Humeyni'ye karşı çıkan din adamlarının kaderi: Sürgün, cinayet ve kaybolma

İran'da rehber görevini üstlenmeden önce ona destekçileri tarafından "İmam" unvanı ve son yüzyıllarda tüm Şii din adamlarından daha üstün bir statü verilmişti.

Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
TT

Humeyni'ye karşı çıkan din adamlarının kaderi: Sürgün, cinayet ve kaybolma

Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)

Ruhullah Humeyni'nin takipçileri tarafından yayılan propagandanın aksine Humeyni, İran'daki İslam Devrimi'nin zaferinden önce ve sonra dini ve fıkhî hareketler arasında ne popüler ne de kabul edilebilirdi.

Ruhullah Humeyni'ye, İran'da rehber görevi üstlenmeden önce destekçileri tarafından ‘İmam’ unvanı verilmiş ve geçtiğimiz asırlar boyunca tüm Şii din adamlarından daha üstün bir statü verilmişti. Ancak, Humeyni'nin muhalifleri ve eleştirenleri, onun Şii fıkıh anlayışının ve İslam Cumhuriyeti rejiminin rehberi olarak davranışının, İranlıların dini inançlarına büyük zarar verdiğine inanıyorlar.

Humeyni'nin Havza'daki derslerine başladığı zaman, bazı din adamları öğrencilere onun derslerine katılmamalarını tavsiye ettiler, çünkü onun fikirlerine ve düşüncelerine karşı çıkıyorlardı. Bu kişiler, ‘İslam Cumhuriyeti'nin ilk İmamı’nın din adına siyasi meselelere müdahale etme isteğine karşı çıktılar.

İslam Cumhuriyeti'nin kurulduğu dönem ve Humeyni'nin iktidara yükseldiği zamanda, Şii fıkıhçılar ve alimlerden oluşan iki akım Humeyni'ye karşı çıktı. İlk grup, başlangıçtan itibaren onun ‘velayet-i fakih’ teorisini ve kendisinin ‘İmam’ olma iddiasını kabul etmedi. İkinci grup ise toplumun yönetim biçimi ve Velayet-i Fakih’e verilen yetkiler nedeniyle ‘büyük lider’ ve taraftarlarından uzak durmayı tercih etti.

Humeyni'nin destekçileri açısından bakıldığında ise onun alimler arasındaki başlıca muhalifleri üç gruba ayrılıyordu: İngiltere'ye sadık laik din adamları, Pehlevi Şah rejimine sadık din adamları, Amerika'ya ve Halkın Mücahitleri Örgütü’ne bağlı ama aldatılmış din adamları.

İslam Cumhuriyeti'nin İmamı’na muhalefet edenlerin çemberi zamanla genişledi ve Pehlevi rejimine karşı mücadele döneminde onun en yakın öğrencilerini ve taraftarlarını da içine aldı. Bu muhaliflerden bazıları fiziksel olarak hapsedildi, bazıları gizemli koşullarda öldürüldü ve bir kısmı da ev hapsine alındı.

Rejimin Humeyni'ye muhalefeti, bazılarının yüksek bir konuma sahip olduğu, sadece Şii fıkıh hiyerarşisiyle sınırlı değil, aynı zamanda İran'daki dini bilimler eğitiminin modern tarihindeki karanlık noktalardan biri olarak da ortaya çıktı.

İslam Cumhuriyeti'nin görüşlerine karşı çıkan ve eleştiren dini otoritelerin yanı sıra, rejimin itiraz edenleri cezalandırmak için itibarlarını zedelemek için çalıştığı kişileri de hatırlamalıyız. Hatta bazılarını Humeyni'ye karşı çıkanlar olarak tanımak ve kabul etmekten kaçındılar.

Muhammed Hüseyin Tabatabai, Havza öğrencileri tarafından ‘allame’ olarak tanımlanan tanınmış bir din adamıdır. Rejim, onun Humeyni ile fikir ayrılıklarını inkâr etmeyi tercih etti ve onu dışlamak yerine kişiliğine zarar verdi.

Toplumun rehberlik pozisyonunu ve yönetimini üstlenen Humeyni ve yönetimdeki arkadaşları, herhangi bir muhalefete hoşgörü göstermediler. Siyasal Şiiliği güçlendirirken, tanınmış dini otoritelerle bile karşı karşıya geldiler.

