Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Kuruluşu, 1960’lı yıllarda çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında Afrika kıtasında başladı.

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
TT

Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)

Afrika kıtasında art arda yaşanan krizler ve etkilerinin şiddeti arttıkça, kıtanın birçok ülkesindeki kayda değer siyasi ve askeri dönüşümler ve bunların halkları üzerindeki etkileriyle paralel olarak kıta çapında organize olan uluslararası kuruluşlar parçalanmaya başladı. Bu değişiklikler, kuruluşların bunlarla yüzleşmek için önleyici bir yaklaşım benimseme konusundaki açık yetersizliğiyle birlikte baş gösterdi. Bağımsızlığından bu yana sürekli çatışmalar, askeri darbeler, ayrılma talepleri, bazı ülkelerin bölünmesi ve barışı korumak için Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı uluslararası güçlerin müdahaleleri, doğal kaynaklar açısından zengin stratejik bölgelerdeki uluslararası güçler arasındaki rekabet, çıkar mücadeleleri ve terör örgütlerinin giderek büyümesi gibi durumlar yaşanıyor. Tüm bunlar çerçevesinde Afrika Birliği’nin (AfB) rolü asgari düzeydeyken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Doğu Afrika’da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA) ve Sahel-Sahra Eyaletleri Topluluğu gibi diğer alt kuruluşlar daha büyük ama aynı zamanda sınırlı bir rol oynadı. Bu örgütler, ülkelerinin tam bir yetki ve anlaşması olmaksızın faaliyetlerini sürdürdüler. Bunların bir kısmı çatışmanın sıcak noktalarını görmezden geldi, bir kısmı ise üye devletlerdeki savaşlarla seçici bir şekilde ilgilendi. Rolünü etkileyen ve sınırlayan bağlamı göz ardı etmenin, mücadeleden kaçınmanın ve krizleri ciddiyetle çözmeye çalışmanın da tutsağı olarak kaldılar.

Müdahaleler nedeniyle bu ana grupların kapsamı dışında, çoğu zaman birbiriyle kesişen görevler üstlenen çok sayıda bölgesel kurum ve kuruluşun ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nu (SADC), Orta Afrika Devletleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu’nu (CEMAC) ve Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’ni (EMWA) içeriyor. Nil Nehri ve Havzası su krizleriyle birlikte ortaya çıkan bir grup nehir havzası organizasyonu da bulunuyor. Bu kuruluşlar, genellikle sınırlı kurumsal kapasite ve zayıf uluslarüstü otorite ile karakterize ediliyor. Afrika’nın herhangi yerindeki tek bir ülke, yaklaşık sekiz farklı bölgesel kuruluşa ve organa ait olabilir.

Değişimin tezahürü

Afrika kıtasında örgütlerin kurulması, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında başladı. Afrika Birliği Örgütü, 1963’te kuruldu ve 2002’de Afrika Birliği’ne dönüşene kadar, sömürgecilikten kurtuluş sonrası ve ulusal hükümetlerde birlik umutları üzerinde çalıştı. Onlarca yıl sonra bu dönemin yerini yeni bir çatışma ve ideolojik çatışma dönemi aldı. Küresel emperyalizmden etkilenen ve Afrika milliyetçilerini etkileyen Afrika düzeyinde ‘emperyal’ fikirler ortaya çıktı. Afrika siyasetinin doğasındaki rüya gibi idealizmden katı realpolitike geçiş, onlarca yıl sonra Afrika Birliği, IGAD ve diğer örgütlerin yaşadığı mevcut felçte en açık şekilde görüldü. ECOWAS’ın çöküşü, Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun blok üyeliğinden çekilme kararında açıkça görüldü. Bunun sonucunda, blokun kendilerine uyguladığı baskı ve ülkeye geri dönmeleri için sert yaptırımlar uygulandı.

