Blinken beşinci ziyaret turuna Suudi Arabistan, Mısır, Katar, İsrail ve Batı Şeria'dan başlıyor

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan: Ziyaretin en önemli önceliği Gazze'ye insani yardımdır.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bölgeye beşinci ziyaretine başlıyor. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bölgeye beşinci ziyaretine başlıyor. (Reuters)
TT

Blinken beşinci ziyaret turuna Suudi Arabistan, Mısır, Katar, İsrail ve Batı Şeria'dan başlıyor

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bölgeye beşinci ziyaretine başlıyor. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bölgeye beşinci ziyaretine başlıyor. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Batı Şeria'nın yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve İsrail’i kapsayan, 7 Ekim’den bu yana beşinci Ortadoğu gezisine dün başladı. Bu gezi ile devam eden diplomatik müzakerelerin sürdürülmesini, Hamas tarafından tutulan rehinelerin serbest bırakılmasını, Gazze'deki sivillere insani yardımın ulaştırılmasına imkân tanıyacak insani ateşkes için bir anlaşmaya varılmasını hedefliyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, CBS'de dün yayınlanan ‘Ulusla Yüzleş’ programında, “Gazze'deki Filistinlilerin gıda, ilaç, su ve barınağa erişimini sağlamak istiyoruz ve bu sağlanana kadar baskı yapmaya devam edeceğiz” diyerek Blinken'ın ziyaretinin ve İsrail hükümetiyle yaptığı görüşmelerin, ‘en önemli önceliğinin’ Gazze'deki sivillere daha fazla insani yardımın ulaşmasını sağlamak olduğunu vurguladı. Sullivan ayrıca İsrail ile Hamas arasındaki savaşı durdurma ve Hamas hareketi tarafından tutulan sivil rehinelerin serbest bırakılması yönünde yakın zamanda bir anlaşmanın olmadığını ve topun Hamas’ın sahasında bulunduğunu belirterek “Sonuçta bu Hamas'a kalmış, anlaşmaya varılacağına dair hiçbir garanti yok” dedi.

Bloomberg'in haberine Sullivan ayrıca “Bugün burada, anlaşmaya çok yakın olduğumuzu söyleyemem" ifadelerini kullandı. Bloomberg geçen hafta, diplomatik kaynakların, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e saldırmasından bu yana dört aydır devam eden savaşı sona erdirmek için önemli bir adım olabileceğine inandıkları bir anlaşmaya yönelik müzakerelerin ilerlediğini söylediğini aktarmıştı. Ancak İsrail ve Hamas'ın bir eylem planı üzerinde anlaşıp anlaşamayacağı belli değil. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün “Ne pahasına olursa olsun her anlaşmayı kabul etmeyeceğiz. Medyada teröristlerin serbest bırakılması gibi pek çok şey, sanki biz anlaşmışız gibi söyleniyor ama biz kesinlikle katılmıyoruz” dedi.

Saldırılar üzerine

Blinken'ın gezisi, ABD'nin Yemen'deki Husi hedeflerine saldırı başlatmasından ve Suriye ve Irak'ta İran'la bağları olan milislere yönelik olarak yedi noktayı bombalamasından iki gün sonra gerçekleşti. Bu, İsrail'in Gazze'de Hamas'a karşı yürüttüğü savaşı genişletme tehdidi karşısında, ABD gücünün kullanımındaki büyük artışa işaret ediyor.

rtb
Filistinliler dün İsrail'in hava saldırısı sonrasında Gazze Şeridi'nin Deyr el-Balah kentinde yıkılan bir caminin enkazı altında kayıp kişiler için arama çalışması yürüttü. (AP)

ABD Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, Bakan Blinken'in dört gün sürecek gezisinin ekim ayından bu yana Gazze'deki savaşla ilgili sorunları çözmek amacıyla gerçekleştirdiği çok sayıda diplomatik turun sonuncusu olduğunu ifade etti.

