İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?
TT

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

Mehmed Mazlum Çelik

Gazze halkı fütursuzca katlediliyor.

Kadın, çocuk, hasta ve yaşlılar Holokost'a rahmet okutan bir barbarlıkla açlığa mahkûm ediliyor yahut öldürülüyor. 

Müslüman politikacılar felç geçirmiş durumda. 

Politikacıların aksine Gazze halkı Ortadoğu'da tüm milletlere örnek olacak bir direniş ve metanet örneği ortaya koyuyor.

Ayağı çarıklı Gazze'nin inançlı evlatları ekim ayından bu yana "Merkava-4" olarak bilinen tankların yüzde 40'ını imha etti. 

Üstelik bu rakam Hamas'ın değil, İsrail ordusunun resmi verisi.

İsrail ordusu çöp olarak tanımladığı Merkava-3 tanklarını sahaya sürdü. Bunları Afrika'daki bazı ülkelere satmayı planlıyorlardı.

Ayrıca daha önce tanklarda dört askeri personel bulunurken bu rakam üçe çekildi. 

Bildiğimiz kadarıyla İsrail ordusu bu rakamı ikiye çekebilmenin yollarını arıyor.

Savaşın başından beri yine İsrail'in verilerine göre 500 binin üzerinde Yahudi ülkeyi terk etti. 

İsrail'in en önemli misyonu dünyanın her yerinde yaşayan Yahudileri, Ortadoğu'ya getirmekti.

Dolayısıyla bu rakam hiç de küçümsenmeyecek ve görmezden gelinemeyecek bir sayı olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca İsrail'in turizm geliri neredeyse durmuş, tarım sektörü büyük oranda Filistinli işçilere bağlı olması nedeniyle bitmenin kıyısına yaklaşmış durumda.

Velhasıl, İsrail için insan nüfusu bu denli değerliyken cephenin önünde ve en tehlikeli noktalara göndermekten çekinmediği bir grup var: Falaşalı Yahudiler!

Daha önce İsrail kan bankasında toplanan kanları çöpe atılmalarıyla gündeme gelmişlerdi.

İsrailliler, bu durumu "Afrika'dan gelen Falaşalı Yahudilerin kanlarında çeşitli virüsler olabilir" şeklinde geçiştirmişti; ama bunun arkasında Apartheid tarzı bir gerekçe olduğunu tüm dünya biliyordu. 

Bugün İsrail'de eşitlik mücadelesi veren Etiyopyalı Falaşalı Yahudilerin hikayesi ise tamamen tesadüflere dayanıyordu. 

(Independent Türkçe)

Falaşalı Yahudiler

"Falaşa" kelimesi Yahudilik mensuplarının kadim mukadderatı olan "sürgün" anlamına geliyor. 

Etiyopyalı Yahudiler ise kendilerini "Beta Yahudileri" yani "Ev sahibi Yahudiler" olarak tanımlamayı tercih ediyor. 

Falaşalılar, kendilerini Hz. Süleyman'ın ilk ve gerçek evlatları olarak tanımlıyor ve hatta bazıları Yahudiliği kendileriyle başlatıyorlar.

İsrail Siyonist'i çoğu beyaz ise onların aslında Yahudi olmadığını ve Hıristiyanlıkla eski bir Afrika Pagan dinini harmanlayan bir çeşit dinsizlik olarak görüyor.

Yine de Falaşalar güçlü fizikleri ve çaresiz vaziyetleri sebebiyle İsrail'in aradığı "vazgeçilebilir insan gücü" açısından son derece kıymetli bir yere sahip.

İsrailli Yahudiler onlara meşruiyet kazandırmak için Mısır'a götürülen kölelerden türediklerini yahut Afrika'daki Aksum Krallığı'na satılan Yahudi kölelerden meydana geldiklerini savunmaktadır.

Yine de bu konuda hiçbir arkeolojik kanıt olmaması İsrailliler arasında ciddi soru işaretlerine neden olmaktadır. 

Etiyopyalı Yahudiler ise Yahudi mitolojisinde Hz. Süleyman ile bir gecelik ilişki yaşayan Kraliçe Makeda'dan (Seba) dünyaya gelen bir soy olduklarını ve tarih boyunca Afrika'da saflıklarını korudukları görüşündedirler. 

Falaşalara göre Hz. Süleyman Kraliçe'ye şu sözleri sarf eder:

Bu yüzüğü al, eğer benden bir çocuğun olursa bu yüzük bir işaret olacaktır. Eğer bir erkek çocuk olursa o bu yüzüğü taksın ve bana gelsin. Seninle yatarken rüyamda İsrail'in üzerine bir güneşin doğduğunu, fakat orada kalmayıp Etiyopya'ya gittiğini ve oranın üzerinde ışığını verdiğini gördüm. Muhtemelen senin aracılığınla ülken kutsanacak. Benim söylediklerimi yap ve bir tanrıya itaat et.

Bu iddia, Yahudilerin Kutsal Metinlerinde de kendisine şu sözlerle yer bulması Falaşalıların kendi paradigmasına güçlü bir argüman sunar:

Kral Süleyman, Sebe Kraliçesi'nin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Ayrıca ona gönülden kopan birçok armağan verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü. (Krallar Kitabı)

(Independent Türkçe)

Falaşalı Yahudiler, Etiyopya'da milattan sonra 546 yılında Aretas isimli bir lider ile bölgede güçlü bir hale gelmeyi başarır; ama Hıristiyanlara karşı giriştikleri katliamlar sonrası Hıristiyan alemi ayağa kalkar ve Roma İmparatorluğu bölgeye bir ordu göndererek bu katliamların önüne geçer.

