Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Suudi Arabistan bizim stratejik ortağımızdır ve bölgenin güvenliğini sağlamak için birlikte çalışıyoruz’

Schallenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: “UNRWA’ya sağlanan fonun iadesi, devam eden soruşturmaların sonuçlarına bağlıdır”

Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg (Şarku’l Avsat)
Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg (Şarku’l Avsat)
TT

Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Suudi Arabistan bizim stratejik ortağımızdır ve bölgenin güvenliğini sağlamak için birlikte çalışıyoruz’

Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg (Şarku’l Avsat)
Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg (Şarku’l Avsat)

Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Gazze’deki insani durumun ‘felaket’ olduğunu söyleyerek, Riyad ile Viyana arasındaki ilişkiler stratejisini ve Ortadoğu bölgesindeki mevcut gerilimleri kontrol altına almak için birlikte çalışma stratejisine dikkati çekti. Tel Aviv’in Filistinlilere uyguladığı çifte standartların haksız olduğunu belirten Schallenberg, Batı Şeria’daki yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı.

Schallenberg, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemleri kabul edilemez ve failleri hesap vermeli. Aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları güçlü bir şekilde destekliyorum” diyerek, aynı zamanda 7 Ekim’de yaşanan olayın sonuçlarından da Hamas’ı sorumlu tuttu.

Ülkesinin UNRWA’ya sağladığı fonun askıya alınmasıyla ilgili olarak Schallenberg, yöneltilen suçlamalara ilişkin bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesinin gerekli olduğunu söyledi. Hükümetinin fonları geri çekmediğini, bunun yerine ajansa fon sağlamayı geçici olarak durdurduğunu belirterek, Avusturya’nın 7 Ekim’den bu yana Gazze ve bölgedeki sivil halka 13 milyon euroluk ek insani yardım sağladığını açıkladı.

İkili ilişkiler düzeyinde ise Schallenberg, “Suudi Arabistan, Avusturya için önemli bir ortaktır. Ekonomik açıdan iddialı Suudi 2030 Vizyonu, Avusturya kurumları ve şirketlerine, özellikle yenilenebilir enerjiye, ilgi çekici fırsatlar sunmaktadır. Avusturya’yı 2023 yılında 200 bine yakın Suudi turist ziyaret etti. Viyana Üniversitesi’ndeki köklü arkeolojik misyonumuzun, Tebük bölgesindeki köy sahasındaki çalışmalarına yeniden başlandı” dedi.

Öte yandan Schallenberg, Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarını pervasız ve rastgele olarak nitelendirirken, bunların uluslararası hukuku ihlal ettiğini, bölgesel güvenliğe zarar verdiğini ve küresel ticaretin yüzde 15’ini tehdit ettiğini belirtti. Ayrıca ticari gemilerin Ümit Burnu’na yönlendirilmesinin, gıda, ilaç ve enerji fiyatlarında küresel olarak artışa yol açtığını vurguladı.

ABD eski Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yaptığı yardımın, maddi tazminata bağlanması yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak ise Schallenberg, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını frenlemek için Washington’un güçlü ortaklara ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Alexander Schallenberg ayrıca, “Şu anda Rusya ve Ukrayna arasında yapıcı bir diyalogdan çok uzaktayız. Ağustos 2023’te Ulusal Güvenlik Koordinatörü düzeyinde Cidde toplantısını düzenleyen Suudi Arabistan gibi kilit aktörler de dahil olmak üzere tüm aktörlerin görüşmeye dahil edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’yı insani alanda destekledik, ancak askeri tarafsızlığımız nedeniyle asla askeri teçhizat açısından destek vermedik” açıklamasında bulundu.

İşte Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

-İsrail’in Gazze, Refah ve Han Yunus’a yönelik saldırıları konusunda Avusturya’nın tutumu nedir?

*Gazze’deki her geçen gün daha da kötüleşen felaket niteliğindeki insani durumdan derin endişe duyuyorum. Orada tanık olduğumuz muazzam insani acılar kimseyi bu konuya donuk bırakamaz. Filistinli sivil nüfusa yardım etmek ve onları korumak için elimizden gelen her şeyi yapmamız zorunludur. Bu, İsrail için de geçerli. İsrail’in, Hamas’ın barbar terörüne karşı uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk uyarınca kendisini savunma hakkını kabul ederken, sivillerin korunmasının da güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. İsrail, daha fazlasını yapmalı ve ordu, askeri ve sivil hedefler arasında net bir ayrım yapmalıdır. Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi çağrısının çözüm olmadığı açıktır. Acilen ihtiyacımız olan şey, güney üzerinden Gazze’ye daha fazla yardım (yiyecek, su ve tıbbi bakım) ulaştırmak için insani bir ateşkestir.

