Fransız yazar Jelloun, İsrail'in Gazze'deki saldırıları ve İslamofobi'ye ilişkin AA'ya konuştu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

 Fransız yazar Jelloun, İsrail'in Gazze'deki saldırıları ve İslamofobi'ye ilişkin AA'ya konuştu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Birçok ülke ve Türkiye'de kitapları sevilerek okunan Fas asıllı Fransız yazar Tahar Ben Jelloun, İsrail'in Gazze'ye yönelik katliamlarının bir soykırım olduğunu belirterek, "Netanyahu'ya mektup yazdım. 'Savaşı kaybettiğini, çünkü herkesi öldürse bile Filistin'in orada kalacağını, Filistin halkının her zaman var olacağını' söyledim." ifadesini kullandı.

"Kum Çocuk", "Kutsal Gece", "Yoksullar Hanı", "Bay Ahlak'ın Çöküşü", "Kızıma Irkçılığı Anlatıyorum" gibi Türkçeye çevrilenlerin yanı sıra "Çocuklara İslam'ı Anlattım" ve "Kazablanka Aşıkları"nın da aralarında bulunduğu kitapların yazarı, Fransa'nın prestijli edebiyat ödüllerinden Goncourt Ödülü sahibi Tahar Ben Jelloun, Institut Français organizasyonuyla Ankara'ya geldi.

Fas'ta 1944'te doğan, ortaöğrenimi­ni Tanca şehrinde tamamlayan Ben Jelloun, 1971'de Fransa'ya göç ederek sosyoloji ve sosyal psikiyatri alanında öğrenim gördü.

30'dan fazla kitap kaleme alan Ben Jelloun, 1987'de "Kut­­sal Gece" romanıyla Gon­court Ödülü'nü alarak Fransa'da bu ödüle layık görülen ilk Faslı yazar oldu.

Eserlerinde ülkesinin sıkıntılarını, ırkçılık, göçmen soruları ve İslam karşıtlığını konu edinen Ben Jelloun, 1970'lerde başladığı gazeteciliği, Fransa'nın Le Monde gazetesinde sosyal ve siyasal konuları ele aldığı yazılarıyla sürdürüyor.

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar'ın ev sahipliğinde öğrenciler ve akademisyenlerle söyleşide bir araya gelen Ben Jelloun, öncesinde, yazarlık serüveni, kitaplarına konu aldığı Filistin ve Gazze'deki katliamlar ile dünyada artan İslamofobi'ye ilişkin Anadolu Ajansı (AA) muhabirinin sorularını yanıtladı.

Soru: Türkiye'yi gezme şansınız oldu mu?

Tahar Ben Jelloun: Ne yazık ki Türkiye'yi gezme şansım olmadı. İstanbul'a kitaplarımı tanıtmak için 20 sene önce geldim ve çok hızlı bir gezi olmuştu.

Soru: Şu an üzerinde çalıştığınız bir roman var mı? Edebiyatçılar hakkında merak edilen bir şeydir, eski romanlarınızı dönüp okuyor musunuz, "Bugün yazsam farklı yazardım." diyor musunuz?

Tahar Ben Jelloun: Geçen yıl çıkan "Kazablanka Aşıkları" adlı romanımın devamı üzerinde çalışıyorum. Günümüz Fas'ında, Kazablanka'nın orta sınıfında evlilik üzerine bir hikaye. Şu anda ikinci cildi üzerinde çalışıyorum. Kitaplarımı geriye dönüp okumuyorum. Kitaplarımı asla tekrar okumam ve sonra onları unuturum.

Soru: Fransa'da yaşıyorsunuz ve ana vatanınız Fas ile bağlantınızı asla kesmemişsiniz, öyle değil mi?

Tahar Ben Jelloun: Evet, tabii ki yılda 4-5 ay oraya gidiyorum. Fas'a ihtiyacım var çünkü kitaplarımın çoğu Fas hakkında. Balzac'ın bir romancının ne olduğuna dair tanımını ele alırsak, "Bir romancı kendi çağının tanığıdır." der ve benim çağım Fas. Ülkemden kopamam.

Soru: Edebiyatçılık yaş aldıkça farklı bir çehreye bürünüyor mu? Edebiyata başladığınız ilk dönem ile bugünü kıyasladığınızda değerlendirmeniz nasıl olur?