Humeyni'ye karşı çıkan birçok dini figürün tarihsel kayıtlarına geçmeden önce, gençlik yıllarında izlediği entelektüel ufuklara bir göz atmak faydalı olabilir. Bu, sonradan Kum Havzası’ndaki din adamları arasındaki anlaşmazlıkların artmasının temelini oluşturan birçok konuyu ortaya koyar.

Humeyni'nin Molla Sadra'nın felsefi teorisine olan hayranlığı (aşkın bilgelik) ve meşrutiyet döneminin siyasi din adamlarıyla olan ilişkisi (karşılıklılık), onu Havza öğrencisi veya öğretmenden ziyade siyasi bir figür yapan iki özel özellikti.

Humeyni'nin Şii fıkhına ilişkin anlayışının bir kısmı, takip eden on yıllarda kendisini eleştirenlerle siyasi ve teorik bir yüzleşmeye dönüştü ve aynı zamanda teokrasinin ve Velayet-i Fakih teorisinin de öncüsü oldu.

Bazıları, Humeyni'nin siyasi görüşlerindeki ısrarının bir kısmının, siyasete ve iktidara müdahaleyi kabul etmeyen, o dönemde Havzaları yöneten dini rejimle yüzleşmesinden kaynaklandığını ileri sürüyor.

Humeyni'nin ilk öğrencilerine göre çatışma, özellikle Ayetullah Burucerdi'nin Kum Havzası'na gelişinden sonra çok ileri bir aşamaya ulaşmıştı. Burucedi, hedeflerinden şüphe etti ve onları açıkça eleştirdi; bu da Humeyni ve ona yakın olanların Burucedi'ye olan öfkesini kışkırttı.

Humeyni ile özellikle rejimin rehberi olduğu dönemdeki bazı anlaşmazlıklar, Burucerdi'nin ölümünden sonra Kum kentindeki Havzanın ele geçirilmesi ve kontrol edilmesi konusunda çeşitli entelektüel akımların ortak hareket etmesinden kaynaklandı.

Bu rekabet, Humeyni ve fikirleri etrafında odaklanan bir grup ile Kazım Şeriatmedari etrafında toplanan diğer grup arasında, Havza içinde gerginliğe yol açtı. Humeyni'nin Necef'te bulunması, Necef Havza öğrencileri ile Kum Havzası öğrencileri arasındaki bu anlaşmazlığın temelini oluşturdu.

Bu teorik ve hukuki ihtilaf, 1950'li ve 1970'li yıllarda, özellikle İran'da İslam Cumhuriyeti rejiminin iktidara gelmesiyle birlikte siyasi ve güvenlik boyutuna bürünmüş ve Humeyni’ye muhalefet eden dini otoritelerin tasfiyesine zemin hazırlamıştır.

İlk kurbanlar din adamlarıydı; onlar Pehlevi rejimine karşı muhalefet akımına katılmayı reddettiler ve Humeyni'yi yalnız bıraktılar. Humeyni, onları Pehlevi'ye sadık olarak nitelendirerek, iktidara gelmeden önce başlarında taşıdıkları sarıkları çıkarmalarını istedi.

Humeyni 1969'daki konuşmalarında gençlerden açıkça, Şah rejimine karşı çıkan harekete katılmadıkları için yozlaşmış olarak tanımladığı din adamlarıyla yüzleşmelerini istedi.

Humeyni'nin muhalif din adamlarına yönelik öfkeli bakış açısı, kendisine karşı çıkanları Havza’dan dışlamak amacıyla din adamları için özel mahkeme kuran bir kararname yayınlamasına yol açtı.

1980'den beri dini otoritelerin mahkemeleri, Humeyni 'ye karşı çıkan din adamlarına karşı hükümler vermek için uygun bir yer haline geldi. Ancak bu mahkemenin kurulmasından önce, Humeyni'nin desteğiyle, Sadık Halhali bazı din adamlarını idam ettirdi.

Hükümetin Havzalarda çalışan akademisyenler ve fakihler de dahil olmak üzere rejim taraftarlarına verilen desteğin azalması korkusu, onları idam yerine itibarını zedelemek ve sarıklarını çıkarmak gibi başka yöntemlere yöneltti.