Bu, bölgesel iş birliği ve entegrasyon sloganlarının, sömürgecilik sonrası dönemin tarihsel seyrinin ve bağımsızlığın babalarının manevi ihtiyacının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak sınırların bölünmesi, çıkarların kesişmesi, etnik ve ideolojik farklılıkların ortaya çıkmasının yanı sıra, uzlaşmalara açık bir siyasi kimliğin ortaya çıkmasının ardından, ülkeler içinde ve ülkelerle çeşitli bölgesel kuruluşlar arasında iktidar tekeli ilkesine göre müzakereler başladı. Buna bağlı olarak üyeliklerdeki örtüşme, ülkeleri bölgesel örgütler kurmaya iten nedenlerin göz ardı edilmeye başlanmasıyla belirgin hale geldi. Bunun sonucunda üye devletlerin iç güç dengesi ve bağlılıkları, kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde farklılaşmış, daha sonra ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle hegemonik devletlerin ortaya çıkmasından sonra bu örgütlerin dağılması başlamıştır. Bu durum, bloğun çabalarını artırarak veya engelleyerek bölgesel dinamikleri etkileme konusunda ona büyük bir yetenek kazandırıyor.

Kuruluşların bölünmesi

Sudan ve diğer Afrika ülkelerindeki kriz, diğer sorunların yanı sıra  Afrika Birliği, IGAD, ECOWAS vb. bölgesel kuruluşların etkisizliğini ortaya çıkardı. Sudan’daki çatışmanın yol açtığı kan ve şiddetin durdurulması için acilen harekete geçmesi gereken yaklaşık 55 ülkeyi kapsayan Afrika Birliği, bunu çok az ve çok geç yaptı, hatta işi IGAD’a emanet etti. Geçtiğimiz nisan ayında Sudan’da meydana gelen çatışmayı kınama konusunda üye ülkeler arasında açık bir birlik ve fikir birliği eksikliği vardı. IGAD’ın, empoze edilen ateşkesin üç gün uzatılarak krizin çözülmesine yönelik önerileri içeren ve silahlı kuvvetlerle Hızlı Destek Kuvvetleri temsilcilerinin Güney Sudan’ın başkenti Cuba’ya gönderilmesini içeren girişimini sunması yalnızca iki hafta sürmesine rağmen, IGAD’ın hareketleri hâlâ etkisiz. Ayrıca Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan’ın kendisine yönelttiği suçlamalar nedeniyle etkinliğini de bir miktar kaybetti.

IGAD gibi kuruluşların Sudan ile herhangi bir dayanışma ruhu göstermede başarısız oldukları ve zamanında harekete geçmedikleri görülüyor. Bu durum, Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmaların, krizlere uygun çözümün yakın zamanda bulunamayacağı bir noktaya kadar tırmanmasına neden oldu. Uzun zamandır tartışılan bir gerçek var ki o da Afrika örgütlerinin kıta sorunlarına ilişkin bölünmesi. Öyle ki IGAD, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında bölünmüş durumda. Uluslararası toplum, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sivil halka yönelik uyguladığı yağma ve öldürme kampanyasını şiddetle kınarken, IGAD liderleri bu konuda yorum yapmaktan kaçındı.

Bununla birlikte IGAD, seçici bir oluşum olduğunu ilk kez kanıtlamadı. Nijer ve Mali krizleri, bazı üyelerin BM’nin bu ülkelerdeki durumu istikrara kavuşturma çabalarını desteklemesi ve diğerlerinin ise bu konuda tarafsız kalması nedeniyle ECOWAS’ın blok içinde fikir birliği eksikliğini de ortaya çıkardı.

Diktatörlük rejimleri mi yoksa yarı demokratik rejimler mi tercih ediliyor?

