Güney Afrika neden ve nasıl Gazze'nin en önemli savunucusu konumuna geldi?

Güney Afrika'dan Gazze'ye verilen desteğin geçmişi Nelson Mandela'ya kadar uzanıyor

Gazze'ye yönelik saldırıların ardından Güney Afrika'daki 60'dan fazla siyasi partinin lideri Filistin bayraklarıyla sokağa çıkmıştı (Reuters)
Gazze'ye yönelik saldırıların ardından Güney Afrika'daki 60'dan fazla siyasi partinin lideri Filistin bayraklarıyla sokağa çıkmıştı (Reuters)
TT

Güney Afrika neden ve nasıl Gazze'nin en önemli savunucusu konumuna geldi?

Gazze'ye yönelik saldırıların ardından Güney Afrika'daki 60'dan fazla siyasi partinin lideri Filistin bayraklarıyla sokağa çıkmıştı (Reuters)
Gazze'ye yönelik saldırıların ardından Güney Afrika'daki 60'dan fazla siyasi partinin lideri Filistin bayraklarıyla sokağa çıkmıştı (Reuters)

Barış Kaygusuz 

2024'ün ilk ayı sona ererken tüm dünyada en çok konuşulan görüntülerden biri Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'ya aitti.

Ülkesinin Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davasını kalabalık bir grupla birlikte takip eden Ramaphosa, çevresindekilerin tebriklerini kabul etmiş ve Filistin sloganları atan Güney Afrika heyetini selamlamıştı.

Can kaybı sayısının 25 binleri aştığı Gazze'ye dünyanın bir kısmının sırtını döndüğü, geri kalanlarınsa kağıt üzerinde destek sunduğu bir ortamda en güçlü itiraz seslerinin Güney Afrika'dan gelmesi birçok kişi tarafından ilginç bulunabilir.

Zira Akdeniz kıyısında ablukaya alınmış iki milyon nüfuslu bu kentin, Afrika'nın en güneyine mesafesi 6 bin kilometreden fazla.

Ancak Güney Afrika'yla Gazze arasındaki mesafeyi kapatan şey 60 milyon nüfuslu ülkenin kanlı geçmişinde yatıyor: Apartheid rejimi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, 1998 tarihli kararında apartheid'i şöyle tanımlıyor:

Bir ırksal grubun diğerine kurumsallaşmış bir rejim içinde hakimiyet ve sistematik baskı kurmak ve rejimin devamını sağlamak için yaptığı insanlık dışı eylemler bütünü.

Güney Afrika'nın resmi dili Afrikaanca'daysa siyasi literatüre geçmiş bu kavramın basit bir sözlük anlamı var: Ayrım.

Kavram temel olarak 1948-1991'de Güney Afrika'da hakim olan beyazların üstünlüğüne dayalı rejimi tanımlamak için kullanılıyor. 

Rejimin hakim olduğu yıllar boyunca ülkedeki beyazlar ve siyahların hayatları sosyal, politik ve ekonomik olarak keskin bir şekilde ayrılmış, ikinci sınıf insan kabul edilen siyahların nerelerde yaşayabileceği dahi rejim tarafından belirlenmişti.

Birçok tarihçinin Nazilerden esinlenerek kurulduğunu belirttiği apartheid rejiminin tüm dünyadaki en önemli destekçisiyse İsrail'di.

İsrail-Güney Afrika'nın ırkçı ortaklığı

Her ikisi de 1948'te kurulduktan sonra, Güney Afrika'daki apartheid rejimiyle İsrail devleti 1960'larda siyasi ve askeri ittifak geliştirmiş, bu ittifak İsrail'in 1967'de Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ni işgalinin ardından derinleşmişti.

1970'lerdeyse iyice yakınlaşan iki ülke arasındaki ittifakın mimarı o dönem Savunma Bakanı olarak görev yapan Şimon Peres oldu. 

Tüm dünyada rejimin ırkçı uygulamalarına yönelik tepkilerin arttığı bir dönemde kameralar önünde apartheid rejimini eleştiren Peres, perde arkasındaysa Güney Afrika rejiminin uluslararası itibarı için çalışıyordu. Öyle ki 1974'te iki ülke "Siyasi ve Psikolojik Savaş Ortak Sekreterliği" adı altında bir mekanizma dahi kurdu.