Hıristiyan ordusu Etiyopya'ya girdikten sonra bu kez Falaşalılar için zor günle başlar; çünkü gücü eline geçiren Hıristiyanlar ciddi bir asimilasyon süreci başlatır. Bu olay sonrası Falaşalılar, evlerini terk ederek dağlara çekilir.

Bazı kaynaklar Falaşa (Sürgün) isminin de bu hadiseden sonra verildiğini söylemektedir.

Etiyopya'da Aksum Krallığı kurulduğunda dağlara çekilen Falaşalılar, bu kez merkezi sisteme baş kaldırır ve bu krallığı yıkmayı başarır.

Falaşalıların bu isyan hareketini ise Yodit isimli zenci bir Yahudi kadın yönetir.

Yodit'in ölümüyle, 912 yılında, Falaşalı Yahudilerin Etiyopya'da bir daha esamisi okunmaz.

Müslümanlar 17'nci yüzyılda bölgeye hâkim olmaya başlayınca Falaşalılar eski düşmanları Hıristiyanlarla ittifak yaparlar; ama bu ittifaktan da istediklerini alamayınca siyasi işlerden tamamen ellerini eteklerini çekerek kabuklarına kapanırlar. 

Hem İslam alemi hem de Batı dünyası Falaşalı Yahudileri neredeyse üç asır boyunca tamamen unutacaktı. 

1867 yılında Azriel Hildesheimer isimli Yahudi, tesadüf eseri Etiyopya'da Falaşalıları tekrar keşfetti. 

19'uncu yüzyılın sonu Yahudilerin yurt arayışlarının arttığı ve dünya sermayesinde önemli konumlara gelmeye başladığı tarih dilimiydi.

Falaşalıların keşfi özellikle Avrupa'daki Yahudi cemaatlerin ilgisini çekti ve konuyu araştırmaya başladılar.

"Alliance İsraelite Universelle" yaptığı araştırmalar sonucu onların gerçekten Yahudi olduklarını söyleyecekti.

Bu haber Yahudiler arasında heyecan yaratsa da konuya yeterli ilgi göstermediler. 

Falaşalılar bir 40 yıllık daha unutulma dönemine terk edildi.

1904 yılına gelindiğinde ise Jacques Faitlovitch isimli Yahudi, iki Falaşalı Yahudi çocuğu eğitim alması için Avrupa'ya geitrecekti.

Avrupalı Siyonistler ve Falaşalı Yahudiler bu olayla ilk kez yüz yüze gelmişlerdi. 

Nedeni tam olarak bilinmese de dünyanın her yerinde birbirine sahip çıkan Yahudiler, Falaşalıları benimsemekte güçlük çekiyordu.

Dönem dönem bölgede okullar açsalar da asla aralarına hele cemaatlerine yaklaştırmamayı tercih ediyorlardı.

Bu durum İsrail Devleti kurulduktan sonra da sürdü, ta ki 1970 yılına kadar.

(Independent Türkçe)

İsrail Devleti, Falaşa Yahudilerinin gerçekten de Yahudi olduklarını ve İsrail'e gelebileceklerini ancak 1970 yılında kabul etti. 

Şüphesiz ki bundaki en önemli faktör "1967 Savaşı" sonrası İsrail topraklarının neredeyse iki kat büyümesi ve ciddi oranda insan gücüne duyulan ihtiyacın artmasıydı.

Etiyopya gibi kıtlıktan kırılan bir ülkeden akın akın İsrail'e gelen Falaşalılar en kötü işlerde çalıştırıldı ve orduda cepheye ilk sürülen birlikler oldu. 

İsrail, yalnızca gönüllü göçlerle de yetinmeyecekti. "Musa Operasyonu" ve "Kraliçe Sebe Operasyonu" adını verdikleri askeri unsurlu tahliye harekatlarıyla Sudan'dan yaklaşık 15 bin Falaşalı Yahudiyi İsrail'e getirecekti.

1990'lı yıllarda da bu operasyonlar sürdürülür ve bu kez Etiyopya'dan 30 bin Falaşalı Yahudi tahliye edilerek İsrail'e getirilecekti. 

2000'li yılların başına geldiğimizde İsrail'deki Falaşalı Yahudi nüfusu neredeyse 100 bin civarındaydı. 

Bu rakamın hemen hemen yarısı İsrail'de doğan çocuklardı.

Falaşalı Yahudiler, İsrail'de çoğunlukla, ve beklenildiği gibi, tarım işlerinde yahut ağır sanayi sektöründe çalıştırıldı.

Dini entegrasyon konusunda İsrail ciddi bir problem yaşamadı; ama beyaz Yahudiler toplumsal ve hukuki konularda Falaşalıları kabullenmekte ciddi zorluklar yaşadılar ve bu durum günden güne sayısız toplumsal krizi beraberinde getirmeye devam etti/ediyor. 

Etiyopya asıllı 19 yaşındaki Solomon Tekah'ın İsrail polisi tarafından katledilmesinden sonra Falaşalı Yahudiler İsrail'deki "Apartheid" uygulamalarına daha fazla dayanamayarak sokağa döküldüler. 

İsrail polisinin göstericilere müdahalesi beklenildiği üzere son derece barbarcaydı.

Aslında çoğu beyaz Yahudi, Felaşalıların aslında Hıristiyan olduklarını ve kendi dinleri ile hiçbir ilgilerinin bulunmadığını düşünüyor.

İsrail Kan Bankası'nın bugün dahi Falaşalıların kanını çöpe attığı dikkate alındığında Gazze'deki mazlumların üzerine neden ön birliklerde Falaşalı Yahudilerin gönderildiği sorusu cevabını kolaylıkla bulmaktadır.

Gazze'deki savaş şimdilik İsrail'deki siyasi olduğu kadar toplumsal krizlerin de patlamasının önüne geçiyor. 

