ABD’nin Ortadoğu politikasının teknolojik ihtiyaçları yenilenmek zorunda

Washington’ın Yabancı Askeri Satışlar sürecinde ciddi reformlar yapması gerekiyor

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White
TT

ABD’nin Ortadoğu politikasının teknolojik ihtiyaçları yenilenmek zorunda

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

Bilal Saab

Politikada fikir birliğinin, siyasi kararlılığın ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, ABD’nin Ortadoğu’da karşı karşıya olduğu çeşitli güvenlik sorunlarının çözümü için hayati önem taşıyor.

Gelişen güvenlik ortamı karşısında eksikliği açıkça hissedilen bu faktörlerin hayati öneme sahip olmasına rağmen, teknolojinin rolü de halen büyük bir önem taşıyor. Bugün, ABD ve müttefiklerinin güvenlik çıkarlarının karşı karşıya olduğu çeşitli tehditlerle yüzleşilmesi, caydırılması ve etkisiz hale getirilmesi için ABD teknolojisinin kullanımı her zamankinden daha büyük bir önem arz ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bugün Ortadoğu’daki çalışmalarını üç ana tehdit kategorisine dayandırıyor. Bunlar:

1- ABD'nin, askerlerinin ve müttefiklerinin çıkarlarına yönelik İran'ın doğrudan ve dolaylı tehditleri

2- Şiddet yanlısı radikal örgütlerden kaynaklanan tehditler

3- Çin’in ve Rusya'nın nüfuzu

Her ne kadar son iki kategori önemli olsa da CENTCOM, İran rejiminde ya da ABD’nin Ortadoğu politikasında bir değişiklik olmadığı sürece önümüzdeki süreçte İran ve onun vekillerine odaklanmaya devam edecek. Bu karmaşık sorunun çözümünde Amerikan teknolojisinin kullanımı her zamankinden daha büyük bir önem arz ediyor.

İran’ın ilerleyişi

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre İran, füzelerinin isabetlilik, menzil, fırlatma hızı ve öldürücülüğü konusunda hızlı ve somut bir ilerleme kaydediyor. Bu da İran’ın füzelerinin gelişiminde kaydettiği bu ilerlemenin yakında CENTCOM’un endişe duyduğu konular arasında yer alacağı ve Ortadoğu'daki çalışmalarını karmaşık hale getireceği anlamına geliyor. CENTCOM geçmişte, İran’ın bölgedeki en büyük füze cephaneliğine sahip olması karşısında endişeliydi. Bugün ise Tahran'ın İsrail başta olmak üzere bölgedeki tüm hedeflerini isabetli, hızlı ve öldürücü bir şekilde vurabilme yeteneğine sahip olması karşısında endişelenmesi gerekiyor.

İran, hassas güdümlü mühimmata yatırım yapmayı sürdürebilir

İran tarafından geliştirilen füzeler önceleri terör silahı olarak sınıflandırılıp öncelikle caydırıcılık amaçlarına hizmet ediyordu. Ancak İran'ın ABD’nin ve müttefiklerinin bölgedeki bazı çıkarlarını hedef alan saldırılarının da gösterdiği üzere bunun ötesine geçildi ve füzeler artık saldırı amaçlı savaşta da kullanılıyor.

İran, hassas güdümlü mühimmata yatırım yapmayı sürdürebilir. Bu silahlar, artan isabetlilik ve ölümcüllükleri nedeniyle yalnızca uygun maliyetli olmakla kalmıyor, aynı zamanda ikincil hasarı da azaltarak gerilimin tırmanmasını önlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca görev ve lojistikle ilgili maliyetleri de azaltıyor. İran'ın mevcut cephaneliğiyle uyumlu olan bu silahların operatörlerinin ise minimum düzeyde eğitim almaları yeterli oluyor ve silahlara kolayca erişilebiliyor.

İran, yeni nesil hassas güdümlü mühimmatları güvence altına almak için İHA sistemlerine yatırım yapmaya devam etmeyi planlıyor.

Aslında İran’ın Irak, Suriye ve Pakistan’ı hedef alan son saldırıları gelişmiş silah yeteneklerine sahip olduğunu gösterdi. İran, rakiplerinden önce bir güç gösterisi olarak bunlara yatırım yaptı. Bu silahların, Suriye'deki DEAŞ terör örgütünün mevzilerine yapılan saldırılarda kullanıldığı biliniyor. En gelişmiş ve en uzun menzilli füzelerinden biri olarak ‘Hayber Şekan’ adlı orta menzilli balistik füze, İran’ın artan askeri saldırı becerisinin bir örneğiydi.

Henüz 2022 yılında tanıtılan Hayber Şekan füzesi, yaklaşık 900 mil menzile sahip, katı yakıtlı, hassas güdümlü bir füzedir. Zarif bir şekilde manevra yapabilen bir savaş başlığına sahip olması ve daha az karmaşık füze savunma sistemlerinin en azından bazılarından kaçmasını sağlayan küçük aerodinamik kanatçıkları onu İran’ın cephaneliğindeki diğer silahlardan ayırıyor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezen Amerikan askerleri, 7 Haziran 2023 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezen Amerikan askerleri, 7 Haziran 2023 (AFP)

İran ayrıca hipersonik hızlara ulaşabildiği ve yaklaşık 900 mil menzile sahip olduğu iddia edilen ‘Fettah’ isimli hassas güdümlü balistik füzeye de sahip. Hipersonik füzeler ses hızından en az beş kat daha hızlı hareket edebiliyor ve karmaşık bir yörünge izleyebiliyor. Bu da onların durdurulmasını zorlaştırıyor. Dolayısıyla ABD, en son füze savunma teknolojisiyle desteklenen etkili karşı önlemler almazsa İran'a karşı caydırıcılığı zayıflayacak.

