Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

Mevcut başkandan duyulan memnuniyetsizlik ve eski başkanın politikalarından faydalanmak savaşın sonucunu belirleyebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
TT

Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)

Tarık eş-Şami

Joe Biden ve Donald Trump, ABD'de 1892'den bu yana görevdeki bir başkan ile eski bir başkan arasında yapılacak ilk seçimde karşı karşıya gelmeye hazırlanırken, bu süreçte Trump için cesaretlendirici, rakibi için ise endişe verici işaretler görülüyor. Biden'ın tüm seçim kampanyası boyunca Trump'a tercih edildiği 2020'nin aksine, bu kez özellikle Trump'ın politikalarından Biden'a kıyasla kişisel olarak yararlandıklarına inanan siyahi ve Latin seçmenler Biden’ın yolunu zorlaştırıyor. Peki bu ne anlama geliyor ve bu değişimin nedeni nedir?

Güneş kadar parlak

Eğer ABD başkanlık seçimleri bugün yapılsaydı, sonuç eski Başkan Donald Trump'ın lehine olacaktı. Son birkaç hafta içinde The New York Times ile Siena College, CBS News ile YouGov, Fox News ve The Wall Street Journal tarafından yayınlanan ve Trump'a rakibi karşısında iki ila dört puan arasında bir fark veren tüm anketler güneş kadar parlak bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Her ne kadar bu sonuçlar resmi olarak kamuoyu yoklamalarında hata payı dahilinde olsa da genel seçimlerde rakibi karşısında kendisini son 75 yılda Beyaz Saray'da oturan herhangi bir başkandan daha kötü bir konumda bulan Biden için kasvetli bir tablo çiziyor. Zira son anketler Biden'ın 2020'deki başarısının ardında yatan tabanını, salıncak eyaletlerde küçük bir farkla kaybetmeye başladığını gösteriyor.

New York Times ve Siena College tarafından kısa süre önce yapılan bir anket, siyahi Amerikalıların eski başkana desteğinin yüzde 23'e yükseldiğini ve Trump'ın Latin kökenliler arasında Biden'a karşı yüzde 46'ya yüzde 40'lık doğrudan bir üstünlüğü olduğunu gösterdi.

Siyahiler ve Latinler

Siyahiler ve Latinler için yapılan anket sonuçları sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda Seçiciler Kurulu oylamasının galibini belirleyen savaş alanı olarak adlandırılan eyaletlerde de endişe yaratıyor.

Kasım ayında New York Times ve Siena College'in Arizona, Georgia, Michigan, Nevada, Pensilvanya ve Wisconsin olmak üzere altı eyalette yaptıkları anket sonuçları, siyahilerin yüzde 22'sinin, Latinlerin ise yüzde 42'sinin Trump'a oy vereceğini ortaya koydu.

Pew Araştırma Merkezi’ne göre bu eğilimler devam ederse sonuçlar, 2020'deki başarısının temelini siyahi ve Latin oyları oluşturan Biden için felaket olacak. Çünkü Biden, Trump'ın yüzde 8'ine karşılık siyahilerin yüzde 92'sinin ve Trump'ın yüzde 38'ine karşılık Latin oylarının yüzde 59'unu kazandı.

Ekonomik faktörler

ABD'deki liberal medya ve basın, Barack Obama'nın doğum belgesi hakkında komplo teorileri yayan, Meksika vatandaşlarını kötüleyen ve eski Ulaştırma Bakanı Elaine Chao ile Asyalı olduğu için alay eden bir ırkçı olarak tanımladıkları Trump'ı beyaz olmayanların neden desteklediğini anlayamıyor gibi görünse de durum o kadar da karmaşık değil.

