizli bir bölgede gerçekleşmesidir. Mezze’deki saldırı istihbarat birimi lideri, yardımcısı ve yardımcısının ölümüne yol açtı ve bu durum ve Kuzey Irak'ın İsnad bölgesinde 3 kişi ile birlikte Mossad liderinin ölümüne yol açan Erbil saldırısındaki hedeflere çok benziyor. Saldırının Mezze’de, hedeflerin binaya girmesinden saatler sonra gerçekleşmesi, onların İsrail tarafından bilindiklerini gösteriyor.

sadcvreb
İsrail'in 20 Ocak'ta Şam'da düzenlediği hava saldırısında öldürülen Muhammed Emin es-Samadi'nin 22 Ocak'ta İran'ın başkentinde cenazesi sırasında. (AFP)

MOSSAD görevlileri binaya girdikten dakikalar sonra Erbil'de hedef alındı. İsrail'in Mezze’deki operasyonu, Erbil'deki MOSSAD askeri binasının on bir füze ve iki balistik füzeyle hedef alınmasına karşılık değilse, İsrail'in binayı sekiz füzeyle hedef alması mantıklı görünmüyor.

Reformist Gazeteci Ahmed Zeyd Âbadi, savaş hayaletinin yaklaştığını belirterek, Mezze’deki suikast operasyonunun savaşın Ortadoğu'da giderek daha fazla yayılmaya başladığını gösterdiğini söyleyerek “Ya bölgedeki tüm çatışmalara kapsamlı bir çözüm çerçevesinde çözüm bulunacak ya da savaş tüm Ortadoğu'ya yayılacak” dedi.

Hemşehri gazetesinin internet sitesinde 21 Ocak'ta "Umutsuzluğun sebeplerine dayalı suikastlar" başlıklı bir haber yayınlandı ve haberde "Tel Aviv neden Kudüs Gücü liderlerine suikast düzenledi?" sorusuyla birlikte “Devrim Muhafızlarından Suriye’deki dört danışmanın şehadeti Gazze'deki stratejik hedeflere ulaşmada ciddi başarısızlığın farkında olan Tel Aviv'in bir kez daha, suikastlar sırasında sahte başarılar yaratmaya başvurdu” denildi.

“Tel Aviv, "Aksa Tufanı" sonrasında "Direniş Ekseni" karşısında üst üste yaşadığı başarısızlıklar nedeniyle kaybettiği prestijini yeniden kazanmaya çalışıyor.” Hemşehri Gazetesi.

Haberde şu ifadelere yer verildi: "Gözlemciler, Siyonistlerin, Filistinli direniş liderleri ile direniş eksenini aynı anda hedef alarak ve Gazze savaşında daha fazla rol almaları için başta ABD olmak üzere yabancı güçleri zorlayarak savaşın kapsamını bölgenin her yerine genişletmeye çalıştığına inanıyor.  Son birkaç haftadır Siyonist örgüt bölgedeki başarısızlıklarından kaçmak için direniş aklını hedef alarak Salih el-Aruri, Rıza Musevi ve Visam Tavil’e suikastler düzenledi. Bu strateji şimdiye kadar Tel Aviv'e fayda sağlamadığı göz önüne alındığında, gözlemcilerin Tel Aviv, Aksa Tufanı saldırıları sonrasında Direniş Ekseni karşısında peş peşe başarısızlıkları nedeniyle kaybettiği prestijini yeniden kazanmak için çok uğraştığını, bunun üzerine Tel Aviv'deki bazı güvenlik görevlileri, direniş liderlerinin öldürülmesi hakkında kamuoyu önünde konuşmaya başladığını" belirttikleri ifade edildi.

Gazetenin haberinde “Hüccetullah Ümitvar, Amerikan-Siyonist kampının uzun süredir suikast listesinde yer aldığı dönem ve bölgedeki gelişmeler üzerindeki özel etkisi nedeniyle Devrim Muhafızları'nın Suriye'deki tanınmış danışmanlarından biriydi. Tel Aviv'i farklı bölgelerdeki direniş ekseninin liderlerini hedef alacağı” ifade edildi.