Bu kuruluşlar farklı amaçlarla var olsalar da Afrika hala siyasi, güvenlik, ekonomik ve çevresel zorluklarla dolu bir sahne olmaya devam ediyor. Ülkeler arasında ve ülke içinde çözülemeyen krizler, bölgesel güvenlik ve aralarındaki ekonomik entegrasyon konusunda da engeller yarattı. Alternatif olarak Çin, Rusya, Türkiye ve İran gibi uluslararası aktörler ortaya çıktı. Bir yanda bu güçler, diğer yanda ABD’nin başını çektiği Batılı güçler ve Avrupa ülkelerinin eski sömürgecileri arasındaki rekabet belirginleşti. Batının rolü, taktiksel geri çekilme ile çeşitli hususlar nedeniyle bazı alanlara odaklanma arasında değişiyor. Bu durum ister gönüllü olarak, isterse de Mali, Nijer ve Burkina Faso’da olduğu gibi darbeci hükümetlerin baskısıyla bu ülkelere bağlı güçlerin geri çekilmesi nedeniyle güvenlik boşluğu yarattı. Bu ülkelerdeki darbe liderleri, iç rejimin güvenliğini artırmak için bölgesel eğilimden yararlandı. Ancak yeni başkanlar ile ECOWAS başta olmak üzere bölgesel kuruluşlar arasındaki yabancılaşma nedeniyle uzlaşma kabul edilmedi. Bu da özellikle örgütün askeri müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, örgütten çekilme kararıyla sonuçlandı. Bu ülkeler, darbelerden ve Afrika’daki nüfuzlarının azalmasından önce Fransa’ya ve Batılı güçlere bağlıydı.

Üç ülkenin çıkış nedeni, örgüt üyeliğinin sadece demokratik ülkelerle sınırlı kalması isteği değildi. Öyle ki bölgesel örgütler, bu ülkelerin imajını iyileştirip etkili uluslararası kuruluşlarla ağ oluşturarak Batı’nın memnuniyetini kazanmaya çalışmanın yanı sıra, kaynak ve hayatta kalma stratejileri sağlayarak ve Afrika’daki rakiplerle yüzleşerek bir dizi otoriter hükümetin hayatta kalmasına yardımcı oldu. Demokratik olan, ancak siyasi ve güvenlikle ilgili çalkantılar yaşayan ülkeler yerine diktatörlük veya yarı demokratik ama istikrarlı rejimleri tercih etmeye başladılar. Bu istikrarlı rejim, sadece bölgesel anlaşmalar yoluyla demokrasiye, insan haklarına riayete ve hukukun üstünlüğüne doğru ilerlemek için güçlendirilebilir ve motive edilebilir. Hele ki bazı ülkeler, uluslararası tanınırlıklarını kaybetmelerine yol açan olumsuz dış etkenleri kontrol altına almak ve çeşitli destek biçimlerini kaybetmemek için bu taleplere boyun eğiyor.

Çözüm yolları

Mevcut karmaşık dinamikler krizin çözümüne giden yolda kolaylaştırıcılardan biri olarak göz önüne alındığında gözlemciler, Afrika Birliği’nin Sudan krizindeki rolünün, özellikle çeşitli bölgesel girişimlerde yer alması nedeniyle, bölgesel çözümleri dikkate alması gerektiğine inanıyor. Ayrıca Mısır ile Etiyopya arasındaki gerginlik durumu ve krize ilişkin Arap- Afrika bölünmesi dikkate alınmalı. Washington ateşkese yol açacak arabuluculuğu ve barışa ulaşmak için insani yardımın geçişini desteklerken, IGAD daha önce krizi kontrol altına almak için askeri müdahale önermişti. Bu da ordu liderlerinin kendileri tarafından önerilen çözümlere karşı isteksiz olmasına yol açtı. Bu, BM veya diğer Afrika kuruluşları tarafından desteklenmedi ve bu adımın yerini, çatışmanın her iki tarafına ve bölgesel aktörlere, ‘her ikisini de desteklemekten kaçınmaları yönünde’ baskı aldı.

Uzun yıllar boyunca Afrika bölgesel örgütleriyle çatışma bölgelerinde iyi bir iş birliği kurulmuştur. Ama bu, faydaları stratejik olarak belirlenen bir iş birliği değildi. Kuruluşların çabaları, ekonomik iş birliği veya siyasi çözüm önerileri bağlamında merkezi bir konumda kalmadı. Aynı zamanda kalkınma krizlerini çözme ve çatışmaları, göçü ve yerinden edilmeyi önleme konusundaki yetersizliğini de kanıtladı. Bu ve diğer nedenlerden dolayı ECOWAS’tan çekilen ülkelerin konumu dikkat çekiciydi. Ancak bundan daha fazlası, Afrika bölgesel örgütlerinin, çeşitli krizlerin çözümünde ve uluslararası müdahalelere karşı koymada ‘merkezi ortaklar’ olarak üstlendikleri rolü kaybetmelerinin başlangıcıdır.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
TT

Çin “Üçüncü Cephe’yi” yeniden mi açıyor?

Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)
Çin yönetimi, özellikle Hint-Pasifik'teki jeopolitik risklere karşı hazırlanıyor (Reuters)

Çin, Soğuk Savaş'ta uyguladığı "Üçüncü Cephe" stratejisini tekrar devreye sokuyor.

1964'te Mao Zedong'un başlattığı "Üçüncü Cephe" projesi, ABD ve Sovyetler Birliği'nden gelebilecek saldırılara karşı iç ve dağlık bölgelerde gizli sanayi ve savunma altyapısı kurulmasını hedefliyordu.

15 milyon kişinin çalıştığı dev proje, 1970'lerin sonundan itibaren ABD'yle ilişkilerin yumuşamasıyla rafa kaldırıldı. Bugün bu eski tesisler harabeye dönmüş durumda, çevrelerindeki yerleşimlerin büyük bölümü de boşalmış halde.

Ancak Guardian'ın analizine göre ABD-Çin ilişkilerinin yeniden gerilmesiyle Pekin yönetimi, iç bölgeleri tekrar stratejik bir "yedek sanayi ve savunma alanı" olarak konumlandırıyor.

Çin Komünist Partisi (ÇKP), Temmuz 2024'te "Çin'in stratejik hinterlandını geliştirme ve kilit sektörler için yedek planlar oluşturma" kararı almıştı.

Bu kapsamda, işgal tehdidine veya uluslararası pazarlardan izole olma riskine karşı dayanıklılığı artırmak için Çin'in uzak iç bölgelerindeki eyaletlerin kullanılması gerektiği vurgulanmıştı.

Analize göre 2024'teki bu kararlar, yeni bir "Üçüncü Cephe" stratejisinin devreye sokulduğunu gösteriyor.

Şi Cinping yönetiminin artan riskler karşısında savaş senaryolarına hazırlık yaptığına dikkat çekiliyor.

Çin tarihine odaklanan araştırmacı Covell Meyskens, Asya devinin eskiye kıyasla çok daha güçlü olduğunu vurgulayarak, ordusunun ABD güçleriyle savaşabilecek seviyede olduğunu hatırlatıyor.

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi verilerine göre Şi'nin iktidara geldiği 2012'de Çin'in savunma harcamaları ABD'nin 6'da biri düzeyindeyken, 2024 itibarıyla bu oran üçte bire yükselerek 317,6 milyar dolara ulaştı.

Ayrıca Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne göre Çin'in silah ithalatı 2021-2025 döneminde önceki 5 yıla kıyasla en az yüzde 70 azaldı. Bu da ülkenin yerli üretim kapasitesindeki artışı gösteriyor.

Tarihçi Meyskens, bölgesel risklerin arttığına ve "Üçüncü Cephe" ideolojisinin yeniden canlandığına işaret ederek şunları söylüyor:

Kesinlikle yeniden düşmanca bir ortama dönülüyor. Bir tür soğuk savaşın içindeyiz.

Pekin ve Tokyo yönetimleri arasındaki gerginlikler de Tayvan meselesi nedeniyle son dönemde artıyor.

Japonya Savunma Bakanlığı, Kumamoto eyaletine Çin anakarasına ulaşabilecek iki uzun menzilli füze yerleştirildiğini bugün duyurdu.

Açıklamada bunun güvenlik ve savunma amacıyla yapılmış olduğu savunulsa da ÇKP'ye ait İngilizce yayın yapan Global Times'da bugün yayımlanan makalede Tokyo'nun hamlesi eleştirildi.

Analizde, Type 12 füzelerinin etkili bir saldırı kapasitesine sahip olduğu, Japonya'nın "barışçıl Anayasası'ndan uzaklaştığı" vurgulandı.

