Avrupa Parlamentosu üyelerinin telefonlarında casus yazılım olduğu ortaya çıktı

Avrupa Parlamentosu (AP) Güvenlik ve Savunma Alt Komitesinin (SEDE) 2 üyesinin kişisel telefonlarında casus yazılım belirlendi

(AA)
(AA)
TT

Avrupa Parlamentosu üyelerinin telefonlarında casus yazılım olduğu ortaya çıktı

(AA)
(AA)

AP Sözcü Vekili Delphine Colard, AA muhabirine yaptığı yazılı açıklamada, Komite üyelerinin siber güvenliğini sağlamak için gerçekleştirilen taramalarda SEDE'nin 2 üyesinin kişisel telefonlarında casus yazılım bulunduğunu teyit etti.

Colard, "Söz konusu jeopolitik bağlamda ve SEDE tarafından takip edilen dosyaların niteliği göz önüne alındığında, bu alt komite üyelerinin ve çalışmalarını destekleyen personelin cihazlarına özel bir dikkat gösterilmektedir." ifadesini kullandı.

Casus yazılım saldırılarının arkasında kimin olduğuna dair bilgi vermeyen Colard, "Faaliyetin doğası gereği AP'nin güvenliği, siber güvenlik konuları veya bu özel prosedürde kullanılan araçlar hakkında daha fazla yorum yapmıyoruz." açıklamasında bulundu.

Colard, 2 komite üyesinin telefonlarında casus yazılım izlerinin tespit edilmesinin ardından tüm üyelere teknolojik cihazlarını taramadan geçirmeleri çağrısında bulunulduğunu aktardı.

Nisan 2022'den beri 250'den fazla milletvekilinin cihazı tarandı

AP Başkanı Roberta Metsola, Mart 2022'de ilk kez bazı milletvekillerinin cihazlarında casus yazılım bulunmasının ardından tüm AP üyelerine kişisel telefon ve bilgisayarlarında casus yazılım taraması yapılması imkanı sundu.

Bu kapsamda ilk kontroller, Nisan 2022'de başlarken şimdiye kadar 250'den fazla AP üyesinin cihazlarına yönelik 500'den fazla tarama yapıldı.

Prosedüre göre kişisel cihazında olası tehlike unsuru tespit edilen AP milletvekilinin rızasıyla siber güvenlik servisleri tarafından derinlemesine analiz gerçekleştiriliyor ve ardından milletvekili süreçle ilgili bilgilendiriliyor.

Casus yazılım saldırısıyla karşı karşıya kalan SEDE üyeleri, Aralık 2023'te Hindistan, İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret etmişti.

Milletvekilini hedef alan saldırıda "Pegasus" casus yazılımı kullanılmış

Politico internet sitesinin haberine göre AP milletvekilleri Nathalie Loiseau ve Elena Yoncheva, telefonlarında casus yazılım tespit edildiğini doğruladı.

SEDE'ye başkanlık yapan Fransız milletvekili Loiseau, kişisel telefonunda İsrailli siber güvenlik şirketi tarafından geliştirilen "Pegasus" casus yazılımı bulunduğunu ifade ederek, milletvekillerine telefonlarını kontrol ettirmeleri tavsiyesinde bulundu.

Komitenin üyesi Bulgar milletvekili Yoncheva ise bu hafta yapılan tarama sırasında telefonunda casus yazılım izlerine rastlandığını belirterek, saldırının başarılı olup olmadığına ve hangi yazılımın kullanıldığına dair analiz beklediğini ifade etti.

Milletvekillerinin yanı sıra bir AP çalışanın da casus yazılımın hedefi olduğu öne sürüldü.

İsmi açıklanmayan bir SEDE üyesi, Loiseau'nun "durumun ciddiyeti" nedeniyle AP'deki siyasi grupların temsilcileriyle ilerleyen günlerde bir toplantı yapmasını beklediklerini kaydetti.

