Huzistan ve İran: İlhak mı, işgal mi?

"Huzistan'ın yaklaşık 100 yıl önce işgal edilmesini ve İran'a ilhak edilmesini inkar etmeyen ve çözümü Ahvaz halkına kendi kaderini tayin hakkının verilmesinde gören üçüncü bir seçenek var."

Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
TT

Huzistan ve İran: İlhak mı, işgal mi?

Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)
Arabistan (Huzistan) Eyaleti'nin yönetim merkezi Muhammara (Hürremşehir) (Independent Arabia)

Bir asır önce, dünya haritasında, Arapların “Muhammara Emirliği” veya “Arabistan Emirliği”, Farsların ise “Arabistan Krallığı” adını verdikleri, başkenti Muhammara olan bir devlet vardı. İran Savaş Bakanı Rıza Pehlevi'nin güçleri, askeri ve siyasi bir plan doğrultusunda 1925 yılında bu krallığın topraklarına baskın düzenledi. Söz konusu plana Arabistan Hükümdarı Hazal Han'a karşı Tahran'daki Fars gazetelerinde yaygın düşmanca propaganda yürütmek de eklendi. İranlı yöneticiler daha sonraları bölgeyi Arabistan yerine Huzistan şeklinde isimlendireceklerdi.

Tarihi Arabistan nerede?

Şah Nasıruddin Kaçar'ın oğlu Sultan'ın Ahvaz Elçisi Mirza Taki Han El-Ensari'ye ait Genc Şâyegân (Şâyegan’ın Hazinesi) isimli kitapta krallığın sınırları şu şekilde anlatılmıştır: “Arabistan, Şattü'l-Arab'dan Dizful'un ötesine yani Arabistan ile Luristan arasındaki sınırı oluşturan El-Hüseyiniye'ye kadar uzanır. Genişliği Râmhürmüz ve Şadgan'ın sonundan Huveyze'nin en uzak kısmına ve Osmanlı toprakları ile Irak-ı Arab sınırlarına kadardır. Bu krallığın uzunluğu 100 fersah, genişliği ise yaklaşık 40 fersahtır.” Arabistan Krallığı'nın 1881 yılındaki coğrafi sınırlarını gösteren kitap, el yazması olarak İsfahan şehrindeki Ferheng Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Mirza Muhammad Taki Han El-Ensari, Huzistan Krallığı'nın kendi dönemindeki coğrafi sınırlarını şu şekilde ifade etmektedir: “Ülkenin güneyinde Şattü'l-Arab, kuzeyinde ise El-Hüseyniyye kasabası bulunmaktadır. Şu anda şehir olan El-Hüseyiniye, Dizful ve Şadgan'ın (Andimeşk) kuzeyinde ve ayrıca Şadgan'ın ile Luristan Eyaleti'ndeki Poldohter şehri arasında yer almaktadır.” El-Hüseyniye'nin sakinleri Lur halkına göre daha kültürlü Araplardır ve çoğu, Arapların El-Hüseyniyat olarak tanımladığı "Sekondi" kabilesine mensuptur. Luri dilindeki "Sekondi" kelimesi Arapça'da "Beni Kuleyb" anlamına gelir. Yazar, Ramhürmüz ve Şadgan şehirlerinin Huzistan Krallığı'na ait olduğunu ve Krallığın doğusunda yer aldığını belirtmektedir. Bu da El-Ensari'nin, Şadgan'ın sonunda Mahşehr ve Hindiyan limanlarında olduğu anlamına gelir. Mahşehr ve Hindiyan Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminin ilk dönemlerine kadar idari olarak Şadgan'a tabiydi. Yazar aynı zamanda Huveyze ve o zamanki Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak sınırlarını Huzistan Krallığı'nın batı kısmı olarak görüyordu. Bu tanımlama halen geçerli olup İran'ın güneybatısı ve güneyinde bir Arap coğrafyası bölgesinden bahsetmek mümkündür. Bu coğrafya Elam ve Kohkiluyye bölgelerinin kuzeyini sınırlayan tarihi Huzistan'ın kuzeyinden güneydeki Arap kıyı bölgelerine kadar uzanır. Burası onlarca yıl önce şeyhlikler ve emirlikler tarafından yönetilen ve Arap vatandaşların yaşadığı yerdir.

Rıza Han'ın (Rıza Pehlevi) Huzistan ve hükümdarı Hazal bin Cabir'e (Hazal Han) karşı yaptıklarına dair farklı rivayetler var. 1921'de Kaçar Hanedanı’nı deviren darbe hükümetinde, yani kendisini İran Şah’ı ilan etmeden ve 1925'te Şah Rıza Pehlevi unvanını almadan önce, Savaş Bakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanıydı. Birbirini takip eden İran rejimleri Huzistan'ın işgali iddiasını kabul etmedi.