Independent Türkçe, Guardian, Global Times


NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
TT

NASA'nın şimdiden tarih yazan Artemis ekibinde kimler var?

Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)
Artemis 2 mürettebat üyeleri (soldan sağa) Jeremy Hansen, Christina Koch, Reid Wiseman ve Victor Glover, NASA'nın 1972'den beri Ay'a gönderdiği ilk kişiler (Chris O'Meara/AP)

NASA, 50 yıldan uzun süren bir aranın ardından 4 astronotu Ay'a göndermeye hazırlanıyor ve geri sayım resmen başladı.

İnsanlığın 1972'den bu yana ilk kez uyduyu ziyaret edeceği Artemis 2 görevinin, çeşitli ertelemelerden sonra 1 Nisan Çarşamba günü EDT 18.24'te (TSİ 2 Nisan 01.24) Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması bekleniyor. 

NASA'nın bu sefer Ay'a göndereceği ekipse, Apollo programıyla bu yolculuğu yapan 24 astronottan epey farklı.

12'si Ay'da yürüyen bu grubun tamamı Amerikalı beyaz erkeklerden oluşuyordu. 

Artemis 2'nin 4 kişilik mürettebatında ise bir kadın, bir siyah ve bir Kanadalı var.

Bu ekip Ay'a iniş yapmayacak ve hatta yörüngesine bile çıkmayacak. Ancak gidiş-dönüş yolculuklarında Apollo astronotlarından binlerce kilometre daha derinlere giderek Ay'ın karanlık tarafının eşi benzeri görülmemiş manzaralarıyla karşılaşacaklar. 

İşte gelecekteki Ay inişlerinin önünü açması hedeflenen Artemis 2 görevindeki astronotlar:

Reid Wiseman

10 günlük görevin liderliğini üstlenecek 50 yaşındaki Reid Wiseman, iki kızını tek başına büyütmeyi hayatının en büyük ve en tatmin edici mücadelesi olarak görüyor.

Emekli bir ABD Deniz Kuvvetleri kaptanı olan Wiseman, 2009'da NASA'ya astronot olarak katıldı.

2014'te Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 5 aydan uzun süre kaldı ve 2020-2022 döneminde Astronot Ofisi'nin başkanlığını yaptı.

dsvfr
Artemis 2, NASA'nın Space Launch System (Uzay Fırlatma Sistemi) roketi ve Orion uzay aracının ilk insanlı görevi (NASA)

2020'de eşini kanser nedeniyle kaybeden Wiseman'ın kızları, babalarının yeniden uzaya gitmesi fikrine başlangıçta pek sıcak bakmamış.

Wiseman durumu "Bunu konuştuk ve ben de 'Bakın, şu anda Dünya'daki tüm insanlar arasında, Ay'ın etrafında uçabilecek konumda olan sadece 4 kişi var. Bu fırsata hayır diyemem' dedim" diye anlatıyor.

Ardından kızlarının desteğini alan Wiseman, en zor kısmın onlardan ayrılmak değil "onlara yüklediği stres" olduğunu söylüyor.

2023'te göreve seçilen astronot o zaman yaptığı açıklamada NASA'nın Ay'a neden gittiği sorusuna "Çünkü insanları Mars'ta görmek istiyoruz" diye yanıt vermişti.

NASA'nın astronotlara yanlarında taşıma izni verdiği kişisel eşyalar arasında Wiseman, görev sırasında düşüncelerini not edebilmek için küçük bir not defteri götürmeyi planlıyor.

Victor Glover

12 yıldır NASA astronotu olarak görev yapan Glover, Artemis 2'de pilot koltuğunda oturacak.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri savaş pilotu ve test pilotu olan Glover, ABD uzay ajansının az sayıdaki siyah astronotundan biri.

Test uçuşu mühendisliği de dahil üç yüksek lisans derecesi bulunan astronot, aynı zamanda Ay'a giden ilk siyah kişi olacak.