Açıklamada, ABD Dışişleri Bakanı'nın çatışmanın yayılmasını önlemek için çalışmayı sürdüreceği belirtilirken ABD'nin kendi personelini ve Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğü hakkını savunmak için uygun adımları atacağı ve Bakanın İsrailliler ve Filistinliler için kalıcı güvenliği de içeren daha bütünleşmiş, barışçıl bir bölgenin nasıl tesis edileceği konusunda ortaklarla görüşmelere devam edeceği yeniden vurgulandı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Bakan, çatışmanın yayılmasını önlemek için çalışmaya devam edecek ve ABD'nin kendi personelini ve Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğü hakkını savunmak için uygun adımları atacağını bir kez daha vurgulayacak. Hem İsrailliler hem de Filistinliler için kalıcı güvenliği garanti edecek daha bütünleşmiş, silahsızlaştırılmış bir bölgenin nasıl oluşturulacağı konusunda ortaklarıyla görüşmeleri sürdürecek.

fy6j7
İsrail dün Gazze Şeridi'ne bombardıman düzenledi. (AP)

Muhtemel anlaşma

Olası bir rehine anlaşmasına ilişkin açıklamalar devam etse de Hamas, İsrail’in reddettiği kalıcı ateşkesi kabul edene kadar ellerindeki tutukluları serbest bırakmayacağını duyurdu. ABD'nin Ortadoğu'daki yetkilisi Barbara Leaf, Filistin hareketinden herhangi resmi bir açıklama gelmediğini kaydetti.

sdvb
Gazze’nin kuzeyinden göçe zorlanan Filistinli aileler, kamp alanlarında yer olmaması nedeniyle Refah sokaklarına kurulan geçici çadırlarda yaşıyor. (DPA)

ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne yaptığı açıklamasında müzakerecilerin Gazze Şeridi'ne daha fazla yardım götürmek için çaba sarfettiklerini ancak bu yardımın makul bir şekilde ne zaman ulaşacağını bilmediklerini belirterek “Bu çabayı sahada sürdürüyoruz. Size müzakereler için bir zaman veremem. Müzakereler zaman alır” dedi.

Blinken geçen haftanın başında, savaşın sonunda ‘ABD'nin Filistin'i bir devlet olarak tanımasının ve askerden arındırılmış bir Filistin devleti kurma olasılığının gözden geçirilmesi gerektiğini’ söyledi.



ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi
TT

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD-İran ateşkes mutabakatının süresinin yarın (pazartesi) dolmasına kısa süre kala, ateşkesin uzatılmasına ilişkin bir anlaşmaya yaklaşıldığına dair herhangi bir işaret görünmüyor.

ABD’li bir yetkili müzakereleri ‘tıkanmış’ olarak nitelendirirken, üst düzey bir İranlı yetkili ateşkesin uzatılmasına yönelik fiili bir görüşme yapıldığı iddiasını reddetti. Yetkili, Washington’ın öncelikle haziran ayında varılan anlaşmadaki yükümlülüklerine dönmesi gerektiğini söyledi.

Bu sırada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgedeki son deniz harekâtı kapsamında USS George H.W. Bush uçak gemisinin Arap (Umman ) Denizi’ne giriş yaptığını duyurdu. İran limanlarına yönelik deniz ablukası da sürüyor.

Lübnan’da ise İsrail ordusu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’ın güneyinde üç askerin yaralandığını açıklamasının ardından Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırdı. İsrail ordusu, biri Rıdvan Gücü, diğeri Bedr Birimi mensubu olmak üzere Hizbullah’ın iki saha komutanının öldürüldüğünü duyurdu. Lübnan Sağlık Bakanlığı ise İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 11 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.


Çöküşün eşiğinde bir ateşkes… Washington ve Tahran, ‘kim önce göz kırpar’ yarışında

(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Çöküşün eşiğinde bir ateşkes… Washington ve Tahran, ‘kim önce göz kırpar’ yarışında

(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

ABD ile İran arasında ateşkesin sona ermesi için belirlenen sürenin pazartesi günü dolmasına yaklaşılırken, Washington ve Tahran’ın bir uzlaşma formülü oluşturmaktan çok karşı tarafın ne kadar dayanabileceğini sınamaya odaklandığı görülüyor.

Çeşitli haber kaynaklarında yer alan değerlendirmelere göre ABD, abluka, yaptırımlar ve İran’ın ihracatı ile ekonomisini baskı altına alma stratejisine güveniyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatarak enerji fiyatlarını yüksek tutmayı ve böylece ABD Başkanı Donald Trump üzerinde, Kongre’deki ara seçimler öncesinde baskı oluşturmayı hedefliyor.