Veriler, siyahi ve Latin Amerikalıların yarısından fazlasının mevcut ekonomik koşulları kötü olarak değerlendirdiğini gösterirken, siyahilerin yüzde 26'sı ve Latin Amerikalıların yüzde 37'si Trump'a oy vereceklerini çünkü politikalarının kişisel olarak kendilerine fayda sağladığını belirtiyor.

xsdv fbrt
Biden ve Trump arasındaki ABD seçim kampanyası faaliyetleri (AFP)

Wall Street Journal'a göre Kovid-19 salgınından önce, çoğu siyahi ve Latin kökenli on milyonlarca işçi sınıfı seçmen düşük enflasyon, düşük işsizlik ve artan ücretlerin tadını çıkarıyordu. Azınlıkların daha büyük bir paya sahip olduğu en düşük gelir dilimindeki ABD’lilerin haftalık ücreti, Barack Obama döneminde çeyrek başına ortalama 88 sentlik ücret artışına kıyasla, Trump'ın başkanlığının ilk üç yılında çeyrek başına 4,24 dolar arttı.

Azınlık çatışması

Trump'ın siyahi ve Latin azınlıklar arasındaki gücünün son yirmi yılda hiçbir Cumhuriyetçi başkan adayında görülmeyen bir düzeye ulaşması, Demokratları son yıllarda kazanmak için güvendikleri Latin seçmenlerin büyük çoğunluğunu korumak için savunmaya geçmeye sevk etti. Bu durum, 2024 seçimlerinin çarpıcı gerçeğini gözler önüne seriyor. Beyaz Saray ve ABD Kongresi için mücadele, ırksal olarak farklı eyaletlere kayarken, her iki partinin de siyahi, Asyalı ve Latin seçmenleri içeren koalisyonlara güvenmesi gerektiğinden, hiçbir parti tek başına beyaz seçmenleri kazanamaz.

Bu önem artışının nedeni, Latin kökenli seçmenlerin bu yıl tüm seçmenlerin tahminen yüzde 15'ini oluşturmasıdır. Latin kökenli seçmenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü belirlemeye aday birçok kararsız bölgenin bulunduğu Kaliforniya'daki seçmenlerin yüzde 33'ünü oluşturuyor. Bu durum, Latinlerin neredeyse her dört seçmenden birini oluşturduğu Arizona ve Nevada gibi salıncak eyaletlerde de yankı buluyor ve onları hem başkanlık hem de Senato'daki güç dengesini değiştirebilecek bir konuma getiriyor.

Başkan Biden 2020'de Arizona, Georgia ve Nevada'da Trump'a karşı kazandığı zaferlerde bu etnik azınlıklara büyük ölçüde güvendiyse de bu yıl iki parti arasındaki büyük savaş, her iki partinin de çok sayıda Latin seçmeni kendilerine oy vermeye ikna etmek için büyük yatırımlar yaptığı aynı eyaletlerde yaşanacak.

ABD genelinde, hiçbir aday Latin seçmenlerin son 20 yıldaki patlayıcı büyümesini görmezden gelemez. 2020'ye göre yaklaşık dört milyon, 2008'e göre ise iki kattan fazla bir artışla bu yıl 36 milyon Latin seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu tahmin ediliyor.

Dönüşümün nedenleri

Latinler her ne kadar Demokratlara daha fazla oy verme eğiliminde olsalar da birçoğunun her iki partiye de bağlılığı zayıf. Örneğin 2004 yılında her 10 Latin seçmenden dördü George W. Bush'u seçerek Latinlerin Cumhuriyetçi bir başkan adayına verdiği en büyük desteği gösterdi. Ancak sadece dört yıl sonra Demokratlara verilen destek iki katına çıktı ve 2008 yılında Latin seçmenlerin yaklaşık yüzde 70'i Cumhuriyetçi Senatör John McCain yerine Barack Obama'yı seçti. 2012 ve 2016'da Cumhuriyetçi adaylar Mitt Romney ve Donald Trump'ın her biri başkanlık seçimlerinde Latin oylarının yüzde 29'unu aldı. Ancak bu oran 2020'de yüzde 37'ye yükseldi ve 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilere Latin desteği azaldı.

