Putin’in harita takıntısı ve Büyük Petro’nun gölgesi

Putin, 200 yılı aşkın bir süre sonra Rusya'da iktidarda en uzun süre kalan lideri oldu

İllüstrasyon: Daniel Baxter - Harita: David Rumsey Harita Koleksiyonu
İllüstrasyon: Daniel Baxter - Harita: David Rumsey Harita Koleksiyonu
TT

Putin’in harita takıntısı ve Büyük Petro’nun gölgesi

İllüstrasyon: Daniel Baxter - Harita: David Rumsey Harita Koleksiyonu
İllüstrasyon: Daniel Baxter - Harita: David Rumsey Harita Koleksiyonu

Husam İtani

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün yapılan başkanlık seçimlerinde binlerce muhalifin sandık merkezlerinde protesto gösterileri düzenlemelerine rağmen ezici bir zafer kazanarak iktidarını güçlendirdi. ABD, Rusya’daki devlet başkanlığı seçimlerinin ‘adaletten ve özgürlükten yoksun olduğu’ yorumunda bulundu.

İlk kez 1999 yılında iktidara gelen ve eski bir Sovyet İstihbarat Teşkilatı (KGB) ajanı olan Putin için bu sonuç, Batılı liderlerin Rusya'nın önümüzdeki yıllarda ister barışta ister savaşta olsun daha cesur olacağının farkına varmaları gerektiğini teyit ediyor.

Seçimlerin ön sonuçları, Putin'in (71) Joseph Stalin'i geride bırakarak 200 yılı aşkın bir sürenin ardından Rusya'nın en uzun süre iktidarda kalan lideri olmasını sağlayacak altı yıllık yeni bir başkanlık dönemini kolayca garantileyebileceğini gösterdi. Peki Putin kimdir? Seçim zaferi Rusya'nın tarihinde, haritasında ve çarlığında ne anlama geliyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in doğru bir resmini çizmek için atılacak ilk adım, onun doğum tarihini, Sovyetler Birliği dönemi istihbarat servislerindeki kariyerini, eğitim ve iş hayatını bilmek değildir. Onun karakterini anlamak için izlenecek en doğru yol, Rusya'nın haritasına, tarihine ve bunların yüz yılı aşkın süredir nasıl değiştiğine dair derinlemesine bir okuma yapmak olacaktır.

Putin'in, St. Petersburg/Leningrad Belediye Başkanı Anatoli Sobçak’ın yardımcısı olarak kamusal hayata atılmaya karar vermesinden bu yana kendisine tehlikeli bir misyon yüklediği açık. Ancak bu misyon, Soğuk Savaş'ın son yıllarında Almanya'nın Dresden kentindeki KBG karargahında görevli eski ajanın aklının ucundan geçmeyecek boyutlar kazanmış gibi görünüyor. Bugünlerde hafızası zayıflamış olan Sobçak, Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov döneminde hem kulakları hem de gözleri dolduran isimler arasındaydı. Sovyetler Birliği'nde siyaset, medya ve ekonomide daha liberal reformlar yapılması için baskı yapan Sobçak’ın yıldızlığı onu bu çalkantılı dönemde başka bir yıldız adayıyla çatışmaya soktu. Yeni yıldız adayı, Sovyet Komünist Partisi’ne uzun süredir bağlı olan ve eski yoldaşlara ve partideki şahsi geçmişine karşı derin bir düşmanlık besleyen Boris Yeltsin'den başkası değildi.

Putin ve destekçileri Rusya'nın 1990'lı yıllarda yaşadığı zorlu koşullarla ilgili abartılı bir dil kullanıyor.

Putin, St. Petersburg belediyesindeki çalışmaları sırasında, İngiltere Veliaht Prensi Charles ve ABD Başkanı Bill Clinton gibi şehri ziyarete gelen önemli misafirlere eşlik etmek dışında kayda değer bir başarı elde edemedi. Bu bağlamda eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott, yıllar önce ABD’nin PBS adlı televizyon kanalı tarafından yayınlanan ‘Putin Dosyaları’ adlı belgesel dizisinde St. Petersburg’u ziyaret eden ABD’li yetkililerin gezileri ve görüşmeleri sırasında herhangi bir sorun yaşanmamasından sorumlu olan Putin'in, örneğin Clinton'ın ziyareti sırasında ABD Başkanı ile Rus halkı arasında herhangi bir sürtüşmenin yaşanmasını önlemek ve ABD’li heyete bir nevi kuşatma uygulamak için büyük çaba sarf ettiğini belirtiyor. Talbott, bunun başkalarını olayların gidişatından izole etmeye ve çevrelerine gizemli bir hava vermeye çalışan kıdemsiz istihbarat görevlilerinin ve ajanlarının davranışlarını anımsattığını da sözlerine ekliyor.

