Ukrayna, Rusya'nın ilerleyişini nihayet durdurduğunu duyurdu
Ukrayna askerleri (AFP/Arşiv)
Ukrayna ordusu, doğu kenti Avdiyivka civarındaki Rus ilerleyişini durdurduğunu açıkladı. Rusya kenti geçen ay ele geçirmişti.
Ukrayna ordu sözcüsü Dmitro Likhovi, Vladimir Putin'e bağlı güçlerin iki köyü daha kontrol altına almasına rağmen Avdiyivka yakınlarındaki ilerleyişlerinin şimdilik durdurulduğunu söyledi.
Ulusal televizyona konuşan sözcü, "Doğrudan Rus saldırısının bu en sıcak bölgesinde durumu istikrara kavuşturmayı başardığımızı ve düşmanın ilerleyişinin durdurulduğunu söylüyoruz" dedi.
Likhovi, Avdiyivka'nın batısındaki köylerin etrafındaki saldırıların yoğunluğunun hızla arttığını belirtti.
Ukraynalı yetkili, pazar günü bölgede en az 30 saldırı rapor edildiğini, Avdiyivka yakınlarındaysa bu sayının 20 olduğunu söyledi.
"Ancak savunmamız dayanıyor. Düşman muazzam çaba harcıyor ama hiçbir ilerleme kaydedemiyor" dedi.
Yetkili, Rusya'nın şimdi daha güneydeki Novomykhailivka köyü çevresine daha fazla kaynak yığdığını ve "Rusya'nın derinliklerinden takviye güçler aktardığını" söyledi.
The Kyiv Independent'ın Likovi'ye dayandırdığı habere göre Novoselivka, Berdychi, Tonenke, Pervomaiske ve Nevelske köyleri yakınlarında asker yığınakları görüldü.
Likovi, Ukrayna ordusunun işini yaptığını ve "düşmana önemli kayıplar verdirdiğini" söyledi.
Moskova'daysa Rusya Savunma Bakanlığı, kuvvetlerinin Avdiyivka yakınlarında "koordineli eylemler sonucunda daha avantajlı pozisyonları işgal etmeyi sürdürdüğünü" söyledi ancak Novomykhailivka yakınlarında herhangi bir saldırıdan bahsetmedi.
Ukrayna'nın Bahmut ve Avdiyivka kentleri için bir yılı aşkın süredir savaşan Rusya, şimdi de Marinka yakınlarındaki Novomykhailivka köyünü ele geçirmek için taarruzunu güçlendiriyor.
Yetkili, köyün halihazırda savaş cephesindeki en sıcak bölgelerden biri olduğunu söyledi.
Saldırıyı izleyen ABD merkezli düşünce kuruluşu Savaş Çalışmaları Enstitüsü'ne (The Institute for the Study of War) göre, "Rus milbloggerlar (askeri blog yazarları) Ukrayna güçlerinin sadece Novomykhailivka'nın batısındaki mevzilerini koruduğunu ve bölgede çatışmaların devam ettiğini" öne sürdü.
Düşünce kuruluşu, Rus güçlerinin 4 Mart'ta Avdiyivka'nın batısına ilerlediğini ve bölgede çatışmaların devam ettiğini de ekledi. Geçen hafta Rusya Savunma Bakanlığı güçlerinin, Avdiyivka civarında yeni köyler ele geçirdiğini açıklamıştı.
Putin'in sabah erken saatlerde gizli bir istilayla Kiev'i "üç gün içinde" ele geçirme hedefinin Şubat 2022'de başarısızlığa uğramasının ardından, birlikleri Ukrayna'nın doğusunun bir bölümünü kontrol altına almaya çalışırken iki yıldan fazla zaman harcadı.
İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliğihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5230222-i%CC%87ran%C4%B1n-z-ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1-ve-protestolar%C4%B1n-siyasi-m%C3%BChendisli%C4%9Fi
İran'ın Z Kuşağı ve protestoların siyasi mühendisliği
Tahran sokaklarında siyasi rejime karşı protesto gösterisi yapan İranlı protestocular, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Ömer Harkus
Yeni İran anı, dini havzaların koridorlarında, hükümet kurumlarında veya Dini Lider Ali Hamaney'in direktifleriyle şekillenmiyor. Aksine, şifreli sanal alanlardan sokaklara çıkıyor ve bu sokakları, henüz kendisini önceki ayaklanmalardan ayırt eden bir isim almayan ayaklanma kapsamında, yeni bir genç erkek ve kız kuşağının isyanının sahnesine dönüştürüyor gibi görünüyor. Bu yaş grubu, ülkelerinde önemli değişikliklere yol açabilecek veya sokaklara geri dönmelerini engellemek için rejimin hapishanelerine düşmelerine neden olabilecek gerçek bir devrim yaşıyor.
1997 ile 2012 başları arasında doğan “Z Kuşağı”nın protesto hareketinde kilit bir oyuncu olarak yükselişi, sadece yüzlerin değişmesi değil, İran'daki siyasi muhalefetin işleyiş “kodunda” radikal bir değişim anlamına da geliyor.
Muhalefetin bakış açısına göre, bugün yaşananlar uluslararası bir çatışmaya veya dış politika etkileşimlerine indirgenemez. Aksine, İran toplumunun kendi içindeki derin dönüşümlerin bir ifadesidir. Muhalefet, protestoların dışarıdan gelen açıklamalara bir yanıt olarak doğmadığını, ekonomi sebebiyle uzun süredir biriken hayal kırıklıklarının, toplumsal boğulmanın ve hem siyasi hem de ataerkil otoritenin meşruiyetinin tükenmesinin sonucu olduğunu düşünüyor.
Bu kuşak bağımsız olarak görülüyor, yurtdışındaki liderlerden rehberlik beklemiyor ve nereden gelirse gelsin bir siyasi vesayetin meşruiyetini tanımıyor.
Sosyologlar, İran'daki mevcut dönüşümün siyasi bir hareket olmadan önce sosyolojik bir hareket olduğuna inanıyor. Bu kuşak, açık ve bireyselci bir dijital ortamda büyüdü, kendisini ideolojik veya örgütsel bağlılık yerine bağımsızlık ve isyan yoluyla tanıtıyor, bu da herhangi bir tarafın onun hızını kontrol etmesini veya yönlendirmesini zorlaştırıyor.
İran bağlamında “Z Kuşağı”
Geleneksel “reform” aşamasını aşan durgun bir ekonomik görünüm ve yaşam standartlarındaki çöküşün etkisiyle, Z Kuşağı, rejimin “varoluşsal reddi” olarak adlandırılabilecek bir aşamada öne çıkıyor. Bu reddetme kendisini partizan siyasi açıklamalarla değil, devletin otoritesini alayla birlikte cesaret ve kendini tanıtma yoluyla sarsmayı amaçlayan fiziki ve dijital “performanslarla” ifade ediyor. Böylece sokaklar, “puan toplamak” ve sanal “öncüler” listesinde üst sıralarda yer almak için mücadele edilen akıllı telefon ekranlarının bir uzantısı haline geliyor; bu olgu, ekonomik umutsuzluğu yaşama isteğiyle harmanlıyor.
Devlet televizyonunun hakim olduğu kapalı bir medya ortamında büyüyen ebeveynlerinin aksine, Z Kuşağı VPN'ler ve uydular aracılığıyla dış dünyaya bağlı olarak büyüdü. Bu onun K-pop müziği ve Japon animelerinden, Batılı liberal demokrasinin değerlerine ve insan haklarına kadar uzanan küresel kültürü tüketmesine olanak tanıdı. Bu “dijital göç”, hem Orta Çağ'dan kalma olarak gördüğü siyasi rejime hem de ekranında her gün gördüğü yaşam tarzına ulaşmasını engelleyen ekonomik gerçekliğine karşı iki yönlü bir yabancılaşma doğurdu.
İran'ın Z Kuşağı, her türlü ataerkil veya devlet kontrolünü reddeden güçlü bir bireycilik duygusuyla karakterize edilir. Önceki kuşaklar dini, ailevi veya partizan çerçeveler içinde kolektif olarak çalışmaya eğilimliyken, bu kuşak kendini bağımsız olarak ifade etmeyi tercih ediyor. Zorunlu başörtüsü yasalarını dini bir mesele olarak değil, kişisel özgürlüğe ve bireyin kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik açık bir ihlal olarak reddetmesi de bunu açıkça gösteriyor.