Yeşiller Grubundan ismi açıklanmayan AP milletvekili ise Fransa'nın Strazburg kentinde bulunan AP'deki Genel Kurulun gelecek hafta yapılacak açılış oturumunda "casus yazılım olaylarının" tartışılmasını talep edeceklerini dile getirdi.

İsrailli siber güvenlik şirketi NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus casus yazılımının, kullanıcıların haberi olmadan telefon konuşmalarının dinlenmesi, ses kaydı alınması, e-postaların takip edilmesi ve telefonlardan fotoğraf çekilmesi gibi casusluk faaliyetleri için dünyanın dört bir yanında kullanıldığı ortaya çıkmıştı.



Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?

İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
TT

Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?

İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Jeopolitik gerilimlerin artmasına rağmen, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği kesintisiz şekilde devam etti. Bu süreçte bazı İran limanlarına yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı, ardından ise belirli yük rotalarına yeniden kısıtlamalar getirildiği bildirildi.

Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu ve Kpler şirketi verilerine göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran gerilimi sonrasında Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri ve güzergâhları şu şekilde sıralandı:

- Endonezya: Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yüklenen LPG taşıyıcısı Kreef (Panama bayraklı) Endonezya’ya yöneldi.

- Mozambik: Bahreyn’den hareket eden Act A adlı dizel tankeri Mozambik’e ilerledi.

- Güney Kore: Navig 8 Macalister (Liberya bayraklı) adlı tanker, BAE kaynaklı yaklaşık 500 bin varil nafta yükünü Ulsan’a taşıdı. Veriler ayrıca, bazı sevkiyatların Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hyundai Oilbank rafinerisine yönlendirildiğini gösterdi. Malta bayraklı Odessa adlı tanker ise 13 Nisan’da boğazdan geçti, ancak yükleme noktası net olarak belirtilmedi.

- Tayvan: Liberya bayraklı FBMCC Lord adlı dev tanker, yaklaşık 2 milyon varil Suudi ham petrolüyle Tayvan’ın Mailiao Limanı’na doğru ilerliyor.

- Sri Lanka: Hindistan bayraklı Desh Garima adlı tanker, 780 bin varil BAE kaynaklı Das ham petrolüyle Sri Lanka’ya yöneldi.

- Birleşik Arap Emirlikleri: Ruby adlı gemi, Katar’dan gelen gübreleri BAE’ye taşıyor.

- İtalya: Miry M adlı yük gemisi, Suudi Arabistan’dan petrol kok kömürünü İtalya’nın Ravenna Limanı’na sevk ediyor.

- Tayland: Bahreyn bayraklı Athena adlı tanker, nafta yüküyle Tayland’a doğru Hürmüz Boğazı’nı geçti. Bölgede ayrıca bazı Suezmax tipi tankerlerin de geçiş yaptığı, Körfez kaynaklı ham petrol taşımalarının sürdüğü ve bazı durumlarda geçişin ek ücret olmadan kolaylaştırılması için diplomatik koordinasyon sağlandığı bildirildi.

- Çin: Rain adlı LPG tankeri, boğazı geçtikten sonra Çin’e yöneldi. Ayrıca Cospearl Lake ve He Rong Hai gibi dev tankerlerin Irak ve Suudi Arabistan çıkışlı petrol yükleriyle Çin ve Myanmar’a doğru hareket ettiği belirtildi. Verilere göre bu sevkiyatların bir kısmı daha sonra Çin içindeki rafinerilere yeniden yönlendiriliyor.

- Hindistan: Hürmüz Boğazı üzerinden Hindistan’a yoğun petrol ve gaz akışı gerçekleşti. Suudi Arabistan ve BAE kaynaklı ham petrol ve LNG taşıyan tankerler, Hindistan’daki Hindustan Petroleum ve Reliance Industries gibi şirketler için sevkiyat yaptı. Mart ve nisan aylarında Körfez’den düzenli ham petrol ve yakıt akışı da devam etti.