Evli ve 4 çocuk babası olan 49 yaşındaki Glover, "NASA beni hazırlamak için ne kadar zaman ve emek harcıyorsa, ben de ailemi hazırlamak için aynı ölçüde çaba gösteriyorum" diyor.

Ayrıca görev süresince mürettebatın aileleriyle yakın temas kuracak bir astronotun Dünya'da görevlendirilmesinden memnun olduğunu söylüyor.

Göreve hazırlanırken 1960'lardaki görevlerin makalelerini inceleyen pilot, astronotları ve onların ailelerini düşünmeye başladığını belirtiyor.

Glover "Kendimizi keşfetmeye itmek, kimliğimizin özüdür" diyerek ekliyor:

İnsan olmanın bir parçası... Nerede olduğumuzu, neden burada bulunduğumuzu ve evrendeki yerimize dair büyük soruları anlamak için keşfe çıkıyoruz.

Glover yanına bir İncil, evlilik yüzükleri ve aile yadigarlarının yanı sıra Apollo 9 astronotu Rusty Schweickart tarafından derlenen ilham verici alıntılar koleksiyonunu almayı planlıyor.

Christina Koch

Görev uzmanı olarak Artemis 2'de yer alan Christina Koch, 2019'da Uluslararası Uzay İstasyonu'nda 328 gün geçirerek tek seferde uzayda en uzun süre kalan kadın rekorunu kırdı.

Bu dönemde tamamen kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşüne de katıldı.

47 yaşındaki mühendis ve fizikçi, 2013'te NASA'ya katılarak daha sonra Maryland'deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde Dünya gözlem uyduları üzerinde çalıştı.

Koch'un Ay'a gidecek ilk kadın olma yolculuğu bir fotoğrafla başlamış. Apollo 8 görevindeki Bill Anders'ın ünlü "Dünya'nın doğuşu" fotoğrafını odasına asmış ve deklanşöre otomatik bir kameranın değil, bir insanın bastığını öğrendiğinde astronot olmaya karar vermiş.

NASA tarafından çağrılmadan önce Koch, Güney Kutbu'ndaki bir araştırma istasyonunda bir yıl geçirdi.

Bilim insanı 2020'de yaptığı bir açıklamada "Beni küçük hissettiren, evrenin büyüklüğünü, evrendeki yerimi düşünmemi sağlayan şeyleri çok severim" demişti.

Koch geçmiş görevleri sayesinde ailesini ve arkadaşlarını duruma alıştırdığını söylüyor:

Şu ana kadar çevremdekilerden pek endişe duyan olmadı. Belki köpeğim hariç ama ona bunun sadece 10 gün süreceğini açıkladım. Geçen seferki kadar uzun sürmeyecek.

Ayrıca iletişim, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki kadar rahat olmayacağı için eşinin evde bir şeyi bulamadığında kendisini arayamayacağını söyleyerek espri yapıyor.

Koch uzaya giderken, yakın olduğu kişilerin elleriyle yazdığı notları alıyor.

Jeremy Hansen

İlk uzay yolculuğuna çıkmaya hazırlanan Jeremy Hansen, aynı zamanda böyle bir göreve seçilen ilk Kanadalı olmanın sorumluluğunu da taşıyor.

Kanada Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir savaş pilotu ve fizikçi olan Hansen, 2009'da Kanada Uzay Ajansı'na katıldı.

Daha önce hiç uzaya gitmese de NASA'nın Johnson Uzay Merkezi'nde yeni astronotların eğitiminde önemli bir rol oynadı.

Evli ve üç çocuğu olan fizikçi, uzaya duyduğu hayranlığının kökenini tıpkı Koch gibi Apollo 8'e borçlu. 
 

vd
Artemis görevindeki başka bir mürettebatın 2028'de Ay yüzeyine inmesi planlanıyor

Kanada'nın kırsal kesiminde büyüyen Hansen, Buzz Aldrin'in Ay yüzeyinde durduğu bir fotoğrafı gördükten sonra ağaç evini hayali bir uzay gemisine dönüştürmüş.