Bu kuşağın özlemleri ile rejimin gerçekliği arasındaki uçurum sadece siyasi değil, bilişsel bir uçurum. Rejim görev ve yükümlülük dilini konuşurken, gençler hak ve arzular dilini konuşuyor. Bu uçurum, rejimin gençleri siyasi şarkılarla kazanma girişimlerinin başarısız olmasıyla açıkça ortaya çıktı; bu şarkılar sosyal medya platformlarında alayla karşılandı ve yapılan videolarla kendisiyle dalga geçildi.
Ekmekten devrimci nihilizme
Z Kuşağı hareketi, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik bağlamdan ayrılamaz. İran’ın para birimi eşi görülmemiş bir çöküş yaşadıktan sonra ekonomi, bir “meydan okuma”dan protestoların “varoluşsal dinamosuna” dönüştü. Bu çöküş sadece bir sayı değildi; bütün bir kuşağın hayalleri için ölüm cezasıydı. 20 yaşındaki bir genç için bu enflasyon, emeklerinin ve çabalarının değerinin her gün buharlaşması ve en temel ihtiyaçları bile karşılayabilmesinin uzak bir hayal haline gelmesi anlamına geliyor.
Buna ilave olarak, gençler yüksek işsizlik oranlarından muzdarip. Bazı tahminler, 15-24 yaş arası gençlerin yaklaşık yüzde 77'sinin eğitim, öğretim ve istihdam sektörlerinin dışında olduğunu gösteriyor. Bunlar hem fazla zamanı hem de öfkesi olan, protestoların insan gücünü oluşturan bir kitleyi temsil ediyor.
Bu durum, caydırıcılık denklemini değiştirdi. Hapis ve hatta ölüm tehdidi artık eskisi kadar etkili değil, çünkü bu rejimin gölgesi altında “yaşam”, sosyal medya aracılığıyla takip ettikleri yaşama karşılık bir “yavaş ölüm” ile eş anlamlı hale geldi. Z Kuşağı, yoksulluğu doğrudan rejimin yapısal yolsuzluğuna ve iç sorunlar pahasına Gazze, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki milisleri destekleme de dahil olmak üzere dış politikalarına bağlıyor. Ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtan ve yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı da bunu açıkça gösteriyor.
Yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkan “Ne Gazze ne de Lübnan, hayatım İran için feda olsun” sloganı, ekonomik reformun siyasi değişim olmadan imkansız olduğunu kabul eden bir siyasi farkındalığı yansıtıyor
İran'daki “Z Kuşağı” hareketinin en eşsiz ve yenilikçi özelliği, video oyunlarının ve sosyal medya platformlarının mantığını benimsemesi ve bunu sokaklardaki devrimci eylemlerine uygulaması olabilir. Bu “oyunlaştırma”, risklerin en aza indirilmesi değil, baskıcı gerçeklikle başa çıkmak için psikolojik ve taktiksel bir stratejidir.
Z Kuşağı, TikTok ve Instagram gibi uygulamalardaki “meydan okumalar” (challenge) kültürüyle büyüdü ve bu eğlence amaçlı meydan okumalar, “sarığı düşürme meydan okuması” gibi yüksek riskli meydan okumalara dönüştü.
2022'de başlayan bu fenomen, genç erkek ve kızların sokaklarda din adamlarının peşinden koşup, sarıklarına vurarak düşürmelerini ve bu eylemlerini videoya çekmelerini içeriyor. Bu eylem, kutsallığı bozma fikrine dayanan derin anlamlar taşıyor. Zira sarık, dini ve siyasi otoritenin sembolü ve onu düşürmek, rejimin imajını sarsmayı ve sembolik meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçlayan bir “kutsalı bozma” eylemidir.
Bu eylem oyun mantığına göre işliyor; bir “hedef” (din adamı), bir “risk” (tutuklanma) ve bir “ödül” (videonun viral olması) var. Hedef ne kadar zorlu olursa, örneğin yüksek rütbeli bir din adamı veya kalabalık bir yer, çeşitli platformlarda etkileşim o kadar büyük oluyor.