Ancak bu savaş İsrail Paradigmasını bitmenin kıyısına getirmiş durumda. Yahudiler artık İsrail'in güvenli bir yer olduğu fikrine kesinlikle katılmıyor.

Yahudiliğin tarihsel serüveninde ise şüpheye asla yer olmayacak kadar derin acılar gizlidir. Dolayısıyla Hamas, aslında savaşı 7 Ekim'de İsrail aleyhine çoktan bitirmişti. 

Bugün Gazzeli anneler evlatlarını mezara düğüne gönderir gibi koyarken İsrail'de "şimdi ne olacak" sorusu ve korkusu tüm ülkeyi esir almış durumda.

Independent Türkçe



Eski Devlet Bakanı ve Trabzonspor Kulübünün eski başkanlarından Mehmet Ali Yılmaz vefat etti

Fotoğraf:AA
Fotoğraf:AA
TT

Eski Devlet Bakanı ve Trabzonspor Kulübünün eski başkanlarından Mehmet Ali Yılmaz vefat etti

Fotoğraf:AA
Fotoğraf:AA

Eski Devlet Bakanı ve bir dönem Trabzonspor Kulübü Başkanlığı da yapan Mehmet Ali Yılmaz (78), evinde ölü bulundu. İlk incelemede, Yılmaz'ın ölümünde şüpheli bir durum tespit edilemediği öğrenildi.

Eski Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz (78), evinde ölü bulundu.

Alınan bilgiye göre, bir dönem Trabzonspor Kulübü Başkanlığı da yapan Yılmaz, Beşiktaş'taki ikametinde henüz belirlenemeyen nedenle hayatını kaybetti.

İlk incelemede, Yılmaz'ın ölümünde şüpheli bir durum tespit edilemediği öğrenildi.


Gazze Savaşı'nın 200’üncü günü

Gazze Şeridi'nin kuzeyine hava yoluyla bırakılan gıda kolilerini almak için koşturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyine hava yoluyla bırakılan gıda kolilerini almak için koşturan Filistinliler (AFP)
TT

Gazze Savaşı'nın 200’üncü günü

Gazze Şeridi'nin kuzeyine hava yoluyla bırakılan gıda kolilerini almak için koşturan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyine hava yoluyla bırakılan gıda kolilerini almak için koşturan Filistinliler (AFP)

İsrail ile Hamas arasında Gazze topraklarında patlak veren savaşın üzerinden 200 gün geçti. Lakin ateş, başlangıçta kimsenin beklemediği kadar büyüdü, cesetlerin üzerini örttü, mezarlar kazdı, dersler yazdı ve onlarca yıldır yerleşmiş olan angajman kurallarını değiştirdi. Bunca gün ve akan kana rağmen savaş çözümsüz kaldı; ne İsrail Hamas'ı yok edebildi ne de Hamas hayal ettiği gibi onu (İsrail) kendisini bekleyen ‘bataklıktan’ çekilmeye zorladı... Şarku’l Avsat bu dosyada, savaşın topraklarında, bölgesinde ve dünyadaki sahnesine daha derinlemesine bakmayı, tarafların çatışma çağının bu anındaki konumlarını haritalandırmayı ve savaşın müttefikler ve düşmanlar arasında neleri değiştirdiğini okumayı amaçlıyor.


Kuzey Koreli yetkililer İran'a geldi

Tahran'da bir caddede Dini Lider Ali Hamaney'in resmi ve yanında sergilenen Şahab 3 karadan karaya füzesi (EPA)
Tahran'da bir caddede Dini Lider Ali Hamaney'in resmi ve yanında sergilenen Şahab 3 karadan karaya füzesi (EPA)
TT

Kuzey Koreli yetkililer İran'a geldi

Tahran'da bir caddede Dini Lider Ali Hamaney'in resmi ve yanında sergilenen Şahab 3 karadan karaya füzesi (EPA)
Tahran'da bir caddede Dini Lider Ali Hamaney'in resmi ve yanında sergilenen Şahab 3 karadan karaya füzesi (EPA)

Kuzey Kore devlet medyası bugün (Çarşamba), gizli askeri bağları olduğuna inanılan iki ülke arasındaki ilişkilere dair bir kamu raporunda, Dış Ekonomik İlişkiler Bakanı başkanlığında Pyongyang'dan bir heyetin şu anda İran'ı ziyaret ettiğini bildirdi.

Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), Dış Ekonomik İlişkiler Bakanı Yun Jong Ho'nun İran'ı ziyaret etmek üzere bir bakanlık heyetinin başında dün (Salı) hava yoluyla Pyongyang'dan ayrıldığını bildirdi. Konuyla ilgili daha fazla ayrıntı verilmedi.

Kuzey Kore ve İran'ın uzun süredir balistik füze programları konusunda iş birliği yaptıklarından, muhtemelen teknik uzmanlıklarını ve füze üretiminde kullanılan parçaları paylaştıklarından şüpheleniliyor.

Reuters Şubat ayında İran'ın Rusya'ya Ukrayna ile savaşında kullanması için çok sayıda balistik füze sağladığını bildirmişti.

Her ne kadar her iki ülke bu iddiayı reddetse de, Kuzey Kore'nin Rusya'ya füze ve top tedarik ettiğinden şüpheleniliyor.

Güney Kore hükümetinin veri tabanına göre Yun, daha önce Kuzey Kore'nin Suriye ile bağlarını güçlendirmek için çalışmıştı.

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığı habere göre Yun, Kuzey Kore ve Rusya arasında artan işlemlerde aktif rol oynadı; bu ay Moskova'yı ziyaret eden bir heyete liderlik etti.


