Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Kuruluşu, 1960’lı yıllarda çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında Afrika kıtasında başladı.

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
TT

Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)

Afrika kıtasında art arda yaşanan krizler ve etkilerinin şiddeti arttıkça, kıtanın birçok ülkesindeki kayda değer siyasi ve askeri dönüşümler ve bunların halkları üzerindeki etkileriyle paralel olarak kıta çapında organize olan uluslararası kuruluşlar parçalanmaya başladı. Bu değişiklikler, kuruluşların bunlarla yüzleşmek için önleyici bir yaklaşım benimseme konusundaki açık yetersizliğiyle birlikte baş gösterdi. Bağımsızlığından bu yana sürekli çatışmalar, askeri darbeler, ayrılma talepleri, bazı ülkelerin bölünmesi ve barışı korumak için Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı uluslararası güçlerin müdahaleleri, doğal kaynaklar açısından zengin stratejik bölgelerdeki uluslararası güçler arasındaki rekabet, çıkar mücadeleleri ve terör örgütlerinin giderek büyümesi gibi durumlar yaşanıyor. Tüm bunlar çerçevesinde Afrika Birliği’nin (AfB) rolü asgari düzeydeyken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Doğu Afrika’da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA) ve Sahel-Sahra Eyaletleri Topluluğu gibi diğer alt kuruluşlar daha büyük ama aynı zamanda sınırlı bir rol oynadı. Bu örgütler, ülkelerinin tam bir yetki ve anlaşması olmaksızın faaliyetlerini sürdürdüler. Bunların bir kısmı çatışmanın sıcak noktalarını görmezden geldi, bir kısmı ise üye devletlerdeki savaşlarla seçici bir şekilde ilgilendi. Rolünü etkileyen ve sınırlayan bağlamı göz ardı etmenin, mücadeleden kaçınmanın ve krizleri ciddiyetle çözmeye çalışmanın da tutsağı olarak kaldılar.

Müdahaleler nedeniyle bu ana grupların kapsamı dışında, çoğu zaman birbiriyle kesişen görevler üstlenen çok sayıda bölgesel kurum ve kuruluşun ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nu (SADC), Orta Afrika Devletleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu’nu (CEMAC) ve Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’ni (EMWA) içeriyor. Nil Nehri ve Havzası su krizleriyle birlikte ortaya çıkan bir grup nehir havzası organizasyonu da bulunuyor. Bu kuruluşlar, genellikle sınırlı kurumsal kapasite ve zayıf uluslarüstü otorite ile karakterize ediliyor. Afrika’nın herhangi yerindeki tek bir ülke, yaklaşık sekiz farklı bölgesel kuruluşa ve organa ait olabilir.

Değişimin tezahürü

Afrika kıtasında örgütlerin kurulması, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında başladı. Afrika Birliği Örgütü, 1963’te kuruldu ve 2002’de Afrika Birliği’ne dönüşene kadar, sömürgecilikten kurtuluş sonrası ve ulusal hükümetlerde birlik umutları üzerinde çalıştı. Onlarca yıl sonra bu dönemin yerini yeni bir çatışma ve ideolojik çatışma dönemi aldı. Küresel emperyalizmden etkilenen ve Afrika milliyetçilerini etkileyen Afrika düzeyinde ‘emperyal’ fikirler ortaya çıktı. Afrika siyasetinin doğasındaki rüya gibi idealizmden katı realpolitike geçiş, onlarca yıl sonra Afrika Birliği, IGAD ve diğer örgütlerin yaşadığı mevcut felçte en açık şekilde görüldü. ECOWAS’ın çöküşü, Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun blok üyeliğinden çekilme kararında açıkça görüldü. Bunun sonucunda, blokun kendilerine uyguladığı baskı ve ülkeye geri dönmeleri için sert yaptırımlar uygulandı.