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Bu noktada, videoların yayılması, diğer yerlerde ve şehirlerdeki gençlerin bu eylemi tekrarlamaları ve bu alaycı ulusal “karnavala” katılmaları için teşvik haline geliyor.
Şimdiye kadar ayaklanmada ortaya çıkan en ikonik görüntü, bir kızın Hamaney'in yanan posterinin alevi ile sigarasını yakmasıydı. Bu görüntü, siyasi ve hatta ataerkil otoriteye karşı protestolarda tekrar tekrar kullanılan bir sembol haline geldi.
Merkezi liderliğin yokluğu
Hareketin belirli bir liderlikten yoksun olması yetkilileri şaşırtıyor. Hareketler, çoğunlukla şifreli uygulamalar aracılığıyla iletişim kuran ve kararlarını merkezi olmayan bir şekilde alan çok küçük, bağımsız arkadaş veya sınıf arkadaşı gruplarına dayanan basit, görünmez, yatay bir yapıya sahip.
Bu yapı, rejimin hareketi “başsız bırakmasını” imkansız kılıyor çünkü hareket, zaten başsız. Belirli bir mahallede bir grup tutuklandığında, çevredeki bölgelerde başka gruplar ortaya çıkıyor, tıpkı yüzeyin altında yatay olarak büyüyen ve beklenmedik birçok yerde yüzeye çıkan mutasyona uğramış kökler gibi. Bu, merkezi otoriteyi reddeden ve “kolektif zekayı” yükselten bir uygulama kültürünün doğrudan sonucu.
Protestocular, içeriklerini güçlendirmek için TikTok'taki “ekleme” (stitch) ve “düet” gibi özellikleri kullanıyorlar. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Protesto veya baskıyla ilgili bir video viral olduğunda, binlerce kullanıcı onu düet olarak paylaşıyor ve bu da platformun veya sansürcülerin binlerce püretilmiş versiyonu silmeden orijinal videoyu kaldırmasını imkansız hale getiriyor. Bu ise kendi anlatılarını dayatan dijital bir “tufan” yaratıyor.
Bu çatışmanın özünde “kahramanlık” ve “ölüm” kavramlarında bir dönüşüm yaşanıyor. İran rejimi, meşruiyetini Şii geleneğinden ve Irak ile Suriye'deki savaşlardan türetilen bir “şehitlik kültürü” üzerine inşa etti. Ancak Z Kuşağı bu anlatıyı yıkıyor ve yerine “yaşam” anlatısını koyuyor
2022 protestolarında öldürülen iki genç kız Nika Shakarami ve Sarina Esmailzadeh gibi figürler, ölümleri nedeniyle değil, dijital olarak belgeledikleri yaşamları nedeniyle ikon haline geldiler. Nika'nın şarkı söyleyip dans ettiği ve Sarina'nın hayallerini anlattığı, özgürlük ve refah hakkında etkileyici bir şekilde konuştuğu videolar viral oldu.
Bu videolar, izleyicilerin onları ulaşılamaz “kutsal semboller” olarak değil, “gerçek insanlar” olarak görmesini sağladı. Önceki protestolarda öldürülenlerin cenazelerine Şii geleneklerine uygun olarak ağlama ve dövünme damga vururken, Z kuşağı kurbanlarının cenazeleri alkış, şarkı söyleme ve mezarlar üzerinde başörtülerin yakılmasıyla farklılaştı.
İran'da yaşananlar sadece geçici bir protesto dalgası değil, rejimin eski yöntemleriyle kontrol altına alamayacağı veya yatıştıramayacağı bir ayaklanma. Gençleri uçurumun eşiğine iten ekonomik umutsuzluk ile onlara araçlar ve güç duygusu veren dijital güçlenmenin birleşimi farklı bir denklem yarattı; ya rejim değişikliği ya da kronik istikrarsızlığın devamı.
