İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?
TT

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

İsrail ordusunun ön cephede ölüme gönderdiği Falaşa Yahudileri kimler?

Mehmed Mazlum Çelik

Gazze halkı fütursuzca katlediliyor.

Kadın, çocuk, hasta ve yaşlılar Holokost'a rahmet okutan bir barbarlıkla açlığa mahkûm ediliyor yahut öldürülüyor. 

Müslüman politikacılar felç geçirmiş durumda. 

Politikacıların aksine Gazze halkı Ortadoğu'da tüm milletlere örnek olacak bir direniş ve metanet örneği ortaya koyuyor.

Ayağı çarıklı Gazze'nin inançlı evlatları ekim ayından bu yana "Merkava-4" olarak bilinen tankların yüzde 40'ını imha etti. 

Üstelik bu rakam Hamas'ın değil, İsrail ordusunun resmi verisi.

İsrail ordusu çöp olarak tanımladığı Merkava-3 tanklarını sahaya sürdü. Bunları Afrika'daki bazı ülkelere satmayı planlıyorlardı.

Ayrıca daha önce tanklarda dört askeri personel bulunurken bu rakam üçe çekildi. 

Bildiğimiz kadarıyla İsrail ordusu bu rakamı ikiye çekebilmenin yollarını arıyor.

Savaşın başından beri yine İsrail'in verilerine göre 500 binin üzerinde Yahudi ülkeyi terk etti. 

İsrail'in en önemli misyonu dünyanın her yerinde yaşayan Yahudileri, Ortadoğu'ya getirmekti.

Dolayısıyla bu rakam hiç de küçümsenmeyecek ve görmezden gelinemeyecek bir sayı olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca İsrail'in turizm geliri neredeyse durmuş, tarım sektörü büyük oranda Filistinli işçilere bağlı olması nedeniyle bitmenin kıyısına yaklaşmış durumda.

Velhasıl, İsrail için insan nüfusu bu denli değerliyken cephenin önünde ve en tehlikeli noktalara göndermekten çekinmediği bir grup var: Falaşalı Yahudiler!

Daha önce İsrail kan bankasında toplanan kanları çöpe atılmalarıyla gündeme gelmişlerdi.

İsrailliler, bu durumu "Afrika'dan gelen Falaşalı Yahudilerin kanlarında çeşitli virüsler olabilir" şeklinde geçiştirmişti; ama bunun arkasında Apartheid tarzı bir gerekçe olduğunu tüm dünya biliyordu. 

Bugün İsrail'de eşitlik mücadelesi veren Etiyopyalı Falaşalı Yahudilerin hikayesi ise tamamen tesadüflere dayanıyordu. 

(Independent Türkçe)

Falaşalı Yahudiler

"Falaşa" kelimesi Yahudilik mensuplarının kadim mukadderatı olan "sürgün" anlamına geliyor. 

Etiyopyalı Yahudiler ise kendilerini "Beta Yahudileri" yani "Ev sahibi Yahudiler" olarak tanımlamayı tercih ediyor. 

Falaşalılar, kendilerini Hz. Süleyman'ın ilk ve gerçek evlatları olarak tanımlıyor ve hatta bazıları Yahudiliği kendileriyle başlatıyorlar.

İsrail Siyonist'i çoğu beyaz ise onların aslında Yahudi olmadığını ve Hıristiyanlıkla eski bir Afrika Pagan dinini harmanlayan bir çeşit dinsizlik olarak görüyor.

Yine de Falaşalar güçlü fizikleri ve çaresiz vaziyetleri sebebiyle İsrail'in aradığı "vazgeçilebilir insan gücü" açısından son derece kıymetli bir yere sahip.

İsrailli Yahudiler onlara meşruiyet kazandırmak için Mısır'a götürülen kölelerden türediklerini yahut Afrika'daki Aksum Krallığı'na satılan Yahudi kölelerden meydana geldiklerini savunmaktadır.

Yine de bu konuda hiçbir arkeolojik kanıt olmaması İsrailliler arasında ciddi soru işaretlerine neden olmaktadır. 

Etiyopyalı Yahudiler ise Yahudi mitolojisinde Hz. Süleyman ile bir gecelik ilişki yaşayan Kraliçe Makeda'dan (Seba) dünyaya gelen bir soy olduklarını ve tarih boyunca Afrika'da saflıklarını korudukları görüşündedirler. 