ABD'deki üniversitelerde Filistin yanlısı öğrencilerin eylemleri yayılıyor

Fotoğraf: Selçuk Acar / AA
Fotoğraf: Selçuk Acar / AA
TT

ABD'deki üniversitelerde Filistin yanlısı öğrencilerin eylemleri yayılıyor

Fotoğraf: Selçuk Acar / AA
Fotoğraf: Selçuk Acar / AA

ABD'de Columbia Üniversitesi yönetimi ile öğrenciler arasında geçen hafta başlayan ve yüzlerce kişinin gözaltına alınmasına sebep olan Filistin yanlısı protestolar, ülke genelindeki diğer üniversitelere de yayıldı.

Columbia Üniversitesinin Gazze'deki soykırımı destekleyen şirketlere sağladığı mali yatırımlara tepki göstermek için kampüsün bahçesinde oturma eylemi başlatan Filistin yanlısı göstericilere New York polisinin müdahalesi sonrası, yönetim ile öğrenciler arasındaki gerginlik arttı.

Eylemin üniversitenin işleyişi için "tehdit oluşturduğunu" savunan Rektör Minouche Shafik'in yardım talebi üzerine göstericilere müdahale eden polis 108 öğrenciyi gözaltına almış, okul yönetimi de eyleme karışan yaklaşık 80 öğrenciye okuldan uzaklaştırma cezası vermişti.

Bunun üzerine, ABD'nin dört bir yanında öğrenciler, dayanışma amacıyla üniversitelerinde kendi eylemlerini başlattı.

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını durdurmasını isteyen üniversite öğrencileri, protestolar kapsamında okullarının Gazze'de ateşkes çağrılarına destek vermesini, İsrail'e silah tedarik eden şirketlerle iş yapmayı durdurmasını, İsrail'in askeri çabalarına yardımcı projeler için bu ülkeden araştırma parası kabul etmeyi sonlandırmasını ve "Gazze'deki soykırıma destek veren şirketlere" finansal yatırımı durdurmasını talep ediyor.

- The New School

New York kentinde bulunan araştırma üniversitesi The New School'da Filistin halkının yaşadığı sorunlara yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlayan "Filistin'de Adalet için Öğrenciler (TNS SJP)" grubunun üyeleri, üniversitenin merkez binasında kamp kurdu.

Öğrencilerin kurdukları çadırların yanında "Soykırımdan hemen vazgeçin" yazılı pankartlar gözlemlenirken protestocular kampüsün pencerelerine sokaktan görülebilecek şekilde "Gazze Dayanışma Kampı" yazılı afişler yapıştırdı.

Üniversitenin New York Polisi ile ilişiğini kesmesini isteyen öğrenciler, üniversitenin İsrail'i boykot etmesini de istedi.

Grubun sosyal medya platformu Instagram üzerinden yaptığı paylaşımlarda, "Gazze dayanışma kampına katılın!", "Columbia Üniversitesindeki yoldaşlarımızın ayak izlerini takip ediyoruz." ifadeleri yer aldı.

"Filistin'de Adalet için Öğrenciler (TNS SJP)" grubunun organizatörlerinden Kartik Gupta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Columbia Üniversitesindeki öğrencilerle dayanışma içinde olduklarını ifade etti.

Gupta, "Kampı, Filistin yanlısı sesleri bastıran ve Gazze'de yaklaşık 7 aydır devam eden soykırıma sessiz kalan ülkemizdeki eğitim kurumlarının suç ortaklığını protesto etmek için süresiz olarak kurduk." dedi.

Okulda İsrail'in Gazze'ye saldırılarını kınadıkları için haklarında soruşturma başlatılan ve gözetim altında tutulan öğrenciler ile öğretim üyeleri olduğunu vurgulayan Gupta, "Halktan yana olduğunu iddia eden bir kurumunun, öğrencileri ve öğretim üyeleri için doğru olanı yapmaması bizi rahatsız ediyor." ifadesini kullandı.

- New York Üniversitesi

New York Üniversitesi (NYU) öğrencileri de İsrail'in Gazze'deki saldırılarına karşı çıkmak ve Columbia'daki öğrencilere destek olmak amacıyla kampüste eylem başlattı.

Washington Square Park yakınındaki Gould Plaza önünde protestolarını sürdüren NYU öğrencileri, üniversite yönetiminden İsrail’in Filistin işgaline destek veren şirketlerle yatırım ilişkilerini sonlandırması talebinde bulundu.

Eylem sırasında New York polisi, protesto eden 100'den fazla Filistin yanlısı öğrenciye müdahale ederek gözaltına aldı.

NYU'nun Stern İşletme Fakültesinin önüne kontrplak duvar örüldü.

- Yale Üniversitesi

ABD'nin prestijli okullarından Yale Üniversitesinde de öğrenciler, soykırımla yargılanan İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarına karşı Beinecke Plaza'da oturma eylemi başlattı.

Öğrenciler, Yale yönetiminden, üniversitenin İsrail ile bağlantılı "silah üreten" şirketlere yatırımlarına son vermesi talebinde bulundu.

Üniversite yönetimi ise yaptığı yazılı açıklamada, "Yale topluluğunun emniyeti ve güvenliği" gerekçesiyle polisten yardım istediğini ve eyleme son vermek istemeyen 47 öğrencinin gözaltına alındığını belirtti.

Yale yönetimi, ayrıca söz konusu öğrencilerin "okuldan uzaklaştırma" talebiyle disiplin kuruluna sevk edildiği bilgisini paylaştı.

- Massachusetts Teknoloji Enstitüsü

ABD'nin diğer önde gelen okullarından Massachusetts Teknoloji Ensititüsü (MIT) öğrencileri de üniversite bahçesinde kamp kurdu.