Arap, Avrupa ve Pehlevi söyleminde Arabistan

Avrupalılar ve Araplar, İranlı Muhammara güçlerinin Huzistan Eyaleti’nin yönetim merkezini iki tarihi dönemde işgal ettiğini söylüyor: İlki 1841’de ve ikincisi 1925’te. İlk işgalle ilgili olarak İngiliz siyaset adamı ve yöneticisi Lord George Curzon'un Farsçaya çevrilen “İran ve İran Meselesi” kitabında şu ifadeler yer alıyor: “Layard’a göre Huzistan Eyaleti’nin yönetim merkezi Kasım 1841’de İran ordusu tarafından işgal edildi. Daha sonra İran ordusu Karun Nehri yakınındaki Beni Kab kabilesine mensup Arapların üzerine yürüdü. Ancak savaş bittiğinde Türkler, Karun'un ana kıyısında değil, bir kanalın kıyısında yer aldığını öne sürerek bu şehrin mülkiyetini üstlendiler. Bu kanalı Şattü’l-Arab'ın kuzey kıyısında kazmışlardı. İranlılar, şehrin aslında Karun Sahili'nin doğal kıyıları ve doğal ağzı boyunca yer alması nedeniyle, söz konusu kanalın yerini kimsenin belirleyemeyeceğini vurgulayarak şehri boşaltmayı reddettiler. Bölgeyi iyi tanıyan Layard'a, İngiltere Başbakanı Lord Aberdeen tarafından bu anlaşmazlık hakkında rapor hazırlaması talimatı verildi. Layard buranın Osmanlılara verilmesini önerdi ancak Rus hükümeti Osmanlılara karşı İran'a güçlü bir destek verdi. İngiliz devleti de Rusya'yı örnek alarak Erzurum Antlaşması'nda Muhammara’yı İran'ın eline bıraktı. O günden bu yana Muhammara hep bu hükümetin elinde oldu.” Muhammara, Huzistan Krallığı'nın başkentiydi ve bazen kendi adıyla da anılırdı: Muhammara Emirliği.

Paris Times gazetesi "Fars Ülkesi'nde Bir Devrim" başlıklı 22 Ocak 1928 tarihli raporunda ikinci işgalle ilgili olarak şu bilgiyi veriyor: "Huzistan, nesiller boyunca özerklikle yönetilmiş, ancak Şah Rıza Pehlevi, ordusunu 1925'te Muhammara'ya yürüttüğünde bölgenin özerkliği sona erdirmiştir. Muhammara Şeyhi tarafından yönetilen bölgenin Pers İmparatorluğu ile hiçbir işi yoktu, yani Huzistan'ın ticareti İran'la değil Irak'la, Körfez şeyhlikleriyle ve Avrupa'ylaydı. Ayrıca Ahvazlılar, Pers'te gerçekleşen siyasi olaylara, özellikle Anayasa Devrimi'ne katılmamışlardı.

Şah Rıza Pehlevi, “Huzistan'a Yolculuk” adlı kitabında şöyle diyor: "Luristan'ın isyancılarını bastırmaya karar verdim, böylece Huzistan ile Irak arasındaki kritik yolu açabilirdim. Bu, Huzistan'da güvenin yeniden sağlanması için yapıldı; çünkü orada güvensizlik, yağma, isyan ve sadakatsizlik hüküm sürüyordu. Ayrıca, vatanını satan ve kendisini bağımsız bir emir ilan eden ihanetle suçlanmış bir kişiyi de ortadan kaldırmış oldum."

Rıza Şah'ın “Huzistan’a Yolculuk” isimli eseri kendinin yazmadığını, sözlü anlatımlarının Savaş Bakanı olduğu dönemdeki baş sekreteri Ferecullah Behrami tarafından kaleme alındığını belirtmek gerekir. Arabistan yerine Huzistan kelimesini kullanıyor ve Irak derken, şu anda “Arak” denen Irak-ı Acem’i kastediyor.

Şah Rıza, Luristan yöneticilerini isyancılara, Hazal Han'ı ise isyancı ve vatan hainine benzetmekte ve Hazal Han yönetimindeki bölgenin bağımsızlığını bir nevi tanımaktadır. Evet, gerçekten de Huzistan çoğu zaman bağımsızdı veya önceki yüzyıllarda İran'daki diğer krallıklarla ittifak dönemlerinde yarı bağımsız bir statüye sahipti. Şah Rıza bundan bahsetmedi. Bu yolculuğunda Hazal Han'a da hakaret ediyor ve onu Bedevi ve çöl adamı olarak tanımlıyor.

Şah Rıza Pehlevi, Arabistan’a (Huzistan’a) giden askeri güçlerinin önünde Lur, Bahtiyari ve Poştkuh kabilelerinin liderlerinin ittifak kurduğundan söz ediyor ve bu ittifakın amacını soruyor. Bu soruya kendi kendine şöyle cevap veriyor: "Kısaca söylüyorum: Güneydeki petrol madenlerinin bağımsız hale getirilmesi ve İran'ın gelecekteki çıkarlarından mahrum bırakılması." Bu ifadeleriyle, çoğu Huzistan'da bulunan petrol madenleri, yani petrol yataklarının bağımsız olma ihtimaline ilişkin endişesini bir kez daha teyit ediyor. Ayrıca kitabın başka bir yerinde, Luristan'dan Tahran'a döndükten sonra şu bilgileri elde ettiğini belirtiyor: "Huzistan'ı [Arabistan'ı] kuşatma ve bağımsızlığını koruma hamlesi bir süredir bekleniyordu. Bu demek oluyor ki bu meseleyle ilgili plan bir süredir hazırlanıyordu.”