Ancak 2020'den bu yana Cumhuriyetçiler, Latinlere yönelik desteklerini artırdı ve özellikle Florida, Teksas ve New Mexico'nun bazı bölgelerinde daha fazla ilgi çekti. Adaylar seçmenlerle sık sık İspanyolca iletişim kurdular.

Trump, Latin Amerikalı göçmenler de dahil olmak üzere tüm göçmenler hakkında seçimi kazanması halinde kitlesel sınır dışı etme politikaları uygulayacağını vaat ederek kışkırtıcı söylemlerde bulunmuştu. Ancak anketler birçok Latin kökenli seçmenin kendilerini Trump'ın yorumlarının hedefi olarak görmediğini, onun sınırda bir baskıdan bahsetmesini memnuniyetle karşıladıklarını ve bunun iş sahiplerine ve ekonomiye yardımcı olacağını düşündüklerini ortaya koydu.

Biden'dan duyulan memnuniyetsizlik

Bazı anketler Latin seçmenlerin Demokratlara bakışının olumlu olduğunu ve Pew Araştırma Merkezi'nin bir anketine göre yaklaşık yüzde 80'inin Demokrat Parti'nin kendilerini önemsediğine ve oylarını kazanmaya çalıştığına inandığını gösterse de Latin seçmenler arasındaki değişim, Trump'a duyulan heyecan kadar Biden'a duyulan memnuniyetsizlikle de ilgili gibi görünüyor.

Bunun nedeni kısmen, diğer genç seçmenler gibi genç Latin seçmenlerin de ekonomi ve Gazze'deki savaşla ilgili hayal kırıklıkları nedeniyle Başkan Biden'dan uzaklaşmaları. Bu durum, kürtaj haklarının yükseltilmesinin bu sonbaharda seçmenler için merkezi bir mesele olacağına inanan bazı Demokrat stratejistleri endişelendiriyor.

Kuşak sorunu

Buna ilave olarak Biden, sivil haklar mücadelesinden sonra doğan nesillere mensup genç siyahi seçmenlerle gerçek sorunlarla karşı karşıya. Anketler genç siyahi seçmenler arasında Cumhuriyetçi Parti'ye doğru hafif bir kayma olduğunu gösteriyor. 60 yıldır neredeyse tamamen Demokrat olan bir seçmen kitlesinde Demokrat adayların kaybedeceği birkaç puan ölümcül olabilir.

Siyahi seçmenler arasında dört puanlık bir değişim, Pensilvanya, Georgia, Michigan, Kuzey Carolina ve Wisconsin gibi salıncak eyaletlerde Biden ve Demokratların kaderini belirleyebilir. Siyahi seçmenler arasındaki değişimin bir kısmı da yakın tarihin yansımasıdır. On yıllar boyunca Cumhuriyetçi adayların siyahilerden en az yüzde 10 destek alması alışılmadık bir durum değil.

Araştırmalar ayrıca Latin kökenli seçmenlerin 2024 yılında kendilerini ayrı bir sınıf olarak hissetmediklerini ve kendilerini daha çok Amerikan ulusal karakterinin parçası olarak gördüklerini gösteriyor.

Sayıları giderek artan Asya ve Güney Asya kökenli ABD’liler için bu durum iki kat daha fazla. Tarih, geçmişte Asyalı ABD’lilere yönelik korkunç suiistimallerden bahsetse de bugün Asyalı ABD’lilerin hikayesi, kölelik ve ayrımcılığın birçok nesle yayılan dehşetinden çok farklı.

Muhafazakârlar için derin nefes

Bütün bunlarla birlikte muhafazakârlar ve Cumhuriyetçiler derin bir nefes alabilir ve genel politikalarının ABD'deki hızlı demografik değişim korkusuyla bağlantılı kalmasının ardından nispeten rahatlayabilirler. Bu da onları önemli politika konularını etkileyecek kalıcı azınlık haline getirebilir.

Dolayısıyla sağın, kürtaj politikasında devrim yapan ve göçmenlik konusunda daha sağcı hale gelen muhafazakârların değer verdiği her şeyden ödün vermeden ABD'nin değişen demografik ve kültürel yapısına uyum sağlamaktan başka alternatifi yok.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.