ABD’li bir yetkili müzakereleri ‘tıkanmış’ olarak nitelendirirken, üst düzey bir İranlı yetkili ateşkesin uzatılmasına yönelik gerçek bir görüşme yürütüldüğünü reddetti. Yetkili, Washington’ın öncelikle haziran ayında varılan anlaşmadaki taahhütlerine dönmesi gerektiğini söyledi. Böylece karşılaşma, nükleer dosyaya çözüm arayışından ekonomik ve siyasi bir irade mücadelesine dönüştü. Taraflar, zamanı kendi belirledikleri takvim doğrultusunda kullanmaya çalışıyor.

Bu nedenle bazı uzmanlara göre mevcut tıkanıklık stratejinin yokluğuna değil, bizzat stratejinin kendisine işaret ediyor. Trump seçimlere kadar zaman kazanmaya çalışırken İran da Hürmüz Boğazı’ndaki krizin maliyetinin kendisinden taviz vermesinin maliyetini aşacağı ana kadar süre kazanmayı hedefliyor. Artık soru, hangi tarafın daha büyük bir güce sahip olduğu değil; ‘karşı taraf önce gözünü kırpana kadar’ hangi siyasi sistemin acıya daha fazla dayanabileceği.

Bölünme mi, yoksa rol dağılımı mı?

ABD yönetimi, müzakerelerde yaşanan tıkanıklığın nedenlerinden birini İran’da üç ayrı karar merkezinin bulunmasına bağlıyor: Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), dini kurum ve hükümet yönetimi. Bir ABD’li yetkiliye göre bu merkezlerden biriyle varılacak anlaşma diğerlerinin onayını garanti etmiyor. Bu durum, İranlı müzakerecinin şartlarını değiştirmesine veya uygulanabilir taahhütlerde bulunamamasına yol açıyor.

Ancak tabloyu yalnızca bir ‘kanat çatışması’ olarak nitelemek abartılı olabilir. İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları gerçek ve özellikle ekonomiyi kurtarmaya odaklanan hükümet ile savaşı bir varoluş mücadelesi olarak gören güvenlik kurumları arasında belirginleşiyor. Ancak bu durumun mutlaka birbirinden farklı üç politikanın varlığına işaret ettiği söylenemez. Daha muhtemel olan, nüfuz ve yetki alanları üzerinde bir rekabetin yaşanması ve buna karşılık bazı kırmızı çizgiler konusunda ortak tutum sergilenmesi. Bunlar arasında teslimiyet görüntüsü vermemek, Hürmüz kartını korumak ve yaptırımlar kaldırılıp dondurulmuş varlıklar serbest bırakılmadan nükleer alanda taviz vermemek bulunuyor.

Reuters, nisan ayında DMO’nun savaşın ve müzakerelerin yönetimindeki nüfuzunun arttığına dikkati çekmiş, ancak aynı zamanda şahin kanadın çatışmanın şartları konusunda sergilediği bütünlüğe işaret etmişti. Bu nedenle mevcut görüş ayrılığı, gerçek bir kurumsal farklılık ile görev paylaşımının birleşimi olarak değerlendirilebilir. Buna göre hükümet arabuluculuk kapısını açık tutarken, dini kurum tutuma ideolojik meşruiyet kazandırıyor; DMO ise İran’ın taleplerinin reddedilmesinin maliyetini artırmak için güç kullanıyor.

ABD’nin İran’daki ‘bölünmüşlük’ vurgusunu sık sık gündeme getirmesi de müzakere taktiğinin bir parçası olabilir. Bu yaklaşım Washington’ın yaşanan tıkanıklıktan Tahran’ı sorumlu tutmasına imkân verirken, İran yönetimi de karar merkezlerinin çokluğunu kullanarak herhangi bir anlaşmanın ülke içinde kabul edilebilir hale gelmesi için daha yüksek bir bedel ödenmesi gerektiği mesajını verebiliyor.

Hürmüz… İran’ın son kozu

Hürmüz Boğazı meselesi, çatışmanın tali bir başlığı olmaktan çıkıp mücadelenin merkezine yerleşmiş durumda. İran, bu güzergâh üzerinden ABD ve müttefiklerine, kendi ekonomisinin veya konvansiyonel askeri kapasitesinin çok ötesinde ekonomik zarar verebilir.