Şah Rıza, "Mezopotamya ve Şam gazetelerinin Hazal’ı Huzistan'ın bağımsız Emir’i olarak tanımlamasından" duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Şah Rıza, Hazal Han'ı emirliğine resmi olarak yabancıların atanmasını talep etmekle suçluyor. Şam (Suriye, Lübnan, Filistin, Irak) gazeteleri ve hatta Mısır gazeteleri de Hazal Han'ın bu unvanını (Bağımsız Emir) kullandı. Lübnanlı düşünür Emin er-Reyhani, Hazal Han'ı "Arap Kralları" adlı kitabında "Arap Kralları" kategorisine dahil etti.

Rıza Şah'ın yolculuk kitabında dikkat çeken nokta, İran'da yüzyıllardır hüküm süren ve onun "mezhep kralları" olarak nitelendirdiği merkezi olmayan yönetim sistemini kökten ortadan kaldırmak için gösterdiği çabadır. Yani onun düşmanlığı Hazal Han'ın, Lur ve Bahtiyari liderlerinin ötesine uzanıyor ve onun İran'daki ademi merkeziyetçi sisteme olan düşmanlığında; tek milliyetçi, yani İran milliyetçiliği ile merkeziyetçiliğe vurgu yapmasında kendini gösteriyor.

Huzistan'a iki farklı bakış

Daha önce belirttiğimiz gibi, Savaş Bakanı Rıza Şah Pehlevi'nin Huzistan Krallığı'na karşı başlattığı askeri operasyon ve kuvvetlerinin Ahvaz ve Mahşehr şehirlerini işgali, geniş bir ulusal medya kampanyasının bir sonucuydu. Bu kampanya, Tahran'daki çoğu Fars gazetesinin yürüttüğü kapsamlı bir ulusal çabaya dayanıyordu ve odak noktası Hazal Han'ın imajını zedelemek ve onu bir hain ve isyancı olarak tasvir etmekti. 1925'te yayınlanan Arap gazeteleri ise ister Irak'ta ister Şam'da ister Mısır'da, Hazal Han'ın yanında yer aldı ve onu destekledi.

Mahmud Afşar gibi radikal milliyetçi yazarlar ve ikinci Pehlevi döneminde senato üyesi olan Ali Deşti gibi gazeteciler, Arap basınında Hazal Han ve Arabistan yönetimini destekleyen yayınlara cevap vermeye çalıştılar. Bu yazarlar ve başkaları, "Hablu’l Metin" gibi Fars gazetelerinde, Fars milliyetçiliği ve Arap karşıtı nedenlerden dolayı Hazal Han’a yönelik saldırgan kampanyada önemli bir rol oynadılar. Hazal Han'a yönelik bu saldırıya Rıza Pehlevi'ye düşman olanlar da dahil olmak üzere birçok İran milliyetçisi katıldı.

Güney Azerbaycan’ın lideri Cafer Beyşuhuri ve Kürdistan Mahabad özerk bölgesinin lideri Kadı Muhammed'e karşı, yönetimleri sırasında ve sonrasında, bu ayrıştırıcı siyasi retorik 20 yıl sonra tekrar kullanıldı.