Bu, bölgesel iş birliği ve entegrasyon sloganlarının, sömürgecilik sonrası dönemin tarihsel seyrinin ve bağımsızlığın babalarının manevi ihtiyacının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak sınırların bölünmesi, çıkarların kesişmesi, etnik ve ideolojik farklılıkların ortaya çıkmasının yanı sıra, uzlaşmalara açık bir siyasi kimliğin ortaya çıkmasının ardından, ülkeler içinde ve ülkelerle çeşitli bölgesel kuruluşlar arasında iktidar tekeli ilkesine göre müzakereler başladı. Buna bağlı olarak üyeliklerdeki örtüşme, ülkeleri bölgesel örgütler kurmaya iten nedenlerin göz ardı edilmeye başlanmasıyla belirgin hale geldi. Bunun sonucunda üye devletlerin iç güç dengesi ve bağlılıkları, kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde farklılaşmış, daha sonra ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle hegemonik devletlerin ortaya çıkmasından sonra bu örgütlerin dağılması başlamıştır. Bu durum, bloğun çabalarını artırarak veya engelleyerek bölgesel dinamikleri etkileme konusunda ona büyük bir yetenek kazandırıyor.

Kuruluşların bölünmesi

Sudan ve diğer Afrika ülkelerindeki kriz, diğer sorunların yanı sıra  Afrika Birliği, IGAD, ECOWAS vb. bölgesel kuruluşların etkisizliğini ortaya çıkardı. Sudan’daki çatışmanın yol açtığı kan ve şiddetin durdurulması için acilen harekete geçmesi gereken yaklaşık 55 ülkeyi kapsayan Afrika Birliği, bunu çok az ve çok geç yaptı, hatta işi IGAD’a emanet etti. Geçtiğimiz nisan ayında Sudan’da meydana gelen çatışmayı kınama konusunda üye ülkeler arasında açık bir birlik ve fikir birliği eksikliği vardı. IGAD’ın, empoze edilen ateşkesin üç gün uzatılarak krizin çözülmesine yönelik önerileri içeren ve silahlı kuvvetlerle Hızlı Destek Kuvvetleri temsilcilerinin Güney Sudan’ın başkenti Cuba’ya gönderilmesini içeren girişimini sunması yalnızca iki hafta sürmesine rağmen, IGAD’ın hareketleri hâlâ etkisiz. Ayrıca Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan’ın kendisine yönelttiği suçlamalar nedeniyle etkinliğini de bir miktar kaybetti.

IGAD gibi kuruluşların Sudan ile herhangi bir dayanışma ruhu göstermede başarısız oldukları ve zamanında harekete geçmedikleri görülüyor. Bu durum, Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmaların, krizlere uygun çözümün yakın zamanda bulunamayacağı bir noktaya kadar tırmanmasına neden oldu. Uzun zamandır tartışılan bir gerçek var ki o da Afrika örgütlerinin kıta sorunlarına ilişkin bölünmesi. Öyle ki IGAD, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında bölünmüş durumda. Uluslararası toplum, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sivil halka yönelik uyguladığı yağma ve öldürme kampanyasını şiddetle kınarken, IGAD liderleri bu konuda yorum yapmaktan kaçındı.

Bununla birlikte IGAD, seçici bir oluşum olduğunu ilk kez kanıtlamadı. Nijer ve Mali krizleri, bazı üyelerin BM’nin bu ülkelerdeki durumu istikrara kavuşturma çabalarını desteklemesi ve diğerlerinin ise bu konuda tarafsız kalması nedeniyle ECOWAS’ın blok içinde fikir birliği eksikliğini de ortaya çıkardı.

Diktatörlük rejimleri mi yoksa yarı demokratik rejimler mi tercih ediliyor?

