İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyor

DMO içindeki radikal unsurlar daha fazla nüfuz kazanmaya başladı

Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyor

Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)

İsrail ordusuna bağlı askeri istihbarat birimi Aman tarafından yayımlanan bir raporda, İran liderliğinde ciddi bir çatlak oluştuğu ileri sürüldü. Raporda, söz konusu ayrışmanın Tahran’daki rejimin en azından kısmi çöküşüne işaret edebileceği ifade edildi.

Aman, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney’in yokluğunun büyük bir boşluk yarattığını belirterek, onun gibi otorite sahibi, etrafında diğer isimleri toplayan ve son sözü söyleyen bir figürün artık bulunmadığını kaydetti. Hamaney’in ölümünün ardından göreve geldiği belirtilen oğlu Mücteba’nın ise babası kadar karizmatik bir kişiliğe sahip olmadığı, dini ve siyasi açıdan yetersiz görüldüğü, ayrıca yaralı olduğu ve kritik kararları alma konusunda zayıf kaldığı değerlendirmesine yer verildi.

Bu nedenle, Hamaney sonrası liderliğin nasıl şekilleneceğine ilişkin sürecin hâlâ belirsizliğini koruduğu aktarıldı. Raporda ayrıca, İran kamuoyunun mevcut yönetime, Şah döneminin en önemli eleştirilerinden birinin yönetimin babadan oğula geçen ailevi bir yapı olması olduğunu hatırlattığı, buna karşın mevcut sistemin de geçmişte eleştirdiği yönteme benzer şekilde hareket ettiği ifade edildi.

İran’ın yeni liderleri

İsrail askeri istihbarat birimi Aman’ın hazırladığı ve dün Walla internet sitesinde yayımlanan raporda, ‘ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında 55 üst düzey liderin etkisiz hale getirilmesinin ardından yönetimde kalan isimler’ listelendi. Rapora göre mevcut liderler arasında, Mücteba Hamaney’in yanı sıra, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı’nın eski başkanı Hüseyin Taib de yer alıyor. Taib’in, Mücteba Hamaney’in yakın danışmanı ve sırdaşı olduğu, sertlik yanlısı çizgiyi temsil ettiği ve Batı ile anlaşma yapılmasını ya da taviz verilmesini ‘rejim için varoluşsal bir tehdit’ olarak nitelendirdiği aktarıldı.

Listede ayrıca, İran Dini Lideri’nin ofis başkanı Muhammed Abdullahi’nin de bulunduğu, Abdullahi’nin Hamaney’e erişimin kilit ismi olduğu ve liderlik içindeki rakip akımlar arasında hassas dengeleri yöneten bir figür olarak öne çıktığı ifade edildi. Bunun yanı sıra, eski içişleri ve savunma bakanı, aynı zamanda Kudüs Gücü’nün ilk komutanı olan Ahmed Vahidi’nin de listede yer aldığı belirtildi. Vahidi’nin sert tutumlarıyla bilindiği, DMO’nun güvenlik ve yürütme kanadını temsil ettiği ve İran’ın bölgedeki etkisini sürdürme politikasını savunduğu kaydedildi.

ds
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve yanında Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi görülüyor; arkalarında ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ile Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Ebu’l Fadl Amuyi yer alıyor.

Raporda, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da öne çıkan isimler arasında olduğu belirtildi. Kalibaf’ın ABD ile yürütülen müzakerelerde önemli rol oynadığı, muhafazakâr bir siyasetçi olmakla birlikte ekonomik iyileşmeye odaklandığı ve yeni halk protestolarına yol açabilecek siyasi ve toplumsal çöküşü önlemeye çalıştığı ifade edildi. Bununla birlikte Kalibaf’ın, radikal kanatla iletişim kanallarını açık tutmaya özen gösterdiği de vurgulandı.