Muhammara ve Huzistan Krallığı tarihine yaklaşımım ve Avrupalı siyasetçiler ve yazarların yanı sıra Arap dünyasındaki Araplar tarafından yazılanları ve bu tarihin özü hakkında konuşulanları incelemem yoluyla şunu söyleyebilirim ki çoğu, bu krallığın ve başkentinin İranlılar tarafından iki kez işgal edildiğine inanıyor: İlki 1841'de Şah Muhammed Kaçar'ın hükümdarlığı sırasında, ikincisi ise 1925'te Şah Rıza Pehlevi'nin hükümdarlığı sırasında. İranlı tarihçilerin çoğu, yöneticiler, partiler ve siyasi örgütler bu görüşü reddederken, Arabistan'ın ya da söyledikleri şekliyle Huzistan'ın tarih boyunca İran'a bağlı olduğunu iddia ediyorlar. “Huzistan ve İran'da Ulus Devletin Kaderi” başlıklı kitabımda Huzistan Krallığı'nın Kaçar Hanedanı'na bağlı olduğuna ve 19. yüzyılın ortalarında Muhammara'nın işgali ve ikinci "Erzurum Antlaşması"nın imzalanmasının ardından müttefik krallıklara dayanan siyasi-idari sisteme sahip olduğuna dair bir vurgu yaptım. Bu dönemde Huzistan, bağımsız bir emirlik veya krallıktan, yarı bağımsız ancak bir ölçüde sömürgeleştirilmiş bir krallığa dönüştü ve bu durum 1925 yılına kadar devam etti. Peki neden yarı bağımsız, yarı sömürge diyorum? Çünkü Kaçar Hanedanı bu dönemde, 19. yüzyılın ortalarından 1925'e kadar süren 75 yılı aşkın bir süre boyunca Huzistan'da sadece Huveyze ve Muhammara'da savunma amaçlı iki üs bulundurmuştur. Bu üsler, Osmanlı Devleti'ne karşı sadece savunma amaçlıydı ve Huzistan yöneticisinin gücüne ve yetkisine bağlı olarak büyüklükleri değişiyordu. Ancak, bu üslerin unsurları, Hindistan veya Cezayir örneğindeki klasik sömürgelerde olduğu gibi, krallığın içişlerinde herhangi bir rol oynamadılar. Örneğin, Hazal Han'ın kendi özel ordusu ve polisi vardı. Bu güçler aracılığıyla, Huveyze, Beni Taraf ve Şadgan gibi bölgelerden Tuster, Dizful, Ramhürmüz ve Hindiyan'a kadar Arabistan'ın tüm emirliklerinin kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Hazal Han'ın devrilmesinin ardından Huzistan işgal edildi, ardından Pehlevi devletine ilhak edildi ve Ahvaz toplumu siyasi, idari ve hukuki olarak öncekinden farklı bir sömürge aşamasına girdi. Bazı Ahvaz toplum kesimleri bu sömürgeci durumu unuttu ve bu kesimlerde ikinci görüş, yani Farsça söylemin üstün gelmesi hakim oldu. Bunda, İran yetkililerinin son doksan yıl boyunca İran içinde Huzistan topraklarının işgali hakkındaki tarihsel gerçeği doğrulayan herhangi bir kitap, çalışma veya makalenin resmi ve yasal bir şekilde yayınlanmasını yasaklamasının payı var. Huzistan Krallığı ve halkıyla ilgili tarihî, siyasî ve ekonomik birçok kitap ve şerhe rağmen, Huzistan'ın hukuki durumunu açıklamak için uluslararası hukuki bir çerçeve veya tanım bulunmamaktadır: İşgal mi, yoksa ilhak mı? Bu konu, İran'ın kendi içindeki bölgesel ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlardaki statüsünü belirlemek için önemlidir. Durum böyle olduğu sürece Huzistan, Filistin meselesi ve Güney Sudan meselesi gibi Arap ve uluslararası boyutu olan meseleler gibi değil, bir İran vilayeti olarak kalacak.

Ancak bu iki farklı görüş ve durumun dışında, Huzistan'ın yaklaşık 100 yıl önce işgal edilmesini ve İran'a ilhak edilmesini inkar etmeyen, ancak Ahvaz halkına kendi kaderini belirleme hakkını tanımanın ve bu hakkın uygulanması için federatif bir sistem kurmanın çözüm olduğunu düşünen üçüncü bir seçenek bulunmakta.

2012 yılında Filistin Yönetimi uluslararası hukukçulardan oluşan bir hukuk ekibi atadı ve bu ekip aracılığıyla Birleşmiş Milletler'i Filistin'i gözlemci devlet olarak kabul etmeye ikna etti. Görünüşe göre bu Ahvaz özelinde de uygulanabilir. Örgüt veya konsey adı ne olursa olsun, Ahvaz figürlerinin ve oluşumlarının çoğunu içermeli ve İran'da özerklik ya da federal bir sistem kurarak ülke içinde bir yer edinme mücadelesi vermelidir.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Rusya, Ukrayna’ya 600 İHA ve 90 füze ile saldırdı

Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
TT

Rusya, Ukrayna’ya 600 İHA ve 90 füze ile saldırdı

Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)
Kiev’e yönelik Rus saldırısı kapsamında gece saatlerinde gerçekleştirilen bir füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından enkazla kaplı bir caddede yürüyen bir kadın (Reuters)

Ukraynalı yerel yetkililer, gece saatlerinde gerçekleşen Rus saldırısı sonucu başkent Kiev ve çevresinde 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın Kiev yakınlarındaki Bila Tserkva kentini Oreshnik tipi orta menzilli balistik füze ile vurduğunu söyledi. Söz konusu saldırının gece boyunca süren operasyonların bir parçası olduğu ifade edildi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Rusya’nın saldırıda 600 insansız hava aracı (İHA) ve 90 füze kullandığını belirtti. Açıklamada, bunlardan birinin türü belirtilmeyen orta menzilli balistik füze olduğu kaydedildi.

Rusya Savunma Bakanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya yönelik gece saldırılarında nükleer kapasiteli Oreshnik orta menzilli füzelerinin kullanıldığını doğruladı ve saldırının yalnızca askeri hedefleri vurduğunu ileri sürdü.

Bakanlık ayrıca, Ukrayna’nın Rusya topraklarındaki sivil altyapılara yönelik ‘terör saldırılarına’ karşılık verildiğini belirterek, Oreshnik balistik füzeleri, İskender balistik füzeleri, hipersonik Kinjal füzeleri, Zirkon seyir füzeleri ve İHA’ların kullanıldığı geniş çaplı bir saldırı düzenlendiğini açıkladı.

cghyj
Kiev’de Rus saldırısının hedef aldığı bölgedeki yangını söndürmek için çalışan itfaiyeciler (AFP)

Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, gece boyunca düzenlenen füze ve İHA saldırılarında en az 2 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin ise yaralandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre yaralılardan 7’si hastaneye kaldırıldı.

AFP’nin Kiev’de bulunan muhabirleri, başkentte binaları sarsan bir dizi patlama sesi duyulduğunu aktardı. Gökyüzünde parlak izler bırakan mühimmatların görüldüğü belirtildi. Muhabirler ayrıca, yoğun hava savunma ateşi açıldığını ve bu ateşin, başkent merkezinde uçan bir İHA’yı düşürmeye yönelik bir girişim gibi göründüğünü ifade etti. Söz konusu İHA’nın vızıltısının şehir merkezinde net şekilde duyulduğu kaydedildi.

vfbhyju
Gece saatlerinde Kiev’e düzenlenen Rus füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı sırasında ateşe verilen bir binadan yükselen duman sütununun yakınındaki caddede yürüyen insanlar (Reuters)

Saldırının gerçekleşmesinden birkaç saat önce Zelenskiy, Rusya’nın yakın zamanda Oreshnik tipi füzeyi de kullanabileceği büyük çaplı bir saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulunmuştu. ABD Büyükelçiliği de 24 saat içinde bir saldırı riski bulunduğunu belirterek benzer bir uyarı yayımlamıştı.

Patlamaların duyulduğu sırada Ukrayna ordusu Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “Başkent şu anda düşman tarafından büyük bir füze saldırısının hedefi. Sığınaklarda kalın!” ifadelerine yer verdi.

cdfgth
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı kapsamında Kiev’de gece saatlerinde düzenlenen füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı sonucu alev alan binaya bakan bir adam (Reuters)

Kliçko, Şevçenkivski bölgesinde bir okulun saldırıda isabet aldığını, başka bir okulun yakınında gerçekleşen bombardımanın ise sığınak girişini kapatarak içeride barınan sivillerin çıkışını zorlaştırdığını belirtti.

Ukrayna genelinde hava saldırısı sirenlerinin devreye alındığı bildirildi. Ukrayna ordusu, başkente yönelik saldırının ‘farklı türlerde füzeler ve İHA’lar’ içerdiğini açıkladı.

Saldırı hazırlıklarının işaretleri

Zelenskiy dün yaptığı açıklamada, Rusya’nın yakın zamanda Oreshnik tipi füze de dahil olmak üzere büyük çaplı bir saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu.

Zelenskiy, “Kiev de dahil olmak üzere Ukrayna topraklarına yönelik farklı silah türlerinin kullanıldığı karma bir saldırıya hazırlık işaretleri görüyoruz” ifadesini kullanarak, bunlar arasında orta menzilli Oreshnik füzesinin de bulunduğunu söyledi. Halkı sorumlu davranmaya ve hava saldırısı sirenleri çaldığında sığınaklara gitmeye çağırdı.

ABD’nin Kiev Büyükelçiliği de internet sitesinde yayımladığı açıklamada, ‘önümüzdeki 24 saat içinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilecek büyük bir hava saldırısına’ ilişkin bilgi aldıklarını duyurdu.

Öte yandan Rusya’nın Oreshnik füzelerini geçen yıl Belarus’ta konuşlandırdığı hatırlatıldı. Hipersonik kapasiteye sahip ve nükleer başlık taşıyabilen bu füzenin, Rusya’nın müttefiki olan ve NATO ile Avrupa Birliği (AB) üyesi üç ülke (Polonya, Litvanya ve Letonya) ile Ukrayna’ya komşu Belarus’ta bulunduğu belirtildi.

Moskova’nın bu füzeyi, Ukrayna’ya yönelik Şubat 2022’de başlayan işgalden bu yana iki kez kullandığı bildirildi. İlk kullanımın Kasım 2024’te bir askeri fabrikaya yönelik saldırıda, ikinci kullanımın ise Ocak 2026’da Ukrayna’nın batısında, NATO sınırına yakın bir askeri havacılık tesisine karşı gerçekleştirildiği ifade edildi.

Her iki saldırıda da füzelerin nükleer başlık taşımadığı kaydedildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, perşembeyi cumaya bağlayan gece Ukrayna’ya ait İHA’ların, Rusya’nın işgali altında bulunan doğudaki Luhansk bölgesinde bir meslek okulunu hedef alarak en az 18 kişinin ölümüne ve 40’tan fazla kişinin yaralanmasına yol açmasına karşılık askeri yanıt tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Kiev ise sivil hedefleri vurduğu iddialarını reddederek, bölgede Rusya’ya ait İHA birimini hedef aldığını açıkladı.

Zelenskiy, uluslararası topluma Rusya’yı bu tür saldırılardan caydırmak için ‘baskı’ yapılması çağrısında bulunurken, Ukrayna’nın her Rus saldırısına ‘tam ve eşdeğer şekilde karşılık vereceğini’ söyledi.


Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
TT

Ebola, Kongo’da 204 kişinin hayatına mal olurken, salgının bölgeye yayılacağına dair uyarılar sürüyor

(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)
(foto altı) Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 204’e yükseldi. Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı son verilere göre, ülkede şimdiye kadar 867 şüpheli vaka kaydedildi. Afrika’daki sağlık otoriteleri ise salgının kıtadaki 10 ülkeye daha yayılma riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 15 Mayıs’ta, mevcut salgının sorumlusu olan virüsün ‘Bundibugyo’ varyantının yayıldığını duyurmuştu. Varyantın ölüm oranının yüzde 50’ye ulaştığı, ayrıca şu aşamada virüse karşı etkili bir aşı ya da tedavinin bulunmadığı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise nüfusu 100 milyonu aşan Orta Afrika ülkesinde görülen salgının 17’nci dalgasıyla mücadele kapsamında ‘uluslararası halk sağlığı acil durumu’ ilan etti.