Bu kuruluşlar farklı amaçlarla var olsalar da Afrika hala siyasi, güvenlik, ekonomik ve çevresel zorluklarla dolu bir sahne olmaya devam ediyor. Ülkeler arasında ve ülke içinde çözülemeyen krizler, bölgesel güvenlik ve aralarındaki ekonomik entegrasyon konusunda da engeller yarattı. Alternatif olarak Çin, Rusya, Türkiye ve İran gibi uluslararası aktörler ortaya çıktı. Bir yanda bu güçler, diğer yanda ABD’nin başını çektiği Batılı güçler ve Avrupa ülkelerinin eski sömürgecileri arasındaki rekabet belirginleşti. Batının rolü, taktiksel geri çekilme ile çeşitli hususlar nedeniyle bazı alanlara odaklanma arasında değişiyor. Bu durum ister gönüllü olarak, isterse de Mali, Nijer ve Burkina Faso’da olduğu gibi darbeci hükümetlerin baskısıyla bu ülkelere bağlı güçlerin geri çekilmesi nedeniyle güvenlik boşluğu yarattı. Bu ülkelerdeki darbe liderleri, iç rejimin güvenliğini artırmak için bölgesel eğilimden yararlandı. Ancak yeni başkanlar ile ECOWAS başta olmak üzere bölgesel kuruluşlar arasındaki yabancılaşma nedeniyle uzlaşma kabul edilmedi. Bu da özellikle örgütün askeri müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, örgütten çekilme kararıyla sonuçlandı. Bu ülkeler, darbelerden ve Afrika’daki nüfuzlarının azalmasından önce Fransa’ya ve Batılı güçlere bağlıydı.

Üç ülkenin çıkış nedeni, örgüt üyeliğinin sadece demokratik ülkelerle sınırlı kalması isteği değildi. Öyle ki bölgesel örgütler, bu ülkelerin imajını iyileştirip etkili uluslararası kuruluşlarla ağ oluşturarak Batı’nın memnuniyetini kazanmaya çalışmanın yanı sıra, kaynak ve hayatta kalma stratejileri sağlayarak ve Afrika’daki rakiplerle yüzleşerek bir dizi otoriter hükümetin hayatta kalmasına yardımcı oldu. Demokratik olan, ancak siyasi ve güvenlikle ilgili çalkantılar yaşayan ülkeler yerine diktatörlük veya yarı demokratik ama istikrarlı rejimleri tercih etmeye başladılar. Bu istikrarlı rejim, sadece bölgesel anlaşmalar yoluyla demokrasiye, insan haklarına riayete ve hukukun üstünlüğüne doğru ilerlemek için güçlendirilebilir ve motive edilebilir. Hele ki bazı ülkeler, uluslararası tanınırlıklarını kaybetmelerine yol açan olumsuz dış etkenleri kontrol altına almak ve çeşitli destek biçimlerini kaybetmemek için bu taleplere boyun eğiyor.

Çözüm yolları

Mevcut karmaşık dinamikler krizin çözümüne giden yolda kolaylaştırıcılardan biri olarak göz önüne alındığında gözlemciler, Afrika Birliği’nin Sudan krizindeki rolünün, özellikle çeşitli bölgesel girişimlerde yer alması nedeniyle, bölgesel çözümleri dikkate alması gerektiğine inanıyor. Ayrıca Mısır ile Etiyopya arasındaki gerginlik durumu ve krize ilişkin Arap- Afrika bölünmesi dikkate alınmalı. Washington ateşkese yol açacak arabuluculuğu ve barışa ulaşmak için insani yardımın geçişini desteklerken, IGAD daha önce krizi kontrol altına almak için askeri müdahale önermişti. Bu da ordu liderlerinin kendileri tarafından önerilen çözümlere karşı isteksiz olmasına yol açtı. Bu, BM veya diğer Afrika kuruluşları tarafından desteklenmedi ve bu adımın yerini, çatışmanın her iki tarafına ve bölgesel aktörlere, ‘her ikisini de desteklemekten kaçınmaları yönünde’ baskı aldı.

Uzun yıllar boyunca Afrika bölgesel örgütleriyle çatışma bölgelerinde iyi bir iş birliği kurulmuştur. Ama bu, faydaları stratejik olarak belirlenen bir iş birliği değildi. Kuruluşların çabaları, ekonomik iş birliği veya siyasi çözüm önerileri bağlamında merkezi bir konumda kalmadı. Aynı zamanda kalkınma krizlerini çözme ve çatışmaları, göçü ve yerinden edilmeyi önleme konusundaki yetersizliğini de kanıtladı. Bu ve diğer nedenlerden dolayı ECOWAS’tan çekilen ülkelerin konumu dikkat çekiciydi. Ancak bundan daha fazlası, Afrika bölgesel örgütlerinin, çeşitli krizlerin çözümünde ve uluslararası müdahalelere karşı koymada ‘merkezi ortaklar’ olarak üstlendikleri rolü kaybetmelerinin başlangıcıdır.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Netanyahu: İsrail, “İran tehdidine” karşı ittifaklar kurmaya çalışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakan Itamar Ben-Gvir ile Knesset'te tokalaşırken (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakan Itamar Ben-Gvir ile Knesset'te tokalaşırken (Reuters)
TT