Humeyni'nin giymeyi uygun görmediği din adamlarının üniformalarının kaldırılması meselesi, Humeyni'nin o dönemde muhaliflerini dışlamak için bu yöntemi nasıl kullandığını açıkça gösteriyor.

Gulam Hüseyin Daneşi

İran Ulusal Meclisi üyesi Gulam Hüseyin Daneşi, 1979'da İslami Cumhuriyetçi Parti'nin iktidara gelmesinden sonra idam edilen ilk din adamlarından biri olarak kabul ediliyor.

Ruhullah Humeyni, devrimcilerle iş birliği içinde İran Ulusal Meclisi'nin kapatılması çağrısında bulunduğunda Ayetullah Daneşi ona hitaben, "Bu saçmalıklara ve sokaktaki sabotaj eylemlerine karşılık vereceğiz" dedi.

Ayetullah Gulam Hüseyin Daneşi'nin 28 Ocak 1979'daki suikast girişiminin başarısız olduğu doğru, ancak İslam Cumhuriyeti'nin iktidara gelmesinden sonra Sadık Halhali tarafından 13 Mart 1979'da idam edildi.

Kazım Şeriatmedari

Kazım Şeriatmedari, Şii otoritelerden biriydi. 1960’lı ve 70’li yıllarda kendisi ve öğrencileri ile Humeyni arasındaki fikri tartışmalar Kum Havzası'nda gerilimin başlangıcını oluşturdu.

Şeriatmedari, 1 Şubat 1979'da İran'a döndükten sonra her ne kadar Humeyni'yi ziyaret etmiş olsa da bu eski anlaşmazlığın o kadar da kolay unutulmayacağı açıktır. Şeriatmedari, Şii içtihatlarında hâkim olan geleneklerin aksine, dini otoriteden doğan yetkileri ve Humeyni'nin yayınladığı bir karara göre ev hapsine alınan ilk din adamı olarak kabul ediliyor. Bilindiği gibi Şeriatmedari, ilk dönemlerde İslam Cumhuriyeti'nin iktidara gelmesini desteklemiş, ancak ‘Mutlak Velayet-i Fakih teorisine’ ve veliyy-i fakihlere tanınan sınır ve yetkilere karşı çıkmıştı.

Anayasa'nın 110. maddesine karşı yapılan oylama ve ‘velayet-i fakih’ teorisinin eleştirilmesi, Şeriatmedari'nin ‘dini bid'at’ olarak nitelendirdiği, Humeyni'nin öfkesini uyandırdı ve onun Nojeh darbe girişiminde isyancılarla iş birliği yapmakla suçlanmasına yol açtı.

Şeriatmedari'nin yönettiği kurumun elinden alınması ve bu Şii otoriteye uygulanan ev hapsinin, bir yandan önemli bir din adamı hareketi ile diğer yandan Humeyni'nin düşüncesi arasındaki çatışmaların başlangıcı olduğu söylenebilir.

Ayetullah Kazım Şeriatmedari, 1981'de Humeyni'nin devrimden sonraki yıllarda Şii otorite olma çabasını alaycı şekilde eleştirdiği bir mektup yazdı. Şeriatmedari, ev hapsi yıllarında başına gelenleri anlatarak şöyle dedi: “Bıçak kemiğe dayandı ve eğer amaç itibarın zedelenmesi ise bu fazlasıyla gerçekleşti, eğer amaç dini otoriteyi elinden almaksa, bu hedef de gerçekleşti.”

Şeriatmadari'nin 1986 yılında hastalık nedeniyle ölmesi, rejimin bu Şii otoriteye olan nefretini azaltmadı; cenaze törenine katılanların bir kısmı tutuklandı.

Abdorreza Hicazi ve Rıza Sadr

Abdorreza Hicazi (Abdorreza Hejazi), 1960'lı yıllarda Humeyni'nin destekçisiydi ancak Şii otorite Kazem Şeriatmadari'nin başına gelenler nedeniyle Hicazi, Humeyni'nin eleştirmeni oldu. 1979'da bir mektubunda ‘büyük liderin (Humeyni) etrafındaki komünist varlığının tehlikesi’ konusunda uyarıda bulundu. Şeriatmedari'ye yakınlaşması ve fikirlerine yönelik uyarılarının ardından, 1982'de 'Nojeh' darbe girişiminde iş birliği yaptığı suçlaması Hicazi'nin tutuklanmasıyla sonuçlandı. Humeyni'yi eleştirenlerden biri olan Hicazi'nin akıbeti o zaman belirsizdi. Bazıları, onun 'Nojeh' darbesi davasından dolayı idam edildiğini düşünüyor; örneğin, Muhammed Rıza Şehri, bunu hatıratlarında yazdı.