Protestocular, İran'ın Tahran kentinde bir ateşin etrafında rejim karşıtı sloganlar atıyor, 9 Ocak 2026 Cuma (AP)
Bu nedenle, siyasi protestoların geleceği fetvaların mürekkebiyle değil, isyan algoritmaları ve sokakların bitmek bilmeyen meydan okumalarıyla yazılacak. Bu, geçici bir protesto dalgasından daha fazlası; ekonomik çöküş, askeri yenilgi, uluslararası izolasyon ve halkın öfkesinin bir araya geldiği mükemmel bir fırtına.
Mevcut protestolar henüz hızlı bir değişimi zorlayacak ölçeğe ulaşmadı, ancak geçiş aşamasında gibi görünüyorlar, zira rejim daha geniş çaplı bir baskı ve sokaklarda rejim yanlısı gösterilerin seferber edilmesi için hazırlanıyor.
İşte paradoks da burada yatıyor; rejim halk desteğini ne kadar çok göstermeye çalışırsa, toplumsal kutuplaşmanın ortaya çıkma riski o kadar artacaktır. Sokak, “devletin dini otoritesi” ile “dizginsiz yeni kuşak” arasında sembolik ve siyasi bir çatışma arenasına dönüşecek ve mevcut durum da ara sıra yaşanan protestolardan daha geniş bir toplumsal çatışmaya dönüşecektir.
Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5230101-avrupa-birli%C4%9Fi-plan%C4%B1n-tam-olarak-uygulanmas%C4%B1n%C4%B1-talep-ediyor-ve-trump%C4%B1n-gazze-plan%C4%B1n%C4%B1n
Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
Avrupa Birliği, bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi için hazırladığı barış planının ikinci aşamasının başlatılacağının duyurulmasını memnuniyetle karşıladı. AB, diplomatik, insani ve güvenlik araçlarıyla Gazze Şeridi'ndeki barış çabalarını desteklemeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti.
AB sözcüsü yaptığı açıklamada, “BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararıyla onaylanan, Gazze'deki çatışmayı sona erdirmek için hazırlanan 20 maddelik ABD planının ikinci aşamasının başlatılmasının duyurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz, özellikle de Filistin Yönetimi'nin desteğiyle Gazze'yi yönetmek üzere bir Filistin ulusal komitesinin atanmasını” ifadelerini kullandı.
Sözcü, “Hamas'ın silahsızlandırılması, kapsamlı insani yardım sağlanması ve Gazze'nin yeniden inşası da dahil olmak üzere barış planının tam olarak uygulanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.
Trump'ın özel elçisi Steve Witkoff dün, Gazze planının ikinci aşamasının başlatıldığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu aşama, ateşkesin ardından Hamas'ın silahsızlandırılması, teknokrat bir yönetim ve yeniden inşa aşamalarını içeriyor.
X'te yayınladığı bir gönderide Witkoff, 20 maddelik planın ikinci aşamasının, Gazze'de “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” adı altında geçici bir Filistin teknokrat yönetiminin kurulmasını içerdiğini ve bu yönetimin Gazze Şeridi'nin tamamen silahsızlandırılması ve yeniden inşası sürecini başlatacağını belirtti.
İran’da olan değişim mi, yoksa kaos ve alternatiflerin krizi mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5230208-i%CC%87ran%E2%80%99da-olan-de%C4%9Fi%C5%9Fim-mi-yoksa-kaos-ve-alternatiflerin-krizi-mi
İran’da olan değişim mi, yoksa kaos ve alternatiflerin krizi mi?
İran rejimi, tarihindeki en kritik savunma aşamasını yaşıyor olabilir (AFP)
Hasan Fahs
Rejimin başındaki ismin, İran şehirlerini ele geçiren isyanın sona erdirilmesi için sahadaki güvenlik güçlerine verdiği emirle, yabancı ülkelerin içerideki ajanlarının yardımıyla yürüttüğü komplolara karşı devleti desteklemek ve İran'ı savunmak için sokağa çıkan ‘İran halkına’ hitaben yaptığı konuşma arasında birkaç gün geçti. Böylece, durumun kontrolünü yeniden ele geçirme ve rejimin karşı karşıya olduğu tehlike ve doğrudan tehdit kaynaklarını ortadan kaldırma sürecinin tamamlandığını duyurdu.