Ayrıca Irak, Malezya ve Vietnam’a giden başka tankerlerin de boğazdan geçtiği, tüm bu hareketliliğin bölgedeki güvenlik gerilimlerine rağmen enerji akışının sürdüğünü gösterdiği ifade edildi.


ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsiz

ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsiz
TT

ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsiz

ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsiz

Washington ile Tahran arasında sağlanan ateşkesin çökebileceğine yönelik endişeler arttı. ABD, İran’a ait bir yük gemisinin İran limanlarına uygulanan ablukayı delmeye çalıştığını ve bu gemiyi alıkoyduğunu açıkladı. İran ise bu adıma karşılık vereceğini duyurdu.

Bölgede daha kalıcı bir barış sürecine yönelik çabaların ise kırılgan bir zeminde ilerlediği değerlendiriliyor. İran, ABD’nin ateşkesin yarın (salı) sona ermesinden önce başlamasını umduğu ikinci tur müzakerelere katılmaya yönelik herhangi bir plan bulunmadığını bildirdi. Bu süreçte Pakistan’ın da pazar gününden bu yana Washington ve Tahran ile diplomatik temaslarını yoğunlaştırarak görüşmelerin salı gününe kadar yeniden başlamasını sağlamaya çalıştığı aktarıldı.

İran devlet medyası, Tahran’ın yeni bir barış görüşmesini reddettiğini bildirdi. Gerekçe olarak ise devam eden abluka, tehdit dili, Washington’ın tutarsız tutumu ve ‘aşırı talepleri’ gösterildi.


İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyor

Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyor

Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)

İsrail ordusuna bağlı askeri istihbarat birimi Aman tarafından yayımlanan bir raporda, İran liderliğinde ciddi bir çatlak oluştuğu ileri sürüldü. Raporda, söz konusu ayrışmanın Tahran’daki rejimin en azından kısmi çöküşüne işaret edebileceği ifade edildi.

Aman, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney’in yokluğunun büyük bir boşluk yarattığını belirterek, onun gibi otorite sahibi, etrafında diğer isimleri toplayan ve son sözü söyleyen bir figürün artık bulunmadığını kaydetti. Hamaney’in ölümünün ardından göreve geldiği belirtilen oğlu Mücteba’nın ise babası kadar karizmatik bir kişiliğe sahip olmadığı, dini ve siyasi açıdan yetersiz görüldüğü, ayrıca yaralı olduğu ve kritik kararları alma konusunda zayıf kaldığı değerlendirmesine yer verildi.

Bu nedenle, Hamaney sonrası liderliğin nasıl şekilleneceğine ilişkin sürecin hâlâ belirsizliğini koruduğu aktarıldı. Raporda ayrıca, İran kamuoyunun mevcut yönetime, Şah döneminin en önemli eleştirilerinden birinin yönetimin babadan oğula geçen ailevi bir yapı olması olduğunu hatırlattığı, buna karşın mevcut sistemin de geçmişte eleştirdiği yönteme benzer şekilde hareket ettiği ifade edildi.

İran’ın yeni liderleri

İsrail askeri istihbarat birimi Aman’ın hazırladığı ve dün Walla internet sitesinde yayımlanan raporda, ‘ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında 55 üst düzey liderin etkisiz hale getirilmesinin ardından yönetimde kalan isimler’ listelendi. Rapora göre mevcut liderler arasında, Mücteba Hamaney’in yanı sıra, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı’nın eski başkanı Hüseyin Taib de yer alıyor. Taib’in, Mücteba Hamaney’in yakın danışmanı ve sırdaşı olduğu, sertlik yanlısı çizgiyi temsil ettiği ve Batı ile anlaşma yapılmasını ya da taviz verilmesini ‘rejim için varoluşsal bir tehdit’ olarak nitelendirdiği aktarıldı.