Hicazi, Humeyni'nin Kazım Şeriatmedari'yi dışlaması ve itibarını zedelemesi kararının tek kurbanı değildi; başka bir önemli dini figür daha vardı, o da İmam Musa es-Sadr'ın büyük kardeşi olan Rıza Sadr'dı. Humeyni, Şeriatmedari'nin yanında durması nedeniyle Rıza Sadr'a da öfkeliydi.

Kazım Şeriatmedari'nin cenaze töreni ve gecenin bir vakti Kum'da defnedilmesi sırasında, Havza öğrencileri arasında bazı önde gelen din adamlarının ve Rıza Sadr gibi kişilerin bulunması, Humeyni'yi öfkelendirdi. Bu durum, Şeriatmedari'nin vasiyeti üzerine cenaze namazını kılanların tutuklanmasıyla sonuçlandı.

1994 yılında vefat eden Rıza Sadr, Humeyni'yi eleştiren ve İslam ile cumhuriyet kavramlarını bir arada kullanmayı reddeden biriydi. Ayrıca İslami başörtüsü ve hükümetin yürütme politikaları gibi yürürlüğe konulan yasaların İslam dinine zarar verdiğini düşünüyordu.

Şeyh Bahaeddin Mahallati

Şeyh Bahaeddin Mahallati, Şiraz şehrinin önde gelen din adamlarından biri olarak kabul edilir ve İran milliyetçi hareketinin aktif üyesiydi. Devrimin zaferinden sonra kısa bir süre için Humeyni'nin yanında yer aldı. Ancak 1980'de, İslam adına halka yönelik haksızlıklara karşı çıkarak rejimi eleştirenlerin safına katıldı.

Mahallati, muhaliflere yönelik infaz ve işkence operasyonlarını ve Kültürel Devrim adı altındaki üniversitelerin saldırılarını, "Hz. Ali hükümeti adına baskı ve özgürlük iddiası" olarak nitelendirdi ve Humeyni'ye olan desteğinden dolayı pişmanlık duyduğunu ifade etti.

Mahallati’nin Şiraz'daki taraftarları ve dini toplum içindeki konumu, rejimin onu hapsetme veya idam etmesini engelledi. Ancak onun izole edilmesi ve 1981'deki ölümü, rejim için işleri kolaylaştırdı.

Morteza ve Mehdi Haeri Yazdi

Kum'daki ilahiyat okulunun kurucusunun oğulları Morteza ve Mehdi, Kum'daki ilahiyat okulunda öğretmenlik görevini üstlenen Humeyni'nin destekçileri arasındaydı. Ancak, İslam Devrimi'nin zaferinden ve İran'da İslami Cumhuriyet Partisi'nin iktidara gelmesinden sonra, Haeri Yazdi'nin oğulları, Humeyni ile olan aile bağlarına rağmen onun düşünce tarzını reddettiler.

Morteza Haeri Yazdi'nin aktardığı anlatımlara göre İslam Cumhuriyeti iktidara gelmeden önce, Humeyni ve destekçilerinin düşünceleri hakkında şüpheleri vardı ve bu, damadı Humeyni'nin oğlu Mustafa tarafından fark edildi.

Mohsen Kadivar gibi bazıları, Haeri'nin anayasaya ve velayet-i fakih prensibine karşı olduğunu iddia ediyor. Ancak Haeri'nin İslam Cumhuriyeti rejiminin başlangıcında Yüksek Anayasa Konseyi'nde bulunması, bu iddiayı çürütüyor gibi görünüyor. Ayrıca, Haeri'nin, rejimin eleştirmenlerini ve muhaliflerini yargılamak için mahkemeler kurmasını ve din adamlarının iktidara ulaşma şeklini eleştirdiğini vurgulayanlar da var.