Putin, 1990'lı yıllarda ‘St. Petersburg Çemberi’ adıyla anılan oluşumun kurulmasında etkili oldu. Bu çemberde Rus Çarlığı döneminin başkenti St. Petersburg’da okuduğu St. Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden arkadaşları ve KGB'den bazı meslektaşları yer alıyordu. Çember, (ya da Putin'in muhaliflerinin tercih ettiği isimle çete) Putin’in Rusya'da önce başbakanlığa, ardından devlet başkanlığına yükselişinde büyük rol oynadı.

Akıp giden doksanlar

Putin’in biyografisinde üzerinde durulması gereken noktalardan biri de 1990’lı yılların onda yarattığı travmadır. Travmanın nedeni, istikrarlı siyasi yapısıyla Sovyetler Birliği'nin çöküşünün bu yapıdan tüketim ve hızlı kar değerlerini yükselten ithal versiyonunda piyasa ekonomisine dayanan diğer yapıya geçmeye çalışan vatandaşların büyük çoğunluğu için psikolojik, davranışsal ve sosyal istikrar üzerindeki olumsuz etkileridir. Bu durum, Ruslar üzerinde, özellikle de hepsi komünist rejim tarafından üretilmiş değilse de bazılarının kökleri yüzlerce yıl öncesine uzanan yerleşik bir gelenekler sistemi içinde çalışmaya alışkın olanlar üzerinde derin bir iz bıraktı.

Putin, Rusya'nın mesajının milli, askeri ve ekonomik olarak uyanık kalmasını gerektirdiğini düşünüyor.

Putin, önce KBG başkanlığına, ardından Rusya'nın Birinci Çeçen Savaşı'nda (1994-1996) aldığı aşağılayıcı yenilgiden ve bu sonucunda ortaya çıkan donuk yetkililerden sonra 1999 yılında başbakanlığa ulaştığında mevcut tablo böyleydi. Yenilgi, Rus ordusunun imajını derinden sarstı. Hatta Rusya’nın toprak bütünlüğü ve Yeltsin'in görevinde kalmasının anlamıyla ilgili soruların ortaya çıkmasına neden oldu.

Dolayısıyla Putin'in başbakanlık görevine yenilginin etkilerini silmeye ve sembollerinden kurtulmaya çalışarak başlaması hiç şaşırtıcı değil. Silahlı Çeçen grupların Dağıstan topraklarına girmesinin ardından Rusya'da gizemli patlamalar meydana geldi. Rusya'nın çeşitli şehirlerinde yaşanan ve yüzlerce kişinin ölmesine neden olan patlamalar hakkında çok şey söylendi. Rus yetkililer, patlamalarla ilgili Çeçen isyancıları suçlarken, patlamalara dair şüpheleri olan çevreler, bu patlamaların Rus teşkilatlarının Çeçenistan’a karşı ikinci savaşın başlatılması için uygun ortamın yaratılması amacıyla devreye girdiğini ima ettiler.

Bu patlamalar furyası uzun sürmedi, zira Putin ve Rusya’nın yeni liderliği Çeçenistan’daki durumu, ülkenin bekasına yönelik bir tehdit olarak görmeye başladılar. Çeçen isyancıların Rusya'nın toprak bütünlüğünü kalıcı olarak parçalamak amacıyla Batı'dan destek aldığına dair haberler yayıldı.

