Pakistan başbakanları... Darbeler, hapisler ve suikastlarla dolu bir tarih

İmran Han’ın destekçileri cumartesi günü Peşaver’de gösteri yaptı (AFP)
İmran Han’ın destekçileri cumartesi günü Peşaver’de gösteri yaptı (AFP)
TT

Pakistan başbakanları... Darbeler, hapisler ve suikastlarla dolu bir tarih

İmran Han’ın destekçileri cumartesi günü Peşaver’de gösteri yaptı (AFP)
İmran Han’ın destekçileri cumartesi günü Peşaver’de gösteri yaptı (AFP)

Pakistan aylardır derin siyasi bölünmelerin gölgesinde yaşıyor, birçok kişi önümüzdeki saatlerde genel seçimlerin nihai sonuçlarının açıklanmasıyla bu durumun patlama noktasında gelmesinden endişe ediyor. Söz konusu durumun sebebi ise, nükleer güce sahip ülkenin 1947’de İngiliz yönetiminden bağımsızlığını kazanmasından bu yana onlarca yıldır Pakistan başbakanlarını etkisi altına alan bir lanete dayanıyor.

Eski Başbakan İmran Han’ın yolsuzluk, terörizm ve yasa dışı evlilik suçlamalarıyla seçim yarışından çıkarılıp hapse atılmasının ardından, Han’ın partisine sadık bağımsız adaylar, rakibi eski Başbakan Navaz Şerif’in öngöremediği bir sürprizle parlamentodaki sandalyelerin çoğunluğunu ele geçirmeyi başardı. Buna rağmen, yeni yolsuzluk rejiminden kaçmak için yıllarca kendi isteğiyle ülke dışında kaldıktan sonra siyasi arenaya geri dönen Navaz Şerif, partisinin sandalyelerin çoğunluğunu kazandığını açıkladı ve bir hükümet koalisyonu kurmayı düşündüğünü belirtti. Bu gelişme gerilimleri artırma tehlikesini de beraberinde getirdi.

Böylece İmran Han ve Navaz Şerif, Pakistan’da görev sürelerini tamamlamayan, hapse atılan veya suikasta uğrayan bir dizi başbakandan oluşan uzun siyasi tarihi sürdüren kişiler oldu.

Tarih tekerrür ediyor

1947’den günümüze kadar generaller birçok kez ülke yönetimine geçti ve yönetim art arda gelen 20 başbakan aracılığıyla yürütüldü. Bunların büyük bir kısmı, iktidar grupları içindeki iç anlaşmazlıklar sonucunda yolsuzluk, darbe, zorla ihraç gibi çeşitli sebeplerle görev süreleri dolmadan görevden alındı. Geri kalanlar sınırlı süreler boyunca geçici hükümetler kurarak veya yeni seçimleri denetleme görevini yerine getirdiler.

dcf db
İmran Han’ın destekçileri cuma günü Peşaver’de gösteri yaptı (EPA)

1993 yılında, art arda 5 değişiklik (Navaz Şerif, Balah Şir Mezari, yine Navaz Şerif, Muinuddin Ahed Kureşi, Benazir Butto) nedeniyle başbakanlık koltuğu değişimi açısından rekor kaydedildi. Pakistan hükümetinde en kısa başkanlık süresi 1971 yılında 13 gün olarak kaydedilirken, en uzun süre ise 4 yıl 53 gün üst üste iktidarda kalan Navaz Şerif döneminde kaydedildi.

Aşağıda bu ‘siyasi lanetin’ kurbanı olan ve en önde gelen Pakistanlı politikacılara yer verdik.