Yüksek ölüm oranı

WHO verilerine göre Ebola salgını, son 50 yılda Afrika genelinde 15 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Virüsün ölüm oranı ise salgının türüne göre yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değişiyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 2018-2020 yılları arasında görülen ve şimdiye kadarki en ölümcül salgınlardan biri olarak kayıtlara geçen Ebola dalgasında, yaklaşık 3 bin 500 vakadan 2 bin 300’e yakın kişi yaşamını yitirdi.

Ebola virüsü, yüksek bulaşıcılığa sahip ağır kanamalı ateşe neden oluyor ve ölümle sonuçlanabiliyor. Son yıllarda geliştirilen aşı ve tedavilere rağmen virüs ciddi tehdit oluşturmaya devam ediyor.

fdvfdv
Kızılhaç çalışanları 23 Mayıs’ta Ruambara’da Ebola kurbanlarını toprağa verdi. (AP)

Mevcut salgından sorumlu Bundibugyo varyantına karşı onaylanmış bir aşı ya da tedavinin bulunmaması nedeniyle, virüsün yayılmasını engellemeye yönelik önlemler büyük ölçüde izolasyon tedbirleri ve vakaların hızlı şekilde tespit edilmesine dayanıyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne komşu Uganda ise dün üç yeni Ebola vakasının tespit edildiğini açıkladı. Böylece ülkedeki toplam vaka sayısı beşe yükselirken, hastalığa yakalananlardan bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise salgının merkez üssünün ulaşımı zor, silahlı grupların faaliyet gösterdiği uzak bir bölgede bulunması nedeniyle şu ana kadar sınırlı sayıda laboratuvar testi yapılabildi. Sağlık Bakanlığı, resmi olarak doğrulanan can kaybı sayısının 10, doğrulanmış vaka sayısının ise 91 olduğunu açıkladı.

Tehdit altındaki 10 ülke

Afrika Birliği’ne (AfB) bağlı Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin Başkanı Jean Kaseya, Uganda’nın başkenti Kampala’da düzenlenen basın toplantısında, Ebola virüsünün yayılma riski taşıdığı ‘10 ülke bulunduğu’ uyarısında bulundu. Kaseya, risk altındaki ülkelerin Güney Sudan, Ruanda, Kenya, Tanzanya, Etiyopya, Kongo Cumhuriyeti, Burundi, Angola, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Zambiya olduğunu söyledi. WHO ise salgının küresel düzeyde oluşturduğu riskin ‘düşük’ seviyede kaldığını belirtti. Örgüt, buna karşın virüsün yayılmasının iki aydan daha uzun sürebileceği değerlendirmesinde bulundu.

fjy6j
Mongbwalu’daki motosiklet taksi şoförlerini tarama merkezine yönlendiren bir sağlık çalışanı, 23 Mayıs 2026 (Reuters)

Ebola salgını, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde üç eyalette yayılım gösteriyor. Salgının merkez üssü ise ülkenin kuzeydoğusunda, Uganda ve Güney Sudan sınırında bulunan Ituri eyaleti olarak öne çıkıyor. Altın zengini Ituri’de madencilik faaliyetleri nedeniyle yoğun günlük nüfus hareketliliği yaşanırken, bölgede yıllardır faaliyet gösteren yerel milis gruplar arasındaki çatışmalar bazı bölgelere erişimi zorlaştırıyor. Salgın, Ituri’den Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerine de yayıldı. Söz konusu bölgelerde hükümet karşıtı 23 Mart Hareketi (M23) geniş alanları kontrol altında tutuyor. Kaseya, ‘nüfus hareketliliği ve güvenlik eksikliğinin’ salgının yayılmasını kolaylaştırdığını söyledi.

Bölgeye onlarca ton ekipman sevk edilirken, WHO ekipleri de sahada görevlendirildi. Ancak nüfusu 8 milyonu aşan Ituri’de salgına yönelik müdahale çalışmalarının yavaş ilerlediği belirtiliyor. Bölgede yaklaşık 1 milyon yerinden edilmiş kişinin kalabalık kamplarda yaşadığı ifade ediliyor.

bfgr
Olası bir bulaş durumunu önlemek için Bunia Kilisesi’nde maske takan bir kadın, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde salgının görüldüğü eyaletlerde toplu etkinlikler sınırlandırılırken, ana yollar üzerindeki ulaşım da kısıtlandı. Yetkililer ayrıca Ituri eyaletinin başkenti Bunia’ya yönelik uçuşların geçici olarak durdurulduğunu açıkladı. Komşu Ruanda’da ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti üzerinden ülkeye gelen yabancıların girişine yasak getirildi. Kongo’dan gelen Ruanda vatandaşları için de karantina uygulaması başlatıldı. ABD de Ebola vakalarının görüldüğü Afrika ülkelerinden hava yoluyla gelen yolcular için sınır sağlık kontrollerini sıkılaştırdı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedilen 17’nci Ebola salgını, uluslararası yardım kuruluşlarının mali desteklerde ciddi azalma yaşadığı bir döneme denk geldi. Özellikle ABD’nin WHO’dan çekilmesinin ardından sağlık alanındaki uluslararası yardımlarda gerileme yaşandığı belirtiliyor.