Rejim, güvenlik güçlerinin yardımıyla gösterileri bastırmayı başarmış olabilir. Göstericiler arasında insan kayıpları ve ölümler olmasına rağmen ya da Amerikan tehditleri ve müdahale imalarını dikkate alınmaksızın, sokaklarda ve durumda düzeni sağlamak için güç kullanmaktan ve aşırı baskı uygulamaktan çekinmedi ve ne korku ne de utanç duydu. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran'da görev yapan büyük Batılı ülkelerin büyükelçileriyle yaptığı toplantıda, İsrail Dış İstihbarat Servisi (Mossad) ve ABD’nin Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) gibi yabancı istihbarat teşkilatları ile ülke içindeki ajanlarını suçlayarak bu cinayetleri meşrulaştırmak için zemin hazırladı.
İran rejiminin, ulusal para biriminin değerinin sert bir şekilde düşmesinin ardından çarşı esnafının açık talepleriyle başlayan yeni halk protestoları dalgası karşısında, kendini savunma ve beka mücadelesinde tarihinin belki de en kritik dönemini yaşadığına şüphe yok. Bu durum, bazı protestocularla güvenlik güçleri arasında hızla şiddetli çatışmalara dönüştü ve hareketi barışçıl ve derin bir protestodan, rejimin şiddet ve baskı uygulamasını en üst düzeyde meşrulaştıran şiddet düzeyine dönüştürdü.
İran’daki sokak hareketi, rejimi tarihindeki en ciddi ve akut krizle karşı karşıya bırakmış olsa da aynı zamanda yurtdışındaki İran muhalefetinin karşı karşıya olduğu krizin derinliğini de ortaya koydu. Bu kriz özellikle İranlıları, Tahran'ı yeni bir aşamaya taşıyabilecek mevcut rejime alternatif seçenek olduğuna ikna edebilecek bir liderlik sağlayamama konusunda kendini gösteriyor. Alternatiflerin krizi, ABD’nin tutumunda ve Başkan Donald Trump'ın, Rıza Pehlevi'nin hızlıca sunduğu tüm tavizlere rağmen, Şah'ın oğluna muhalefetin meşruiyetini tanımakta ve onu değişim hareketinin lideri ve İran'ın gelecekteki lideri olarak kabul etmekte tereddüt etmesinde açıkça görüldü.
Yurtdışındaki liberal ve seküler muhalefet güçlerinin çoğunluğunun protestolara ve gösterilere katılma çağrısı yapma konusunda çok tereddütlü ve isteksiz olduğu aşikardı. Her ne kadar rejimde değişiklik yapılmasını ve iktidardaki dini sistemi ortadan kaldırmayı amaçlasalar da bu sistem yetkililerle halk arasındaki ilişkiyi tek taraflı, kendi çıkarlarını gözeten, iktidarını ve gücünü pekiştiren, iç ve dış politikasını sağlamlaştıran “teokratik” bir ilişkiye dönüştürmüştür. Ancak, uzun süredir mücadele ettiği, ortadan kaldırmak ve devirmek için çalıştığı monarşi veya sultan-teba sisteminin yeniden kurulmasına yol açabilecek protestolara katılmayı reddediyorlar.
Gösterilerin İran’ın 31 eyaletinin tamamına yayılmasına rağmen, gerçekler, bu gösterilerin Şah'ın oğlunun gösteri yapma, darbe düzenleme ve rejimi devirme çağrılarının sonucu olmadığını ve monarşi destekçilerinin kendi başlarına sokakları yönlendirebilecek ve hakimiyet kurabilecek, yahut istenen değişimin liderliğini oluşturabilecek bir halk tabanına sahip olmadığını gösterdi.
Sonuç olarak, gösterilerin devamlılığı ve protestocularla güvenlik güçleri arasındaki kanlı çatışmalar, monarşi yanlısı grupların kapasitesinin ötesinde, son derece organize, kasıtlı ve amaçlı bir şekilde yönetildi. Bu da gösterileri ve sokakları kendi çıkarlarına hizmet edecek bir yöne yönlendirebilecek daha organize grupların, Şah'ın oğlunun çağrılarının sağladığı kisveyi kullanarak, kendilerinden şüphe ve suçlamaları uzaklaştırdıkları ve İran içindeki aktif hücrelerinin kovuşturulmasını engelledikleri inancına yol açıyor.