Amerikalılar "Hac es-Sadık"ı biliyor

Haberde, Amerikalıların, Suriye'deki Amerikan askeri ve güvenlik faaliyetlerini azaltma çabalarından dolayı Hac es-Sadık'ı iyi tanıdığına dikkat çekilerek "Amerikan medyasında çıkan haberler Ümitvar’ın Suriye'deki rolüne işaret ediyor. Washington Post 1 Haziran 2023 tarihli haberinde Ümitvar’ın Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırıların planlayıcısı olduğunu, son birkaç yıldır Suriye hükümetinin Suriye’de terörle mücadeleye yardım için davet ettiği Suriye'deki İranlı askeri danışman sayısına karşı Tel Aviv'in saldırısına uğrayan Devrim Muhafızları'nın 4 üst düzey danışmanının Siyonist örgüt tarafından öldürüldüğü belirtildi.

İsrail suikastları listesinde, 2008’de Şam’ın Kefer Susa semtinde gerçekleşen İmad Muğniye suikastı başta yer alıyor. Listede Lübnan'dan Suriye'ye giden bir araca İsrail'in füze saldırısında öldürülen İran'ın Suriye'deki askeri danışmanı General Muhammed Ali Allah Dadi gibi Devrim Muhafızları komutanları da yer alıyor. Bu saldırı, 18 Ocak 2015'te Kuneytra’da 4 kişinin ölümüne yol açmıştı. Yine bu listede İsrail'in Humus eyaletindeki Tifur havaalanına düzenlediği baskında 7 İranlı askeri danışmanın öldürülmesi, İran ordusunun danışmanları Murtaza Said Nejat ve İhsan Kerbelai Bur'un 8 Mart 2022'de İsrail tarafından Şam kırsalına düzenlenen saldırıda öldürülmesi, 2 Aralık 2023'te Siyonist Örgüt nezdindeki danışma görevi sırasında Suriye'deki askeri danışmanların yanı sıra Mohammad Ali Atayi Şurce ve Benah Takizade’nin öldürülmesi,İran'ın Suriye'deki üst düzey askeri danışmanlarından Rıza Musavi ve arkadaşı Kasım Süleymani'nin 25 Aralık 2023'teki İsrail saldırısıyla öldürülmesi ve 20 Ocak 2024'te Şam'ın el-Muzha bölgesine düzenlenen İsrail baskını sırasında Hüccetullah Ümitvar’ın öldürülmesi yer almıştır.

“Suriye'de Ruslara güvenmeli miyiz? Bu sorunun cevabı kolay değil ancak tüm olasılıkların dikkate alınması gerekiyor.” Cumhuri İslami Gazetesi.

Cumhuri İslami gazetesinde yayınlanan "Rusya, Suriye'de İranlı liderlere yönelik suikasta karıştı mı?" başlıklı haberde, "Son günlerde Siyonist örgütün füze saldırılarında öldürülen İranlı liderler ve üst düzey danışmanlar sıradan insanlar değil, becerileri ve uzun tecrübeleri olan insan sermayesiydi ve İsrail tarafından hedef alınmışlardı. Kritik durumlarda, bu hayatları kurtarmak için ne yapmamız gerektiğini kendimize sormalıyız.

İlk soru Suriye hava savunma sistemini kontrol eden S-400 sistemi İsrail’in Şam’daki Zeynebiye ve Mezze bölgesine karşı saldırılarını neden önleyemedi? Ruslardan sadece kendilerini korumalarını mı beklememiz gerekiyor? Ruslar Siyonist örgüt ile iyi ilişkilerinden dolayı mı müdahale etmediler? Ruslar S-400 sistemini Suriye’de neden kurdular ve ne zaman kullanmak istiyorlar?

İkinci soru: Siyonistler için danışmanların yerleri, toplantılarının kesin zamanı ve Mezze ve Zeynebiye'deki varlıklarını ben mi verdim? MOSSAD’ın bu tür bilgileri elde etme konusunda çok büyük bir güce ve yeteneğe sahip olduğunu düşünürsek, bu MOSSAD’ın boyutunun abartılmasıdır. Bilgiyi Siyonistlere verenin İranlı unsurlar olmasının pek olası olmadığı, dolayısıyla düşmanın casuslarını İranlı olmayanlar yani Suriyeliler ve Ruslar arasında tartışılması gerektiği” ifade edildi.