Mehdi, Morteza Haeri Yazdi'nin kardeşi ve Kum Havzası’nın kurucularından biri olan diğer oğul, İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren velayet-i fakih teorisini reddeden kişiliklerden biridir. ABD'den dönüşünden sonra ev hapsine alınmasına rağmen, 1983 yılında İran'ı terk etti.

Morteza ve Mehdi Haeri Yazdi'nin Humeyni'ye karşı muhalefetinin önemi, onların Humeyni'nin Kum'daki Havzalarda ders verme hakkını savunan en önemli kişilerden biri olmalarından gelmektedir. Hatta Ayetullah Burucerdi'nin ölümünden sonra bile Humeyni'yi destekleyenler arasındaydılar.

Evet, doğru. İslam Cumhuriyeti'nin başlangıcında velayet-i fakih doktrinine karşı çıkan din adamlarının listesi oldukça uzundur. Bu isimler arasında Hasan Tabatabai Kumi, Ebu'l-Fazl ve Rıza Musavi, Müctehid Zencani, Muhammed Musavi Zencani'nin oğulları gibi tanınmış Şii alimler bulunmaktadır. Ayrıca, Humeyni'nin siyasi düşüncesine karşı çıkan birçok kişi de vardı.

Muhammed Hüseyin Tabatabaî

Muhammed Hüseyin Tabatabai, ‘Ayetullah Tabatabai’ olarak da bilinen, çağdaş Şii fıkıh alimleri arasında güvenilir bir figürdü. Gerçekten de fıkhi açıdan Humeyni'ye yakın olmasına, felsefi ve tasavvufi eğilimlere sahip olmasına rağmen, Humeyni'nin çağırdığı siyasi rotaya katılmadı. İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra, Humeyni'nin Şii fıkhı üzerine sunduğu siyasi yorumlara şüpheyle yaklaşmaktan çekinmedi.

Kum Havzası'nda çalışan bazı kişiler, Tabatabai'nin takipçilerinin ve onun felsefeye saygısızlık eden destekçilerinin Humeyni'nin takipçilerinden çok daha fazla olduğuna işaret ediyor.

Muhammed Hasan Tabatabai, ‘İslam Cumhuriyeti referandumuna’ katılmayan, Havzanın önemli isimlerinden biriydi. Bu, Tabatabai'nin, Humeyni'nin arzuladığı siyasal İslam konusunda benimsediği tutumu gösteriyor.

Mohsen Kadivar, Tabatabai'nin ölümünden birkaç ay önce şöyle dediğini aktardı: "Bu devrimin bir şehidi var, o da İslam."

Rejim, Tabatabai ile Humeyni'nin ‘Şii din adamlarının hükümeti’ olarak adlandırdığı hükümet arasındaki açık farkı göstermedi. Humeyni'nin görüşünü savunanlar ayrıca Tabatabai'nin ‘İslam Cumhuriyeti referandumuna’ katılmama nedeninin siyasi olmayan yaşamı olduğunu söyledi.

Aslında Humeyni'ye karşı çıkan din adamları, velayet-i fakih teorisini eleştirenlerle sınırlı değil. Humeyni'nin 11 yıl süren şiddetli liderliği, bazı önde gelen öğrencilerinin ve destekçilerinin muhaliflerine yönelmesine yol açtı.

Mahmud Taleghani

Mahmud Taleghani, Humeyni'nin iktidara gelmesinden sonra duruşunu değiştiren din adamlarından biri olarak kabul edilir. Yeni rejimi desteklemekten, Humeyni yönetimine eleştirel bir pozisyona geçmiştir. Taleghani, İslam Cumhuriyeti rejiminde farklı siyasi akımlarla uyumlu pozisyonda olması ve köklü bir geçmişi nedeniyle siyasi gruplar arasında geniş kabul gördü.

Taleghani, İslam Cumhuriyeti döneminde Tahran'da Cuma namazının ilk vaizlerinden biriydi. Humeyni'nin desteğine rağmen, Humeyni'nin taraftarlarının politikalarını eleştiren önemli figürlerden biriydi. Bazıları, gizemli bir şekilde ölmemiş olsaydı, Taleghani'nin kaderinin rejim tarafından dışlanan diğer isimler gibi olabileceğini düşünüyor.

Mahmud Taleghani'nin ölümünden yıllar sonra oğulları ve yakınları, son günlerinde yaşadığı olaylar göz önüne alındığında, rejim tarafından zehirlendiği teorisinin güçlü şekilde geçerli olduğunu düşünüyorlar.