Bazıları Trump ile ilgili... Rapor, Epstein davasında onlarca kaydın kaybolduğunu ortaya koyuyor

Jeffrey Epstein’ın Miami, Florida’daki dosyalarının basılı kopyaları (AFP)
Jeffrey Epstein’ın Miami, Florida’daki dosyalarının basılı kopyaları (AFP)
TT

Bazıları Trump ile ilgili... Rapor, Epstein davasında onlarca kaydın kaybolduğunu ortaya koyuyor

Jeffrey Epstein’ın Miami, Florida’daki dosyalarının basılı kopyaları (AFP)
Jeffrey Epstein’ın Miami, Florida’daki dosyalarının basılı kopyaları (AFP)

Yeni bir rapora göre, ABD’li milyarder ve cinsel suçlardan hükümlü olan Jeffery Epstein davasıyla ilgili Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yapılan onlarca tanık görüşmesi, Adalet Bakanlığı’nın geçen ay yayımladığı kapsamlı dosya setinde eksik. Eksik kayıtlar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ı yıllar önce cinsel saldırıyla suçlayan bir kadınla ilgili üç görüşme de bulunuyor.

ABD merkezli CNN’in incelemesine göre, Epstein’in ortağı Ghislaine Maxwell’in 2021’de insan ticareti suçlamasıyla yargılanmadan önce avukatlarına sunulan delil dosyasında, yaklaşık 325 FBI tanık görüşmesi numarası yer alıyor. Ancak bu görüşmelerin 90’dan fazlası, yani listenin dörtte birinden fazlası Adalet Bakanlığı’nın internet sitesinde bulunmuyor.

Eksik kayıtlar arasında, Temmuz 2019’da FBI’a başvuran ve 13 yaşındayken Epstein’den tekrar tekrar saldırıya uğradığını bildiren bir kadınla yapılan üç görüşme de yer alıyor. Kadın ayrıca, 1980’lerde Epstein’ın kendisini Trump’a tanıttığını ve Trump’ın da kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ediyor.

ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi’nin önde gelen Demokrat üyesi Robert Garcia, eksik belgelerin ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirterek, bazı belgelerin ‘başkana karşı ciddi iddialarda bulunan bir mağdurla ilgili’ olduğunu vurguladı ve tüm dosyaların gerçekten yayımlanıp yayımlanmadığının açıklanmasını talep etti.

Adalet Bakanlığı Sözcüsü ise Epstein’a dair herhangi bir kaydın silinmediğini, bakanlığın yasaya bağlı kaldığını açıkladı.

Sözcü, “Hiçbir şeyi silmedik ve her zaman söylediğimiz gibi, gerekli tüm belgeler sunuldu” ifadesini kullandı. Ayrıca yayımlanmayan belgelerin ‘tekrarlı kopyalar, korumalı belgeler ya da devam eden federal soruşturmanın parçası’ olduğunu belirtti.

Trump ise Epstein’la bağlantılı olarak herhangi bir suç iddiasını defalarca reddetti; Beyaz Saray, iddiaları ‘yalan ve fitne amaçlı’ olarak nitelendirdi. Adalet Bakanlığı da daha önce yaptığı açıklamada bazı belgelerde ‘Trump’a karşı doğru olmayan ve fitne amaçlı iddialar’ bulunduğunu belirtmişti.

Bu arada Epstein’ın mağdurları da yayımlanan dosyalarda ifadelerinin yer almamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirerek, kısmi veya eksik yayımlamanın yıllardır süren belirsizliği yeniden ürettiğini savundu.

Bu gelişmeler, özellikle Epstein’ın 2019’da cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanırken cezaevinde ölü bulunmasının ardından yaşanan Maxwell davası ve mahkûmiyet süreciyle birlikte, ABD’deki en tartışmalı davalardan birinde şeffaflık seviyesini yeniden gündeme taşıdı.