Raporda, reformist kanat içinde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın öne çıktığı belirtildi. Pezeşkiyan’ın, İran üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması amacıyla daha ılımlı bir çizgi izlemeye çalıştığı, ancak DMO’nun kendisine getirdiği kısıtlamalar nedeniyle etkisinin sınırlı kaldığı ifade edildi. Ayrıca Pezeşkiyan’ın, ‘devrim değerlerine ihanet’ suçlamasıyla hedef alınan bir kampanyaya maruz kaldığı kaydedildi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de listede yer aldığı, Arakçi’nin 2015 yılında Batılı ülkelerle imzalanan nükleer anlaşmada müzakereci olarak görev yaptığı hatırlatıldı. Şarku'l Avsat'ın rapordan aktardığına göre Aman’dan üst düzey bir yetkilinin değerlendirmesinde Arakçi’nin deneyimli bir diplomat olduğu ve İran’ın ABD karşısında boyun eğmiş görüntüsü vermeden taviz formülleri aradığı aktarıldı.

Raporda ayrıca, bu isimlerin dışında ‘ipleri elinde tutanlar’ olarak tanımlanan bir grubun bulunduğu ifade edildi. Bu grubun öne çıkan isimlerinden Ali İftihari’nin, istihbarat çevrelerinde ve Mücteba Hamaney’i liderliğe seçen dini elitler arasında etkili bir figür olduğu belirtildi. Söz konusu grubun, devrimin dini ideolojisini rejimin temel dayanaklarından biri olarak gördüğü kaydedildi.

Öte yandan Ali Raidin’in, hassas karar alma mekanizmalarıyla güçlü bağlantıları bulunan üst düzey bir güvenlik yetkilisi olduğu ifade edildi. Bir İsrailli generalin Raidin’i ‘zincirin en güçlü halkası’ olarak nitelendirdiği ve kendisine rejimin iç ve dış tehditler karşısında korunması görevinin verildiği aktarıldı. Ayrıca Raidin’in, İsrail saldırıları sonucu ağır darbe alan Besic gücünü yeniden yapılandırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Zayıf halka

Aman bünyesindeki bir İsrailli general, mevcut İran yönetiminin en zayıf halkasının, nihai kararı verecek tek bir otoritenin bulunmaması olduğunu belirtti. Bu nedenle alınan her kararın anında itiraz ve şüpheyle karşılandığını, hem bireysel hem de karşılıklı güvenin sarsılmaya başladığını ifade etti. Ateşkes ortamına rağmen liderlik kadroları arasında gerginliğin sürdüğü de kaydedildi.

General, savaş süreci, suikastlar, Ali Hamaney’in yokluğu, yaşanan yıkım ve iletişim kopukluklarının, İran yönetim yapısında ciddi bir çatlağa yol açtığını ve karar alma mekanizmalarını zorlaştırdığını dile getirdi.

Rapora göre, yeni isimlerin göreve gelmesiyle birlikte yönetimde bir tür karmaşa oluştu ve iktidar krizi derinleşti. İranlı müzakerecilerin, hükümetlerinin hangi tavizleri verebileceği ya da bu konuda kime başvuracakları konusunda sınırlı bilgiye sahip oldukları gözlemlendi. Öte yandan, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın etkisini artırdığı ve fiilen, resmî olarak ülkeyi yöneten dini liderlikten daha fazla güç kullandığı ifade edildi.

Aman, radikal kanadın, Washington ile anlaşma veya uzlaşıya varan tarafların çabalarını sabote edebileceği ihtimalini de göz ardı etmedi.

Rejimi zayıflatmak

Öte yandan İsrail merkezli Walla internet sitesi, ‘Aslanın Kükreyişi’ adı verilen operasyon kapsamında Besic güçlerine ait yüzlerce hedefin vurulduğunu ve üst düzey yetkililerin öldürüldüğünü bildirdi. Buna karşın İsrail ordusu, rejimin devrilmesine yönelik herhangi bir talimat verilmediğini ve yalnızca hava saldırılarının bu hedef için yeterli olmayacağını açıkladı.

Aynı zamanda siyasi düzeyin, ülke içindeki kritik ulusal altyapının hedef alınmasını engellediği ortaya konuldu. Saldırıların yol açtığı hasara rağmen İran halkının kitlesel şekilde sokağa çıkmadığı belirtildi. Güvenlik kurumları içindeki değerlendirmelere göre operasyonun amacı, İran rejiminin istikrarını sarsmak ve kontrol kapasitesini zayıflatmak oldu. Bu kapsamda özellikle protestoların bastırılmasında kilit rol oynayan Besic güçleri başta olmak üzere iç güvenlik unsurlarının hedef alındığı ifade edildi.

cdscd
 İran’ın Meşhed kentinde rejim karşıtı protestolar, 10 Ocak (Reuters)

Saldırıların, bu güçlerle bağlantılı yüzlerce noktayı ve öne çıkan lider kadroları kapsadığı, bunun da yalnızca konvansiyonel bir askeri darbe değil, İran içinde doğrudan etki yaratmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildiği kaydedildi.