Falaşalara göre Hz. Süleyman Kraliçe'ye şu sözleri sarf eder:

Bu yüzüğü al, eğer benden bir çocuğun olursa bu yüzük bir işaret olacaktır. Eğer bir erkek çocuk olursa o bu yüzüğü taksın ve bana gelsin. Seninle yatarken rüyamda İsrail'in üzerine bir güneşin doğduğunu, fakat orada kalmayıp Etiyopya'ya gittiğini ve oranın üzerinde ışığını verdiğini gördüm. Muhtemelen senin aracılığınla ülken kutsanacak. Benim söylediklerimi yap ve bir tanrıya itaat et.

Bu iddia, Yahudilerin Kutsal Metinlerinde de kendisine şu sözlerle yer bulması Falaşalıların kendi paradigmasına güçlü bir argüman sunar:

Kral Süleyman, Sebe Kraliçesi'nin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Ayrıca ona gönülden kopan birçok armağan verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü. (Krallar Kitabı)

(Independent Türkçe)

Falaşalı Yahudiler, Etiyopya'da milattan sonra 546 yılında Aretas isimli bir lider ile bölgede güçlü bir hale gelmeyi başarır; ama Hıristiyanlara karşı giriştikleri katliamlar sonrası Hıristiyan alemi ayağa kalkar ve Roma İmparatorluğu bölgeye bir ordu göndererek bu katliamların önüne geçer.

Hıristiyan ordusu Etiyopya'ya girdikten sonra bu kez Falaşalılar için zor günle başlar; çünkü gücü eline geçiren Hıristiyanlar ciddi bir asimilasyon süreci başlatır. Bu olay sonrası Falaşalılar, evlerini terk ederek dağlara çekilir.

Bazı kaynaklar Falaşa (Sürgün) isminin de bu hadiseden sonra verildiğini söylemektedir.

Etiyopya'da Aksum Krallığı kurulduğunda dağlara çekilen Falaşalılar, bu kez merkezi sisteme baş kaldırır ve bu krallığı yıkmayı başarır.

Falaşalıların bu isyan hareketini ise Yodit isimli zenci bir Yahudi kadın yönetir.

Yodit'in ölümüyle, 912 yılında, Falaşalı Yahudilerin Etiyopya'da bir daha esamisi okunmaz.

Müslümanlar 17'nci yüzyılda bölgeye hâkim olmaya başlayınca Falaşalılar eski düşmanları Hıristiyanlarla ittifak yaparlar; ama bu ittifaktan da istediklerini alamayınca siyasi işlerden tamamen ellerini eteklerini çekerek kabuklarına kapanırlar. 

Hem İslam alemi hem de Batı dünyası Falaşalı Yahudileri neredeyse üç asır boyunca tamamen unutacaktı. 

1867 yılında Azriel Hildesheimer isimli Yahudi, tesadüf eseri Etiyopya'da Falaşalıları tekrar keşfetti. 

19'uncu yüzyılın sonu Yahudilerin yurt arayışlarının arttığı ve dünya sermayesinde önemli konumlara gelmeye başladığı tarih dilimiydi.

Falaşalıların keşfi özellikle Avrupa'daki Yahudi cemaatlerin ilgisini çekti ve konuyu araştırmaya başladılar.

"Alliance İsraelite Universelle" yaptığı araştırmalar sonucu onların gerçekten Yahudi olduklarını söyleyecekti.

Bu haber Yahudiler arasında heyecan yaratsa da konuya yeterli ilgi göstermediler. 

Falaşalılar bir 40 yıllık daha unutulma dönemine terk edildi.

1904 yılına gelindiğinde ise Jacques Faitlovitch isimli Yahudi, iki Falaşalı Yahudi çocuğu eğitim alması için Avrupa'ya geitrecekti.

Avrupalı Siyonistler ve Falaşalı Yahudiler bu olayla ilk kez yüz yüze gelmişlerdi. 

Nedeni tam olarak bilinmese de dünyanın her yerinde birbirine sahip çıkan Yahudiler, Falaşalıları benimsemekte güçlük çekiyordu.

Dönem dönem bölgede okullar açsalar da asla aralarına hele cemaatlerine yaklaştırmamayı tercih ediyorlardı.

Bu durum İsrail Devleti kurulduktan sonra da sürdü, ta ki 1970 yılına kadar.

(Independent Türkçe)

İsrail Devleti, Falaşa Yahudilerinin gerçekten de Yahudi olduklarını ve İsrail'e gelebileceklerini ancak 1970 yılında kabul etti. 