Bu nokta, Sovyetler Birliği deneyiminin başarısızlıkla sonuçlanması ve Boris Yeltsin dönemindeki kafa karışıklığının ardından Rus devlet bilincinin deyim yerindeyse yeniden yapılandırılması sürecinde çok hassas bir sinire dokunmuştu. Çok sayıda Rus siyasetçi ve düşünür, Rusya'nın kendisini yeni bir şekilde üretmediği sürece ayakta kalamayacağında hemfikirdi. O dönemde pek çok görüş ortaya atıldı. Bunlar arasında yazar Aleksandr Dugin'in öne sürdüğü ve Putin'in de sesini duyduğu ‘Avrasyacılık’ öne çıktı. Dugin'in Avrasyacılık görüşü, Rusya'nın Batı medeniyetine ait olmadığı, Asya ile Avrupa arasında geniş bir coğrafyaya yayılan Rus halkı için Ortodoks Hıristiyan inancının birleştirici rol oynadığı eşsiz bir doku olduğu sonucuna varıyor. Avrasyacılık taraftarları, Rusya’nın Bizans İmparatorluğu'nun mirasçısı (dolayısıyla antik dönemdeki ilk Roma’dan sonra üçüncü Roma, ardından Orta Çağ'daki Konstantinopolis) olduğunu, bu yüzden de Batı’dan ve Doğu’dan birçok tehditle karşı karşıya kaldığını ve Rusya’nın mesajının, milli, askeri ve ekonomik olarak tetikte olmasını gerektirdiğini düşünüyorlar.

Yani Putin, Rus Çarı Büyük Petro'nun Rusya'yı Orta Çağ karanlığından çıkarıp bir dünya gücü olma yolunda ilerlemesi projesini canlandırdı. Rus yöneticiler, siyasi modelleri için ilk kez geçmişten ilham almıyorlardı. Joseph Stalin, Batı Avrupa modernitesinden ortaya çıkan Marksizme ideolojik olarak bağlı olmasına rağmen, Rus prenslere, tüccar ve toprak sahibi sınıfa ve yabancı rakiplerine, özellikle de başkentleri Kazan'daki Tatarlara karşı kazandığı zaferlerden sonra Rus devletinin kurucusu olarak gördüğü Çar IV. İvan'a (Korkunç İvan) büyük bir hayranlık besliyordu.

Putin, büyük ve servet sahibi ülkesini Batı'ya bağımlığından kurtarması gerektiğini düşünüyor.

Büyük Petro’nun Batı'da Rusya'nın medeniyete girmesi gereken kapıyı gördüğü ve Rus soylularının Batılı kıyafetlerine ve sakallarına, Batı’nın mimari ve sanatsal yönlerinin alınmasına bile savaş açtığı biliniyor. Ancak tüm bunları, Rusya'nın Avrupa siyasetindeki ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili belirleyici statüsünde kalması konusundaki ısrarıyla bir araya getirmişti ve tıpkı Çariçe II. Katerina (Büyük Katerina) gibi bazılarının neredeyse hiç Rusça konuşmamasına ve Rus kökenli olmamasına rağmen, Rus milliyetçiliğinin üzerlerinde derin bir iz bıraktığı haleflerinin neredeyse hepsi bu yolu izledi.

dfsvfdebfr
İllüstrasyon: Daniel Baxter - Harita: David Ramsey Harita Koleksiyonu

Yukarıda bahsi geçen Rus milliyetçiliğinin bıraktığı derin iz, siyaset bilimci John Mearsheimer gibi bazı Batılı araştırmacıların, Moskova'daki (ve Pekin'deki) politikacıların zihinlerine hâlâ hakim olduğunu söyledikleri ve 19. yüzyıl politikalarına benzettikleri politikalardan hoşlanan Putin’i de etkilemişti. Rus politikacıların etkilendikleri bir diğer düşünce ise Rusya'nın, Napolyon Bonapart ve Adolf Hitler'in yaklaşık 130 yıl arayla gerçekleşen saldırılarının izinde bir Batı saldırısına karşı savunmasız kalacağı inancı. Napolyon Bonapart ve Adolf Hitler'in ortak noktası, iki güçlü Batılı devletten gelmeleri ve Rusya'nın dağların bulunmadığı ve Polonya ile Rusya arasında yer alan bölgede, tüm savunma mevzileri açıktayken orduların hareket etmesini kolaylaştıran ‘Büyük Avrupa Bozkırı’ndaki coğrafi zayıflığından faydalanmalarıydı.

Öte yandan Rusya nüfusunun büyük çoğunluğu ülkenin batı (Avrupa) yakasında yaşıyor. Asya yakası ise coğrafi olarak izole bir yapıya sahipken yaz ve kış aylarındaki sert iklimi nedeniyle neredeyse boş kalıyor. Asya yakasında Rusya'yı geliştirmeye yönelik tüm girişimlerin karşılaştığı büyük zorluklardan bahsetmiyorum bile. Bu yüzden Avrupa Rusyası, Dugin'in sözleriyle Rus tarihinin, kültürünün ve medeniyetinin kuluçka merkezi olmasının yanı sıra en önemlisi olmaya devam ediyor.