Listede ayrıca, İran Dini Lideri’nin ofis başkanı Muhammed Abdullahi’nin de bulunduğu, Abdullahi’nin Hamaney’e erişimin kilit ismi olduğu ve liderlik içindeki rakip akımlar arasında hassas dengeleri yöneten bir figür olarak öne çıktığı ifade edildi. Bunun yanı sıra, eski içişleri ve savunma bakanı, aynı zamanda Kudüs Gücü’nün ilk komutanı olan Ahmed Vahidi’nin de listede yer aldığı belirtildi. Vahidi’nin sert tutumlarıyla bilindiği, DMO’nun güvenlik ve yürütme kanadını temsil ettiği ve İran’ın bölgedeki etkisini sürdürme politikasını savunduğu kaydedildi.

ds
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve yanında Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi görülüyor; arkalarında ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ile Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Ebu’l Fadl Amuyi yer alıyor.

Raporda, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da öne çıkan isimler arasında olduğu belirtildi. Kalibaf’ın ABD ile yürütülen müzakerelerde önemli rol oynadığı, muhafazakâr bir siyasetçi olmakla birlikte ekonomik iyileşmeye odaklandığı ve yeni halk protestolarına yol açabilecek siyasi ve toplumsal çöküşü önlemeye çalıştığı ifade edildi. Bununla birlikte Kalibaf’ın, radikal kanatla iletişim kanallarını açık tutmaya özen gösterdiği de vurgulandı.

Raporda, reformist kanat içinde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın öne çıktığı belirtildi. Pezeşkiyan’ın, İran üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması amacıyla daha ılımlı bir çizgi izlemeye çalıştığı, ancak DMO’nun kendisine getirdiği kısıtlamalar nedeniyle etkisinin sınırlı kaldığı ifade edildi. Ayrıca Pezeşkiyan’ın, ‘devrim değerlerine ihanet’ suçlamasıyla hedef alınan bir kampanyaya maruz kaldığı kaydedildi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de listede yer aldığı, Arakçi’nin 2015 yılında Batılı ülkelerle imzalanan nükleer anlaşmada müzakereci olarak görev yaptığı hatırlatıldı. Aman’dan üst düzey bir yetkilinin değerlendirmesine göre Arakçi’nin deneyimli bir diplomat olduğu ve İran’ın ABD karşısında boyun eğmiş görüntüsü vermeden taviz formülleri aradığı aktarıldı.

Raporda ayrıca, bu isimlerin dışında ‘ipleri elinde tutanlar’ olarak tanımlanan bir grubun bulunduğu ifade edildi. Bu grubun öne çıkan isimlerinden Ali İftihari’nin, istihbarat çevrelerinde ve Mücteba Hamaney’i liderliğe seçen dini elitler arasında etkili bir figür olduğu belirtildi. Söz konusu grubun, devrimin dini ideolojisini rejimin temel dayanaklarından biri olarak gördüğü kaydedildi.

Öte yandan Ali Raidin’in, hassas karar alma mekanizmalarıyla güçlü bağlantıları bulunan üst düzey bir güvenlik yetkilisi olduğu ifade edildi. Bir İsrailli generalin Raidin’i ‘zincirin en güçlü halkası’ olarak nitelendirdiği ve kendisine rejimin iç ve dış tehditler karşısında korunması görevinin verildiği aktarıldı. Ayrıca Raidin’in, İsrail saldırıları sonucu ağır darbe alan Besic gücünü yeniden yapılandırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Zayıf halka

Aman bünyesindeki bir İsrailli general, mevcut İran yönetiminin en zayıf halkasının, nihai kararı verecek tek bir otoritenin bulunmaması olduğunu belirtti. Bu nedenle alınan her kararın anında itiraz ve şüpheyle karşılandığını, hem bireysel hem de karşılıklı güvenin sarsılmaya başladığını ifade etti. Ateşkes ortamına rağmen liderlik kadroları arasında gerginliğin sürdüğü de kaydedildi.