Hüseyin Şehid Sühreverdi

svdf
Hüseyin Şehid Sühreverdi (Arşiv)

Başbakanların yaşadığı lanet, 60 yılı aşkın bir süre önce Hüseyin Şehid Sühreverdi’nin 1962’de ‘devlete karşı faaliyetlerde bulunma’ suçlamasıyla tutuklanıp Karaçi’de Merkez Hapishanesine atılmasıyla başladı. Sühreverdi, 1956’da Pakistan’ın beşinci Başbakanı olarak görev yaptı. 1958’de General Eyyüb Han’ın darbesiyle sona eren siyasi açıdan çalkantı dönemde yalnızca bir yıl görev yaptı ve sonrasında istifa etti. 1971 yılında Bangladeş’e gitti.

Zulfikar Ali Butto

Pakistan’ın hapse atılan ikinci başbakanı Zülfikar Ali Butto, 1974-1977 yılları arasında görev yaptı. Temmuz 1977’de General Ziyaülhak, Butto hükümetine darbe yapıp, hükümet üyeleriyle birlikte onu bir ay alıkoydu.

vdvre
Zulfikar Ali Butto (Arşiv)

Hapisten çıktıktan sonra Ziyaülhak’a karşı protestolarını durdurmadı ve aynı yılın Eylül ayında ‘1974’te bir siyasi rakibini öldürmek için komplo kurma’ suçlamasıyla yeniden hapsedildi. Lahor Yüksek Mahkemesi’nin ‘tutukluluğunun hukuka aykırı olması nedeniyle’ tahliye edilmesi yönünde karar vermesinin ardından, ‘ülkenin güvenliğini tehdit ettiği’ iddiasıyla tekrar hapse atıldı ve Nisan 1979’da ölüm cezasına çarptırıldı.

Benazir Butto

Babası Zülfikar Ali Butto’nun başına gelenlerden doğan Benazir Butto, Ziyaülhak yönetiminin en büyük rakibi oldu. Eski Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’nin eşi olan Butto, biri 1988-1990 ve diğeri 1993-1996 yıllarında olmak üzere iki kez başbakanlık yaptı.

everv
Benazir Butto (Arşivler-Siteler)

Butto o dönemde liderliğini yaptığı Pakistan Halk Partisi adına, Navaz Şerif liderliğindeki Pakistan Müslüman Birliği Partisi’ne karşı birçok siyasi mücadelede yer aldı. Hapsolma durumunu ilk kez 1985’te üç ay ev hapsinde tutulduğu zaman tecrübe etti.  1999 yılında ‘yabancı bir şirketten rüşvet alma’ suçlamasıyla hakkında 5 yıl hapis cezası aldı, ancak bu hüküm daha sonra iptal edildi. Benzer durumlardan sonra 2007 yılında, o dönemde General Perviz Müşerref’e karşı protesto faaliyetlerini kısıtlamak için yine bir haftalık ev hapsine mahkum edildi. Sonrasında Ravalpindi şehrinde kendisini hedef alan bir suikastta hayatını kaybetti.

Navaz Şerif

Pakistan Müslüman Birliği Partisi’nin lideri Navaz Şerif, siyasi hayatının uzun yıllarını hapishane ve sürgün arasında geçirdi.

rnty
Navaz Şerif, kardeşi Şahbaz ve kızı Meryem ile cuma günü Lahor’da (AFP)

İlk kez 1990 ile 1993 yılları arasında, ikinci kez ise 1997 ile 1999 yılları arasında başbakanlık görevini yerine getiren Şerif, General Perviz Müşerref’in darbesiyle devrildi ve on yıl boyunca yurtdışında sürgünde kaldı. 2013 yılında tekrar başbakan oldu ancak 2017 yılında yolsuzluk suçlamaları üzerine Temmuz 2018’de hapse atıldı. Kızı Meryem ile birlikte on yıl hapis cezasına çarptırılan Şerif, iki ay sonra serbest bırakıldı. 2019 yılında yine yolsuzluk suçlamasıyla yargılandı ve hapis cezası aldı.  Daha sonra Londra’ya gitmesine izin verildi.