Peres'in öncülüğünde varılan anlaşmaya göre İsrail, Güney Afrika'nın uluslararası itibarını parlatmak için adımlar atacak, karşılığındaysa apartheid rejiminden 100 milyon dolar alacaktı.

Aynı yıllarda yine Şimon Peres'in öncülüğünde atılan adımlar iki ülkenin nükleer silah geliştirme konusunda işbirliğine gitmesine kadar uzandı.

II. Dünya Savaşı sırasında Britanya güçleri tarafından Nazi yanlısı faaliyetleri nedeniyle tutuklanan Güney Afrika Başbakanı John Vorster'ın 1976'da yaptığı İsrail ziyaretinde ayağına kırmızı halı serilmesi de, apartheid rejimine İsrail'de verilen desteğin boyutunu gösteren çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti.

Nelson Mandela, Güney Afrika Devlet Başkanlığı'nı bıraktıktan kısa bir süre sonra Gazze'yi ziyaret etmişti (AFP)
Nelson Mandela, Güney Afrika Devlet Başkanlığı'nı bıraktıktan kısa bir süre sonra Gazze'yi ziyaret etmişti (AFP)

İki rejim, siyahlara ve Filistinlilere yönelik ırkçı uygulamalarına el ele devam ederken, denklemin diğer tarafındaki ezilenler de birbiriyle yakınlaştı. 

Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü ve Nelson Mandela'nın öncülük ettiği Afrika Ulusal Kongresi'nin hakim rejimlere yönelik mücadelesi bu tarihsel bağlamda ortaklaştı.

Mandela, 1990'da cezaevinden salıverilmesinden kısa bir süre sonra, "Güney Afrika halkı, İsrail devletinin apartheid rejimine verdiği desteği asla unutmayacak" açıklamasını yapacak, 1997'de apartheid sonrası Güney Afrika'yı yönettiği dönemdeyse şu sözlerle Filistin davasını selamlayacaktı:

Filistinliler özgür olmadan bizim özgürlüğümüzün eksik olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sivil toplum da ayakta

Güney Afrika'da apartheid rejiminin yıkılmasından 33, Mandela'nın ölümünden 11 yıl sonra dahi Mandela'nın bu sözlerinin ülkedeki karşılığını görmek mümkün.

Zira Güney Afrika hükümeti Lahey'de Filistinlilerin yaşam hakkını savunup tüm dünyaya öncülük ederken, sivil toplum kuruluşları da Filistin'e destek için önemli faaliyetlerde bulunuyor.

Bu kurumların en önemlilerinden biri de "Apartheid İsrail'e karşı birlikte!" sloganıyla çalışmalar yürüten Filistin Dayanışma İttifakı (PSA) isimli grup.

İsrail devletini "apartheid rejimi" olarak tanımlayan örgüt, Güney Afrika'da her yıl dayanışma geceleri, yürüyüşler, eğitimler ve bağış organizasyonları düzenliyor.

2023'te buna "İsrail Apartheid Haftası" isimli kampanyayı da ekleyen PSA, Filistin'de kurumsallaşan ırkçılık konusunda farkındalık yaratmayı ve İsrail devletine karşı uzun soluklu bir mücadeleyi örgütlemeyi hedefliyor.

PSA'nın internet sitesinde yer alan şu ifadeler de grubun Filistin'e verdiği desteğin iç yüzünü açıklar nitelikte:

İsrail'de apartheid devletinin suçları, Güney Afrika'da apartheid rejimin altında yaşayan ve onun mirasıyla mücadele eden bizler için tanıdık. Bizim mücadelemiz onların mücadelesidir.

İsrail bir apartheid devleti mi?

Aralarında İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü'nün de bulunduğu birçok uluslararası kuruluşa göre bu sorunun yanıtı evet.

Tıpkı Güney Afrika'daki apartheid rejimi gibi İsrail de vatandaşlarını etnik gruplara göre ayırıyor ve bu gruplardan bazılarına belli ayrıcalıklar tanıyor. 

Hatta Akdeniz'le Ürdün Nehri arasında İsrail'in kontrol ettiği bölgelerde fiili bir kast sistemi uygulandığını söylemek bile mümkün. 