Bununla birlikte İsrailli askeri yetkililer, rejimin devrilmesinin operasyonun resmi hedefi olmadığını vurgulayarak, böyle bir sonucun yalnızca hava saldırılarıyla değil, aynı zamanda siyasi süreçler ve iç dinamiklerle mümkün olabileceğini belirtti.

Ayrıca siyasi liderliğin, İran’daki hayati ulusal altyapıya yönelik saldırıları yasaklayarak operasyonun kapsamına sınırlamalar getirdiği, bunun da tırmanma düzeyini ve verilebilecek zararın boyutunu kısıtladığı ifade edildi.

Tüm saldırılara rağmen İran’da geniş çaplı sokak hareketlerinin ya da büyük protestoların yaşanmadığı, bunun da rejim üzerinde daha derin bir stratejik etki oluşturulamamasında önemli bir etken olduğu değerlendirildi.

Sonuç olarak, değerlendirmelerde geniş çaplı hava saldırılarının tek başına İran’da köklü bir siyasi değişim yaratmak için yeterli olmadığı, özellikle iç kamuoyundan güçlü bir hareket gelmediği sürece bu tür bir dönüşümün zor olduğu vurgulandı.



Altın madenleri Ebola salgınında nasıl rol oynuyor?

Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
TT

Altın madenleri Ebola salgınında nasıl rol oynuyor?

Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)
Mongbwalu'daki madenler, Belçikalı sömürgeciler tarafından bir asırdan uzun süre önce kurulmuştu (Reuters)

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki (KDC) Ebola salgınında altın madenleri büyük rol oynuyor.

Afrika ülkesinin doğusundaki Ituri eyaletinde yer alan Mongbwalu kasabası altın madenciliğinin merkezi olarak biliniyor.

Ancak New York Times’ın görüştüğü yetkililer, Ebola salgınının şubatta bu bölgedeki madenlerde başlamış olabileceğine dikkat çekiyor.  

Mongbwalu, KDC’nin çeşitli bölgelerinden ve farklı ülkelerden birçok işçiyi, tüccarı ve kaçakçıyı kendine çekiyor. Yetkililer, bu yoğun insan trafiğinin salgının kontrol altına alınmasını zorlaştırdığını belirtiyor.

KDC yönetiminden 15 Mayıs’ta yapılan açıklamada, Ituri’deki 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün ardından resmen salgın ilan edilmişti.

Sağlık yetkililerine göre mevcut salgın, nadir bir Ebola varyantı olan "Bundibugyo" virüsünden kaynaklanıyor. Bu virüsün onaylanmış bir tedavisi veya aşısı bulunmuyor.

Haberde, Bundibugyo’nun Mongbwalu’daki altın madenlerinde zorlu koşullarda çalışan işçiler arasında yayıldığına işaret ediliyor.

Maden işçilerine önce sıtma tanısı konmuş ancak semptomların aylarca geçmemesi ve başka kişilerde de görülmeye başlamasıyla sağlık yetkilileri salgın riskinden şüphelenmiş.

Salgının kontrol altına alınmasını zorlaştıran etkenlerden biri de komplo teorileri.

Haberde, bazı madencilerin ülkede bir salgın yaşandığına inanmadığına, bunun doktorlar ve uluslararası yardım kuruluşlarının para kazanmak için ortaya attığı bir iddia olduğunu düşündüğüne dikkat çekiliyor.

Kanza Kanza madenindeki görevlilerden Shadrack Toko, "Çılgın söylentiler dolaşıyor. Hastaneye götürülenlere zehir enjekte edildiğini, hatta cinsel organlarının kesildiğini anlatıyorlar" diyor.

KDC Sağlık Bakanı Samuel Roger Kamba da geçen haftaki açıklamasında, salgınla mücadelede en büyük zorluğun halkı sağlık önlemlerine uymaya ikna etmek olduğunu söylemişti.

