Yabancı yardım görevlilerinin öldürülmesi İsrail'i daha da yalnızlaştırıyor

World Central Kitchen organizasyonu çalışmalarını askıya alırken, Tel Aviv sorumluluğu kabul etti.

Dün (salı) Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Balah'ta İsrail tarafından bombalanan yabancı yardım görevlilerinin arabasını inceleyen BM personeli. (AFP)
Dün (salı) Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Balah'ta İsrail tarafından bombalanan yabancı yardım görevlilerinin arabasını inceleyen BM personeli. (AFP)
TT

Yabancı yardım görevlilerinin öldürülmesi İsrail'i daha da yalnızlaştırıyor

Dün (salı) Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Balah'ta İsrail tarafından bombalanan yabancı yardım görevlilerinin arabasını inceleyen BM personeli. (AFP)
Dün (salı) Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Balah'ta İsrail tarafından bombalanan yabancı yardım görevlilerinin arabasını inceleyen BM personeli. (AFP)

Kıtlık tehdidi altındaki Gazze Şeridi'nde gıda yardımı dağıtan ABD'li sivil toplum kuruluşu World Central Kitchen'a (WCK) mensup yardım çalışanlarının öldürülmesi, Yahudi devletini daha da izole edecek bir hareket olarak geniş çaplı uluslararası kınamaya yol açtı.

WCK dün (salı) yaptığı açıklamada, aralarında Avustralya, İngiltere ve Polonya vatandaşlarının da bulunduğu yedi kişinin İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği bir saldırıda öldürüldüğünü duyurdu. Aralarında Filistinliler ile ABD ve Kanada çifte vatandaşlarının da bulunduğu işçiler, başka bir araçla birlikte WCK logosu taşıyan iki zırhlı araçta seyahat ediyorlardı.

İsrail ordusuyla koordineli hareket etmelerine rağmen konvoy, Gazze'ye deniz yoluyla getirilen 100 tondan fazla insani gıda yardımını boşalttıktan sonra Deyr el-Balah'taki depodan ayrılırken bombalandı. Örgüt, personelinin öldürülmesinin ardından ‘bölgedeki faaliyetlerini askıya aldığını’ duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ordusunun yardım görevlilerini ‘istemeden’ öldürdüğünü kabul etti ve “Savaşta böyle şeyler olur. Bunu araştıracağız” dedi.



İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
TT

İran ve İsrail: Zaferin ve hezimetin sınırları

Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, üzerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin armasının olduğu ateşlenmiş bir roketin gösterildiği bir posterin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Elie Kossaifi

İran’ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail’e yaklaşık 300 İHA ve füzeyle düzenlediği saldırı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı savaşı sırasındaki stratejik çerçevesinden soyutlanıp tek başına ele alındığında, İsrail'in kazandığını ve İran'ın kaybettiğini söylemek için ne kanıta ne de argümana ihtiyaç var. Ancak aynı saldırı daha geniş kapsamlı bir stratejik bağlamda ele alındığında zafer ve yenilgi hesapları değişiyor ve ‘İsrail İran'a karşı mutlak bir zafer elde etti mi? İran tamamen yenildi mi?’ soruları ortaya çıkıyor.

İsrail, cumartesi gecesi ‘uluslararası-bölgesel bir koalisyonun’ desteğiyle İran saldırısını başarılı bir şekilde püskürterek Gazze Şeridi'nde Hamas Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşta şimdiye kadar elde edemediği bir ‘zafer pozu’ verdi. Ancak İsrailliler, başarılarının ya da zaferlerinin boyutunu İran saldırısının sahadaki sonuçlarıyla mı yoksa Tahran’ın uzun vadede İsrail’e zarar verme kararlılığı açısından niyetleriyle mi ölçmeleri gerektiği sorusunun yanıtını arıyorlar.

‘İran saldırısı’ aslında genel çerçevesi itibariyle özellikle öncesinde sızdırılan bilgiler ve bilgilendirmeler sayesinde sürpriz olma özelliğini yitirdiğinden ya da bu özelliği en aza indiğinden beklenenin dışına çıkmadı. İsrail her ne kadar İran saldırısının ‘sınırlarını’ bilse de daha sonra açıkladığı üzere saldırıyı ‘yüzde 99’ engelleyeceğinden tam emin değildi.