dsfvdf
Avusturya Dışişleri Bakanı, Riyad’da Suudi mevkidaşı ile bir araya geldi (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Planlanan kara saldırısına gelince, İsrail açısından Refah’ta Hamas’a ve sivillerin arkasına saklanan teröristlere karşı önlem alınması gerektiğini anlıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesi 7 Ekim’de yaşananları kabul etmeyecektir. Ancak sivil halkı Gazze’nin güneyine kaçmak zorunda bırakıp, ardından güneyin saldırı bölgesi ilan edilmesi benim anlayabileceğim bir mantık değil. İsrail hükümeti, güney Gazze’deki sivil nüfusu nasıl korumayı planladığı konusunda inandırıcı bir planı masaya koymalı. Bölge ziyaretimde bu planın savunuculuğunu yapacağım.

Aynı zamanda sivil halkın acılarına çifte standart uygulamanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. İnsanların çektiği acıların hiyerarşisi yoktur. Yaklaşık beş aydır Gazze’de hala 130’dan fazla rehinenin tutulduğunu unutmamalıyız; aralarında Avusturyalı iki çocuk babası da var. Hamas bir terör örgütüdür ve amacı İsrail’de ve Gazze’de yıkım, korku, acı ve sefalet yaymaktır. Masum Filistinlilerle, erkeklerle, kadınlarla ve çocuklarla yaptıkları ticaret de dahil olmak üzere onların ticareti ölümdür.

-Bazı gözlemciler, Avusturya’nın UNRWA’ya yaptığı yardımın durdurulmasına ilişkin gerekçelerin ikna edici olmadığına inanıyor. Ajansı finanse etmeye ne zaman devam edeceksiniz?

*Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı saldırıda UNRWA çalışanlarının parmağı olduğuna ilişkin iddialar son derece kaygı verici. Başta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olmak üzere UNRWA ve Birleşmiş Milletler adına tam şeffaflık çağrısında bulunuyoruz. Bu bizim için çok üzücü, çünkü biz Avusturya vatandaşlarının BM ile özel bir ilişkisi var. BM’nin genel merkezlerinden birine Viyana’da ev sahipliği yapıyoruz. Ancak bu suçlamalarla ilgili bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma yapılması gerekiyor. Tüm iddialar incelenene ve ortaya çıkan sonuçlar netlik kazanana kadar Avusturya, uluslararası ortaklarla koordineli olarak UNRWA’ya yapılan tüm ek ödemeleri askıya aldı. Bir kez daha açıklığa kavuşturmak gerekirse, parayı geri çekmedik, bunun yerine ödemeyi şimdilik durdurduk ve soruşturmanın sonuçlarını bekliyoruz. Ne olursa olsun Avusturya, diğer uluslararası yardım kuruluşları, Dünya Gıda Programı ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu aracılığıyla Gazze’deki sivil nüfusu desteklemeye devam ediyor. Avusturya, insanların çektiği acıları hafifletmek amacıyla 7 Ekim’den bu yana Gazze ve bölgedeki sivil halka 13 milyon euroluk ek insani yardım sağladı.

-İsrailli yerleşimcilerin Filistin’de uyguladığı şiddeti nasıl değerlendirirsiniz?

* Batı Şeria’daki yerleşimler uluslararası hukuka aykırı. İsrailli yerleşimcilerin uyguladığı şiddet eylemleri kabul edilemez ve failleri hesap vermeli. Aslında aşırıcı İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları güçlü bir şekilde destekliyorum ve bunu başından beri de söyledim.

-İsrail’in bölgede yarattığı gerilim, savaşın kapsamını ne kadar genişletebilir?

*Savaşı kimin çıkardığını unutmamak gerekiyor. Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı saldırı, Ortadoğu’daki mevcut gerilimlerden bağımsız olarak suçu yalnızca İsrail’e atmıyor, meseleleri aşırı basite indirgemek anlamına geliyor. Gerçekten de diğer bölgesel aktörler, Hamas saldırısını kendi siyasi gündemlerini sürdürmek için bir fırsat olarak kullandılar. Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları bu pervasız davranışın bir örneğidir. Bölge, gerilimin daha da artmasına tahammül edemez. Geçtiğimiz haftalarda iki kez görüştüğüm Suudi Dışişleri Bakanı Prens Bin Farhan da dahil olmak üzere Arap ortaklarla yaptığım ikili görüşmelerde, bu kısır döngüye son verme yönündeki ortak hedefimizin net olmasını büyük takdirle karşılıyorum.

swevfedv
Avusturya Dışişleri Bakanı, Riyad’da Suudi mevkidaşı ile bir araya geldi (Arşiv- Şarku’l Avsat)

-Kızıldeniz’de seyrüseferi güvence altına almak için ABD liderliğindeki koalisyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