Şüphesiz ki bundaki en önemli faktör "1967 Savaşı" sonrası İsrail topraklarının neredeyse iki kat büyümesi ve ciddi oranda insan gücüne duyulan ihtiyacın artmasıydı.

Etiyopya gibi kıtlıktan kırılan bir ülkeden akın akın İsrail'e gelen Falaşalılar en kötü işlerde çalıştırıldı ve orduda cepheye ilk sürülen birlikler oldu. 

İsrail, yalnızca gönüllü göçlerle de yetinmeyecekti. "Musa Operasyonu" ve "Kraliçe Sebe Operasyonu" adını verdikleri askeri unsurlu tahliye harekatlarıyla Sudan'dan yaklaşık 15 bin Falaşalı Yahudiyi İsrail'e getirecekti.

1990'lı yıllarda da bu operasyonlar sürdürülür ve bu kez Etiyopya'dan 30 bin Falaşalı Yahudi tahliye edilerek İsrail'e getirilecekti. 

2000'li yılların başına geldiğimizde İsrail'deki Falaşalı Yahudi nüfusu neredeyse 100 bin civarındaydı. 

Bu rakamın hemen hemen yarısı İsrail'de doğan çocuklardı.

Falaşalı Yahudiler, İsrail'de çoğunlukla, ve beklenildiği gibi, tarım işlerinde yahut ağır sanayi sektöründe çalıştırıldı.

Dini entegrasyon konusunda İsrail ciddi bir problem yaşamadı; ama beyaz Yahudiler toplumsal ve hukuki konularda Falaşalıları kabullenmekte ciddi zorluklar yaşadılar ve bu durum günden güne sayısız toplumsal krizi beraberinde getirmeye devam etti/ediyor. 

Etiyopya asıllı 19 yaşındaki Solomon Tekah'ın İsrail polisi tarafından katledilmesinden sonra Falaşalı Yahudiler İsrail'deki "Apartheid" uygulamalarına daha fazla dayanamayarak sokağa döküldüler. 

İsrail polisinin göstericilere müdahalesi beklenildiği üzere son derece barbarcaydı.

Aslında çoğu beyaz Yahudi, Felaşalıların aslında Hıristiyan olduklarını ve kendi dinleri ile hiçbir ilgilerinin bulunmadığını düşünüyor.

İsrail Kan Bankası'nın bugün dahi Falaşalıların kanını çöpe attığı dikkate alındığında Gazze'deki mazlumların üzerine neden ön birliklerde Falaşalı Yahudilerin gönderildiği sorusu cevabını kolaylıkla bulmaktadır.

Gazze'deki savaş şimdilik İsrail'deki siyasi olduğu kadar toplumsal krizlerin de patlamasının önüne geçiyor. 

Ancak bu savaş İsrail Paradigmasını bitmenin kıyısına getirmiş durumda. Yahudiler artık İsrail'in güvenli bir yer olduğu fikrine kesinlikle katılmıyor.

Yahudiliğin tarihsel serüveninde ise şüpheye asla yer olmayacak kadar derin acılar gizlidir. Dolayısıyla Hamas, aslında savaşı 7 Ekim'de İsrail aleyhine çoktan bitirmişti. 

Bugün Gazzeli anneler evlatlarını mezara düğüne gönderir gibi koyarken İsrail'de "şimdi ne olacak" sorusu ve korkusu tüm ülkeyi esir almış durumda.

Independent Türkçe



Trump da Kanada'nın Barış Konseyi'ne katılma davetini geri çekiyor

Kanada Başbakanı Mark Carney ve ABD Başkanı Donald Trump, (AFP)
Kanada Başbakanı Mark Carney ve ABD Başkanı Donald Trump, (AFP)
TT

Trump da Kanada'nın Barış Konseyi'ne katılma davetini geri çekiyor

Kanada Başbakanı Mark Carney ve ABD Başkanı Donald Trump, (AFP)
Kanada Başbakanı Mark Carney ve ABD Başkanı Donald Trump, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, küresel çatışmaları çözmeyi amaçlayan Barış Konseyi girişimine Kanada'nın katılımına yönelik davetini geri çekti.

Trump, Truth Social'da Kanada Başbakanı Marc Carney'e hitaben yazdığı bir yazıda, "Lütfen bu mektubu, Barış Konseyi'nin, bir noktada şimdiye kadar kurulmuş en prestijli liderler konseyi olacak olan bu girişime Kanada'nın katılımına ilişkin davetini geri çektiğinin bir bildirisi olarak kabul edin" ifadelerini kullandı.