Netanyahu: İsrail, “İran tehdidine” karşı ittifaklar kurmaya çalışıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakan Itamar Ben-Gvir ile Knesset'te tokalaşırken (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakan Itamar Ben-Gvir ile Knesset'te tokalaşırken (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, İsrail'in ‘İran tehdidine’ karşı bölgedeki ‘önemli’ ülkelerle yeni ittifaklar kurmaya çalıştığını söyledi. Konuşmasında söz konusu ülkelerin isimlerini belirtmeyen ve detay vermeyen Netanyahu, İsrail'in İran'a karşı askeri harekatına devam edeceğini ve ‘İran'daki terörist rejimi ezmeye’ devam edeceğini vurguladı. Netanyahu, İsrail ordusunun sınırları dışında Gazze Şeridi, Suriye ve Lübnan'da konuşlandığı bölgelere atıfla “Çevremizdeki güvenlik bölgelerini güçlendireceğiz ve hedeflerimize ulaşacağız” dedi.

Netanyahu bu açıklamaları, Yahudilerin Fısıh Bayramı arifesinde yaparken bundan önce İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin İsrail ve ABD ile ‘savaşı sona erdirme iradesine’ sahip olduğunu, ancak ‘saldırının tekrarlanmayacağına dair garantiler’ istediğini belirttiği bir açıklamada bulunmuştu.

İsrail Başbakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Harekete geçmemiz gerekiyordu ve harekete geçtik. İsrail'i bölgesel bir güç, bazı yönlerden de küresel bir güç haline getirdik. Görevimize sadık kaldık ve Ortadoğu'nun çehresini değiştirdik.”

Öte yandan İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, Netanyahu'nun sözlerine sert eleştiriler yöneltti. Lapid, “Netanyahu bininci kez kibirli bir konuşma yaparak ‘Ortadoğu'yu değiştirdim’ dedi. Ancak sonuçta her zaman olduğu gibi hiçbir şeyin değişmediği ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı. Artık Netanyahu’nun bunu yapamadığını kabul etmenin zamanı geldiğini söyleyen Lapid, savaşa rağmen tehditlerin halen devam ettiğine işaret ederek “Hizbullah Lübnan'dan ateş açmaya devam ediyor, İran İsrail'e balistik füzeler fırlatmaya devam ediyor ve Hamas hala Gazze'yi yönetiyor” şeklinde konuştu.


Trump: İran yakın gelecekte nükleer silaha sahip olmayacak hale geldikten sonra çekileceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere konuşurken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere konuşurken (AFP)
TT

Trump: İran yakın gelecekte nükleer silaha sahip olmayacak hale geldikten sonra çekileceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere konuşurken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere konuşurken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ABD'nin 2-3 hafta içinde İran'dan çekilebileceğini söyledi. Trump, galon başına 4 dolara ulaşan yakıt fiyatları hakkındaki bir soruya verdiği yanıtta, “Tek yapmam gereken İran'dan ayrılmak ve bunu çok yakında yapacağız” ifadelerini kullandı. Trump, bunun ‘2-3 hafta içinde’ gerçekleşeceğini belirtti.

Bu, Trump'ın bir aydır süren ve bu süre zarfında Ortadoğu'yu yeniden şekillendiren, küresel enerji piyasalarını altüst eden ve Cumhuriyetçilerin başkanlık sürecinin gidişatını değiştiren savaşı sona erdirme niyetiyle ilgili bugüne kadar yaptığı en net açıklama oldu. Trump, Tahran'ın çatışmayı sona erdirmek için Washington'la bir anlaşma yapmak zorunda olmadığını da ifade etti.