Tahar Ben Jelloun: Yazmaya ilk başladığımda çok zorlandım. Romanı beni eleştirmeyecek, "İyi, bu güzel." diyecek bir yayıncıya teslim etmek istiyordum. Bugün de aynı zorluğu yaşıyorum ancak buna alıştım ve bir romanın yayımlanmasından bir gün önce, 50 yıl önce hissettiğim kaygıyı, heyecanı hissediyorum. Her yaşta hata yapabilirsin, her yaşta kötü bir kitap yazabilirsin. Bir yazar kendinden çok şey talep etmelidir.

- "Sinemacılardan ilham aldım"

Soru: Kitaplarınız akıcı ve betimlemeyi çok seviyorsunuz. Gençliğinizde hangi edebiyatçılardan etkilendiniz? Yazın hayatınıza etki eden, besleyen unsurlar neler oldu?

Tahar Ben Jelloun: Gençliğimde Tanca'da olduğumuz için dikkatimizi dağıtacak çok az şey vardı. Haftada iki kitap ödünç alıp okuduğum bir Fransız kütüphanesi vardı. Balzac, Victor Hugo, Jules Verne ve farklı şairleri okudum. Yazmaya başladığımda, beni en çok etkileyen kişiler yazarlar değil, film yapımcıları, sinemacılardı. Hikaye anlatma tekniği, okuyucuyu ya da izleyiciyi sıkmamak için dikkatli olmanızı gerektirir. Alfred Hitchcock, Fritz Lang ve John Ford gibi büyük sinemacılardan, ülkelerini ve hikayelerini film aracılığıyla anlatmayı seven insanlardan ilham aldım. Yazarların da üzerimde etkisi vardı elbette çünkü sürekli okurdum.

- "İnsanoğluna güvenmiyorum"

Soru: İnsanı merkeze alan kitaplar yazıyorsunuz. 1970'lerden bu yana gittiğiniz ülkelerdeki gözlemlerinize göre toplumların ve insanların davranış modelleri değişti mi, değerlendirmeniz nedir?

Tahar Ben Jelloun: Her zaman bir hümanist oldum. Ülkem Fas'ta kadın haklarından başlayarak insan hakları için kampanya yürüttüm. İlk romanım kadınların durumuyla ilgiliydi ve sonra devam ettim. Şu anda dünyada neler olduğunu görüyoruz. Ukrayna, Gazze, Afrika'nın daha karmaşık hale gelmesi, bazı coğrafyalarda diktatörlerin iktidara gelmesi... Hepsi çok korkutucu çünkü hukuka ve adalete saygısı olmayan insanlarla uğraşıyoruz. Bu yüzden insanlığa, insanoğluna güvenmiyorum. Ancak sade bir vatandaş olarak yazmaya ve politikacılardaki bu insanlık yoksunluğunu kınamaya devam ediyorum.

- "Göçmenlik, edebiyatımda her zaman konu olmuştur"

Soru: Dünyanın her yerinde göçmen sorunu var. Siz de 27 yaşında Fas'tan Fransa'ya göç etmişsiniz ve belki de bir süre Fransa sizi göçmen olarak kabul etti. Kitaplarınızda da bu konuyu irdeliyorsunuz. Son 40-50 yılda göçmenlerin durumu nasıl bir hal aldı?

Tahar Ben Jelloun: Göçmenlerin her yerde olduğu bir zamanda yaşıyoruz ve bunlar önceki dönemin politikaları olan sömürge politikaları, az gelişmişlik ve ırkçı politikalardan kaynaklandı. Şimdi bu nedenlere bir de iklim sorununu ekliyoruz. Fransa'da göç, sömürgeciliğin doğrudan bir sonucuydu. 40'lı, 50'li ve 60'lı yıllarda Fransızlar fabrikalarında çalıştırmak ve insan gücü edinmek için Cezayir, Fas ve Tunus'a gitti. Fransız hükümeti 70'li ve 75'li yıllardan itibaren insani bir bakış açısıyla göçmenler ve ailelerini bir araya getirmeye karar verdi. Fransa'da çalışan erkekler, eşlerini ve çocuklarını ülkeye getirme hakkına sahip oldu. O andan itibaren yeni doğumlar başlayacak ve göçmenlerden değil ama göçmenlerin çocuklarından oluşan yeni bir nesil ortaya çıkacaktı. Bu çocuklar bunu çok ağır yaşadı. Tanınmadıklarını, düzgün bir şekilde karşılanmadıklarını hissettiler. Kalitesiz okullara devam ettiler ve sonuçta ikinci sınıf Fransızlar oldular.