Üniversitenin, İsrail Savunma Bakanlığından 2015'ten bu yana araştırmalar için 11 milyon dolar fon aldığını belirten öğrenciler, MIT'nin İsrail ordusu ile bağlantılarını koparmadan protestolara son vermeyeceklerini açıkladı.

- Tufts Üniversitesi

Tufts Üniversitesinden bir grup öğrenci de okulun Medford'daki kampüsünde oturma eylemi başlattı. Filistin yanlısı öğrenciler, çadırdan oluşan kamp kurdu.

Tufts Üniversitesi yönetim sözcüsü Patrick Collins, yerel basına yaptığı açıklamada, "durumu yakından izlediklerini" belirtti.

Öğrencilerin kampüste gösteri yapmak da dahil olmak üzere görüşlerini ifade etmelerine izin verildiğini ifade eden Collins, üniversite politikasını ihlal eden davranışlarda bulunan tüm topluluk üyelerinin sorumlu tutulacağını kaydetti.

Collins, "Bu konudaki tutumumuz birkaç yıldır açık ve tutarlıdır. Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (BDS) Hareketi'ni desteklemiyoruz." dedi.

- Emerson College

Emerson College öğrencileri de Filistinlilere destek için düzenledikleri ve Boston'daki Boylston Caddesi'nde kamp kurdukları protestolarına devam ediyor.

Emerson College yönetimi yetkililerinden Jay Bernhardt, öğrencilerin kendi düşüncelerini protestolarla ifade etme hakkı olduğunu ancak yönetimin güvenliği veya eğitimin devamını tehdit edecek faaliyetlere tolerans göstermeyeceğini açıkladı.

- Kuzey Carolina Üniversitesi

Kuzey Carolina Üniversitesi (UNC) öğrencileri de Columbia Üniversitesi eylemlerinde tutuklanan öğrencilere destek için kampüste protesto düzenledi

"Filistin'de Adalet için Öğrenciler (UNC SJP)" adlı öğrenci topluluğunun organize ettiği eylem kapsamında öğrenciler, rektörün ofisinin bulunduğu Güney Binası'nın dışındaki avluda toplandı.

Çadırlarda, sandalyelerde ve piknik örtülerinde oturan öğrenciler, Gazze ile dayanışma sloganları attı.

UNC SJP'in sosyal medya hesabında yapılan açıklamada, "Her yerde bilinçli öğrenciler ayağa kalkıyor ve kurumlarının İsrail'in Filistin ve Filistinlilerin yaşamına yönelik soykırımındaki suç ortaklığına karşı seslerini yükseltiyor." denildi.

- Stanford Üniversitesi

California eyaletindeki Stanford Üniversitesinde Filistin yanlısı öğrenciler, Gazze Şeridi'nde devam eden İsrail saldırılarına tepki gösterdi.

Düzenledikleri gösteri kapsamında Filistin bayrakları ve pankartlar taşıyan öğrenciler, İsrail aleyhine sloganlar attı.

- Minnesota Üniversitesi

Minnesota Üniversitesi, Filistin'e desteklerini göstermek ve üniversitenin İsrail'i destekleyen şirket ve akademik enstitülerle ilişiğini kesmesini talep etmek için Walter Library önünde kamp kurdu.

Öğrenciler, üniversitenin Lockheed Martin, General Dynamics, Boeing ve Honeywell gibi şirketlerle Tel Aviv Üniversitesi, Kudüs İbrani Üniversitesi ve Hayfa Üniversitesi gibi akademik enstitülerle ilişiğini kesmesini talep etti.

Bir üniversite sözcüsü, izinsiz çadırların üniversite arazisinde yasak olduğunu belirterek protestolar sırasında 9 öğrencinin gözaltına alındığını açıkladı.

- California Üniversitesi

California Üniversitesinden (UCLA) öğrenciler, Gazze'de saldırıların sona ermesi ve üniversitenin İsrail'le bağlantılı şirketlere yatırımını sonlandırmasını talep etmek amacıyla Sproul Plaza'da kamp kurdu.

Geçen hafta 100'den fazla kişinin tutuklandığı Columbia Üniversitesinde devam eden Filistin yanlısı protestolarla dayanışma amacıyla çadır kurduklarını belirten öğrenciler, eylemi "dayanışma kampı" olarak adlandırdı.

Öte yandan, üniversite yönetimi sözcüsü, okulun yatırım politikalarını ve uygulamalarını değiştirmeye yönelik planı olmadığını söyledi.

- Michigan Üniversitesi

Michigan Üniversitesi öğrencileri de 22 Nisan'da Filistin'e desteklerini göstermek için merkez kampüste onlarca çadır kurdu.

Üniversitenin İsrail'i destekleyen kuruluş ve şirketlerle olan anlaşmalarını bitirmesini isteyen öğrenciler, protestolarına gelecek iki hafta devam etmeyi planladıklarını bildirdi.

Protestoya 100'den fazla öğrenci katıldı.

- Harvard Üniversitesi, protestoları engellemek için avlusunu kapattı

Üniversite yönetimi, Harvard Avlusu girişlerine astığı yazıda, çadır veya masa gibi binalara girişi kısıtlayacak eşyaların getirilmesi halinde bu eşyaları getirenlere disiplin cezası verilebileceğini açıkladı.

Avluda çalışan öğrencilere yollanan e-postada ise avlunun "tedbirli davranmak ve toplumun güvenliğini ön planda tutmak" amacıyla cuma gününe kadar kapatıldığı aktarıldı.