Ayrıca İran, otonom insansız hava sistemlerinin yanı sıra geleneksel ve insanlı sistemlerle de konuşlandırılabilen yeni nesil hassas güdümlü mühimmatları güvence altına almak için insansız hava aracı (İHA) sistemlerine yatırım yapmaya devam etmeyi planlıyor.

Birçok ülkenin terör örgütü olarak sınıflandırdığı İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İran'ın İHA sistemlerinde, özellikle de savaş ve keşif yetenekleri açısından önemli bir teknolojik başarı olarak görülen ‘Şahid-129' adlı İHA ile kaydettiği ilerlemeden gurur duyuyor.

Ortadoğu’daki savaş gelecekte ateş gücüne daha az, bilgi gücüne daha çok odaklanabilir.

DMO, gelişmiş muharebe ve keşif görevleri nedeniyle teknolojik bir atılım olarak tanımlanan Şahid-129 da dahil olmak üzere çeşitli hava araçlarına sahip.

Bu arada İran, navigasyon sistemi GPS’e geçerek İHA’larının menzilini artırdı. Teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka (AI) uygulamalarının tüm dünyada yayılmasıyla İran'ın yapay zeka destekli İHA hayalinin gerçekleşmesi ise an meselesi. İran bunu yaptığında bölgedeki operasyonel ortam bazı açılardan İran'ın lehine olacak şekilde değişecek.

ABD’nin yeniliklerinden faydalanmak

Elbette tüm bunlar, ABD'nin gelişen güvenlik sorunlarına karşı teknolojik çözümlere sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Öncelikle ABD, bu alanda yenilik yapma yeteneğine sahip bir ülke. Bununla birlikte ABD Donanması da denizlerde güvenliği sağlamak amacıyla karasularındaki yeniliklerden yararlanmak için aktif olarak çalışıyor.

Ancak CENTCOM ve diğer bölgesel kuvvet komutanlıkları araştırma, geliştirme, test etme, değerlendirme ve satın alma konularına tek başına yatırım yapamıyorlar. Zira bunun için bağımsız bir bütçeye sahip değiller ve genellikle ihtiyaç duydukları yetenekleri edinmek için askeri eğitim ve teçhizattan sorumlu askeri birimlerle temasa geçiyorlar. İdeal olarak hizmetler daha sonra bu yeteneklere yatırım yapacaktır. Ancak bu sistem, her zaman hızlı eyleme geçmeyi ve yeni zorluklar karşısında istenen hızda hareket etmeyi zorlaştırıyor.

Savaşın geleceği

Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaş, kitle ve kapasitenin temel faktörler olmaya devam ettiğini gösterdi. Fakat Ortadoğu'daki savaşın geleceği muhtemelen ateş gücüne daha az, bilgi gücüne ve askeri güçlerin komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif aracılığıyla birbirine bağlanma şekline daha çok odaklanacak gibi görünüyor.

Ukrayna'daki savaş, savaşlarda kitle ve yeteneklerin öneminin her zaman geçerli olduğunu vurgularken Ortadoğu'daki askeri angajmanların geleceğinin, odak noktasını saf ateş gücünden bilginin stratejik kullanımına kaydırması, komuta ve kontrolün, iletişimin, bilgisayarların, istihbaratın, gözetim ve keşiflerin önemine dikkati çekmesi bekleniyor.

ABD’nin mevcut savunma bürokrasisi, Ortadoğu'da ve dünyada değişen tehditle yüzleşmeye hazırlıklı değil

Kontrolün anahtarının, önemli istihbarat bilgileri toplama, bunları doğru ve hızlı bir şekilde analiz etme ve ardından güvenli bir şekilde paylaşma becerisinde yattığı artık her zamankinden daha açık.

ABD, İran'a karşı kendisine önemli bir avantaj sağlayan benzersiz uluslararası gözetleme yeteneklerine sahip. Buna karşın İran'ın saklanma ve aldatma stratejileri, ABD'yi istihbarat bilgilerini gerçek zamanlı olarak işleme ve analiz etme bakımından zorluyor. Bu da İran'a taktiksel bir avantaj sağlıyor.

İran Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi ve Savunma Bakanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Aştiyani, askeri amaçla kullanılan İHA’ların önünden geçerken, 22 Ocak 2024 (Reuters)
İran Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi ve Savunma Bakanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Aştiyani, askeri amaçla kullanılan İHA’ların önünden geçerken, 22 Ocak 2024 (Reuters)

Ancak ABD’nin mevcut savunma bürokrasisinin hem Ortadoğu’da hem de küresel olarak değişen tehditlerle yüzleşmeye hazırlıklı olmaması, İran ve müttefikleri gibi ABD’nin düşmanlarının yeni askeri yeteneklerini ABD'nin karşılık verebileceğinden daha hızlı ve esnek bir şekilde geliştirmesini, elde etmesini, konuşlandırmasını ve kullanmasını kolaylaştırıyor.

Bu yüzden, Washington'ın hantal ve yavaş ilerleyen Yabancı Askeri Satışlar (FMS) sürecine yönelik ciddi reformları derhal gerçekleştirmesi gerekiyor. Çünkü bu reformlar, ABD savunma endüstrisinin ve bölgesel müttefiklerinin, İran'ın sebep olduğu gelişen stratejik zorluklara karşı iş birliği yaparak etkili yetenekler geliştirmesine olanak sağlamak açısından kritik öneme sahip.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.