Bir başka deyişle, İran füzelerinin İsrail'e zarar verme ihtimali bir olasılıktı. Dolayısıyla, İran'ın füze saldırısı İsrail'in savunma sistemini test etti ve bu testin başarılı olması kaçınılmaz bir sonuç değildi.

cdfgbnhymj
İran'ın İsrail'e İHA’lar ve füzelerle düzenlediği saldırısı sırasında Aşkelon’da devreye giren savunma sistemi füzeler ve İHA’ları püskürtürken, 14 Nisan 2024 (Reuters)

Bu nedenle, İran saldırısı, karmaşıklıkları ve bir o kadar da karmaşık olan hesaplamaları beraberinde getirmesine rağmen, özellikle de genel stratejik kapsamı çerçevesinde ön hazırlıkları ve sonuçları göz önüne alındığında, şu an bölgedeki başlıca olay olan İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı, sahadaki dalgalanmalar, inişleri-çıkışları ve savaşın ‘ertesi günü’ ile ilgili belirsizlikle karşılaştırıldığında bir ‘yan olay’ olduğu söylenebilir. Buna karşın İran’ın saldırısı, 1973 yılından bu yana ilk kez bölgedeki bir devlet tarafından saldırıya uğraması açısından İsrail üzerindeki etkisi küçümsenemez. Bu yüzden İran'ın İsrail'e saldırısı, sonucu ne olursa olsun başlı başına ‘istisnai’ bir olaydır.

Ucu açık bir olay

Dolayısıyla Tel Aviv'deki karar vericiler saldırıyı İran’ın New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’nin açıklamasında belirtildiği gibi ‘bu iş şu an sonuçlandı sayılır’ şeklinde değerlendiremezler. Aksine İsrail Batılı müttefikleriyle birlikte bunun tekrarlanmayacağını garanti edene kadar ucu açık bir olaydır. Haliyle bu saldırı, 13 nisanı 14 nisana bağlayan geceden sonra artık sadece İsrail’i değil, uluslararası müttefiklerini ve bölge ülkelerini de ilgilendiren İsrail-İran çatışmasında yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İran, İsrail’e saldırmak zorunda kalmayı değil, Tel Aviv’in Gazze’deki ‘çıkmazını’ sürdürmeyi ve derinleştirmeyi tercih ederdi

İran'ın bölgedeki güncel olaylarla başa çıkma stratejisi, İsrail'in Şam'daki konsolosluk binasını hedef alan ve başta Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) önde gelen komutanlarından Muhammed Rıza Zahidi olmak üzere 7 DMO subayının öldürülmesine yol açan saldırısına karşılık olarak cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının daha derin ve daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor.

İran hiçbir zaman İsrail'e saldırmaya zorlanmak istemedi. Bunun yerine İsrail'in Gazze'deki ‘çıkmazının’ detaylarını takip etmeyi ve bu çıkmazı elinden geldiğince derinleştirmeye çalışmayı tercih ederdi. Buna rağmen İran’ın, Gazze Şeridi'nde sahadaki gerçekleri etkileme kabiliyeti yok. İran’ın vekillerinin de Gazze’deki çatışmaların seyri üzerinde ne kadar etkili olabileceği biliniyor. Sadece savaşan taraflar arasındaki askeri güç dengesi bakımından değil, aynı zamanda İran ve bölgedeki vekillerinin Hamas Hareketi’ni destekleyecek kadar ilerletmekten kaçındıkları belirli bir noktada savaştıkları gerçeği de göz önüne alındığında neredeyse yok denecek kadar az bir etkiye sahipler.