Görev uzmanı olarak ekibe katılan astronot, Apollo görevinde insanları Ay'a göndermenin ne kadar büyük bir çaba gerektirdiğini ancak şimdi anladığını söylüyor.

Hansen "Şimdi dışarı çıkıp Ay'a baktığımda, bana eskisinden biraz daha uzak geliyor" diyerek ekliyor:

Videolarını izlerken düşündüğümden çok daha zor olduğunu ayrıntılarıyla anlıyorum.

Kanadalı astronot, eşi ve çocuklarına hediye ettiği, Ay şeklindeki kolye uçlarının yanı sıra akçaağaç şurubu ve akçaağaç kurabiyelerini de uzaya götürecek.

Independent Türkçe, Science Alert, CNN, BBC, NASA


İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
TT

İran savaşı etkisi: Almanya’da radikal sağcılar Rusya’dan enerji tedariki istiyor

Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)
Almanya'nın Rusya'dan enerji tedarikini durdurma hamleleri ülkede tartışma yaratmaya devam ediyor (Reuters)

Almanya'da radikal sağcılar, yükselen akaryakıt fiyatları nedeniyle Rusya'dan enerji tedarikinin artırılması gerektiğini savunuyor.

Almanya için Alternatif (AfD) partisi, bu ayki eyalet seçimlerinde önemli sonuçlar elde ettikten sonra, Rusya'dan ucuz enerji tedariki için uzun süredir devam eden çağrılarını yeniden gündeme getirdi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı saldırılarıyla patlak veren savaşın başından bu yana Almanya'da benzin fiyatları yüzde 15'in üzerinde arttı.

AfD'nin yükselen akaryakıt fiyatları üzerinden kurduğu söylem, ülkenin otomotiv endüstrisinin merkezi olan Baden-Württemberg'deki seçmenler arasında büyük yankı buldu.

Radikal sağcı partinin eyaletteki başbakan adayı Markus Frohnmaier, seçim kampanyasında bu meseleye odaklandıklarını belirtiyor:

Almanya ekonomisinin şu anki durumu vahim. Almanya'nın enerji bağımsızlığı ve uygun fiyatlı elektrik için yeniden Rus doğalgazı ve petrolü ithal etmeye başlaması hayati önem taşıyor.

2022'de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından önce Moskova, Almanya'nın ham petrol ithalatının üçte birinden fazlasını ve doğalgaz ihtiyacının yarısından fazlasını karşılıyordu.

Ancak Kuzey Akım'a sabotaj düzenlenmesi ve Avrupa Birliği'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları nedeniyle Berlin yönetimi Norveç, Hollanda ve Belçika'dan enerji tedarik ediyor.

Alman istatistik kurumunun verilerine göre, az miktarda sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dolaylı ithalatı dışında Rus petrolü ve doğalgazı alınmıyor.

AfD uzmanı Johannes Hillje, "Bu argüman, soyut jeopolitik açıklamalara kıyasla insanların günlük yaşamlarıyla çok daha yakından bağlantılı" diyor.

Ancak Başbakan Friedrich Merz'in muhafazakar Hıristiyan Demokratlar (CDU) partisinden Parlamento Dışişleri Komisyonu üyesi Roderich Kiesewetter, AfD'nin bu çağrıları tekrar gündeme getirmesini eleştiriyor:  

AfD, Almanya'da kasıtlı olarak Rus söylemlerini yaygınlaştırıyor. Rusya'dan petrol ve doğalgaz ithalatının artması, Avrupa'nın güvenliği ve ortaklarımızın güveni açısından felaket olur.

Almanya'nın güneybatısındaki Baden-Württemberg eyaletinde 8 Mart'ta düzenlenen Meclis seçiminde, Yeşiller partili Cem Özdemir zafer kazanarak ilk Türk kökenli eyalet başbakanı olmuştu.

Diğer yandan AfD'nin oy oranını neredeyse ikiye katlayarak yüzde 18,8'e çıkarması dikkat çekmişti. Genelde doğu eyaletlerinde yüksek oy toplayan parti, bir batı eyaletinde şimdiye kadar aldığı en yüksek oy oranına ulaşmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, DW Türkçe