Rus muhalif Navalni'nin hapishanede ölümü tartışmalara yol açtı

Batı, Rusya’yı suçlarken Moskova yönetimi, Batı’nın alelacele sonuca varmasına tepki gösterdi.

Rus muhalif Aleksey Navalni. (AP)
Rus muhalif Aleksey Navalni. (AP)
TT

Rus muhalif Navalni'nin hapishanede ölümü tartışmalara yol açtı

Rus muhalif Aleksey Navalni. (AP)
Rus muhalif Aleksey Navalni. (AP)

Rusya’nın önde gelen muhaliflerinden Aleksey Navalni'nin Kuzey Kutbu'ndaki uzak bir Rus hapishanesinde aniden ölmesi başta siyasi çevreler ve medya olmak üzere tüm Rus toplumunu sarstı. Hem ülke içinde hem de dışında çeşitli tepkiler ortaya çıktı. Tepkilerin büyük bir kısmı Navalni'nin ölümünün koşullarıyla ilgiliydi. Konuya dair birçok soru gündeme geldi. Resmi çevreler, yıllar boyunca yolsuzluğu açığa çıkarma çabalarına öncülük eden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in önde gelen muhalifi olan Navalni’nin ölümüne ilişkin Batı’dan yöneltilen suçlamaları yalanladı. Diğer yandan muhalif çevreler yetkilileri sert bir şekilde eleştirdi ve onları Rusya'daki devlet başkanlığı seçimlerine haftalar kala, dikkat çekici bir zamanda ‘suikast’ düzenlemekle suçladı.

Sürpriz saldırı

Rusya Federal Cezaevi Hizmetleri (FSİN) yaptığı açıklamada Navalni'nin doktorların müdahale edemediği ani nöbet sonrası hapishanede öldüğünü duyurdu. Açıklamada, ‘mahkûmun, hapishane bahçesinde havalandırmadan döner dönmez ani bir semptomdan şikayetçi olduğu ve hızla bilincini kaybettiği’ belirtildi. Açıklamanın devamında “Ambulans ekibi çağrıldı ve yarım saat boyunca onu kurtarmaya çalıştılar ama sonuç alamadılar” ifadeleri yer aldı.

Ayrıca yetkili makamların ölüm nedenlerini araştırmak için soruşturma başlattığı belirtildi. Kremlin, haberin yayınlanmasından kısa bir süre sonra Putin'in ‘olaydan haberdar edildiğini’ duyurdu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov konuya dair şunları söyledi:

“Navalni'nin ölümü bildirildi. Bilgilerimize göre henüz ayrıntılar mevcut değil ve ilgili yetkililere göre soruşturma devam ediyor.”

Navalni, Şubat 2021'de mahkemeye çıkartılmıştı. (AP)
Navalni, Şubat 2021'de mahkemeye çıkartılmıştı. (AP)

Navalni, Berlin'den gelişi üzerine 2021'in başlarında Moskova'da tutuklandı ve burada, önceki yılın ağustos ayında Noviçok sinir gazı kullanılarak zehirlenme girişimine maruz kaldıktan sonra tedavi gördü. Şubat 2021'de Moskova'daki bir mahkeme, kendisini Rus muhalefetinin ‘uydurma’ olarak gördüğü bir zimmete para geçirme davasından mahkûm ettikten sonra üç buçuk yıl hapis cezasına çarptırdı.

Ertesi yılın mart ayında, Moskova’daki bir mahkeme onu, önceki davaya ek olarak dolandırıcılık, mahkemeye itaatsizlik ve hâkime hakaretten dokuz yıl yüksek güvenlikli hapishaneye sevk etti. Mahkeme, kararı sıkılaştırmak ve itirazı reddetmek için aynı yılın mayıs ayında tekrar toplandı. Navalni ağustos ayında yeniden mahkeme huzuruna çıktı. Moskova Şehir Mahkemesi, Navalni'nin hapishaneden Ukrayna savaşını durdurma çağrısı ve Putin'in Rusya'yı büyük bir krize sürüklediği yönündeki suçlamaları karşısında ‘şiddeti teşvik eden aşırıcı bir yapı kurmakla’ ilgili yeni bir davada suçlu buldu.