Şerif, Ekim ayında siyasi arenaya geri döndü. Genel seçimlerde, Pakistan Adalet Hareketi partisinin sandık başına gitmesi yasaklanan ve destekçilerinin bağımsız olarak yarıştığı İmran Han’a karşı yarıştı.

Şahid Hakan Abbasi

sde
Şahid Hakan Abbasi (Arşiv- Siteler)

Şahid Hakan Abbasi, 1 Ağustos 2017 ile 31 Mayıs 2018 tarihleri ​​arasında Navaz Şerif’in ardından başbakanlık yaptı sonrasında Ulusal Sorumluluk Komisyonu tarafından ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla tutuklandı ve 2020’de kefaletle serbest bırakıldı.

İmran Han

Eski kriket oyuncusu İmran Han 18 Ağustos 2018’de ülkenin yönetimine geldi. Pakistan parlamentosunun, siyasi sahnede etkili bir oyuncu olan orduyla yaşadığı bir anlaşmazlığın ardından Nisan 2022’de hükümetinden güven oyunun çekilmesinin ardından görevini kaybetti.

evde
Şu anda tutuklu olan Eski Pakistan Başbakanı İmran Han (Reuters)

Hapis cezası verilene kadar Pakistan Adalet Hareketi Partisi Başkanı olan İmran Han, halk arasındaki destekçilerinin desteğiyle söylemini güçlendirdi. Bu duruma eşlik eden şiddetin ardından güçlü rakipleri siyasi arenada Han’ın ‘etkisiz hale getirilmesinin’ gerekli olduğunu hissederek, Han’dan önce iktidardan hapishane hücrelerine gidenler için izlenen yolları takip etmeye başladı.  

Bir dizi suçlama ve birkaç yıl hapis cezasının ardından Han, düzen karşıtı duruşu nedeniyle hâlâ popülerliğini koruyor. Eski Başbakan, 2018’de kendisine verdiği desteğe rağmen orduya doğrudan meydan okumuş ve 2022’deki çöküşünün ve yargı sorunlarının arkasında olduğu öne sürdüğü bir suçlamada bulunmuştu.  

Eyaletlerdeki Sonuçlar

Pencap Eyalet Meclisi'nde PTI 138, PML-N 137, PPP ise 10 sandalye elde etti.

Hayber Pahtunhva'da Eyalet Meclisi için açıklanan sonuçlara göre, PTI 90 sandalye kazandı, PML-N 5, PPP ise 4 sandalye elde etti. PTI, Hayber Pahtunhva eyaletinde seçimleri açık ara önde tamamladı.

Belucistan Eyalet Meclisi'nde PPP 11, PML-N 10 ve PTI 6 sandalye kazandı.

Sind Eyalet Meclisi'nde PPP, seçimi önde tamamladı. Eyalet Meclisinde PTI 13, MQM-P 28 ve PPP 84 sandalye kazandı.

İmran Han'ın Aldığı Hapis Cezaları

Ağustos 2018'den, parlamentoda güven oylamasını kaybettiği Nisan 2022'ye kadar Pakistan'ın başbakanlık koltuğunda oturan 71 yaşındaki İmran Han, yargılandığı 3 farklı davada seçime 1 hafta kala hapis cezasına çarptırılmıştı.

Han, 30 Ocak’ta devlet sırlarını ifşa etmekten yargılandığı davada 10 yıl hapse mahkum edilmiş, 31 Ocak'ta ise başbakanlığı döneminde aldığı hediyelerinin ayrıntılarını açıklamadığı ve hediyeleri sattığı gerekçesiyle yargılandığı yolsuzluk davasında eşi Büşra Han ile 14'er yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Han ve eşi ayrıca yasa dışı evlilik yaptıkları gerekçesiyle yargılandıkları davada 3 Şubat'ta 7'şer yıl hapse mahkum edilmişti.

Han, hakkında açılan davaların ardından mahkemenin verdiği tutuklama kararı üzerine 5 Ağustos 2023'te cezaevine gönderilmişti.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.