*Husilerin Kızıldeniz’deki sivil kargo gemilerine yönelik pervasız ve ayrım gözetmeyen saldırıları uluslararası hukuku ihlal ediyor. Bölgesel güvenliği baltalıyor ve küresel ticareti ve tedarik yollarını tehdit ediyor. Dolayısıyla Kızıldeniz’deki güvensizliğin küresel ekonomi ve refah üzerinde büyük etkisi var. Çoğu çatışmanın sadece bölgesel olmadığını görebiliyoruz ve bu belki de yirmi birinci yüzyılın özel bir özelliğidir. Tıpkı Rusya’nın saldırgan savaşının küresel yansımaları olduğu gibi Orta Doğu’daki çatışmanın da etkileri var. Husi saldırıları nedeniyle ticari gemiler, Ümit Burnu’na yönlendirilmek zorunda kaldı. Bu durumun maliyeti yüksektir ve dünya genelinde gıda, ilaç ve enerji fiyatlarının daha yüksek olmasına yol açmaktadır.

ABD liderliğindeki Refah Muhafızı operasyonu, Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünün sağlanmasına yönelik uluslararası çabaların omurgasını oluşturuyor. Ayrıca Avrupa Birliği (AB), bölgedeki deniz güvenliğine katkı sağlamak amacıyla hızla ASPIDES operasyonunu başlattı. Avusturya, küresel ticarette güvenliği desteklemek amacıyla ticari gemileri denizdeki saldırılardan korumayı amaçlayan bu deniz varlığına katılacak.

-Suudi Arabistan- Avusturya ilişkilerinin geleceği nedir? En önemli işbirliği alanları nelerdir? İki ülke arasında üzerinde çalışılan bir işbirliği projesi var mı?

*Suudi Arabistan, Avusturya için önemli bir ortaktır ve iki ülke arasında özellikle siyasi ve ekonomik alanlardaki yakın ilişkileri takdir ediyorum. Geçtiğimiz aylarda çok sayıda üst düzey ikili ziyaret gerçekleşti. Ekonomik açıdan bakıldığında iddialı Suudi 2030 Vizyonu, özellikle yenilenebilir enerji söz konusu olduğunda Avusturyalı işletmelere ve şirketlere ilginç fırsatlar sunuyor. Avusturya uzun yıllara dayanan deneyime sahip ve bu alanda iyi durumda olan birçok şirkete sahipken, iki ülke arasındaki temaslar da yoğunlaşıyor. 2023 yılında yaklaşık 200 bin Suudi turist, Avusturya’yı ziyaret etti. Avusturya’nın Riyad Büyükelçiliği de Krallık’taki Suudi ve Avrupalı ​​ortaklarla çok çeşitli kültürel projeler uygulayarak ikili kültürel alışverişi geliştirmek için çalışıyor. Bu vesileyle, Viyana Üniversitesi’ndeki köklü arkeolojik misyonumuzun, Tebük bölgesindeki köy sahasında çalışmalarına yeniden başlandı.

-Körfez- Avrupa Bakanlar Konseyi toplantıları ne gibi sonuçlar doğurdu? Şu anda ortak bir proje yürütülüyor mu?

*Bu düzenli bakanlar düzeyindeki toplantılar, AB ile Körfez ülkeleri arasındaki stratejik işbirliğini güçlendirmeyi, koordine etmeyi ve genişletmeyi amaçlıyor. Ortaklığımız ticaret, enerji ve yeşil geçiş gibi karşılıklı çıkarları ilgilendiren birçok konuyu kapsamaktadır. Geçen yılki toplantı, Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla aynı zamana denk gelen 7 Ekim’den hemen sonra Maskat’ta yapılmıştı. Bu koşullar altında olağanüstü bir toplantıydı. Ancak bu, Körfez ülkeleri ve Avrupa’nın hem İsrailliler hem de Filistinliler için iki devletli çözümü yeniden canlandırma konusundaki kararlılığını ortaya koydu. Hepimiz istikrarlı ve müreffeh bir Orta Doğu istiyoruz. Bu, aynı zamanda Arap ülkeleri ile İsrail arasında devam eden normalleşmeyi de içeriyor elbette.

-Donald Trump’ın, NATO’nun AB ülkelerine yaptığı yardımın, maddi tazminata bağlanması yönündeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

*NATO’nun diğer tarafıyla ilgili açıklamaların özellikle seçim öncesi abartılmaması gerekiyor. Özellikle seçim öncesi dönemde ABD gibi küresel bir oyuncunun bile güçlü ortaklara ihtiyacı var ve Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı göz önüne alındığında, birbirimize yakın durmamız her zamankinden daha önemli. Avusturya bu transatlantik ortaklığı güçlendirmeye tamamen kararlıdır. Biz NATO’da müttefik değiliz. Ancak demokratik değerler ve ortak çıkarlar çerçevesinde birleştiğimiz ABD ile yakın ilişkilerimize değer veriyoruz.