Ben ekonomik bir göçmen değildim. Bir dönem entelektüeller için Fas'ta yaşamak çok zordu, bu yüzden Fransa'ya geldim çünkü bazı arkadaşlarım fikirleri yüzünden çeşitli sıkıntılar çekiyordu. Fransa'da göçmenlere okuma yazma dersleri verdim. Göçmenlik, edebiyatımda her zaman konu olmuştur. Günümüze kadar onların neler yaşadığına tanıklık etmenin ve buna yönelik yazmanın önemli olduğunu düşünüyorum çünkü pek de iyi şeyler yaşamıyorlar.

- "Gazze'de yaşananlar bir trajedidir, soykırımdır"

Soru: İslam'ı anlatmak için kitaplar yazdınız ve Fransa'da İslam'ı anlatıyorsunuz. Bugün artan bir şekilde İslamofobi var. Gazze'de 14 bin çocuk İsrail'in katliamlarıyla hayatını kaybetti. Bu katliam nasıl son bulacak, dünyanın her yerinde kaygı uyandıran bu sıkıntı için değerlendirmeniz nedir?

Tahar Ben Jelloun: Ben edebiyatçı, yazar ve sosyolog olarak değil, sıradan bir vatandaş, bir aile babası olarak, tıpkı "Kızıma Irkçılığı Anlattım" kitabını yazdığım gibi, "Çocuklara İslam'ı Anlattım" kitabını da Fransız çocukların İslam'ın ne olduğunu anlamalarını teşvik etmek için yazdım. Bu bir eğitim ve pedagoji meselesi. Ancak başörtüsüyle ilgili yaşanan olaylar, İslamcılığın bir ideoloji haline gelmesi, terörizm, pek çok konu var. İslam dininin kötüye kullanılmasını İslam devleti ideolojisiyle birbirine karıştırıyoruz. Batı'da İslam'ın ne olduğu konusunda bir bilgi eksikliği var, İslam farklı gösteriliyor. İslam hakkında doğru bir şekilde konuşabilen çok az insan var.

Gazze'de yaşananlar bizim için bir acıdır. Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısını bir makale yayımlayarak alenen kınadığım doğrudur. Ancak korkunç olan İsrail'in 6 aydır sivilleri bilerek katletmek, çocukları öldürmek ve her şeyden önemlisi Filistin halkını aç bırakmak için gıda yardımının gelmesini engellemesi. Gazze'de yaşananlar bir trajedidir ve dünyada suçu tersine çevirmek için çok fazla baskı var. Netanyahu ve ordusunun planı tüm Filistinlileri yok etmek. Bu kesinlikle onun saplantısı, mümkün olduğunca çok Filistinliyi öldürmek ve böylece yeryüzünde hiç Filistinli bırakmamak... İsrailliler, soykırım kelimesinin Yahudilerin soykırımından başka bir şey için kullanılmasını istemiyor. Ancak bir hastaneyi, bir okulu ya da sadece uyuyan ailelerin olduğu bir köyü bombaladığınızda ve herkesi katlettiğinizde, bu soykırımdır. Trajedi şu ki diyalog ve müzakere olabilmesi için herhangi bir uzlaşma göremiyoruz. Bunu istemiyorlar, İsrailliler barışla ilgilenmiyor. Dolayısıyla bu trajedinin olumlu bir sonuca ulaşacağını düşünmüyorum.

- Netanyahu'ya yazdığı mektupla BM'den arandı

Soru: Gazze'de yaşananları romanlaştırma düşünceniz var mı?

Tahar Ben Jelloun: Filistin hakkında şiirler, tiyatro piyesleri yazdım. Gazze'de olanlar için İtalya'da "Çığlık" adında küçük bir kitap yayımladım. Çünkü Fransa'da yayımlamak için ortam müsait değildi. Hem 7 Ekim'in dehşetini hem de İsrail ordusunun dehşetini anlattım. Bir yandan Hamas'ın saldırılarını yazdığım için Arap arkadaşlarım tarafından hakarete uğradım, diğer yandan da İsrail ordusuyla ilgili metinlerimi yayımladığımda Yahudi arkadaşlarım tarafından antisemitik olduğum söylenerek saldırıya uğradım. Düşündüğünü söyleyen özgür bir entelektüelim ve kimseyi memnun etmeye çalışmıyorum. Bir insan olarak her gün gördüklerimi kınıyorum. Ve yazıyorum, yapmam gereken tek şey bu. Ayrıca Netanyahu'ya bir ay önce açık bir mektup yazdım ve bu mektup birkaç gazetede yayımlandı, Netanyahu'ya 'savaşı kaybettiğini çünkü herkesi öldürse bile Filistin'in orada kalacağını, Filistin halkının her zaman var olacağını' söyledim. Bir gazete beni Yahudi karşıtı olarak suçladı. Le Point'te genç bir Yahudi kadın tarafından yayımlanan, bana hakaret eden ve beni karalayan bir yazı yazıldı. İsrail'den bana karşı çok fazla tepki geldi. Bu mektup BM'ye kadar ulaşan ve oradaki pek çok yetkili tarafından okunan bir mektuptu. BM'den bu konuda beni aradılar. Mektup hala sosyal ağlarda dolaşıyor.