Mandela, apartheid rejiminde 27 yıl tutulduğu cezaevi hücresini 1994'te yeniden ziyaret etmişti (Reuters)
Mandela, apartheid rejiminde 27 yıl tutulduğu cezaevi hücresini 1994'te yeniden ziyaret etmişti (Reuters)

Güney Afrika apartheid'inde sadece beyazların girebildiği bölgeler yaratılmasına ilişkin uygulama, İsrail'deyse Yahudi yerleşimleri olarak önümüze çıkıyor. Bugün İsrail'de bulunan 300'den fazla kırsal Yahudi kasabasında yaşayabilmek için "sosyal uygunluk standardını" karşılamanız gerekiyor.

HRW'nin konuyla ilgili raporunda bu standartların Arapları ve diğer Yahudi olmayan kişileri kasabalara sokmamak üzere tasarlandığı belirtiliyor.

İsrail'de şu anda Yahudilere bazı ayrıcalıklar tanıyan 50'den fazla yasa yürürlükte. Bu yasalar göçten, aile birleşimine ve arazi sahipliğine kadar günlük yaşamın içindeki birçok konuyu etkiliyor.

2010 tarihli HRW raporu, Filistinlilere yönelik kurumsallaşan ayrımcılığa şu ifadelerle dikkat çekiyor:

Filistinliler sadece ırkları, etnisiteleri ve ulusal kökenleri nedeniyle sistematik ayrımcılıkla karşılaşıyor. Onlar elektrikten, sudan, okullardan ve yollara erişimden mahrum bırakılırken, hemen yakınlarından Yahudi yerleşimciler devletin sağladığı tüm bu imkanlardan faydalanıyor. Yahudi yerleşimleri gelişirken, İsrail kontrolündeki Filistinliler çağın gerisinde yaşıyor. Bazen topraklarından ve evlerinden bile atılabiliyorlar.

İsrail, "apartheid" suçlamasına nasıl yaklaşıyor?

İsrail hükümeti karşı çıksa da İsrail kamuoyunda Filistinlilere yönelik bir apartheid rejimi uygulandığına ilişkin görüşler bir hayli yaygın.

Hatta İsrail hakkında apartheid benzetmesi yapan ilk isimlerden biri de devletin ilk başkanı David Ben-Gurion.

Ben-Gurion, 1967'deki savaşın ardından İsrail'in işgal ettiği bölgeleri kontrol etmeyi sürdürmesi halinde bir apartheid rejimine sürükleneceği konusunda uyarmıştı.

Eski İsrail liderlerinden Ehud Barak da daha önce yaptığı birkaç açıklamada, yıllardır işgal altında tutulan bölgelerdeki milyonlarca Filistinlinin oy kullanamamasını apartheid rejiminin bir işareti olarak tanımlamıştı.

7 Ekim'deki Hamas saldırıları öncesinde de İsrailli eski yetkililerin apartheid açıklamaları gündeme gelmişti.

Gazze'ye yönelik İsrail saldırılarında 27 binden fazla kişi öldü (Reuters)
Gazze'ye yönelik İsrail saldırılarında 27 binden fazla kişi öldü (Reuters)

Mossad'ın eski şeflerinden Tamir Pardo saldırılar öncesi yaptığı bir açıklamada, iki halkın iki farklı hukuk sistemiyle yargılandığına dikkat çekerek "Burada bir apartheid devleti var" ifadelerini kullanmıştı.

Benzer şekilde eski İsrail Başsavcısı Michael Ben-Yair ise 2022'de yaptığı açıklamada, "Büyük bir üzüntüyle söylüyorum ki, ülkem siyasi ve ahlaki olarak dibe batmış durumda ve bu bir apartheid rejimi" diye konuşmuştu.

İsrail devletiyse apartheid suçlamalarını "abes ve yanlış" olarak tanımlıyor ve bir anti-semitizm işareti olarak yorumluyor.

İsrail yanlısı sivil toplum kuruluşu İftira ve İnkârla Mücadele Birliği'ne göreyse, İsrail devletinin eylemleri ırkçı bir motivasyondan çok güvenlik kaygılarına dayanıyor ve bu nedenle apartheid olarak anılmaması gerekiyor.