İsrail anketi: Nüfusun beşte biri 7 Ekim’de başlayan savaşın ardından ülkeyi terk etmeyi düşünüyor

Tel Aviv'de Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı gösteriler düzenleyen İsrailli protestocular (Reuters)
Tel Aviv'de Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı gösteriler düzenleyen İsrailli protestocular (Reuters)
TT

İsrail anketi: Nüfusun beşte biri 7 Ekim’de başlayan savaşın ardından ülkeyi terk etmeyi düşünüyor

Tel Aviv'de Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı gösteriler düzenleyen İsrailli protestocular (Reuters)
Tel Aviv'de Başbakan Binyamin Netanyahu karşıtı gösteriler düzenleyen İsrailli protestocular (Reuters)

Reichman Üniversitesi Özgürlük ve Sorumluluk Enstitüsü tarafından yapılan ve dün (Salı) Yedioth Ahronoth tarafından yayınlanan anketin sonuçlarına göre ‘İsrailliler kendilerini halen güçlü hissediyor, ancak geceleri uyuyamıyor ve hükümete güven duymuyorlar.’ Anket sonuçları hakkında konuşan İsrailli yorumcu Nadav Eyal, “İsrailliler halen orduya güveniyor ve İsrailli olmaktan gurur duyuyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Ankete göre İsraillilerin yüzde 87‘si, 48 Arapları’nın ise yüzde 61’i İsrail vatandaşı olmaktan gurur duyuyor.

Eyal, “Bu şaşırtıcı bir gösterge, ancak anketten ortaya çıkan sert tabloyu gizlememeli. Nüfusun en az beşte biri ülkeyi terk etmeyi düşündüğünü söylüyor. Merkez ve sol görüşlü seçmenler arasında bu oran biraz daha yüksek, sağ görüşlüler arasında ise çok daha düşük. Ancak tablo çok net. Yahudiler, Araplar, solcular, merkezdekiler ve sağcılar devletin varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğuna inanıyor” ifadelerini kullandı.

Eyal'e göre, “her 10 İsrailliden altısından fazlası İsrail'in bugün yok olma tehdidi altında olduğuna inanıyor. Devletin varlığına yönelik en büyük tehdidin ne olduğu sorulduğunda ise farklılıklar net bir şekilde ortaya çıkıyor: Sağ görüşlüler için en büyük tehdit sırasıyla ‘İran, terör örgütleri ve nüfusun bölünmesi’ iken, merkez ve sol görüşlüler için en büyük tehdit sırasıyla, ‘siyasi liderlerin kalitesi (yani Netanyahu ve hükümeti), nüfusun bölünmesi, İran ve terör örgütleri.’ Sağ görüşlü seçmenler arasında siyasi liderlerin kalitesi neredeyse hiçbir etkiye sahip değil.”

Anket ayrıca merkez ve sol seçmenlerin yüzde 98'inin; sağ seçmenlerin ise yaklaşık yüzde 66'sının hükümete güvenmediğini ortaya koyuyor.

İsrail ordusuna gelince, Hamas saldırısını izlemedeki başarısızlığına ve caydırıcılık ve performansındaki olumsuzluğa rağmen, ankete göre orduya büyük bir güven duyuluyor (sağ seçmenler arasında yüzde 77, merkez ve sol seçmenler arasında ise yüzde 80). Anketi hazırlayanların katılımcılara yönelttikleri “Hamas, İsrail'e yönelik saldırısını başlattığından beri geceleri rahat uyuyor musunuz?” sorusuna her 10 kişiden yedisi daha fazla kaygı yaşadığını söylerken, Arap halkı arasında durum daha iyi. Zira Arap halkı içinde her 10 kişiden sadece beşi endişe seviyesinde bir artış olduğunu bildirmiş. Diğer yandan ankete katılanların yüzde 12'si psikolojik yardım aldıklarını bildirmiş (yaklaşık bir milyon kişi). Eyal'in anket okumasına göre İsrail, 7 Ekim öncesinde Yahudi toplumunda da Arap toplumunda da daha muhafazakâr, sağcı ve dindar bir doğrultuda ilerleyen bir ülke idi. Savaş bu eğilimleri daha da güçlendirdi. Eyal, “Sağ, merkez ve sol arasında fark olmaksızın yüzde 56‘lık bir kesim, Filistinlilerle siyasi bir anlaşmaya varma olasılığının sadece yüzde 22’ye düştüğüne inanıyor” dedi.


İsrail ordusu Gazze'nin kuzeyinde yeni tahliye emri verdi

Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail ordusu Gazze'nin kuzeyinde yeni tahliye emri verdi

Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
Gazze Şeridi sınırındaki İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)

İsrail ordusu sözcüsü dün (Salı), İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki "tehlikeli bir savaş bölgesi" olarak tanımladığı Beyt Lahya bölgesinde yeni tahliye emri verdiğini açıkladı.

Reuters'in bildirdiğine göre bölge sakinleri, dün erken saatlerde İsrail'in haftalardır gerçekleştirdiği en ağır bombalama operasyonlarından birini gerçekleştirerek Gazze Şeridi'ndeki saldırılarını yoğunlaştırdığını ve daha önce güçlerini geri çektiği Şeridi'nin kuzeyini bombaladığını söyledi. Bölge sakinlerinin neredeyse sürekli bombardıman olduğunu söylediği orta ve güney bölgelerde, hava saldırıları ve tank atışları yapıldığına dairler haberler de vardı.

Bölge sakinleri ve Hamas hareketine bağlı medya kuruluşları, ordu tanklarının dün gece Gazze Şeridi'nin kuzey ucundaki Beyt Hanun'un doğusuna yeniden girdiğini, ancak şehrin içine doğru ilerlemediklerini, ancak çatışmanın yerinden edilmiş insanların barındığı bazı okullara ulaştığını belirttiler.