- "Batı'daki entelektüeller İslam'a ve Müslüman nüfusa pek ilgi duymuyor"

Soru: Faslı Fransız yazar olarak İslamofobi'nin çözümleneceğini düşünüyor musunuz? Edebiyat ve edebiyatçılar bu soruna kulak tıkıyor mu?

Tahar Ben Jelloun: Fransa'da bir din olarak İslam'ın çok kötü bir imajı var. Hem İslam'ı ve Müslümanları sevmeyenler hem de İslamofobi olarak adlandırılan İslam karşıtı ırkçılığı savunanlar var. İslam'dan korkan pek çok kişi var. Batı'daki entelektüeller, sanatçılar ve yazarlar, İslam'a ve Müslüman nüfusa pek ilgi duymuyor.

İslam'ı nefret konusu haline getiren aşırı sağcı siyasi partilerimiz var. Örneğin Eric Zemmour adında, partisi olmayan ama seçimlere katılmış eski bir gazeteci, aşırı sağa çok bağlı bir politikacı, İslam'ın Fransa için bir tehlike olduğunu söylüyor. Ayrıca "Tesettürlü bir kadın hareket halindeki bir camidir." demiş ve bunu sık sık tekrarlamıştır. Irkçı nefreti kışkırtmaktan hüküm giydi. Ancak bu durum Müslüman karşıtı duyguların yayılmasını engellemedi.

- Fransız yazar, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Nedim Gürsel okumuş

Soru: Türkiye, Fransa'nın prestijli ödüllerinden Goncourt'ta ödül alacak eserlerin seçimine dahil oldu. Pek çok ülke bu seçimi yapıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk edebiyatını ve kitaplarını okuma fırsatınız oldu mu?

Tahar Ben Jelloun: Gençken Yaşar Kemal'i okurdum, Fransa'da en çok tanınan Türk yazardı. Orhan Pamuk'un eserleri ile Fransızca ve Türkçe yazan arkadaşım Nedim Gürsel'i okudum. Türk kültürüne ve Türk sinemasına çok sempati duyuyorum. Fas ve Türkiye arasında pek çok benzerlik var. Fas'ta Türkiye'ye büyük saygı duyuluyor. Türkiye, Fas'ta endüstriyel, ticari ve zanaat düzeyinde varlık gösteriyor. İki ülke arasında büyük ilişkiler var. Bu da memnuniyet verici. Sizi şaşırtabilir belki ama yaklaşık 10 yıl önce Fas'ta Arapça yayımlanan bir Türk dizisi büyük beğeni kazandı. Dolayısıyla Türkiye bizim için çok tanıdık ve dost bir ülke.

Türkiye'nin Goncourt seçimini lanse etmek için Ankara'ya geldim ve perşembe günü İstanbul'a gidiyorum. Dünyada yaklaşık 42 ülkede öğrenciler bizim hazırladığımız kısa listedeki kitapları okuyor, bir araya gelip bir kitap için oy kullanıyor ve o kitap, prensip olarak Goncourt seçiminin yapıldığı ülkenin diline çevriliyor. Brezilya, Yunanistan ve Fas'tan Cezayir, Polonya ve Romanya'ya kadar, Goncourt seçimini yapan 42 ülke var ve bu Fransızca konuşulan ülkelerdeki gençlerin daha çok okumasını sağlıyor, bu yüzden önemli bir proje.

Yazar Ben Jelloun, röportaj sonrasında, Anadolu Ajansının, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında beyaz fosfor kullanması başta olmak üzere işlediği savaş suçlarına yönelik belge niteliğindeki fotoğrafların yer aldığı "Kanıt" kitabını inceleyerek, AA'ya tebrik ve çalışmadan dolayı teşekkürlerini iletti.



ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı
TT

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD’de Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, güvenlik birimlerinin Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinin düzenlendiği otelde ateş açan saldırganın ABD Başkanı Donald Trump ile yönetimden bazı üst düzey yetkilileri hedef almayı planladığını belirtti. Olayın İran’la bağlantılı olup olmadığı ise henüz netlik kazanmadı.

Öte yandan, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı bağlamında diplomatik bir ilerleme sağlanmasına yönelik umutlar da zayıfladı. Tarafların müzakere koşullarını yumuşatma konusunda istekli görünmemesi nedeniyle, görüşmelerin yeniden canlandırılmasına yönelik çabaların tıkandığı ifade ediliyor. Pakistan hükümetinden kaynaklara göre, ABD güçleri başkent İslamabad’dan bazı güvenlik ekipmanlarını geri çekti. Bu durum, ABD heyetinin yakın zamanda yeniden görüşmeler için bölgeye dönmesinin düşük bir ihtimal olduğuna işaret ediyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde silahlı saldırı düzenlemekle suçlanan kişinin, olaydan dakikalar önce ailesine gönderdiği mesajlarda kendisini “Dostane Federal Suikastçı” olarak tanımladığı ve Trump yönetimi politikalarına sert şekilde karşı çıktığı ortaya çıktı. Güvenlik yetkililerine göre bu yazışmalar saldırının siyasi motivasyonlu olduğuna dair güçlü işaretler içeriyor.

Washington Hilton’da silah seslerinin duyulmasından kısa süre önce gönderilen mesajlarda, ABD Başkanı Donald Trump’a doğrudan isim vermeden sık sık atıfta bulunulduğu ve yönetimin çeşitli uygulamalarına yönelik şikâyetlerin dile getirildiği belirtildi. Yetkili, bu şikâyetler arasında ABD’nin Doğu Pasifik’te uyuşturucu kaçakçılığı yapan teknelere yönelik operasyonlarının da yer aldığını ifade etti.

Soruşturmacılar, söz konusu yazışmaların yanı sıra şüphelinin sosyal medya paylaşımları ve aile üyeleriyle yapılan görüşmeleri, zanlının zihniyeti ve olası motivasyonlarına dair en somut kanıtlar arasında değerlendiriyor.

Yetkililer ayrıca, şüpheliyle bağlantılı çok sayıda Trump karşıtı sosyal medya paylaşımına ulaşıldığını açıkladı. Şüpheli, 31 yaşındaki Kaliforniya sakini Cole Tomas Allen olarak tanımlanırken, etkinlikteki güvenlik noktasını aşmaya çalışırken birden fazla silahla yakalandığı bildirildi.

Yetkilinin verdiği bilgiye göre Allen’ın kardeşi, söz konusu yazıları aldıktan sonra Connecticut eyaletinin New London kentinde polise başvurdu. Polis sözcüsü, bu bilginin ardından federal kolluk kuvvetleriyle temasa geçildiğini söyledi.

Federal ajanların Maryland’de yaşayan kız kardeşiyle de görüştüğü ve kardeşin, Allen’ın Kaliforniya’daki bir silah mağazasından yasal olarak birkaç silah satın aldığını, bunları ailelerinin Torrance’taki evinde onların bilgisi dışında sakladığını anlattığı aktarıldı. Kız kardeşi ayrıca Allen’ın zaman zaman radikal söylemlerde bulunduğunu belirtti.

Yetkililer, Allen’ın Ekim 2023’te .38 kalibrelik yarı otomatik tabanca, iki yıl sonra ise 12 kalibrelik bir pompalı tüfek satın aldığını ifade etti.

Soruşturma kapsamında, Allen’ın hedeflerinin ne kadar spesifik olduğu henüz netlik kazanmadı. Yetkililer, şüphelinin öfkesinin doğrudan Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’e mi yöneldiğini yoksa daha geniş kapsamlı bir yönetim karşıtlığını mı yansıttığını araştırıyor.


İran ve ABD ablukaları arasında Hürmüz Boğazı

Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
TT

İran ve ABD ablukaları arasında Hürmüz Boğazı

Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth cuma sabahı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukayı ‘gerektiği sürece’ sürdüreceğini bildirdi. Bir gün önce ise üst düzey bir İranlı yetkili sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, savaşçılarının boğaz içindeki deniz mağaralarında saklandığını ve ‘saldırganları yok etmeye’ hazır olduklarını duyurdu.