İsrail için yapılan apartheid yakıştırmasına itiraz edenlerin bir diğer argümanıysa, Filistinlilerin vatandaş olmamasına ve uluslararası olarak kabul edilen İsrail topraklarında yaşamamasına dayanıyor.

Tüm bunlara rağmen Başbakan Binyamin Netanyahu'nun 2019'da yaptığı bir konuşmada kullandığı ifadeler İsrail rejiminin kurumsallaşmış ayrımcılığını kanıtlar nitelikte:

İsrail tüm vatandaşlarının değil, sadece Yahudilerin ulus devletidir.

Independent Türkçe



MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
TT

MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

Bu yılki Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'na (CPAC) katılan iki anne, Donald Trump'ın ABD askerlerini savaşa göndermeye karar vermesi halinde ABD Başkanı'nın en küçük oğlu Barron'ın orduda görev yapması gerektiğini düşündüklerini MSNOW'a söyledi.

Üzerinde "250" yazan aynı kırmızı, beyaz ve mavi renkli parlak ceketleri giyen ve ismi açıklanmayan iki kadın, kendi çocuklarından biri askere alınsa bile başkanın İran'la savaşını desteklemeye hazır olduklarını yayın kuruluşuna belirtti.

MSNOW'dan Rosa Flores, 20 yaşındaki Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğini düşünüp düşünmediklerini sorduğunda, her iki kadın da buna katıldığını belirtti.

Flores, MSNOW sunucusu Chris Jansing'e perşembe günü, "Her iki anne de askerler savaşa gönderilirse, bu kadının oğlu savaşa gönderilirse, Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğinde hemfikirdi" dedi.

Barron Trump'ın orduya katılıp katılmayacağına dair görüşleri sorulduğunda MAGA destekçisi anneler, başkanın en küçük oğlunun "doğru olanı yapacağını" düşündüklerini söyledi.

ABD ordusu gönüllü askerlerden oluşuyor. Diğer yandan Askerlik Sistemi (Selective Service), savaş durumunda teoride askere alınmaya uygun erkeklerin veritabanını tutan bağımsız bir kurum.

18-25 yaşlarındaki tüm erkeklerin Askerlik Sistemi'ne kayıt yaptırması zorunlu. Yakın zamanda kabul edilen yasa, bu süreci aralık ayından itibaren otomatikleştirecek.

"Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) şapkası giyen, ismi açıklanmayan annelerden biri, 18 yaşındaki oğlunun Askerlik Sistemi'ne kayıtlı olması nedeniyle Trump'ın İran'a yönelik askeri saldırılarına başlangıçta karşı çıktığını Flores'e söyledi.

Kadın "Bu yüzden bu durumdan memnun değildim" dedi.

İsmi açıklanmayan kadın, MSNOW'a şöyle konuştu: 

Ama sonra İran'da halkın önünde asılan üç genci gördüm. O rejim yıllardır Amerikalıları tehdit ediyor ve Amerikalıları öldürüyor… Oğlum askere çağrılsa bile savaşı yine de desteklerdim.

Görsel kaldırıldı.İki MAGA destekçisi, oğullarından biri askere alınsa bile ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye devam edeceklerini MSNOW'a söyledi (MSNOW / Chris Jansing Reports)

Kadının, ekonomik krizin derinleşmesiyle ocak ayında İran rejimini protesto eden üç gencin kamuoyu önünde asılmasından bahsettiği anlaşılıyor.

Trump, İran'a karşı askeri harekat başlatsa da ABD askerlerini sahaya sürmeye yönelik resmi bir plan yok. Anketlere göre askerleri savaşa gönderme fikri, Cumhuriyetçi parlamenterler ve halk arasında aşırı derece tepki çekiyor.

ABD'de Askerlik Sistemi olsa da 1972'deki Vietnam Savaşı'ndan bu yana zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı.

Barron Trump muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı. Ancak zorunlu askerlik çağrısı yapılsa bile, Trump'ın üniversite öğrencisi olan en küçük oğlunun görevi muhtemelen ertelenir.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Tahran'da rejim değişikliğinin sağlanması ihtimaline şüpheyle yaklaşıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Financial Times'a (FT) konuşan İsrailli yetkililer, askeri istihbaratın yakın gelecekte rejimin devrilmesini sağlayacak koşulların yaratılamadığını düşündüğünü söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bağlı istihbarat müdürlüğü Aman'ın brifingleri hakkında bilgi sahibi kaynaklar, hava saldırılarının İran rejimini önemli ölçüde zayıflatamadığına dair görüşlerin kuvvetlendiğini belirtiyor.