Yeni suçlamalara göre 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık iki ay önce Navalni gizlice Kuzey Kutbu'ndaki uzak bir bölgede bulunan bir hapishaneye nakledildi.

Navalni'nin destekçileri, onun Moskova'nın yaklaşık bin 900 kilometre kuzeydoğusundaki Kharp kasabasında bulunan Kutup Kurdu Hapishanesi’ne nakledilmesini ‘devlet başkanlığı seçimlerinden yaklaşık üç ay önce onu sessiz kalmaya zorlamaya yönelik başka bir girişim’ olarak eleştirdi.

Muhalefetten suçlama

Navalni'nin avukatının, ölüm haberinin yayılmasının ardından sosyal medyada hızlı bir şekilde Rusya'nın en önde gelen mahkumu için “İki gün önce onunla telefon görüşmesi yaptığımızda sağlık durumunun mükemmel olduğunu söylemişti” yazması dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Navalni, Mayıs 2018'de Moskova'da düzenlenen izinsiz bir gösteride destekçilerine seslendi. (AFP)
Navalni, Mayıs 2018'de Moskova'da düzenlenen izinsiz bir gösteride destekçilerine seslendi. (AFP)

Rusya'daki sosyal paylaşım siteleri yetkililere yönelik suçlamalarla doluydu. Muhalifler, Putin'in başkanlık seçimleri öncesinde ‘muhalefetin en önde gelen isminden kurtulduğunu’ vurguladı.

Muhaliflerin önde gelen isimlerinden birinin ölüm haberinin Kremlin'de hem içeride hem de dışarıda çalkantılara yol açabileceği düşünüldüğünde bu suçlamalar dikkat çekici olarak nitelendirildi. Söz konusu durum, muhaliflerin ‘yetkililerin iç durumla ilgili kaygılı görünmediğini, bunun da şu dönemde neden bir suikast düzenlendiğini açıkladığını’ söylemelerine yol açtı.

Ancak bu suçlamalar siyasi ve parlamento çevrelerinde kınamalarla karşılandı. Adil Rusya Partisi Genel Başkanı önde gelen siyasetçi Sergey Mironov, “Navalni'nin ölümü Rusya'nın düşmanları için faydalıdır” dedi ve soruşturmaların olayın koşullarını ortaya çıkaracağına olan inancını vurguladı.

Batı’nın acelesi

Yurt dışından Kremlin'e yönelik doğrudan veya dolaylı suçlamaların olduğu tepkiler geldi. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Berlin'de düzenlediği ortak basın toplantısında şunları söyledi:

“Putin'in Navalni'yi öldürdüğü açık. Putin kaybetmeli, her şeyi kaybetmeli, her şeyin sorumluluğunu üstlenmeli.”

Fotoğraf Altı: Aleksey Navalni, Mart 2017'de Moskova'da mahkemeye çıktı. (EPA)
Aleksey Navalni, Mart 2017'de Moskova'da mahkemeye çıktı. (EPA)

Scholz da Navalni'ye övgüde bulundu ve ‘cesaretinin bedelini ödediğini’ söyledi. Scholz açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu henüz kesin olarak doğrulanmadı. Ancak büyük olasılıkla Navalni'nin bir Rus hapishanesinde öldüğünü varsayabiliriz. Bu çok sinir bozucu. Navalni ile Almanya'da zehirlenme tedavisi görürken tanıştım. Kendisiyle Rusya'ya dönmek için ne kadar büyük bir cesarete ihtiyacı olduğunu ve bu cesaretin bedelini canıyla ödeyebileceğini konuştuk. Ama bu sistemin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Demokrasiyi savunan herkesin dikkatli olması gerekir. Ailemle, eşimle, çocuklarımla, tüm akraba ve dostlarımızla birlikteyim. Bu korkunç bir durum ve Rusya'nın nasıl değiştiğinin kanıtı. Bu demokrasi değil.”