Buradan Rusya’nın üç eski Sovyet Baltık ülkesinin NATO üyesi olmasına ve NATO’nun bu sayede genişlemesine karşı gösterdiği aşırı hassasiyeti ve verdiği mücadelenin yanı sıra Gürcistan'ın (diğer konuların yanı sıra) 2008 yılında NATO'ya katılma girişimine verdiği güçlü tepkiyi anlayabiliriz. Daha da önemlisi, Ukrayna'daki mevcut savaşın Rusya ile ikiz kardeşi Ukrayna arasındaki karmaşık tarihi özetlemesi nedeniyle Putin için şahsi bir kriz oluşturduğu söylemek gerçeklerden çok da uzak olmaz.

Rusya, 24 Şubat 2022 tarihinde ‘özel askeri operasyon’ başlattığı Ukrayna'ya girdiğinde Putin'in verdiği röportajlar, yaptığı konuşmalar ve yazılı açıklamaları, ‘Ukrayna diye bir yer olmadığı, aksine çoğunluğu yeniden Rusya’ya bağlanması gereken bir topraklar grubu olduğu, bu topraklarda saf kan Rusların yaşadığı, ancak Lehçe’den etkilenen farklı bir Rusça konuştukları’ şeklinde ifadelerle doluydu. Putin, Sovyetler Birliği liderlerini, Rusya topraklarını Ukraynalılara ve Polonyalılara hediye olarak dağıtmakla suçlayan ifadeler de kullandı.

Büyük ve servet sahibi ülkesini Batı'ya olan bağımlığından kurtarması gerektiğini düşünen Rusya Devlet Başkanı Putin, adımlarını işte bu siyasi ve tarihi arka plan çerçevesinde atıyor. Siyasi ve ahlaki yozlaşmanın kaynağı olarak gördüğü Batı’nın etkisine şiddetle karşı çıkan Putin, Batı’da ‘ahlaksız’ davranışların yaygınlaşmasıyla birlikte siyasetin ve toplumsal normların gerilediğini alaycı bir dille ifade ediyor. Putin'in Batı'ya yönelik bu bakış açısı, Rusya’nın ve Rusya’nın müttefiklerinin, uzun süredir ülkesinin devlet başkanlığı koltuğunda oturan Putin’in Rusya'nın düşmanları olarak gördüğü ülkelere karşı zafer kazanmasının kaçınılmaz olduğu inancını pekiştiriyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.


Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
TT

Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı dün, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin Rus petrolünün akışına yeniden başlanmaması halinde Ukrayna'ya elektrik tedarikini kesme tehdidinde bulunmalarını "uyarı ve şantaj" olarak nitelendirerek kınadı.

Rus petrol sevkiyatları, Kiev'in 27 Ocak'ta Batı Ukrayna'da boru hattındaki ekipmanı bombalayan bir Rus insansız hava aracının (İHA) saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasından bu yana Macaristan ve Slovakya'ya durdurulmuş durumda. Slovakya ve Macaristan, uzun süredir devam eden tedarik kesintilerinden Ukrayna'nın sorumlu olduğunu savunuyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün yaptığı açıklamada, Kiev'in Rus petrolünün Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya'ya transit geçişine yeniden başlamaması halinde, iki gün içinde Ukrayna'ya acil durum elektrik tedarikini keseceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Macaristan Başbakanı da birkaç gün önce benzer bir tehditte bulunmuştu.

Bu konu, Ukrayna ile komşuları Macaristan ve Slovakya arasında bugüne kadarki en ciddi anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Bu ülkelerin liderleri, Moskova ile bağlarını güçlendirerek büyük ölçüde Ukrayna yanlısı Avrupa konsensüsünden ayrıldılar.

Macaristan ve Slovakya, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir ve bloktaki diğer iki ülke olarak Ukrayna üzerinden Druzhba boru hattıyla taşınan Rus petrolüne hâlâ büyük ölçüde bağımlıdırlar.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Ukrayna, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin iki ülke arasındaki enerji tedarikine ilişkin uyarılarını ve şantajlarını reddediyor ve kınıyor. Bu uyarılar kesinlikle Kiev'e değil, Kremlin'e yöneltilmelidir” ifadelerini kullandı.