Ali Moradkhani Arangeh (Tehrani)

Ali Tehrani, İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra çeşitli görevlerde bulundu, bunlar arasında Meşhed ve Ahvaz'daki Devrim Mahkemesi Başkanlığı da bulunuyor.

Tehrani, İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ebu'l Hasan Beni Sadr’ı destekledi ve Abbas Emir-İntizam'ın casusluk suçlamasıyla yargılanmasını açıkça eleştirdi. Bu durum, o zamanlar İran'ın mevcut lideri Ali Hamaney'in kayınbiraderini rejimin muhaliflerinden biri haline getirdi.

Ev hapsine alındıktan sonra 1984'te Irak'a kaçtı, 1995'te İran'a döndü. Din adamları mahkemesi tarafından 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 2022'de öldü.

Hüseyin Ali Montazeri

Humeyni, Hasan Ali Montazeri'yi hayatının meyvesi olarak gördü. 1950'ler ve 1960'larda, Hasan Ali Montazeri'nin, Kum Havzası'ndaki dini liderler arasında o kadar önemli bir konuma sahip olması, bazı alimler ve dini figürlerin şüphelerine rağmen, Humeyni'nin Şii referansını meşrulaştırmasına yardımcı oldu.

Hasan Ali Montazeri, ‘Velayet-i Fakih Teorisi2 kitabının yazarı olarak, İslam Cumhuriyeti'nin politikası ve fıkhı ilkeleri üzerine İslam'ın siyasi yorumunu açıklamak ve anlatmak için önemli bir figürdü. Onun çalışmaları, İslam Cumhuriyeti'nin politik ve fıkhı temellerini anlamak için önemli bir kaynak oldu.

Devrimciler arasında kazandığı bu hukuki ve siyasi ağırlık ve Humeyni tarafından kabul görmesi, onu ilk rehber Humeyni'nin halefi olarak seçmeye yetti.

Son yıllarda, özellikle de Humeyni'nin hayatının son dönemlerinde, olayların seyri ve bazı dini ve siyasi figürlerin davranışları, Hasan Ali Montazeri'nin, özellikle 1988'deki siyasi idamların eleştirel bir şekilde incelenmesi ve kınanması gibi, “Humeyni'nin hayatının meyvesi” algısını değiştirdi. Şarku’l Avsat'ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Montazeri, Humeyni'nin oğlu Ahmed ve diğer bazı liderlerle açık bir şekilde karşı karşıya gelerek, Humeyni'nin son döneminde, onun eleştirmenlerinden biri haline geldi.

Hasan Ali Montazeri'nin yakın çevresinden olan Mehdi Haşimi ve din adamı ve Milletvekili Mir Seyyed Ali Naqi Khavari Langarudi'nin 1987 ve 1988 yıllarında idam edilmesi, Montazeri'nin öğretmeni olan Humeyni'ye karşı sabrının sona erdiğini gösterdi. Bu olaylar, Montazeri'nin liderin yerine geçmesi planlarının sona ermesine ve sonuç olarak İslam Cumhuriyeti'nin geleceğinde önemli bir değişikliğe yol açtı. Ayrıca, Montazeri'nin, Ali Hamaney'in fıkhi konumuna karşı çıkanlar arasında olduğunu belirten birçok tarihçi de bulunuyor.

Humeyni'nin hükümet döneminde muhaliflerin ve eleştirmenlerin susturulması ve dışlanması, özellikle Humeyni'nin vefatından sonra Ali Hamaney'in iktidara gelmesiyle artarak devam etti. Bu süreç, 1980'lerde İran'da var olan infazlar ve insan hakları ihlalleri gibi baskıcı uygulamaların devam ettiğini gösteriyor. Bu, İran'da o dönemde yaşanan siyasi baskının ve zulmün bir devamı olarak görülebilir.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
TT

MAGA'cı anneler: "İran'a asker gönderilirse Barron Trump da orduya katılmalı"

Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)
Trump'ın 20 yaşındaki en küçük oğlu muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı ancak üniversite öğrencisi olduğundan, zorunlu askerlik çağrısı durumunda görevini erteleyebilir (AFP)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

Bu yılki Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'na (CPAC) katılan iki anne, Donald Trump'ın ABD askerlerini savaşa göndermeye karar vermesi halinde ABD Başkanı'nın en küçük oğlu Barron'ın orduda görev yapması gerektiğini düşündüklerini MSNOW'a söyledi.

Üzerinde "250" yazan aynı kırmızı, beyaz ve mavi renkli parlak ceketleri giyen ve ismi açıklanmayan iki kadın, kendi çocuklarından biri askere alınsa bile başkanın İran'la savaşını desteklemeye hazır olduklarını yayın kuruluşuna belirtti.

MSNOW'dan Rosa Flores, 20 yaşındaki Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğini düşünüp düşünmediklerini sorduğunda, her iki kadın da buna katıldığını belirtti.

Flores, MSNOW sunucusu Chris Jansing'e perşembe günü, "Her iki anne de askerler savaşa gönderilirse, bu kadının oğlu savaşa gönderilirse, Barron Trump'ın da askerlik yapması gerektiğinde hemfikirdi" dedi.

Barron Trump'ın orduya katılıp katılmayacağına dair görüşleri sorulduğunda MAGA destekçisi anneler, başkanın en küçük oğlunun "doğru olanı yapacağını" düşündüklerini söyledi.

ABD ordusu gönüllü askerlerden oluşuyor. Diğer yandan Askerlik Sistemi (Selective Service), savaş durumunda teoride askere alınmaya uygun erkeklerin veritabanını tutan bağımsız bir kurum.

18-25 yaşlarındaki tüm erkeklerin Askerlik Sistemi'ne kayıt yaptırması zorunlu. Yakın zamanda kabul edilen yasa, bu süreci aralık ayından itibaren otomatikleştirecek.

"Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) şapkası giyen, ismi açıklanmayan annelerden biri, 18 yaşındaki oğlunun Askerlik Sistemi'ne kayıtlı olması nedeniyle Trump'ın İran'a yönelik askeri saldırılarına başlangıçta karşı çıktığını Flores'e söyledi.

Kadın "Bu yüzden bu durumdan memnun değildim" dedi.

İsmi açıklanmayan kadın, MSNOW'a şöyle konuştu: 

Ama sonra İran'da halkın önünde asılan üç genci gördüm. O rejim yıllardır Amerikalıları tehdit ediyor ve Amerikalıları öldürüyor… Oğlum askere çağrılsa bile savaşı yine de desteklerdim.

Görsel kaldırıldı.İki MAGA destekçisi, oğullarından biri askere alınsa bile ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye devam edeceklerini MSNOW'a söyledi (MSNOW / Chris Jansing Reports)

Kadının, ekonomik krizin derinleşmesiyle ocak ayında İran rejimini protesto eden üç gencin kamuoyu önünde asılmasından bahsettiği anlaşılıyor.

Trump, İran'a karşı askeri harekat başlatsa da ABD askerlerini sahaya sürmeye yönelik resmi bir plan yok. Anketlere göre askerleri savaşa gönderme fikri, Cumhuriyetçi parlamenterler ve halk arasında aşırı derece tepki çekiyor.

ABD'de Askerlik Sistemi olsa da 1972'deki Vietnam Savaşı'ndan bu yana zorunlu askerlik çağrısı yapılmadı.

Barron Trump muhtemelen Askerlik Sistemi'ne kayıtlı. Ancak zorunlu askerlik çağrısı yapılsa bile, Trump'ın üniversite öğrencisi olan en küçük oğlunun görevi muhtemelen ertelenir.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
TT

İsrail askeri istihbaratı: “İran’da rejim değişikliği koşulları yaratılamadı”

İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)
İran'ın 26 Mart'taki açıklamasında ABD - İsrail saldırılarında 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Tahran'da rejim değişikliğinin sağlanması ihtimaline şüpheyle yaklaşıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Financial Times'a (FT) konuşan İsrailli yetkililer, askeri istihbaratın yakın gelecekte rejimin devrilmesini sağlayacak koşulların yaratılamadığını düşündüğünü söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bağlı istihbarat müdürlüğü Aman'ın brifingleri hakkında bilgi sahibi kaynaklar, hava saldırılarının İran rejimini önemli ölçüde zayıflatamadığına dair görüşlerin kuvvetlendiğini belirtiyor.

FT'nin analizine göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun temel savaş hedeflerine de gölge düşürüyor.