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Navalni'nin ‘hayatı boyunca inanılmaz bir cesaret gösterdiğini’ söyledi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise şu ifadeleri kullandı:

“Rusya, Navalni'nin ölümüyle ilgili ciddi sorulara yanıt vermeli. Navalni'nin ölümüyle ilgili Rusya'dan gelen bu raporlar beni derinden üzüyor ve endişelendiriyor. Tüm koşulların belirlenmesi gerekiyor. Navalni uzun yıllardır demokrasinin güçlü bir savunucusu oldu ve NATO ülkeleri her zaman onun serbest bırakılması yönünde çağrıda bulundu. Şu an onun ölümüyle ilgili herhangi bir bilgimiz yok. Ancak Rusya'nın cevaplaması gereken ciddi sorular var. Navalni hapishanedeydi. O bir mahkumdu ve Rusya onun ölümünü soruşturmalı.”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova ‘Batı'nın acelesini’ kınamakta gecikmedi ve şunları söyledi:

“NATO ülkelerinin liderlerinin, Rus muhalif isim Alexei Navalni'nin hapishanede ölümüyle ilgili hemen çıkardığı sonuçlar acelelerini ortaya koyuyor. Adli tıp incelemesinin sonuçları henüz yayınlanmadı. Ancak Batı'nın vardığı sonuçlar önceden hazırdı.”

Eyleme çağrı

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre konuya dair en fazla dikkat çeken nokta ise Navalni'nin bu ayın başında avukatı aracılığıyla destekçilerine söylediği son sözlerdi. Navalni’nin sözleri arasında, Putin'in en az 2030'a kadar iktidarda kalmasını sağlaması beklenen 15-17 Mart tarihlerinde yapılacak başkanlık seçimleri sırasında Rusya genelinde eylemler yapılması çağrısı da yer alıyordu. O dönemde Navalni sosyal medya üzerinden şöyle demişti:

“Putin'e karşı oy verecek herkesin aynı saatte, öğlen 12'de sandık başına gitmesi fikri hoşuma gidiyor. Zira yetkililer tamamen yasal ve güvenli olan bu gösteriyi engelleyemez.”

Navalni, tutukluluğuna ilişkin olarak da “Bu, ülkenin zihniyetinin güçlü bir kanıtı olabilir” demişti. Navalni, Kremlin'in politikasına ve Ukrayna'daki savaşa karşı olan tüm muhalifleri ‘her şehirde değil, her mahallede’ harekete geçmeye çağırdı. “Milyonlarca kişi, belki on milyonlar katılabilir” dedi.

Yolsuzlukla mücadele

Navalni, büyük şirketlerin raporlarını görüntüleyip yolsuzluk kanıtlarını araştırmak için onları inceledikten sonra kapsamlı soruşturma raporları düzenlemeye başladığı ve on milyonlarca kişi tarafından takip edilen blogunda belgelediği, 2007 yılından bu yana dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra 2011 yılında, Kremlin yanlısı elitlerin büyük zenginliğini ortaya çıkarması nedeniyle çok sayıda destekçinin ilgisini çeken Yolsuzlukla Mücadele Fonu’nu kurdu.

Fotoğraf Altı: Navalni, Mayıs 2012'de Moskova'daki bir gösteride tutuklanmıştı. (AP)
Navalni, Mayıs 2012'de Moskova'daki bir gösteride tutuklanmıştı. (AP)

Navalni, 2011-2012 kışında Putin liderliğindeki Birleşik Rusya Partisi’nin dolandırıcılık suçlamalarıyla gölgelenen zaferle kazandığı parlamento seçimlerinin ardından büyük protesto hareketlerine öncülük etti. Bundan sonra Navalni'nin yolsuzluk operasyonlarını ortaya çıkarma girişimleri devam etti. Mart 2017'de, gölün ortasında ördek çiftliği bulunan lüks bir eve atıfta bulunarak, dönemin Başbakanı Dmitriy Medvedev'in lüks yaşamını ve gayrimenkul zenginliğini anlattığı bir video yayınladı. Bu da gösterilere yol açtı.

Daha sonra Putin tarafından kontrol edildiğini söylediği ‘efsanevi zenginliği’ anlattığı benzer bir video yayınladı. Araştırmaları Putin'e yakın siyasi ve ekonomik isimlerin çoğunu da kapsıyordu. Sonuç olarak, zimmete para geçirme suçlamalarından mahkumiyeti nedeniyle Aralık 2018'de Putin'e karşı yapılacak başkanlık seçimlerine katılması yasaklandı. Navalni söz konusu dönemde, Rusları seçimleri boykot etmeye çağırmıştı. Ancak muhalefetin tüm çabalarına rağmen Putin dördüncü dönemi de kazandı.



Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.