Rus hilesi

Haberde "Suriye'de bulunan Ruslara güvenmeli miyiz? Bu sorunun cevabı kolay değil ama her ihtimali göz önünde bulundurmak zorundayız. Başka ülkelerden de darbe aldık, onlara güvenmedik. Öyle mi? Kuzey komşularımızın İran İslam Cumhuriyeti ile dostluk konusunda yaydığı yalanları nasıl unutabiliriz, Ukrayna savaşı konusunda Rusların bizi kandırmasını nasıl unutabiliriz, Rusların pay taleplerini nasıl unutabiliriz? DEAŞ yangınının bastırılmasının ardından Suriye'de ne oldu? Gerçekçi mi? Siyonist varlığın insanları, insani yeteneklerimizi çok hızlı bir şekilde yok edecekler ve biz sadece intikamdan bahsetmiyoruz! Misillemede başarılı olacağımızı varsayarsak, ama bu insani yeteneklerdeki açığı kapatabilir miyiz? Görünüşe göre artık asıl görevimiz istihbarat ve güvenlik aygıtlarımızı izinsiz girişleri engelleyecek şekilde güçlendirmek. Son yıllarda bu müdahalelerden acı darbeler alıyoruz ve bunlara bir sınır koymak gerekiyor ve bu da sloganlarla değil, izinsiz girişleri önlemek için kesin ve hızlı pratik politikalarla sağlanıyor” denildi.

“Eğer İsrail korkuyu dengelemek için direnişin hedeflerine saldırmak yeterli iken neden doğrudan hassas alanlara saldırdı?” Şark Gazetesi.

Şark gazetesi 21 Ocak'ta "Tel Aviv ve Ateş yolu" başlıklı haber yayınladı. Haberde Şam Mezze’deki saldırıya ve Devrim Muhafızları liderlerinin öldürülmesine değinildi. Batı Asya ilişkileri analisti Vahid Beyani, Şark gazetesine İsrail saldırıları hakkında verdiği röportajda: “İsrail, İran'ı doğrudan bir savaşa yol açacak şekilde kışkırtmak istiyor. Özellikle İran'ın Irak ve Suriye’de Kürdistan bölgesindeki teröristlere yönelik füze saldırılarından sonra gelişmelerin ülkeye karşı yıkıcı ve doğrudan bir savaşa yol açabileceğini unutmadan İran'ın son derece istihbarat ve doğrulukla hareket etmesi, terör ve güç dengesini gözeten esnek bir politika benimsemesi gerekiyor. Joe Biden'ın genel seçim yılında olduğunu yani İsrail'e doğrudan destekten vazgeçemeyeceğini unutmamalıyız. Ayrıca bölgedeki çatışmanın kapsamını genişletmenin de mantıklı olmadığını unutmamamız gerekiyor” dedi.

ascdverg
Güvenlik görevlileri, İsrail'in 20 Ocak'ta Şam'da Devrim Muhafızları üyelerini öldüren baskınında yıkılan bir binanın kalıntılarını arıyor.(AFP)

Siyasi analist Mücteba Rahimi, Şark gazetesi ile yaptığı röportajda “İran'ın Irak ve Suriye'nin Kürdistan bölgesine yönelik füze saldırılarından birkaç gün sonra Suriye'de İsrail tarafından İranlı askeri danışmanların hedef alınmasının, Tel Aviv'in İran ile doğrudan savaşma niyetinin olmadığını aksine korku dengesini araştırmasını gösterdiğine” inanıyor. Beyani: “Suriye'de Devrim Muhafızları füzelerle Suriye’nin hedef alınması sonucu İsrail’e İran’ın bunun anlamını anladığını gösteren dolaylı bir uyarı göndermek istedi. İsrail'in İran'ın füze saldırısından sonra korku dengesini araştırmak istediğini artık düşünmüyorum. İsrail korku dengesini araştırmak isteseydi doğrudan saldırır, bu hassas saha çalışmasını yapmazdı. Aksine, direnişin hedeflerine saldırı düzenlemek yeterli olurdu. İranlı askeri danışmanlara suikast düzenlemeye yönelik bir istihbarat çalışmasının sonucu olarak gerçekleştirilen İsrail saldırısı, Tel Aviv'in İran'ı doğrudan bir savaşa sürüklemeyi planladığı anlamına geliyor" dedi.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.