Öte yandan protestolar ve sivil itaatsizlik çağrıları, rejimin ABD ve uluslararası toplumdan yoğun baskı gördüğü hassas bir dönemde başladı. Bir yandan da İran’a askeri saldırılar düzenlenebileceği endişesi hakim. Bu durum, rejimin yetkilileri ve kurumları tarafından, protesto hareketinin meşru hedeflerinden saptığını ve uluslararası ve bölgesel istihbarat teşkilatlarının desteğiyle İran'ı ve onun coğrafi bütünlüğünü ve egemenliğini hedef alan şiddet olaylarına dönüştüğünü iddia etmelerine zemin hazırladı. Özellikle CIA ve Mossad’ın, ülke içindeki hücreleri harekete geçirerek ve İsrail'in hedefi olan rejimin çöküşünü sağlamak için çalışarak buna hizmet ettiği öne sürüldü.
İran'daki protesto hareketinde, yetkililer ile göstericiler arasındaki rollerin tersine dönmesi dikkati çekti.
Gündüzleri tüm şehirler, sokaklar ve ara sokaklar rejim ve onun aygıtlarının kontrolü altındayken, geceleri rejime karşı çıkan tüm gruplar kendi gündemlerini gerçekleştirebiliyorlardı. Bu durum, rejimin aygıtlarını açıkça yıpratma ve onu sürekli ve hareketli çatışmalara sürükleyerek meşgul etme, yıpratma ve güvenlik inisiyatifini geri kazanma yeteneğini zayıflatma sürecine dönüştü. Ancak öte yandan, bu hareketin kapsamlı bir kitle hareketine dönüşemediği ve ekonomik durumun çöküşü nedeniyle halkın hoşnutsuzluğunu rejimin temellerini ve iktidar ve kontrol kaynaklarını hedef alan bir itici güç olarak kullanamadığı da anlaşıldı. Bu bakımdan olaylar, 2022 sonbaharında Mahsa Amini'nin öldürülmesinin ardından İran'da gerçekleşen, rejimin ideolojik ve kültürel kimliğine meydan okumaya dönüşen, kişisel ve toplumsal özgürlük talepleri karşısında rejim ile halk arasında dikey bölünmeye neden olan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketinde yaşananlara benziyordu.
İran'da son zamanlarda yaşanan ayaklanmalar, İran toplumunun, kendi beklentilerini karşılamayan iki geçmiş, yani geçmişteki monarşi dönemi ile şu anki dini rejim arasında bölünmüş olduğunu ortaya koydu. Ancak ne monarşi ne de teokratik rejim, demokrasi ve özgürlük açısından ya da geçim kaynakları, insan onuru ve ekonomik büyüme açısından İran toplumunu etkileyen krizlere gerçek çözümler sunabildi. Öte yandan İran'ı halkın beklentilerinin seviyesine taşıyabilecek net bir alternatif de bulunmuyor.
Rejimin durumu yeniden kontrol altına alması, ömrünü uzatabilecek gerçek ve ciddi önlemler almadıkça kalıcılık ve süreklilik anlamına gelmeyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu önlemlerin başında, ekonomik faaliyeti ele geçirmekten sorumlu olmayan kurumları kısıtlamak gelmektedir. Ayrıca, rejimin ve derin devletin birer kolu olarak hizmet etmekten başka ekonomik getirisi olmayan kurumlardaki yolsuzluk, zimmete para geçirme ve fon israfı gibi eylemleri korumayı da bırakması gerekiyor. Bunun yanında İran'ı uluslararası siyasi, ekonomik ve güvenlik etkileşiminin haritasına yerleştirecek açıklık, diyalog ve uzlaşma politikasına geri dönerek uluslararası toplumla ilişkilerinde izlediği mekanizmaları yeniden gözden geçirmelidir. Bu, İran'ın siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından uluslararası arenaya entegre olmasına yardımcı olacaktır. Aksi takdirde, bu kez halk protestoları uzun süre kül olarak kalmayabilir ve gelecekte daha derin, yaygın ve radikal bir şekilde yeniden alevlenebilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة