Eritre'deki son Yahudi: Ağır bir mirası tek başıma taşıyorum

Kimsenin ibadet etmediği bir sinagogun bekçisi ve kapılarını sonsuza kadar kapatmak için muhtemelen kendisinden başkasını beklemeyen bir mezarlığın sorumlusu olarak kaldı

Sami Cohen yalnız kaldı ve doğduğu yere ve "Asmara'daki mirasına" bağlı kalarak göç fikrine karşı çıktı (Sosyal medya)
Sami Cohen yalnız kaldı ve doğduğu yere ve "Asmara'daki mirasına" bağlı kalarak göç fikrine karşı çıktı (Sosyal medya)
TT

Eritre'deki son Yahudi: Ağır bir mirası tek başıma taşıyorum

Sami Cohen yalnız kaldı ve doğduğu yere ve "Asmara'daki mirasına" bağlı kalarak göç fikrine karşı çıktı (Sosyal medya)
Sami Cohen yalnız kaldı ve doğduğu yere ve "Asmara'daki mirasına" bağlı kalarak göç fikrine karşı çıktı (Sosyal medya)

Mahmud Ebu Bekir 

Tarihi romanlarda okuduğumuz efsanelere benzer şekilde, Eritre'de, özellikle de başkent Asmara'da Yahudi mirasını taşıyan son kişi olarak tek başına yaşayan Sami Cohen adında bir adam var.

Bu adam, Martin adındaki bir gezgine açıklamalarda bulundu.

Sosyal medyada yayımlanan videoda Cohen şunları söyledi:

Birkaç on yıl önce Asmara'daki bu sinagog ibadet edenlerle ve yakındaki Yahudi okulu da çocuklarla doluydu. Yüzlerce Yahudi toplumun bir parçası olarak burada yaşıyordu. 1948'de İsrail Devleti'nin kurulduğu duyurulduğunda büyük bir kısmı yeni varış noktasına göç etti. Bu durum, İtalyan ve ardından İngiliz sömürgeciliğinin geri çekilmesi ve bağımsızlık için Eritre devriminin ortaya çıkmasıyla pekişti. 1970'lerin ortalarında devrimcilerin başkent Asmara'ya yaklaşması, çok sayıda Yahudi cemaatinin ülkeyi terk etmesine neden oldu.

Kaynaklar, Eritre'ye ilk Yahudi göçlerinin 19'uncu yüzyılın sonlarında, Eritre'nin bir İtalyan kolonisi olduğu dönemde güney Yemen'den deniz yoluyla yapıldığını belirtiyor.

Amaç o dönemde mevcut olan büyük ticari fırsatları araştırmaktı.

Çok fazla miras ve yalnızlık

Yemen'den gelen ilk göçler kapsamında atalarının Eritre'ye geldiğini söyleyen 70 yaşındaki Cohen, "Babam cam ürünlerinin yanı sıra parfüm ticareti ve ihracatıyla da uğraşıyordu. Ana cadde üzerinde Ulu Cami'nin yanında bir dükkan açtı. Babamlar burada yaşıyordu. Tüm dini cemaatler burada barış içinde bir arada yaşıyordu, sakin ve güzel bir hayattı" şeklinde konuştu.

Eritre tarihi araştırmacıları, Yahudilerin ikinci göçünün 1930'larda, Almanya'da ve Almanya tarafından ilhak edilen bazı ülkelerde Nazi yönetimi döneminde gerçekleştiğini belirtiyor.

Yaklaşık 500 Yahudi "ana vatanları" olarak tanımladıkları Asmara'ya kaçtı ve Yahudi toplulukları 1940'larda İtalyan ve İngiliz sömürge rejimlerinin koruması altında gelişti.

Eritre'nin Etiyopya'ya zorla ilhak edilmesinden ve Eritre Bağımsızlık Savaşı'nın patlak vermesinden sonra, Asmara Yahudilerinin çeşitli yerlere doğru tersine göçü başladı; bunlardan belki de en önemlisi, göçlerin çoğunu kabul eden İsrail'di.

Ancak durumdaki dalgalanmalara ve birbirini takip eden rejimlere rağmen Asmara'da bir aile kaldı; o da Cohen ailesi.

Ancak bu aile 1998'de Sami Cohen'i yalnız bırakarak Eritre'den ayrılmaya karar verdi.

Sami Cohen doğduğu yere ve "Asmara'daki mirasına" bağlı kalarak göç fikrine karşı çıktı.

Sabahları ibadet ediyor, sinagogu temizliyorum ve sonra gidiyorum (Sosyal medya)
Sabahları ibadet ediyor, sinagogu temizliyorum ve sonra gidiyorum (Sosyal medya)

Peki Asmara'da sıradan bir gün nasıl geçiyor?

Cohen, içinde hiç kimsenin olmadığı tek sinagogun içinden yapılan ve YouTube'da yayınlanan röportajda şunları söyledi:

Sabahları burada ibadet ediyorum, kalkıp sinagogu temizliyorum, sonra da dükkanıma gidiyorum. Akşamları televizyon izliyorum, İsrail'deki akrabalarımla telefonda konuşuyorum ve tabii ki kendimi yalnız hissediyorum. Belki bir gün Asmara'da daha fazla Yahudi yaşayacak, belki de yaşamayacak. O zamana kadar omuzlarımda ağır bir miras taşıyormuşum gibi hissediyorum.

Sami Cohen, yaklaşık 900 bin kişinin yaşadığı bir şehirde, kimsenin ibadet etmediği bir sinagogun bekçisi ve kapılarını sonsuza kadar kapatmak için muhtemelen kendisinden başkasını beklemeyen bir mezarlığın sorumlusu olarak kaldı.

Sözde vadedilen topraklar

19'uncu yüzyılın sonlarından 20'nci yüzyılın ortalarına kadar Eritre'deki Yahudilerin yaşamına dönersek, kaynaklar onların geniş bir özgürlüğe sahip dini bir azınlık olarak yaşadıklarını belirtiyor.

Mensuplarının tamamı yabancı ülkelerden gelmesine ve Eritre kökenli olmamasına rağmen ülke sakinleriyle eşit haklara sahip olup, özellikle ithalat ve ihracatla ilgili ticari faaliyetlerde bulunuyorlardı.

Asmara'daki Yahudi cemaatinin yaşadığı durum, Avrupa'daki Yahudi cemaatinin bazı elitleri arasında taleplerin ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

Bahse konu elitler Eritre'yi Yahudi diasporasını da kapsayacak bir Yahudi devleti kurmak için potansiyel bir coğrafya olarak görüyordu.

Sami, yaklaşık 900 bin kişinin yaşadığı bir şehirde tek Yahudi olarak kaldı (Sosyal medya)
Sami, yaklaşık 900 bin kişinin yaşadığı bir şehirde tek Yahudi olarak kaldı (Sosyal medya)

19 Mart 1943'te "Ordu Telgraf Teşkilatı" gazetesinde yayımlanan bir makale şunu belirtiyor:

İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden, Yahudileri Eritre'ye yerleştirmek için iddialı bir plan hazırladı ve bu planı Beyaz Saray yetkilileriyle görüşmek üzere Washington D.C.'ye taşıyacak.

Gazete, Eden'in planının "Yahudilerin Nazi hakimiyetindeki ülkelerden Eritre'ye tahliye edilmesini önerdiğini" ortaya koyuyor.

Bu plan Macaristan, Romanya ve Bulgaristan'ın belirli koşullar altında Yahudilerin kendi topraklarından göçüne izin vermeyi kabul edebileceklerini öngörüyor.

Bu nedenle Eden, Yahudileri Nazi katliamından kurtarmaya İngilizlerin bir katkısı olarak, ABD'li mevkidaşlarıyla bu ülkelerden göç edecek Yahudilerin Eritre'ye geniş çaplı yerleşimi olasılığını görüşecek.

Bu, Eritre'deki Yahudi varlığı çok eski olmasa da belki de tarihi ve dini nedenlerden ötürü, Filistin seçilmeden önce Yahudiler için bir ulusal devlet kurmaya aday gösterilen ülkelerden birinin Eritre olduğu anlamına geliyor.

Belki de Eritreliler ile Yahudi cemaati arasındaki ilişkiyi şekillendiren barışçıl bir arada yaşama ve İtalyan sömürgecilerin müttefiklerin elindeki yenilgisi, burayı o zamanlar "vadedilmiş topraklar" olarak bilinen yerin kurulması için potansiyel bir varış noktası haline getirdi.

Son tanığın hayatı

Eritreli sanatçı Jermay Indoum ise 1990'ların başında Eritre'nin başkentinde İsrail büyükelçiliğinin açılması üzerine büyükelçiliğin Yahudi üyelerinin Asmara'nın merkezindeki İsrail sinagogunda ibadete katıldıklarını söyledi.

Sinagog 1905 yılında İtalyan sömürge döneminde inşa edildi.

Daha önce Asmara'daki Amerikan Okulu'nda profesör olarak çalışan Jermay, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada İsrailli diplomatların çocuklarının bir kısmının aynı okulda öğrenci olduklarını söyledi.

Jermay, "Her Cumartesi sabahı Yahudi sinagogunda ayinlere katılıyorlardı. Ancak büyükelçinin Asmara'dan dışlanması ve büyükelçilik çalışmalarının askıya alınması, Cohen'i bir kez daha 'son Yahudi', sinagogda ibadet eden tek kişi ve bu Afrika şehrinde atalarının döneminin kalan tanığı haline getirdi" dedi.

Asmara'daki Yahudi cemaati geçmişte her zaman bir "getto" olmadan yaşamıştı (Sosyal medya)
Asmara'daki Yahudi cemaati geçmişte her zaman bir "getto" olmadan yaşamıştı (Sosyal medya)

Gazeteci ve hikaye anlatıcısı Cemal Hamad ise Asmara'daki Yahudi cemaatinin sinagog ve Talmud okulunu kurduğuna, "getto" olmadan yaşadığına ve çocuklarının ticari merkezde çalıştığına dikkat çekiyor.

Hamad, "Halkla, Arap ve yabancı topluluklarla doğrudan iletişim kurmalarına olanak tanıyan orta büyüklükte ticari mağazalar kurdular. Onları hedef alan herhangi bir olay kaydedilmedi; bu, Eritre'nin en büyük şehrinde nüfusun geri kalanıyla aralarında hüküm süren bir arada yaşama durumunun kanıtıdır" dedi.

1940'ların ortalarında Yahudileri Eritre'ye yerleştirmeyi amaçlayan İngiliz planı hakkında yorum yapan Eritreli gazeteci şunları söylüyor:

O dönemde Yahudi seçkinlerini Eritre'yi Avrupalı Yahudileri kabul etmek için potansiyel bir varış noktası olarak görmeye iten şeyin ne olduğu açık değil; bu öneri Birleşik Krallık hükümeti tarafından kabul edildi. Bunun nedeni muhtemelen orada yaşayan topluluğun içinde bulunduğu güvenlik durumudur.

Hamad, sözlerini şöyle noktaladı:

Planın öncelikle Avrupa'da zulüm gören Yahudileri güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için kabul edebilecek bir ülke bulmaya mı yoksa şimdiki İsrail Devleti'nin kuruluşuyla birlikte kurulan 'vadedilmiş topraklar' anlatımına mı dayandığını tam olarak bilmiyoruz.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.