FT'nin analizine göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun temel savaş hedeflerine de gölge düşürüyor.

Aman'ın eski İran uzmanı Raz Zimmt şunları söylüyor:

Rejim zayıfladı ancak firarlara veya kontrolün kaybedildiğine ilişkin herhangi bir gerçek işaret görmedik. Bu, hayatta kalmak için 47 yıl boyunca kuvvetlendirilen bir sistemin dayanıklılığını gösteriyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, hava saldırılarıyla rejim değişikliğini başından beri olası görmüyordu. Yetkililerden biri şu ifadeleri kullanıyor:

Ordu, hükümete 'Bu iş bir anda hallolacak bir şey değil' dedi. Rejim değişikliği her zaman çok, çok, çok, çok zor olacaktı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı ortak operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Ordusu'ndan birçok üst düzey isim öldürüldü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misillemeyle direnişe devam ediyor.

New York Times'ın aktardığına göre İran'ın, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'ne dün düzenlediği saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husiler de bu sabah İsrail'e füze fırlatarak savaşa katıldı.

Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle başlayan ekonomik kriz, Husilerin Kızıldeniz'i kapatmaya çalışması halinde daha da derinleşebilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Farea Al-Muslimi, BBC'ye şunları söylüyor:

Bu bir kabus. Zaten bir kabus yaşıyoruz, bu da durumu daha da kötüleştirir.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'ı "mahvettiklerini" öne sürse de Tahran rejiminin, Ortadoğu'da desteklediği Şii örgütlerle direnişi sürdürmesi Beyaz Saray'ın pozisyonunu güçleştiriyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın İran savaşının başından beri yaptığı çelişkili açıklamalara dikkat çekiliyor. ABD Başkanı'nın rakibini önce tehdit edip sonra gerginliği azaltarak müzakereye başlama taktiğinin bu sefer işe yaramadığı yazılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Guardian, New York Times, BBC


Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
TT

Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, “Sırada Küba var” diyerek, Washington’un son dönemde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kendisine destekçilerinin desteğini kaybetmesine mal olacağı yönündeki görüşü reddetti.

Trump, ocak ayından bu yana Küba'ya petrol ambargosu uygulayarak, ülkeye yönelik baskıyı son dönemde artırdı. Bu durum, yıllardır süren ABD ticaret ambargosu nedeniyle zaten zor durumda olan Küba ekonomisini ve yakıt tedarikini daha da boğdu.

Trump, dün Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen «FII Priority» yatırım forumunda yaptığı konuşmada, destekçilerinin «güç» ve «zafer» istediğini söyledi; ocak ayında ABD güçlerinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakaladığı askeri operasyona atıfta bulundu.

Trump, “Bu muhteşem orduyu ben kurdum. ‘Onu asla kullanmak zorunda kalmayacaksınız’ demiştim, ancak bazen başka seçeneğimiz olmuyor. Bu arada, sıra Küba'da. Ama sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi davranın” ifadelerini kullandı.

Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)

Trump bu konuda ne yapmayı planladığını belirtmese de basına “Bu açıklamayı görmezden gelin” dedi ve ardından “Sırada Küba var” diye tekrarladı; bu sözleri, salondakileri güldürdü.

Aynı konuşmada ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nı “Trump Boğazı” olarak nitelendirdiği tartışmalı bir açıklama yaptı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel geçen hafta, herhangi bir dış saldırganın “yenilmez bir direnişle” karşılaşacağını vurgulamıştı.

Komünist ada, 1962 yılından beri ABD'nin ticari ablukası altında bulunuyor ve yıllardır uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, ilaç ve gıda kıtlığıyla karakterize edilen şiddetli bir ekonomik krizin içinde.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bir Küba yetkilisi son olarak, Havana'nın Washington ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu söyledi, ancak aynı zamanda siyasi sisteminin değiştirilmesinin tartışmaya açık bir konu olmadığını vurguladı.