-Rusya karşısında Ukrayna’ya silahlı maddi desteğinize rağmen Rusya ile diyalog kapısının açık tutulmasını talep ediyorsunuz. Bunun sırrı nedir?

*Savaşlar nadiren savaş alanında, çoğunlukla da müzakere masasında biter. Bu amaçla, iletişim kanallarını sürdürmek için BM ve hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın bağlı olduğu Viyana merkezli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi diyalog platformlarına ihtiyacımız var. Bu en iyi haliyle klasik çoğulculuktur. Kendi dış politikamızın ‘yankı odalarına’ girme eğiliminin hayatlarımıza yönelik bir tehdit olduğuna inanıyorum. Elbette şu anda Rusya ile Ukrayna arasında yapıcı bir diyalog yürütmekten çok uzaktayız. Ağustos 2023’te Ulusal Güvenlik Koordinatörü düzeyinde Cidde toplantısını düzenleyen Suudi Arabistan gibi büyük aktörler de dahil olmak üzere tüm aktörlerin görüşmeye dahil edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Ancak bir şey çok açık: Ukrayna müzakereleri Ukrayna olmadan yürütülemez. Rusya’nın egemen bir ülkeyi, neo-emperyalist güdüsüyle, bu ülkenin var olma hakkına sahip olmadığına inanarak işgal ettiğini unutamayız. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü yasadışı ve haksız saldırı savaşında uluslararası hukuku ve insancıl hukuku bariz bir şekilde ihlal etmesi karşısında Avusturya, siyasi açıdan tarafsız kalamaz ve kalmayacaktır. Ukrayna’yı ilk günden itibaren insani alanda güçlü bir şekilde destekledik. Ancak askeri tarafsızlığımız nedeniyle hiçbir zaman askeri teçhizat konusunda desteklemedik.

-Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının Avusturya’nın güvenliği ve ekonomisi üzerindeki etkisi nedir?

*Size bir örnek vereyim: Ukrayna’nın Lviv şehri Viyana’ya Avusturya’nın batı kesiminden daha yakın. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının başlangıcından bu yana, yerinden edilmiş 107 bin Ukraynalı Avusturya’da kayıt altına alındı. Yaklaşık 70 bin kişi şu anda Avusturya’da ikamet ediyor ve 40 binden fazla kişi destek alıyor. Gördüğünüz gibi bu savaş sadece Avusturya’yı değil tüm Avrupa’yı etkiledi. Ancak bu bir Avrupa savaşı değil. Ancak etkileri küresel ölçeğe ulaştı. Küresel gıda fiyatlarını veya enerji güvenliğini düşünün. Rusya’nın yakın çevremiz olan Batı Balkanlar’da yarattığı istikrarsızlığa da tanık oluyoruz. Bu da endişeyle takip ettiğimiz bir diğer gelişme.

-Bazı tarafsız Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

*Her ülkenin kendi tarihi ve kendi coğrafi konumu vardır. Rusya’nın doğrudan tehdidine ve Ukrayna’ya yönelik askeri saldırganlığına yanıt olarak Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılma kararına saygı duyuyoruz. Ancak Avusturya’nın durumu farklı. Askeri tarafsızlık ve Avrupa dayanışması güvenlik politikamızın ayırt edici özellikleridir ve biz buna çok değer veriyoruz. En önemlisi, hiçbir zaman siyasi ve ideolojik olarak tarafsız olmadık. Uluslararası hukuk kırmızı çizgimiz olmaya devam ediyor. BM Tüzüğü saldırıya uğradığında asla sessiz kalmayacağız. AB’nin onursal üyesi ve NATO’nun uzun vadeli ortağı olarak, kriz yönetimi görevlerinde kuvvetler ve polisle birlikte çalışmak da dahil olmak üzere, Avrupa ve ötesinde barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya devam edeceğiz.

-Avusturya’nın Sudan krizi konusundaki tutumu nedir?

*Şu anda sorunlu alanlara inanılmaz derecede odaklanıyoruz. Ancak Ukrayna’da, Ortadoğu’da ve Sahel’de olup bitenlerin ortasında, çok endişe verici diğer gelişmeleri de unutmamalıyız. Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki silahlı çatışma, Sudan’ı sivil halk için insani bir kabusa sürükledi. Her iki tarafı da saldırıları derhal durdurmaya, müzakere masasına dönmeye ve sivil yönetime sorunsuz ve hızlı bir geçişin önünü açmaya çağırıyoruz. Ancak aynı zamanda, ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerinin faillerinden, hangi savaşan gruba mensup olduklarına bakılmaksızın hesap sorulmalıdır.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News