Aman'ın eski İran uzmanı Raz Zimmt şunları söylüyor:

Rejim zayıfladı ancak firarlara veya kontrolün kaybedildiğine ilişkin herhangi bir gerçek işaret görmedik. Bu, hayatta kalmak için 47 yıl boyunca kuvvetlendirilen bir sistemin dayanıklılığını gösteriyor.

Kaynaklara göre İsrail ordusu, hava saldırılarıyla rejim değişikliğini başından beri olası görmüyordu. Yetkililerden biri şu ifadeleri kullanıyor:

Ordu, hükümete 'Bu iş bir anda hallolacak bir şey değil' dedi. Rejim değişikliği her zaman çok, çok, çok, çok zor olacaktı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı ortak operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Ordusu'ndan birçok üst düzey isim öldürüldü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misillemeyle direnişe devam ediyor.

New York Times'ın aktardığına göre İran'ın, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'ne dün düzenlediği saldırıda 12 Amerikan askeri yaralandı.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husiler de bu sabah İsrail'e füze fırlatarak savaşa katıldı.

Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirmesiyle başlayan ekonomik kriz, Husilerin Kızıldeniz'i kapatmaya çalışması halinde daha da derinleşebilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Farea Al-Muslimi, BBC'ye şunları söylüyor:

Bu bir kabus. Zaten bir kabus yaşıyoruz, bu da durumu daha da kötüleştirir.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'ı "mahvettiklerini" öne sürse de Tahran rejiminin, Ortadoğu'da desteklediği Şii örgütlerle direnişi sürdürmesi Beyaz Saray'ın pozisyonunu güçleştiriyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın İran savaşının başından beri yaptığı çelişkili açıklamalara dikkat çekiliyor. ABD Başkanı'nın rakibini önce tehdit edip sonra gerginliği azaltarak müzakereye başlama taktiğinin bu sefer işe yaramadığı yazılıyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Guardian, New York Times, BBC


Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
TT

Trump: Sırada Küba var

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağıyla Miami'den ayrılıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, “Sırada Küba var” diyerek, Washington’un son dönemde gerçekleştirdiği askeri operasyonların kendisine destekçilerinin desteğini kaybetmesine mal olacağı yönündeki görüşü reddetti.

Trump, ocak ayından bu yana Küba'ya petrol ambargosu uygulayarak, ülkeye yönelik baskıyı son dönemde artırdı. Bu durum, yıllardır süren ABD ticaret ambargosu nedeniyle zaten zor durumda olan Küba ekonomisini ve yakıt tedarikini daha da boğdu.

Trump, dün Florida eyaletinin Miami kentinde düzenlenen «FII Priority» yatırım forumunda yaptığı konuşmada, destekçilerinin «güç» ve «zafer» istediğini söyledi; ocak ayında ABD güçlerinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakaladığı askeri operasyona atıfta bulundu.

Trump, “Bu muhteşem orduyu ben kurdum. ‘Onu asla kullanmak zorunda kalmayacaksınız’ demiştim, ancak bazen başka seçeneğimiz olmuyor. Bu arada, sıra Küba'da. Ama sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi davranın” ifadelerini kullandı.

Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)Kübalı siviller Havana'da askeri eğitim tatbikatlarını izliyor (AP)

Trump bu konuda ne yapmayı planladığını belirtmese de basına “Bu açıklamayı görmezden gelin” dedi ve ardından “Sırada Küba var” diye tekrarladı; bu sözleri, salondakileri güldürdü.

Aynı konuşmada ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nı “Trump Boğazı” olarak nitelendirdiği tartışmalı bir açıklama yaptı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel geçen hafta, herhangi bir dış saldırganın “yenilmez bir direnişle” karşılaşacağını vurgulamıştı.

Komünist ada, 1962 yılından beri ABD'nin ticari ablukası altında bulunuyor ve yıllardır uzun süreli elektrik kesintileri, yakıt, ilaç ve gıda kıtlığıyla karakterize edilen şiddetli bir ekonomik krizin içinde.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bir Küba yetkilisi son olarak, Havana'nın Washington ile diyaloğu sürdürmeye hazır olduğunu söyledi, ancak aynı zamanda siyasi sisteminin değiştirilmesinin tartışmaya açık bir konu olmadığını vurguladı.