ABD'nin çatışmayı sona erdirmesi için başarılı bir diplomasinin temel koşul olup olmadığına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta Trump, “Hayır, İran bir anlaşma yapmak zorunda değil. Hayır, benimle bir anlaşma yapmak zorunda değiller” dedi. Operasyonu sona erdirmenin şartının İran'ın ‘tamamen geride kalması’, yani yakın gelecekte nükleer silaha sahip olamayacak duruma gelmesi olduğunu söyleyen Trump, “O zaman çekileceğiz” dedi. Trump, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği konusunda ise “Bu bizi ilgilendirmez” ifadelerini kullandı.

Sahte oyların karıştığını iddia ettiği ancak herhangi bir kanıt sunmadığı posta yoluyla oy kullanmayı kısıtlayan bir başkanlık emrini imzaladıktan sonra gazetecilere dönen Trump, İranlıları kastederek “Benimle bir anlaşma yapmak zorunda değiller” dedi. ABD Başkanı, “Artık nükleer silah üretemeyeceklerini hissettiğimizde, o zaman oradan ayrılacağız. Anlaşma yapıp yapmamamızın bir önemi yok” ifadesini kullandı.

Birçok müttefikin petrol tankerlerinin geçişini serbest bırakmak için ABD'nin askeri yardım çağrılarını reddetmesinin ardından, ülkelere petrol ‘temini’ için Hürmüz Boğazı'na kendilerinin gitmesi yönündeki çağrısını yineleyen Trump, “Fransa veya başka herhangi bir ülke petrol veya gaz almak istiyorsa, Hürmüz Boğazı'na gidecek, oraya doğrudan gidecek ve işlerini kendi başına halledebilecek” şeklinde konuştu.

ABD Başkanı Trump, “Boğazda olacaklarla hiçbir ilgimiz olmayacak, çünkü bu ülkeler, Çin, oraya gidip güzel gemilerine yakıt ikmali yapacak ve işlerini kendileri halledecekler. Müdahale etmemiz için hiçbir neden yok” ifadelerini kullandı.


Arjantin, "Devrim Muhafızları"nı "terörist" örgütler listesine dahil etti

Suriye'deki İran Devrim Muhafızları mensupları (Arşiv- dolaşımda)
Suriye'deki İran Devrim Muhafızları mensupları (Arşiv- dolaşımda)
TT

Arjantin, "Devrim Muhafızları"nı "terörist" örgütler listesine dahil etti

Suriye'deki İran Devrim Muhafızları mensupları (Arşiv- dolaşımda)
Suriye'deki İran Devrim Muhafızları mensupları (Arşiv- dolaşımda)

Arjantin Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Arjantin hükümeti dün İran Devrim Muhafızları'nı "terörist" kişi ve örgütler listesine ekledi.

Başkan Javier Milei'nin imzaladığı karara göre, İran Devrim Muhafızları'nın bu listeye alınması, «ülkedeki faaliyet kapasitesini sınırlamayı amaçlayan mali yaptırımların ve operasyonel kısıtlamaların uygulanmasına olanak tanıyor». Metinde, Arjantin hükümetinin «Arjantin Cumhuriyeti'ni Batı medeniyetine yeniden yöneltmeye kararlı olduğu ve onu yok etmek isteyenleri kınayıp mücadele edeceği» belirtildi.

Mili'nin Aralık 2023'te iktidara gelmesinden bu yana, Arjantin hükümeti açıkça ABD ve İsrail'in tarafını tuttu ve bu ülkelerin İran'a karşı askeri operasyonlarını destekledi.Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Mili hükümeti, ocak ayında Devrim Muhafızları'na bağlı “Kudüs Tugayı”nı “terörist” kişi ve kuruluşlar listesine aldı.

Ayrıca Arjantin yargısı, 1994 yılında Buenos Aires'teki AMIA Yahudi derneğine düzenlenen ve 85 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan saldırıdan İran ve Lübnan'daki “Hizbullah”ı sorumlu tutuyor.