Geçim sıkıntısı çeken madencilerse salgına rağmen çalışmaya devam ediyor.

KDC’nin Kuzey Kivu bölgesinden gelen madenci Bienvenue Bironyi, bazı işçilerin öldüğünü duyduklarını belirtirken, "Biz sabah akşam çalışıyoruz. Hiçbir şey değişmedi" diyor.

Gedeon Abimana ise tehlikeli koşullara rağmen para kazanmak zorunda olduğunu söyleyerek "Ne yapabiliriz ki? Çalışmaktan başka seçeneğimiz yok" ifadelerini kullanıyor.

KDC yönetiminin cuma günkü açıklamasıyla 15 Mayıs’tan bu yana tespit edilen vaka sayısı 452’ye, can kaybıysa 82’ye çıktı. Uganda’nın dünkü açıklamasında da 19 vaka, iki can kaybı bildirildi.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters


ABD - Birleşik Krallık gerginliği: "Demokrasimize saldırılıyor"

Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
TT

ABD - Birleşik Krallık gerginliği: "Demokrasimize saldırılıyor"

Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)
Eylemciler, Southampton Merkez Karakolu yakınlarında salı günü yürüyüş düzenlemişti (AFP)

Londra yönetimi, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Birleşik Krallık'taki (BK) Henry Nowak olayıyla ilgili yorumlarına tepki gösterdi.

Vance, X'ten dün yaptığı paylaşımda, geçen yıl bıçaklanarak öldürülen 18 yaşındaki öğrenci Henry Nowak'ın başına gelenlerden kitlesel göçü sorumlu tuttu. Avrupa'nın "Batı'yı ve sevenlerini hor gören göçmenlerin kitlesel akınına karşı dik durmadığı" için Nowak'ın öldürüldüğünü iddia etti.

BK Başbakanlık Ofisi'nden yapılan basın açıklamasında, Vance'in paylaşımına ilişkin şu ifadeler kullanıldı:

Son günlerde demokrasimize müdahale etmeye ve sokaklarımızda bölünme yaratmaya çalışan kişiler görüyoruz. Nowak ailesi, Henry'nin korkunç cinayetinin ardından yas tutuyor. Aile, Henry'nin ölümünün daha fazla bölünme, nefret veya gerginlik yaratmak için kullanılmasını istemediğini belirtti. Onların isteklerine saygı duymalıyız.

Liberal Demokratlar'ın lideri Ed Davey de Vance'in açıklamasını "Bu bariz bir dış müdahaledir. Demokrasimize gizlice değil, sosyal medyada alenen saldırıyorlar" ifadelerini kullandı.

Nowak, BK'nin güneyindeki Southampton bölgesinde 3 Aralık 2025'te Vickrum Digwa tarafından bıçaklanarak hayatını kaybetmişti.

23 yaşındaki Digwa, polisi arayarak Nowak tarafından ırkçı saldırıya uğradığını öne sürmüştü. Nowak olay yerinde hayatını kaybederken polis, Digwa'yı gözaltına almıştı.

Öte yandan pazartesi günü sonuçlanan davada BK doğumlu Digwa'nın polise yalan beyanda bulunduğu, Sih inancı gereği taşıdığını iddia ettiği 21 santimetrelik bıçağıyla Nowak'ı 5 kez bıçakladığı ortaya çıkmıştı.

Ayrıca olay yerine giden polisin, Digwa'nın şikayeti üzerine Nowak'ı kelepçelediği anların görüntüleri de tartışma yaratmıştı. Duruşmada yayımlanan polis kamerası kaydında, güvenlik güçlerinin yerde kanlar içinde yatan Nowak'ı kelepçelediği görülmüştü.

Videoda Nowak'ın polislere "Bıçaklandım" ve "Nefes alamıyorum" demesine rağmen güvenlik güçlerinin kelepçeleri çıkarmaması dikkat çekmişti.

Görüntülerin ardından BK'nin çeşitli bölgelerinde hükümet karşıtı gösteriler düzenlenmişti. Olay, ülkede "iki kademeli polislik" tartışmalarını da gündeme taşımıştı. Bu görüşü savunanlar, güvenlik güçlerinin ideolojik nedenlerle bazı gruplara diğerlerine göre daha sert davrandığını düşünüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın X sayfasından perşembe yapılan paylaşımda da Nowak'ın ölümü hakkında, "İdeolojik şartlandırma ve iki kademeli polislik uygulamaları, medeniyetin çöküşünün bariz belirtileridir. Bunlar Batı'nın her yerinde reddedilmelidir" denmişti.