ABD ile İran, ateşkes üzerinde anlaşmalarının ardından Hürmüz Boğazı’nda kontrol sağlama çabalarını artırdı. İran, yalnızca İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından izin verilen gemilerin geçişine müsaade edileceğini belirtirken, ABD Donanması İran limanlarından gelen ya da bu limanlara giden tüm gemilere müdahale ettiğini açıkladı.

Özetle, Hürmüz Boğazı gibi hayati öneme sahip bir deniz yolunda kimin kontrolü elinde tuttuğunu kesin olarak belirlemek mümkün görünmüyor. Ancak kesin olan şu ki, boğazın geleceği yalnızca ABD ile İran arasındaki çatışmanın çözümü açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomi için de kritik bir mesele haline gelmiş durumda. Bu dar su yolunda yaşananlara dair bilinenler ise şöyle:

Gemilerin çoğu hareket etmiyor

İran güçleri çarşamba günü Hürmüz Boğazı yakınlarında iki yük gemisine el koyduklarını açıkladı. ABD ordusu ise cuma günü yaptığı açıklamada, İran limanlarına yönelik ablukanın başlamasından bu yana 34 geminin durdurularak yönünün değiştirildiğini bildirdi.

Nakliye şirketleri ve onlara bağlı sigorta kuruluşları, İran’ın ana deniz yollarına mayın döşemiş olabileceğinden ve ticari gemilere saldırı düzenleyebileceğinden endişe ediyor. Bu durum, Arap Körfezi içinde mahsur kalan yüzlerce geminin büyük bölümünü bölgeden ayrılma girişiminden caydırmış durumda.

sdvfdvbf
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Piyadeleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiye baskın düzenledi. (AFP)

Buna rağmen İran, kendi gemileri de dahil olmak üzere bazı gemilerin, kıyılarına yakın bir güzergâhı kullanarak Hürmüz Boğazı üzerinden geçişine izin verdi; bu rotanın İran limanlarında duraklamayı da içerebileceği belirtiliyor. Küresel gemi takip şirketi Kpler verilerine göre, 7 Nisan’da ilan edilen ateşkesten bu yana en az 150 gemi boğazdan geçti.

Bununla birlikte, boğazdaki günlük trafik hacmi savaş öncesi seviyelerin oldukça altında kalmaya devam ediyor. Normal koşullarda, dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri ve önemli miktarda doğal gaz tankerler aracılığıyla bu dar geçitten taşınıyordu. Ancak bölgedeki gerilim, küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açarken petrol fiyatları yeniden varil başına 100 dolar seviyesine yaklaştı.

Kpler verileri, çarşamba ile perşembe günleri arasında 17 geminin bu su yolundan geçtiğini ortaya koydu.

İran ticaretin büyük bir kısmını engelleyebilir

İsrail ile ABD’nin çatışmanın erken aşamalarında düzenlediği saldırılar sonucu İran donanmasının önemli bir bölümü imha edilmiş olsa da, DMO küçük ve hızlı botlar konuşlandırmayı sürdürüyor. ‘Sivrisinek filosu’ olarak bilinen bu güç, çoğunlukla füze ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak gemi trafiğini taciz etmek üzere tasarlandı.

İranlı yetkililer ayrıca, savaş öncesinde gemi geçişi için belirlenmiş iki ana koridorun bulunduğu Hürmüz Boğazı içinde deniz mayınları döşediklerini açıkladı. Bu durum, gemileri İran kıyılarına daha yakın ve dolayısıyla İran güçlerinin daha kolay kontrol edebileceği bir rotayı kullanmaya zorladı.

Tahran yönetimi son dönemde bu su yolundan geçişe ilişkin yeni kurallar da getirdi. Buna göre, önceden belirlenmiş rotalar için izin alınması zorunlu hale gelirken, İranlı yetkililer boğazdan geçmek isteyen gemilerden ücret alınmasını öngören yasa tekliflerini de parlamentoya sundu.

ABD Donanması’nın gözünden hiçbir şey kaçmaz

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan donanmasının ablukayı İran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varılana kadar sürdüreceğini açıkladı. İran ise görüşmelere yeniden başlamanın şartı olarak ablukanın kaldırılmasını öne sürüyor.