Wall Street Journal’ın aktardığı gemi takip verileri, savaş öncesinde günde 130’dan fazla geminin geçtiği boğazdan perşembe günü yalnızca 13 geminin geçtiğini gösteriyor. Gemilerin büyük bölümü ise İran’ın kontrolündeki kuzey güzergâhını kullandı.

scdfrgthy
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İran’ı, petrol şirketi ADNOC’a ait bir gemiye saldırmakla suçladı. Bu, bir hafta içinde yaşanan üçüncü benzer olay olurken Abu Dabi saldırıların durdurulması ve geçiş güzergâhının tamamen yeniden açılması çağrısında bulundu. Tahran olayın sorumluluğunu üstlenmedi. Ancak gemilerin tekrar tekrar hedef alınması, ABD ablukasının İran’ın deniz trafiğine ilişkin güvenlik risklerini kontrol etme kapasitesini ortadan kaldırmadığını gösteriyor.

Bu nedenle İran, taleplerini ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasından, savaşın yol açtığı zararların tazmin edilmesi ile kendisine ve müttefiklerine yönelik tehditlerin sona erdirilmesine kadar genişletti. Tahran ayrıca geçişleri düzenleme veya ücret uygulama hakkının tanınmasını sağlamaya çalışıyor. Washington ise bunu ‘kırmızı çizgi’ olarak görüyor: Ücret yok, kısıtlama yok ve İran’ın tek taraflı kontrolünün tanınması yok.

Trump’ın İran’ın yenilgisinin ardından boğazı ‘Amerikan toprağı’ haline getireceğini açıklamasıyla ilgili olarak bir Beyaz Saray yetkilisi Wall Street Journal’a bunun şaka amaçlı söylendiğini belirtti. Ancak bu açıklama, söylemsel bir provokasyon olarak değerlendirilse dahi, çıkmazın derinliğini ortaya koyuyor: Washington geçiş güzergâhını kontrol ettiğini savunurken deniz trafiğine ilişkin veriler, gemilerin hâlâ İran’ın iznini belirleyici unsur olarak gördüğünü gösteriyor.

İki farklı saat

Trump, ara seçimlere kadar savaşı yavaşlatmak ve petrol ile benzin fiyatlarını yükseltebilecek geniş çaplı yeni bir askeri çatışma turundan kaçınmak istiyor. Benzinin galon başına ortalama fiyatı 4,08 dolara ulaşırken Trump, Amerikalıların daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalabileceğini kabul etti. Trump, cuma akşamı New York’ta yaptığı konuşmada, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek bu savaşın bedelini ödemeye değer” diyerek savaştan dolayı özür dilemeyeceğini söyledi.

Ancak ABD yönetimi içindeki öncelik sıralaması dikkat çekici hale geldi. Başkan Yardımcısı JD Vance, enerji fiyatlarının düşürülmesini ‘birinci hedef’ olarak nitelerken, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeyi ikinci sıraya koydu. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt ise daha sonra iki hedefin eşit öneme sahip olduğunu belirtti. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nda hızlı bir sonuç alınması ihtiyacının pratikte kapsamlı bir nükleer anlaşmaya kıyasla öne çıkmaya başladığına işaret ediyor.

Buna karşılık Tahran, çeşitli haber kaynaklarının aktardığına göre, ABD’nin seçim takviminin İran’ın dayanma kapasitesinden daha kısa olduğu hesabını yapıyor. Ablukanın petrol ihracatını azaltarak yakıt ve döviz sıkıntısını derinleştirdiği doğru. Ancak İran, karne uygulamasına, krizin maliyetini hanelere yansıtmaya ve devletin ayakta kalması için gerekli kaynakları korumaya dayanan bir ‘hayatta kalma ekonomisine’ yöneldi. Tahran’ın hesabı, ekonomik sıkıntının ABD’de daha sınırlı ölçekte yaşansa bile siyasi açıdan daha hassas olduğu yönünde.

Öte yandan, denizlerdeki konuşlandırmanın sekiz ayı aşmasının ve mürettebatın koşullarının kötüleştiğine ilişkin haberlerin ardından USS George Washington uçak gemisinin yerini USS Abraham Lincoln uçak gemisinin alması, Washington’ın askeri yığınağı sürdürebileceğini ancak bunun insani ve lojistik açıdan sınırsız bir maliyet olmadan mümkün olmadığını gösteriyor. Trump’ın herhangi bir sorun yaşandığını reddetmesi, değişimin gerekli hale geldiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Sessiz bir uzatma mı, yoksa patlama mı?