BK Başbakanı Keir Starmer ise güvenlik güçlerinin Nowak olayındaki rolüyle ilgili incelemenin devam ettiğini söyleyerek "iki kademeli polislik" iddialarını reddetmişti.

Elon Musk ve radikal sağcı Reform UK lideri Nigel Farage da Nowak'ın ölümünün "beyazlara karşı önyargının" bir örneği olduğunu iddia etmişti.

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN


Trump Ortadoğu'daki şiddeti durdurmayı neden başaramadı?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
TT

Trump Ortadoğu'daki şiddeti durdurmayı neden başaramadı?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray tören salonunun inşaat alanından konuşuyor (Reuters)

ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkeslere rağmen, Gazze, Güney Lübnan, Kuzey İsrail ve Kuveyt’te bu hafta da saldırılar devam etti. Ateşkes kapsamına girmesi beklenen bölgelerde bombardımanların sürmesi, sahadaki kırılgan güvenlik ortamını bir kez daha gözler önüne serdi.

İsrail, Gazze ve Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürürken, Gazze Şeridi ile Güney Lübnan’daki askerî varlığını da koruyor. Lübnan’daki Hizbullah’ın roket saldırıları Kuzey İsrail’i hedef alırken, İran da Kuveyt Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılar gerçekleştirdi.

Şiddetin devam etmesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Ortadoğu’daki ateşkeslerin “tam bir savaşın durması değil, daha sınırlı bir çatışma ortamı” anlamına geldiğini söyledi.

Trump yönetiminin aracılık ettiği üç ayrı ateşkes anlaşmasının çatışmaları sona erdirmesi amaçlanıyordu. Ancak çatışmaların yoğunluğu azalmış olsa da saldırılar devam ediyor ve can kayıpları yaşanmayı sürdürüyor.

 Gazze Şeridi'nin merkezinde İsrail'in bir eve düzenlediği bombalı saldırının ardından kalan yıkımın ortasındaki Filistinli kadın (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezinde İsrail'in bir eve düzenlediği bombalı saldırının ardından kalan yıkımın ortasındaki Filistinli kadın (AFP)

Gazze’de ateşkesin durumu

ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile Hamas arasında 10 Ekim 2025’te ateşkes anlaşması sağlandı ve büyük çaplı savaş sona erdi.

Anlaşma;

Tüm çatışmaların durdurulmasını,

Gazze’deki tüm İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını,

Filistinli tutukluların tahliye edilmesini,

İsrail’in kademeli olarak çekilmesini,

İnsani yardımların artırılmasını,

Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını öngörüyordu.

Trump yönetiminin planı ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması, Hamas’ın yer almadığı yeni bir Gazze yönetiminin kurulması, yeniden imar sürecinin başlatılması ve İsrail’in tamamen çekilmesini de içeriyordu.

Ancak bütün rehineler serbest bırakılmış olmasına rağmen taraflar, Gazze’ye girişine izin verilen yardım miktarı konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Hamas silahsızlanmayı kabul etmiyor. Yeniden imar çalışmaları ise kayda değer ölçüde başlamış değil. İsrail’in Gazze’de kontrol ettiği alanları genişlettiği belirtiliyor.

Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırıları sürüyor. Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere göre ateşkesin başlamasından bu yana 900’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Perşembe günü düzenlenen saldırılarda 9 kişinin öldüğü bildirildi. Filistinli silahlı grupların düzenlediği münferit saldırılarda ise 4 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’larının bombalanan bir araçtan duman yükseliyor (Reuters)Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’larının bombalanan bir araçtan duman yükseliyor (Reuters)

Lübnan’da savaş neden sürüyor?

İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında 2024 yılında yaşanan çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes tam anlamıyla uygulanamadı. Taraflar karşılıklı olarak birbirlerini ihlallerle suçladı.