Halkın hoşnutsuzluğu

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda, Ebola mağdurlarının yakınları ile güvenlik güçleri arasında bir hafta içinde ikinci kez gerginlik yaşandı. Sağlık merkezi çalışanlarının dün verdiği bilgilere göre, öfkeli bir grup bölge sakini bir sağlık merkezine saldırdı ve Ebola hastalarının tedavisi için kurulan çadırı ateşe verdi.

cdy
21 Mayıs’ta Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü nedeniyle hayatını kaybeden bir hastayı gömmek için kişisel koruyucu ekipman giyen sağlık çalışanları (Reuters)

Saldırıda herhangi bir yaralanma yaşanmadığı bildirilirken, çıkan yangın sırasında hastaların panik halinde tesisten kaçması sonucu, Ebola şüphesi taşıyan 18 kişinin kaybolduğu b

sdf
Olası bir bulaş durumunu önlemek için ayin öncesinde kilise dışında ellerini yıkayan bir kadın, Bunia, 24 Mayıs 2026 (AFP)

elirtildi. Açıklama, yerel bir hastane müdürü tarafından yapıldı.

Mongbwalu Hastanesi Başhekimi Dr. Richard Lokodi AP’ye verdiği demeçte, öfkeli bir kalabalığın cuma akşamı Mongbwalu kasabasındaki kliniğe baskın düzenlediğini ve Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından şüpheli ve doğrulanmış vakaların izolasyonu için kurulan çadırı ateşe verdiğini söyledi. Lokodi, “Bu eylemi şiddetle kınıyoruz… Sağlık çalışanları arasında büyük bir panik yarattı ve 18 şüpheli vakanın toplum içine kaçmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Benzer bir olayda, Ruambara kasabasındaki başka bir tedavi merkezi de perşembe günü ateşe verilmişti. Olayın, Ebola şüphesiyle hayatını kaybeden bir kişinin ailesinin cenazesinin teslim edilmesinin engellenmesi üzerine gerçekleştiği bildirildi.

Ebola nedeniyle ölenlerin cenaze süreçlerine ilişkin uygulamalar bölgede sık sık tepkilere yol açıyor. Virüsün ölüm sonrası dahi yüksek bulaşıcılık taşıması nedeniyle yetkililer, mümkün olan durumlarda cenaze işlemlerini kendileri yürütüyor. Ancak bu uygulama, zaman zaman yerel halk ve aileler tarafından protesto ediliyor.

Ruambara’da dün Ebola kurbanları için sıkı güvenlik önlemleri altında toplu cenaze töreni düzenlendi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) cenaze operasyonlarını denetleyen yetkilisi David Basima’ya göre, sağlık çalışanları ile yerel halk arasındaki gerilimin arttığı bir ortamda defin işlemleri gerçekleştirildi.

Silahlı askerler ve polis ekipleri töreni yakından takip ederken, ICRC personeli koruyucu beyaz kıyafetleriyle kapalı tabutları mezarlara indirdi. Aileler ise töreni uzaktan izleyerek gözyaşı döktü.

Basima, ekibin ciddi zorluklarla karşılaştığını, özellikle gençler ve bazı yerel sakinlerin direniş gösterdiğini belirtti. Basima, “Güvenlik için yetkililerden yardım istemek zorunda kaldık” ifadesini kullandı.

Salgının yayılmasını sınırlamak amacıyla, Kongo’nun kuzeydoğusunda cuma günü alınan kararla taziye ziyaretleri ve 50 kişiden fazla katılımcı içeren toplu buluşmalar yasaklandı.


Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor
TT

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

Trump anlaşmanın yakın zamandan duyurulacağını açıklarken Hürmüz ve uranyum stoku konusunda çelişkili açıklamalar geliyor

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada, İran ile yapılacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak barış anlaşmasına ilişkin mutabakat zaptının “büyük bölümünün” müzakere edildiğini söyledi. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın nihai yönleri ve ayrıntıları şu anda görüşülüyor; yakında duyurulacak” ifadelerini kullandı.

Ancak İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, pazar sabahı erken saatlerde yayımladığı haberde, anlaşmanın Tahran’a boğazın yönetimini sürdürme imkânı tanıyacağını belirtti ve Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarının “gerçeklerle örtüşmediğini” savundu.

Öte yandan Axios sitesi, ABD ile İran arasındaki anlaşmanın, ateşkesin 60 gün daha uzatılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın geçiş ücreti alınmaksızın yeniden açılmasını öngördüğünü aktardı. Haberde ayrıca İran’ın petrolünü serbestçe satabileceği ve Tahran’ın nükleer programının sınırlandırılması konusunda müzakereler yürütüleceği belirtildi.