Güçlü hava desteği ile Umman Denizi ve Arap Denizi’nde devriye gezen savaş gemilerinden oluşan bir filonun desteğiyle ABD Donanması, İran limanlarından çıkan ticari gemileri takip ediyor; geçişi başaran gemilerle karşı karşıya gelerek onları geri dönmeye zorluyor ya da gemiye çıkma riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

bfrbg
İki adet AH-64 Apache tipi Amerikan saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)

Hegseth cuma günü yaptığı açıklamada, 34 geminin durdurularak geri gönderildiğini bildirdi. Ayrıca İran bayrağı taşıyan Tosca adlı yük gemisinin, pazar günü ablukayı aşmaya çalıştığı sırada donanma ateşiyle etkisiz hale getirildiği ve 19 Nisan’da Arap Denizi’nde mürettebatıyla birlikte alıkonulduğu belirtildi. İran, gemiye el konulmasını ‘korsanlık’ olarak nitelendirerek kınadı.

ABD ordusu, hiçbir İran gemisinin ablukayı aşamadığını savunsa da, Lloyd’s List analistleri, 13 Nisan 2026’dan bu yana İran bağlantılı en az yedi geminin Hürmüz Boğazı ve daha geniş çaplı ablukayı aşmayı başardığını ifade ediyor.

Bazı gemilerin, menşe veya varış noktası bilgilerini sahte şekilde girerek ve kendilerini başka bir gemi gibi göstererek ablukayı atlattığı belirtiliyor. Ayrıca gemilerin, konumlarını ileten cihazlarını geçici olarak kapatarak bir noktada kaybolup başka bir yerde yeniden ortaya çıkmış gibi görünebildikleri kaydediliyor.


Körfez’deki ortaklar: Kalıcı bir İran uzlaşısında vazgeçilmez bir dayanak

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
TT

Körfez’deki ortaklar: Kalıcı bir İran uzlaşısında vazgeçilmez bir dayanak

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)

Brian Katulis

Bu haftanın başlarında, ABD Başkanı Donald Trump, İran ile kırılgan ateşkesi pekiştirmek için, daha önce belirlemiş olduğu iki haftalık süreyi uzatarak, İran liderlerine Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde daha tutarlı bir pozisyon sunmaları için daha fazla zaman tanıdı.

Bu uzatmayı duyurduktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri, izlenecek yol konusunda karışık sinyaller göndermeye devam etti. Trump'ın uzatmayı duyurduğu haftanın içinde, İran yakınlarındaki sulara ek bir askeri güç, üçüncü bir uçak gemisi grubu geldi. Aynı zamanda Trump, İran liderliği ile “en iyi anlaşmaya” varma arzusunu yineledi.

Başkan Trump'ın ikinci döneminde, Washington'un İran'a yönelik politikası, “maksimum baskı” yaklaşımından büyük ölçüde stratejik belirsizliğin damga vurduğu “belirsizlikte zirve” yaklaşımına doğru kaydı. Eski Çinli askeri stratejist ve filozof Sun Tzu, geçmişte yetenekli bir komutanın, rakibine karşı savaşmadan zafer kazanan kişi olduğunu yazmıştı. Görünüşe göre Trump'ın diplomasiye olan meyli, bu aşamada sınırlı da olsa, askeri tırmandırma seçeneğine göre giderek daha fazla zemin kazanıyor.

İran meselesiyle ilgili paralel bir gelişme olarak, İsrail ve Lübnan arasındaki görüşmeler bu hafta Dışişleri Bakanlığı'ndan Beyaz Saray'a taşındı ve bu adım Trump'ın iki ülke arasındaki ateşkesin üç hafta daha uzatılacağını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi.

Ancak Trump'ın çeşitli cephelerdeki değişken pozisyonları, hem Lübnan hem de İran ile diplomatik seçeneğe bağlı kalıp kalmayacağı veya bu yaklaşımlar kısa sürede sonuç vermezse gerilimi yeniden yükseltip yükseltmeyeceği konusunda bir sonuca varmayı erken hale getiriyor.

Arap ortakların İran diplomasisinde neden daha güçlü bir role ihtiyacı var?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump diplomatik sürece güvenmeye devam ederse, bu denklemde önemli bir unsur halen eksik, o da İran ile başa çıkmada nihai stratejik hedefin hatlarını belirlemek için ABD'nin özellikle Körfez'deki Arap ortaklarıyla tutarlı ve düzenli bir şekilde etkileşimde bulunması. Washington bu ülkelerle koordinasyon sağladı, ancak bu koordinasyon öncelikle İran saldırılarına karşı savunma önlemlerini uyumlu hale getirmeye odaklandı.

Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler

 Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, son yıllarda Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin bu alandaki deneyimlerine rağmen, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler. Zira İran saldırıları bu ülkelere maddi zarar verdi ve aynı zamanda bu tür bir arabuluculuk çabasının dayandığı güven düzeyini de zayıflattı.

Son iki yılda, ABD'nin bölgesel ortakları askeri ve güvenlik alanlarında önemli bir çarpan etkisi yarattı. 2024'te İran ile yaşanan iki gerilim turundan, geçen yılki 12 günlük savaş ve mevcut çatışmaya kadar, Amerika Birleşik Devletleri çok çeşitli askeri ortaklarla yakın koordinasyon içinde çalıştı.

sdvf
Katar'ın Doha şehrinde İsrail saldırısını görüşmek üzere düzenlenen acil Arap-İslam zirvesine katılan liderler ve devlet başkanlarının grup fotoğrafı, 15 Eylül 2025 (Reuters)

Körfez ülkeleri, coğrafi konumları nedeniyle savaşta önemli kayıplar yaşadı. BAE gibi bazı ülkeler altyapılarına kadar uzanan zararlar görürken, bölgedeki tüm ülkeler savaş ve İran ile ABD'nin ikili ablukası altındaki Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam etmesi nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödemeye devam ediyor. Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti.

Başlıca sorun olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran'ın nükleer maddelerinin güvence altına alınması gibi konuları ele almak için gereken acil diplomasi, büyük ölçüde bu çatışmanın üç ana tarafının ikisine, yani Amerika Birleşik Devletleri ve İran'a bağlı kalacaktır. Ancak yakın geleceğin ötesinde, İran ile kalıcı bir uzlaşı için ABD'nin Arap ortaklarının katılımı şart olacaktır.

Trump'ın en önemli başarısı, büyük ölçüde bu Arap devletleriyle yakın koordinasyonu sayesinde, Ekim 2025'te Gazze'de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıydı. Bu diplomasi, daha sonra “Barış Kurulu” olarak adlandırılan, ama Gazze'deki Filistinlilere henüz önemli kazanımlar sunmayan bir girişimin temelini atmaya yardımcı oldu. Trump yönetimi şimdi, İran dosyasında önümüzdeki birçok meydan okumanın üstesinden gelmek için Mısır ve Ürdün'ün yanı sıra önemli Körfez ortaklarını da içeren gayri resmi, daha küçük veya çok taraflı bir diplomatik çerçeve oluşturmaya çalışmalı.

Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti. Buna ek olarak, tüm Körfez devletlerinin bu savaştan önce İran ile ilişkileri vardı. Suudi Arabistan ve İran'ın, bölgede yapılan bir dizi görüşme ve Çin'in ev sahipliğinde düzenlenen görüşmelerin ardından Mart 2023'te diplomatik ilişkilerini yeniden kurduğunu hatırlatmakta fayda var. Eylül 2025'te, İsrail'in Hamas ile ateşkes görüşmeleri sırasında Doha'ya saldırmasının ardından İran, Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katıldı. Bu zirve büyük ölçüde sembolik bir dayanışma gösterisiydi ve ileriye dönük pratik önlemler sunmadı, ancak İran ile Arap komşuları arasındaki diyalog kanallarının bu savaşın öncesine kadar açık kaldığını gösterdi.

2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi

dsvf
 Vance, Kushner ve Witkoff'un da hazır bulunduğu, ilk tur görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor, 12 Nisan 2026 (AFP)

Geçmişte, önceki ABD yönetimleri, İran ile yapılan görüşmelere Ortadoğulu ortaklarını doğrudan dahil etmekten büyük ölçüde kaçınmıştı. Onları dahil etmenin, esas olarak P5+1 çerçevesinde ve büyük güçlerin katılımıyla yürütülen nükleer müzakereleri karmaşıklaştırıp zorlaştırmasından  korkuyorlardı. Ancak, 2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi.

Bu acil kriz yatıştıktan sonra İran'da ortaya çıkacak herhangi bir yeni gerçeklik ile bölge ülkeleri yaşayacaktır. Bu nedenle, Washington'un uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı bir dönemde, onlara masada bir sandalye vermek, İran ile daha istikrarlı ve kalıcı bir uzlaşının taşlarını döşemeye yardımcı olabilir.