Mart ayında İran’la savaşın başlamasının ardından çatışmalar yeniden tırmandı. Hizbullah’ın İsrail’e saldırılar düzenlemesi üzerine İsrail ordusu Güney Lübnan’ın bazı bölgelerine girdi ve hava saldırılarını yoğunlaştırdı.

Trump, 16 Nisan’da Lübnan’da 10 günlük bir ateşkes ilan edildiğini duyurdu. Bu karar, İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında gerçekleştirilen nadir temasların ardından alındı.

Buna rağmen güney bölgelerde yoğun çatışmalar sürdü. İsrail büyük ölçüde Beyrut’u hedef almaktan kaçınsa da hava saldırıları devam etti. Lübnan makamlarına göre 16 Nisan’dan bu yana yüzlerce kişi öldü. Böylece 2 Mart’tan itibaren ölenlerin sayısı 3 bin 500’ü aştı.

İsrail ise mart ayından bu yana Hizbullah saldırılarında 26 asker ve 4 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İran, Lübnan’daki ateşkesin, ABD ve İsrail ile yürütülen savaşın sona erdirilmesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın parçası olması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması gerektiğini savunuyor.

Trump, çarşamba günü İsrail ve Lübnan’ın yeni bir ateşkes konusunda uzlaştığını açıklasa da bunun Hizbullah’ın güney bölgelerden çekilmesi şartına bağlı olduğunu belirtti. Hizbullah ise söz konusu ateşkesi reddetti ve çatışmalar sürmeye devam etti.

Umman kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı sularında demirlemiş gemiler (Reuters)Umman kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı sularında demirlemiş gemiler (Reuters)

Washington ile Tahran arasındaki ateşkes kalıcı olacak mı?

ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini hedef alan saldırılar başlattı. Her iki ülke de İran’daki dinî yönetimin zayıflatılmasını amaçladıklarını ifade etti.

Bu saldırılar, bir önceki yıl yaşanan ve 12 gün süren çatışmaların sonrasında yapıldı. O dönemde İsrail, İran’daki bazı nükleer tesisleri vurmuş ve üst düzey askerî yetkilileri hedef almıştı. ABD ise daha sonra operasyona katıldı.

İran, birçok üst düzey komutanını kaybetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı kapatmayı başardı. Bu durum Körfez enerji ihracatını durma noktasına getirerek, küresel ekonomiye zarar verdi.

ABD, nisan ayı başında İran ile ateşkes ilan etti. Ateşkesin ardından;

Kalıcı barış görüşmeleri,

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması,

İran limanlarına yönelik ABD kısıtlamalarının kaldırılması,

İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin başlatılması hedefleniyordu.

Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen dolaylı görüşmelerden henüz kapsamlı bir sonuç çıkmadı. Olası bir anlaşmanın, nükleer dosyaya ilişkin müzakereleri daha sonraki bir aşamaya bırakabileceği değerlendiriliyor.

Bu süreçte taraflar zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeyi sürdürdü. İran bu hafta Kuveyt de dahil olmak üzere bazı Körfez ülkelerini hedef aldı.

Ateşkesler neden başarısız oluyor?

Uzmanlara göre üç ateşkes girişimi de ilk aşamada tıkandı ve geçici düzenlemeler kalıcı bir barışa dönüşemedi.

Taraflar, ateşkesin sonraki aşamalarına geçebilmek için gerekli olan siyasi ve askerî tavizleri vermeye hazır görünmüyor. Bazı durumlarda ise çatışan taraflar, ateşkes sırasında ertelemek zorunda kaldıkları hedeflere ulaşmak veya anlaşmaların sınırlarını test etmek amacıyla yeniden askerî yöntemlere başvuruyor.

Londra merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) araştırmacılarından Orban Cunningham, siyasi sürecin tıkanmasının ateşkeslerin sürdürülebilirliğini zorlaştırdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Siyasi ufkun kapandığı ve ilerleme sağlanamadığı durumlarda ateşkesi korumak son derece zorlaşıyor. Çünkü tarafların ateşkese bağlı kalmasını sağlayacak gerçek bir teşvik kalmıyor.”

Cunningham ayrıca Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların etkisinin azalması ve bölgesel güçlerin daha bağımsız hareket etme eğiliminin artmasının, uzun vadeli anlaşmaların uygulanmasını daha da güçleştirdiğini ifade etti.