Daha önce Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD başkanının Davos'ta yaptığı "Kanada, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde yaşıyor" şeklindeki kışkırtıcı iddiasına yanıt vermişti. Yeni yasama oturumunun başlamasından önce Quebec şehrinde yaptığı konuşmada Carney, "Kanada, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde yaşamıyor. Kanada, biz Kanadalılar olduğumuz için gelişiyor" demiş, ancak iki ülke arasındaki "olağanüstü ortaklığı" da kabul etmişti.

Carney'nin yorumları, salı günü Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı ve coşkulu alkışlarla karşılanan konuşmasının ardından geldi. Konuşmasında, kurallara dayalı, ABD liderliğindeki küresel düzenin "parçalanmış" olduğunu savundu.

Carney konuşmasında ayrıca, "Amerikan hegemonyası" döneminde refah içinde yaşayan Kanada gibi orta güçlerin, yeni bir gerçekliğin başladığını ve "itaatkarlığın" onları büyük güçlerin saldırganlığından koruyamayacağını anlamaları gerektiğini belirtti.

Carney, hükümetinin savunma harcamalarını artırma planlarını özetleyerek, "Egemenliğimizi savunmalı ve sınırlarımızı güvence altına almalıyız" dedi. Kanada'nın "denizdeki dünyaya bir ışık ve örnek olma" görevi olduğunu da ifade etti.


İspanya, Trump'ın "Barış Konseyi"ne katılmayı reddettiğini açıkladı

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bugün Brüksel'de Avrupa Konseyi üyelerinin gayri resmi toplantısının sonunda düzenlediği basın toplantısında (EPA)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bugün Brüksel'de Avrupa Konseyi üyelerinin gayri resmi toplantısının sonunda düzenlediği basın toplantısında (EPA)
TT

İspanya, Trump'ın "Barış Konseyi"ne katılmayı reddettiğini açıkladı

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bugün Brüksel'de Avrupa Konseyi üyelerinin gayri resmi toplantısının sonunda düzenlediği basın toplantısında (EPA)
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bugün Brüksel'de Avrupa Konseyi üyelerinin gayri resmi toplantısının sonunda düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Başbakan Pedro Sánchez, bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, eleştirmenlerin Birleşmiş Milletleri zayıflattığını söylediği, ABD Başkanı Donald Trump tarafından yakın zamanda başlatılan "Barış Konseyi"ne İspanya'nın katılmayacağını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre Sanchez Brüksel'deki AB zirvesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, "Daveti takdir ediyoruz, ancak reddediyoruz" dedi.

Sanchez, "Bunu esasen ve gerçekten tutarlılık adına yapıyoruz," diyerek kararın "çok taraflı sistemle, Birleşmiş Milletler sistemiyle ve uluslararası hukukla" tutarlı olduğunu belirtti.

İspanya Başbakanı ayrıca Konseyin "Filistin Yönetimini içermediğine" de dikkat çekti.

Trump, ajansı dün İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda resmen başlattı ve burada çeşitli ülkelerle birlikte kuruluş tüzüğünü imzaladı.

Yaklaşık 60 hükümet katılmaya davet edildi, ancak Washington'un Batılı müttefiklerinden çok azı kamuoyu önünde kabul etti; şu ana kadar imzalayan tek AB üyesi ülkeler Macaristan ve Bulgaristan oldu.

Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük rakiplerinden ikisi olan Rusya ve Çin de davet edildi, ancak henüz kesin bir taahhütte bulunmadılar.

Trump, konseyi başlangıçta İsrail ile Filistinli Hamas grubu arasındaki savaşın ardından Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını denetleyecek bir organ olarak tasarlamıştı.

O zamandan beri, kuruluşun hedeflerini genişleterek dünya çapındaki çatışmaları ve krizleri ele almayı önerdi ve törende konseyin Gazze'nin ötesinde "başka konulara da uzanabileceğini" söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre birçok analist bu öneriyi, Trump'ın saygı duyduğunu söylediği ancak çatışmaları çözmede başarısız olduğu için defalarca eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e bir saldırı olarak görüyor.


İran'la yaşanan gerilimler nedeniyle ABD askeri teçhizatı Ortadoğu'ya gönderiliyor

Uçak gemisi "Abraham Lincoln" (ABD Ordusu, Facebook)
Uçak gemisi "Abraham Lincoln" (ABD Ordusu, Facebook)
TT

İran'la yaşanan gerilimler nedeniyle ABD askeri teçhizatı Ortadoğu'ya gönderiliyor

Uçak gemisi "Abraham Lincoln" (ABD Ordusu, Facebook)
Uçak gemisi "Abraham Lincoln" (ABD Ordusu, Facebook)

İki ABD yetkilisi dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı daha fazla askeri harekâttan kaçınma umudunu dile getirmesine rağmen, bir ABD uçak gemisi saldırı grubu ve diğer unsurların önümüzdeki günlerde Ortadoğu'ya geleceğini söyledi.