Rusya Savunma Bakan Yardımcısı yolsuzluk şüphesiyle tutuklandı

Rusya Bayrağı (Reuters)
Rusya Bayrağı (Reuters)
TT

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı yolsuzluk şüphesiyle tutuklandı

Rusya Bayrağı (Reuters)
Rusya Bayrağı (Reuters)

Rusya Soruşturma Komitesi'nin dün (Salı) yaptığı açıklamaya göre Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Timur İvanov yolsuzluk şüphesiyle tutuklandı.

Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre komite Telegram hesabından yaptığı açıklamada “Rusya Federasyonu Savunma Bakan Yardımcısı Timur Vadimovich Ivanov tutuklandı. Ceza Kanunu'nun 290'ıncı maddesinin altıncı fıkrasına göre suç işlediğinden, yani rüşvet aldığından şüpheleniliyor" ifadeleri yer aldı.


BM Gazze'deki ‘toplu mezarlar’ nedeniyle alarma geçti

Filistin Sivil Savunma Kurumu görevlileri Gazze'deki Nasır Tıp Kompleksi'nde toplu mezarlardan çıkarılan cesetleri taşıyor. (DPA)
Filistin Sivil Savunma Kurumu görevlileri Gazze'deki Nasır Tıp Kompleksi'nde toplu mezarlardan çıkarılan cesetleri taşıyor. (DPA)
TT

BM Gazze'deki ‘toplu mezarlar’ nedeniyle alarma geçti

Filistin Sivil Savunma Kurumu görevlileri Gazze'deki Nasır Tıp Kompleksi'nde toplu mezarlardan çıkarılan cesetleri taşıyor. (DPA)
Filistin Sivil Savunma Kurumu görevlileri Gazze'deki Nasır Tıp Kompleksi'nde toplu mezarlardan çıkarılan cesetleri taşıyor. (DPA)

İsrail dün (Salı) Gazze Şeridi'nde son haftaların en ağır bombardımanlarından birini gerçekleştirirken, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Shamdasani yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'ndeki Nasır ve Şifa hastanelerinin yıkılması ve yüzlerce cesedin bulunduğu ‘toplu mezar’ raporları karşısında ‘dehşete düştüğünü’ söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği dün, Gazze'de bulunan ‘toplu mezarlar’ ile ilgili olarak uluslararası bir soruşturma başlatılması çağrısında bulundu.

Suudi Arabistan, İsrail işgal güçlerini ‘Gazze Şeridi'nde iğrenç savaş suçları işlemeye devam ettiği ve son olarak Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Nasır Tıp Kompleksi'nde toplu mezarlar bulunduğu’ için kınadığını ifade etti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, “Uluslararası toplumun İsrail işgalinin uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmesine yönelik hesap verebilirlik mekanizmalarını harekete geçirmemesi, sadece daha fazla ihlalle sonuçlanacak, insani trajedileri ve yıkımı arttıracaktır” denildi.

Bakanlık, ‘uluslararası toplumun, İsrail işgalinin Gazze Şeridi'ndeki sivillere yönelik saldırılarını durdurma ve işlediği katliamlardan sorumlu tutma sorumluluğunu üstlenmesi’ talebini yineledi.

Gazze savaşının başlamasının 200’üncü gününde İsrail, ordunun daha önce kuvvetlerini çektiği Gazze Şeridi'nin kuzeyini bombaladı. Şarku’l Avsat’ın bölge sakinleri ve Hamas’a bağlı medya kuruluşlarından edindiği bilgilere göre ‘İsrail ordusuna ait tanklar salı gecesi Gazze Şeridi'nin kuzey ucundaki Beyt Hanun'un doğusuna tekrar girdi, ancak şehrin içine kadar ilerlemedi. Ateş, yerinden edilmiş insanların barındığı bazı okullara kadar ulaştı.’

İsrail'de devlet daireleri ve işyerleri Hamursuz (Fısıh) Bayramı nedeniyle kapalıydı. Sirenler güney sınır kasabalarında roket ateşi uyarısında bulundu, ancak herhangi bir can kaybı rapor edilmedi.

İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı, Sderot ve Kibbutz Nir Amir'e yönelik roket saldırılarının sorumluluğunu üstlenerek, savaşçılarının Gazze Şeridi'nin büyük bölümünü dümdüz eden ve 2,3 milyon kişinin neredeyse tamamını yerinden eden savaştan yaklaşık 200 gün sonra, halen roket atabildiğini gösterdi.

Gazze Şeridi’nin başka bir yerinde, tankların bölgeyi bombalamasının ardından güneydeki Han Yunus'un doğusu bombalanırken, orta bölgede Nuseyrat Mülteci Kampı’nda gece boyunca vurulan bir evden dört ceset çıkarıldı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze'ye yönelik yeni bombardımanı kınayarak, bombardımanda çoğunlukla kadın ve çocukların öldüğünü söyledi. Türk, İsrail'e Refah'a yönelik planladığı saldırıya devam etmemesi yönündeki uyarısını yineleyerek, bunun ‘daha iğrenç suçlara’ yol açabileceğini ifade etti.

Gazze'nin güneyindeki ana sağlık tesisi olan Nasır Tıp Kompleksi'ndeki yetkililer, bölgede bulunan en az üç toplu mezardan biri olduğunu söyledikleri yerden 35 ceset daha çıkardı ve bir hafta içinde burada bulunan toplam ceset sayısı 310'a ulaştı.