General, savaş süreci, suikastlar, Ali Hamaney’in yokluğu, yaşanan yıkım ve iletişim kopukluklarının, İran yönetim yapısında ciddi bir çatlağa yol açtığını ve karar alma mekanizmalarını zorlaştırdığını dile getirdi.

Rapora göre, yeni isimlerin göreve gelmesiyle birlikte yönetimde bir tür karmaşa oluştu ve iktidar krizi derinleşti. İranlı müzakerecilerin, hükümetlerinin hangi tavizleri verebileceği ya da bu konuda kime başvuracakları konusunda sınırlı bilgiye sahip oldukları gözlemlendi. Öte yandan, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın etkisini artırdığı ve fiilen, resmî olarak ülkeyi yöneten dini liderlikten daha fazla güç kullandığı ifade edildi.

Aman, radikal kanadın, Washington ile anlaşma veya uzlaşıya varan tarafların çabalarını sabote edebileceği ihtimalini de göz ardı etmedi.

Rejimi zayıflatmak

Öte yandan İsrail merkezli Walla internet sitesi, ‘Aslanın Kükreyişi’ adı verilen operasyon kapsamında Besic güçlerine ait yüzlerce hedefin vurulduğunu ve üst düzey yetkililerin öldürüldüğünü bildirdi. Buna karşın İsrail ordusu, rejimin devrilmesine yönelik herhangi bir talimat verilmediğini ve yalnızca hava saldırılarının bu hedef için yeterli olmayacağını açıkladı.

Aynı zamanda siyasi düzeyin, ülke içindeki kritik ulusal altyapının hedef alınmasını engellediği ortaya konuldu. Saldırıların yol açtığı hasara rağmen İran halkının kitlesel şekilde sokağa çıkmadığı belirtildi. Güvenlik kurumları içindeki değerlendirmelere göre operasyonun amacı, İran rejiminin istikrarını sarsmak ve kontrol kapasitesini zayıflatmak oldu. Bu kapsamda özellikle protestoların bastırılmasında kilit rol oynayan Besic güçleri başta olmak üzere iç güvenlik unsurlarının hedef alındığı ifade edildi.

cdscd
 İran’ın Meşhed kentinde rejim karşıtı protestolar, 10 Ocak (Reuters)

Saldırıların, bu güçlerle bağlantılı yüzlerce noktayı ve öne çıkan lider kadroları kapsadığı, bunun da yalnızca konvansiyonel bir askeri darbe değil, İran içinde doğrudan etki yaratmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildiği kaydedildi.

Bununla birlikte İsrailli askeri yetkililer, rejimin devrilmesinin operasyonun resmi hedefi olmadığını vurgulayarak, böyle bir sonucun yalnızca hava saldırılarıyla değil, aynı zamanda siyasi süreçler ve iç dinamiklerle mümkün olabileceğini belirtti.

Ayrıca siyasi liderliğin, İran’daki hayati ulusal altyapıya yönelik saldırıları yasaklayarak operasyonun kapsamına sınırlamalar getirdiği, bunun da tırmanma düzeyini ve verilebilecek zararın boyutunu kısıtladığı ifade edildi.

Tüm saldırılara rağmen İran’da geniş çaplı sokak hareketlerinin ya da büyük protestoların yaşanmadığı, bunun da rejim üzerinde daha derin bir stratejik etki oluşturulamamasında önemli bir etken olduğu değerlendirildi.

Sonuç olarak, değerlendirmelerde geniş çaplı hava saldırılarının tek başına İran’da köklü bir siyasi değişim yaratmak için yeterli olmadığı, özellikle iç kamuoyundan güçlü bir hareket gelmediği sürece bu tür bir dönüşümün zor olduğu vurgulandı.