Reuters'ın haberine göre İran'da son aylarda protestoların acımasızca bastırılmasının ardından İran ile ABD arasındaki gerilimlerin tırmanmasıyla birlikte, USS Abraham Lincoln uçak gemisi de dahil olmak üzere ABD savaş gemileri, birkaç muhrip ve savaş uçağıyla birlikte geçen hafta Asya-Pasifik bölgesinden ayrılmaya başladı.

Bir yetkili, Ortadoğu'ya ilave hava savunma sistemlerinin konuşlandırılmasının da değerlendirildiğini belirtti.

ABD, bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde Ortadoğu'daki asker sayısını sık sık artırıyor; uzmanlar bunun tamamen savunma amaçlı olabileceğini öne sürüyor.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi ve savaş grubu (ABD Ordusu, Facebook)"Abraham Lincoln" uçak gemisi ve savaş grubu (ABD Ordusu, Facebook)

Ancak, ABD ordusu geçen yaz İran'ın nükleer programına karşı haziran ayındaki saldırısından önce önemli takviyeler toplamıştı ve ABD daha sonra saldırıyı başlatma niyetini gizleme konusunda gösterdiği gizlilikle övünmüştü.

Trump, İran'da son zamanlarda protestocuların öldürülmesi nedeniyle İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmuştu, ancak protestolar geçen hafta yatıştı ve Trump'ın İran'a yönelik söylemi yumuşadı. Ayrıca dikkatini Grönland'ın ilhakı önerisi de dahil olmak üzere diğer jeopolitik konulara çevirdi.

 Trump, çarşamba günü İran'da daha fazla ABD askeri harekâtı olmamasını umduğunu söyledi, ancak Tahran nükleer programına yeniden başlarsa ABD'nin harekete geçeceğini de belirtti.

Trump, İsviçre'nin Davos kentinde CNBC'ye verdiği röportajda, Haziran 2025'te İran'ın nükleer tesislerine düzenlenen büyük ABD hava saldırılarına atıfta bulunarak, "Nükleer işler yapamazlar. Eğer yaparlarsa, bu tekrar yaşanacak" ifadelerini kullandı.

ABD'ye ait Roosevelt destroyeri (ABD Ordusu, Facebook)ABD'ye ait Roosevelt destroyeri (ABD Ordusu, Facebook)

Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu en son doğrulamasının üzerinden en az yedi ay geçti. Ajansın yönergelerine göre bu doğrulama aylık olarak yapılmalıdır.

İran, ABD tarafından vurulan bölgelerin ve orada depolandığı düşünülen nükleer malzemenin akıbeti hakkında UAEA'ya rapor vermek zorundadır. Bu malzemeler arasında, yaklaşık %90 saflıkta (silah sınıfı uranyum için gerekli seviye) %60 oranında zenginleştirilmiş tahmini 440,9 kilogram uranyum bulunmaktadır. UAEA standartlarına göre, daha da zenginleştirilirse bu miktar 10 nükleer bomba üretmeye yeterli olacaktır.

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (Arşiv- AFP)ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (Arşiv- AFP)

İran'daki protestoların yeniden tırmanıp tırmanmayacağı belirsizliğini koruyor. Protestolar, 28 Aralık'ta Tahran'ın Kapalı Çarşısı'nda ekonomik zorluklara karşı mütevazı gösteriler olarak başladı ve hızla ülke geneline yayıldı.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli insan hakları örgütü olan İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansından (HRANA) aktardığına göre, şu ana kadar olaylarla bağlantılı 4 bin 519 ölüm doğrulandı, bunların arasında 4 bin 251 protestocu, 197 güvenlik görevlisi, 18 yaş altı 35 kişi ve protestocu veya güvenlik görevlisi olmayan 38 seyirci bulunuyor.

HRANA'nın inceleme altında tuttuğu ilave ölüm sayısı 9 bin 049'dur. Bir İranlı yetkili Reuters'e verdiği demeçte, pazar günü itibarıyla teyit edilen ölüm sayısının 5 binii aştığını ve bunların 500'ünün güvenlik güçleri mensubu olduğunu söyledi.