Filistinliler, İsrail güçlerinin suçlarını gizlemek için cesetleri buldozerlerle gömdüğünü söylüyor. İsrail ordusu ise güçlerinin alandaki cesetleri çıkardığını ve aralarında esir olmadığından emin olmak için inceledikten sonra yeniden gömdüğünü söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, dün Gazze Şeridi'ndeki Şifa ve Nasır yerleşkelerinde bulunan toplu mezarlarla ilgili uluslararası soruşturma açılması çağrısında bulunarak, ‘cezasızlık iklimine’ karşı bağımsız hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Türk, Gazze'deki en büyük hastane olan Şifa yerleşkesinin ve Gazze'deki ikinci büyük hastane merkezi olan Han Yunus'taki Nasır Tıp Kompleksi'nin yıkılmasını ‘dehşet verici’ olarak nitelendirdi. Volker Türk yaptığı açıklamada, söz konusu ölümlerle ilgili ‘bağımsız, etkili ve şeffaf soruşturmalar’ yapılması gerektiğini vurguladı.


İran, nükleer bomba malzemesine ‘haftalar uzaklıkta’

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran'ın 14 Nisan'da İsrail'e verdiği yanıttan saatler sonra yabancı diplomatlarla konuşuyor. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran'ın 14 Nisan'da İsrail'e verdiği yanıttan saatler sonra yabancı diplomatlarla konuşuyor. (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

İran, nükleer bomba malzemesine ‘haftalar uzaklıkta’

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran'ın 14 Nisan'da İsrail'e verdiği yanıttan saatler sonra yabancı diplomatlarla konuşuyor. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran'ın 14 Nisan'da İsrail'e verdiği yanıttan saatler sonra yabancı diplomatlarla konuşuyor. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi'ye göre İran'ın nükleer bomba geliştirmeye yetecek materyale sahip olmasına ‘aylar değil, haftalar’ kaldı.

Tahran'ın bu seviyeye yaklaşmasından duyduğu endişeyi dile getiren Grossi, bunun, İran'ın bu süre içinde nükleer silaha sahip olduğu ya da olacağı anlamına gelmediğini belirtti. Grossi, “Etkili bir nükleer savaş başlığı, yeterli bölünebilir malzemeye sahip olmanın yanı sıra birçok ek şey gerektirir” dedi.

Grossi, Deutsche Welle'ye (DW) verdiği röportajda, Tahran'a UAEA müfettişleriyle iş birliği düzeyini UAEA’nın talepleri doğrultusunda arttırması çağrısını yineleyerek, İran'ın programının şeffaflığı üzerine artan şüpheler konusunda uyarıda bulundu. Grossi, İran'ın faaliyetlerine ilişkin üç aylık bir rapor yayınlamadan önce iki taraf arasında çözüm bekleyen konuları görüşmek üzere önümüzdeki ay Tahran'ı ziyaret etmeyi planladığını söyledi.

Batılı güçler Grossi'den, İran'la ilgili kararları görüşebilmeleri için haziran başında Viyana'da yapılması planlanan UAEA Yönetim Kurulu'nun üç aylık toplantısına kadar, üç aylık bir rapor sunmasını istediler.

Bu arada İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi üyesi Cevad Kerimi Kuddusi, İran'ın izin verilmesi halinde bir hafta içinde ilk nükleer denemesini yapabileceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın İran merkezli internet sitelerinden aktardığına göre Kuddusi, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in silahların yasaklanmasına ilişkin fetvasına atıfta bulundu.

Diğer yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada “İran'ın nükleer doktrininde silahların yeri olmadığını” söyledi. İranlı bir yetkili ise tesislerin İsrail bombardımanı altında kalması halinde, nükleer politikalarını gözden geçirecekleri tehdidinde bulundu.


NASA uydusu, Dubai'deki seli görüntüledi

Selin vurduğu Dubai'de yaklaşık 3,3 milyon kişi yaşıyor (Reuters)
Selin vurduğu Dubai'de yaklaşık 3,3 milyon kişi yaşıyor (Reuters)
TT

NASA uydusu, Dubai'deki seli görüntüledi

Selin vurduğu Dubai'de yaklaşık 3,3 milyon kişi yaşıyor (Reuters)
Selin vurduğu Dubai'de yaklaşık 3,3 milyon kişi yaşıyor (Reuters)

Ortadoğu'yu vuran selin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) en kalabalık şehri Dubai'de yarattığı etki uydu görüntüleriyle ortaya kondu.

16-17 Nisan'da etkili olan yoğun yağışta Dubai'de birçok yer sular altında kaldı. 

BAE'de 24 saatten kısa sürede düşen yağış miktarı 254,8 milimetreye ulaştı. Bu, ülkede 75 yıldır görülen en yüksek yağış miktarı olarak kayda geçti.

Dubai'de de bir yıllık yağış miktarına sadece 12 saatte ulaşıldı. 

sdef
Dubai'de birçok nokta su altında kaldı (NASA)

NASA'nın gözlem uydusu Landsat 9'un 19 Nisan'da BAE üzerinden geçerken topladığı görüntüler, yolların ve havalimanlarının sular altında kaldığı Dubai'de selin etkisini gözler önüne serdi.

3 Nisan-19 Nisan'daki görüntülerde koyu mavi noktalar, sel sularının vurduğu alanları işaret ediyor.

NASA uydusu, selin ülkenin başkenti Abu Dabi'de yarattığı etkiyi de görüntüledi. Aynı zaman aralığında yakalanan görüntülerde, suların şehrin içlerine kadar ulaştığı dikkat çekiyor.

sdef
Şehrin sel öncesi uydu görüntüsü farkı dikkat çekici kılıyor (NASA)

Sel felaketi nedeniyle BAE'de üçü Filipinler yurttaşı 4 kişi ölürken, Umman'da da en az 20 kişi yaşamını yitirdi. 

Dubai Havalimanı'ndan bugün yapılan açıklamada, yoğun yağış nedeniyle askıya alınan seferlerin yeniden başladığı da duyuruldu.

Independent Türkçe, CNN, AA