Müzakerelerin seyri ile yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri doğrultusunda üç senaryo öne çıkıyor. En olası senaryo, ne nihai bir anlaşmaya varılması ne de kapsamlı bir savaşa derhal dönülmesi; bunun yerine ‘ateşkes-abkuka’ durumunun sürmesi. Buna göre ateşkesin uzatıldığı resmen ilan edilmezken geniş çaplı doğrudan saldırılardan kaçınılması, yaptırımların sürdürülmesi, gemilere yönelik sınırlı saldırıların devam etmesi ve arabulucular üzerinden baskının artırılması bekleniyor. Eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin de belirttiği gibi bu tablo, her iki taraf açısından alternatiflerden daha az kötü. Zira Washington İran’ın yeni taleplerini kabul etmek istemiyor, Tahran ise ABD’nin ihlal ettiğini düşündüğü bir mutabakata geri dönmek istemiyor.

wefrt
Pakistan’da düzenlenen müzakere oturumlarından birine katılan İran heyeti (İran Dışişleri Bakanlığı)

İkinci senaryo, Pakistan veya Katar aracılığıyla kısa süreli teknik bir uzatma sağlanması. Buna karşılık dondurulmuş varlıkların bir bölümünün serbest bırakılması veya deniz geçiş koridorlarının genişletilmesi gibi sınırlı bir adım atılabilir. Böylece her iki taraf da geri adım atmadığını savunabilir.

En tehlikeli senaryo ise bir hesap hatasıyla başlayabilir. Bir geminin vurulması veya Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesi, Trump’ı ‘tüm seçenekleri’ kullanma tehdidini hayata geçirmeye itebilir. İran’ın da buna karşılık deniz trafiğine, askeri üslere ve müttefiklere yönelik saldırıları genişletmesi halinde bekleme stratejisi kontrol edilemez hale gelebilir.


İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
TT

İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyinde gerilimi aniden tırmandıran bir adım atarak Lübnan devletine ve Hizbullah’a siyasi ve güvenlik içerikli mesajlar gönderdi. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinde görev yapan güçlerine karşı düzenlediği askeri bir operasyona misilleme olarak iki beldeye gerçekleştirilen İsrail hava saldırıları, aralarında bir ailenin tamamının da bulunduğu 11 kişinin ölümüyle sonuçlandı. İsrail ordusu açıklamasında, Hizbullah’a ait bir komuta merkezinin hedef alındığı ve bunun sonucunda örgütün seçkin birimi Rıdvan Gücü’nden bir komutanın öldürüldüğü kaydedildi.

Söz konusu tırmanış, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin pazartesi günü sona ermesinin arifesinde ve Lübnan ile İsrail arasında ateşkesi kalıcı hale getirmek ve Lübnan'ın güneyindeki model bölgeleri genişletmek amacıyla yürütülen ABD arabuluculuğuyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn yaptığı açıklamada, İsrail'in gerilimi tırmandıran bu adımının ‘müzakere sürecine ve (çerçeve anlaşmasını) hayata geçirmeyi amaçlayan Amerikan çabalarına yönelik bir mesaj’ olduğunu belirtti. Başbakan Nevvaf Selam ise bu tırmanışın ‘ülkenin güneyinde istikrarı tesis etme çabalarını baltaladığını’ teyit ederek “Lübnan topraklarında bulunması halinde herhangi bir askeri yapıya müdahale etme sorumluluğu yalnız Lübnan devletine aittir. Bu tür yapıların varlığı, İsrail'e Lübnan topraklarını çiğneme veya sivilleri tehlikeye atma hakkı vermez” ifadelerini kullandı.

Hizbullah hiçbir askeri operasyonu üstlenmezken Tel Aviv, Ali et-Tahir Tepeleri’nde kontrolü sağlamaya yönelik İsrail'in hazırlıklarıyla bağlantılı yeni angajman kuralları dayatmaya çalışıyor. Kaynaklar, Hizbullah'a verilen bu mesajdan “Tepelere doğru ilerleyişi püskürtmeye yönelik her türlü girişimin, bombardımanın derinlere doğru genişletilmesiyle karşılık bulacağı” anlamının çıkarıldığını ifade etti.