New York Times ise iki ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, anlaşmanın İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumdan vazgeçmesine yönelik “açık bir taahhüt” içerdiğini yazdı. Ancak üst düzey bir İranlı yetkili bu iddiayı Reuters’a yalanladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio: Dünya bugün iyi haberler alabilir

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, pazar günü yaptığı açıklamada, İran ile anlaşmaya ilişkin gün içinde bir duyuru yapılabileceğini söyledi.

Rubio, Yeni Delhi’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki birkaç saat içinde dünyanın iyi haberler alma ihtimali olduğunu düşünüyorum” dedi.

Hindistan’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Rubio, beklenen anlaşmanın, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak İran’ın fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı konusundaki Amerikan endişelerini gidereceğini ifade etti.

Rubio ayrıca anlaşmanın, “Başkanın nihai hedefi olan, dünyanın artık İran nükleer silahından korkmadığı bir noktaya ulaşılmasını sağlayacak sürecin başlangıcı” olacağını söyledi.

Bu açıklamalar, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren teklifin “önemli ölçüde ilerleme kaydettiğini” belirtmesinin ardından geldi.

Trump, cumartesi günü Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, müzakerelerin “ABD, İran İslam Cumhuriyeti ve diğer bazı ülkeler arasında nihai formüle ulaşılmasını beklerken büyük ilerleme kaydettiğini” yazdı.

Ancak beklenen anlaşma, Trump’a yakın isimler arasında da eleştirilere neden oldu. Trump’ın ilk başkanlık döneminde dışişleri bakanlığı yapan Mike Pompeo ile Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz anlaşmaya tepki gösterdi.

İsrail’in güçlü destekçileri arasında yer alan Cruz ve Pompeo, İran’a petrol satışına yeniden izin verilmesi gibi tavizlere karşı çıktıklarını belirtti.

Cruz, olası sonucun “felaket niteliğinde bir hata” olabileceğini söyledi.

Eleştirilere yanıt veren Rubio ise, Trump kadar İran’a karşı sert duran başka bir ABD başkanı olmadığını savunarak, “Epik Öfke” adı verilen savaş operasyonuna işaret etti.

Rubio, “İran’la bu çatışma başladığında hedefler belirliydi; basit ve çok açıktı. İran’ın deniz gücünü yok etmek istiyorduk ve bu başarıldı” dedi.

ABD’nin ayrıca Tahran’ın balistik füze kapasitesini “önemli ölçüde azaltmayı” ve “savunma sanayi altyapısına zarar vermeyi” hedeflediğini söyleyen Rubio, “Epik (Destansı) Öfke operasyonunun hedefleri bunlardı ve bu hedeflere ulaşıldı” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen:

ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyorum.

Gerilimi gerçekten azaltacak, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve tam geçiş serbestisini ücret olmaksızın garanti edecek bir anlaşmaya ihtiyaç var.

İran’ın hiçbir zaman nükleer silah geliştirmesine izin verilmemeli.

İran, ister doğrudan ister vekilleri aracılığıyla olsun, bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine ve komşularına yönelik tekrarlanan haksız saldırılarına son vermeli.

Avrupa, kalıcı diplomatik çözüm için uluslararası ortaklarla çalışmayı sürdürecek.

Avrupa ayrıca bu çatışmanın tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerindeki etkilerini sınırlamak için çalışacak.

Avrupa Merkez Bankası: İran savaşı derinleşirse faiz artışı baskısı doğabilir

Avrupa Merkez Bankası Yönetim Konseyi üyesi Martin Kocher, ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşmasına varılamaması halinde bankanın gelecek ay faiz artırımı yönünde adım atabileceğini söyledi.

Bloomberg’in haberine göre Kocher, 22-23 Mayıs tarihlerinde Güney Kıbrıs’ın Lefkoşa kentinde düzenlenen Avrupa maliye bakanları toplantısı kapsamında yaptığı açıklamada, bu yıl enflasyonun daha önce öngörülenden yüksek seyretmesinin beklendiğini ifade etti.

Kocher, bunun hâlihazırda geçmiş fiyat şoklarının etkisini yaşayan tüketiciler arasında yeni endişelere yol açabileceğini söyledi. Buna karşın ekonominin görece dayanıklı kalmayı sürdürdüğünü belirtti.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer:

ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyorum.

Çatışmayı sona erdirecek, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve deniz ulaşım özgürlüğünü koşulsuz şekilde güvence altına alacak bir anlaşmaya ihtiyaç var.

İran’ın asla nükleer silah geliştirmesine izin verilmemesi gerekiyor.

Hükümetim, İngiliz halkını bu çatışmanın sonuçlarından korumak için elinden geleni yapmayı sürdürecek.

Uluslararası ortaklarımızla birlikte bu fırsatı değerlendirerek uzun vadeli diplomatik çözüme ulaşmak için çalışacağız.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio:

Hürmüz Boğazı konusunda önümüzdeki saatlerde iyi haberler duyulabilir.

Son 48 saat içinde, Hürmüz krizini çözebilecek genel çerçeve konusunda bazı ilerlemeler kaydedildi.

İran hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamalı.

Ticari gemilere yönelik saldırılar tamamen yasa dışıdır.