Yani Gazze Şeridi'nde İsrail'in kafasını karıştırmak ve savaş çabalarını dağıtmak için İsrail'e karşı gerçek bir savaşa hazır değiller. Bunun nedenlerinin başında savaşa sürüklenmeyi ve vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın ciddi bir şekilde zarar görmesini istemeyen İran'ın karmaşık hesapları geliyor. Özellikle ABD'nin Gazze’de savaşın patlak vermesinden önce de Tahran'ı ve bölgedeki müttefiklerini bölgede geniş çaplı bir savaş başlatmayı akıllarına bile getirmemeleri için bölgede konuşlandığı ortaya çıktıktan sonra İran’ın hesapları daha da karmaşık bir hal aldı.

sdfvebrt
Tahran’da İran’ın İsrail’e düzenlediği operasyona verilen ‘El-Vaat es-Sadık’ (Sadık Vaat) adının Arapça yazılışı ile Farsça olarak ‘İsrail örümcek ağından bile daha zayıftır’ ifadesiyle İran'ın balistik füzelerinin görüldüğü bir afişin önünden geçen İranlı bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Tüm bu anlattıklarımız İran'ın ‘stratejik sabır’ kavramını güçlü bir şekilde çağrıştırıyor. Her ne kadar cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleşen ‘İran işgali’ bu stratejiye zorunlu değişiklikler getirmiş olsa da bu stratejiden bir sapma ya da bu stratejinin dışlanması söz konusu değil. Halen İran'ın mevcut savaşın sırasında karşı karşıya kaldığı bölgesel ve uluslararası zorluklarla başa çıkma stratejisinin özünü bu oluşturuyor. İran, Hamas Hareketi’nin askeri kanadının büyük ölçüde zarar görmesine, savaşta çok sayıda Filistinli sivilin ölmesine ve Gazze Şeridi'nin yıkıma uğramasına rağmen İsrail'in Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi’ne karşı ‘mutlak bir zafer’ elde edemeyeceği üzerine bahis oynuyor.

Tahran'ın bahisleri

Ancak İran hesaplarını buna göre yapmıyor. Her şeyden önce İsrail'in Binyamin Netanyahu’nun söz verdiği gibi ‘mutlak bir zafer’ elde edemediğini, yani 7 Ekim saldırısı sonrası Tel Aviv’de atılan İsrail ordusunun Hamas'ı ortadan kaldıracağı şeklindeki meşhur sloganda olduğu gibi Hamas’ın yok edemediğini savunuyor. Hamas’ı eli zayıf da olsa müzakere masasında ve bir şekilde ‘ertesi gün’ ile ilgili planlara dahil etmek, İran’ın bölgedeki yayılmacı stratejisini gerçekleştirmek için kilit bir söylem ve operasyonel araç olarak çok önemli olan Filistin kartını kaybetmemesini sağlıyor. Ancak bu İran için artık garanti değil, en azından 7 Ekim'den önce olduğu kadar güçlü bir garanti yok. Şu an sorulması gereken asıl soru Hamas'ın ayakta kalıp kalmayacağından ziyade nasıl ve hangi güçle ayakta kalacağı ve yeteneklerini yeniden inşa edip edemeyeceği sorusudur.

Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek.

İsrail'in savaşı sürdürme konusundaki motivasyonu, savaşın başında belirtildiği gibi Hamas'ı tamamen yok etmek değilse bile, mümkün olduğunca zayıflatma ve yeniden ayağa kalkması ihtimali bırakmama kararlılığı üzerine kurulu. Bu, savaşın başlardaki hızında, yani ağır ve yoğun bombardımanlar ve geniş çaplı kara saldırısı şeklinde devam edebileceği ya da yeniden başlayabileceği anlamına gelmiyor, ama İsrail'in açıklamalarından Refah’a kara saldırısı gerçekleşse de gerçekleşmese de Hamas’a ait hedeflere yönelik ‘cerrahi’ operasyonların ve saldırıların devam edeceği anlaşılıyor. Başka bir deyişle Tel Aviv’in, yenilenmiş ateşkes anlaşmalarıyla ya da kelimenin geleneksel anlamıyla bir ateşkese ulaşma şansı olup olmadığına bakmaksızın Hamas ile ‘uzun soluklu’ bir askeri-güvenlik savaşına gireceği kesin. Aynı zamanda Filistin-İsrail çatışmasına değilse bile İsrail’in bakış açısına göre mevcut savaşta ‘nihai bir çözüm’ bulunana kadar İsrail, Gazze Şeridi'ndeki askeri hareket özgürlüğünü sürdürebilir.

cdfbrgt
Tel Aviv’de ABD Başkanı Joe Biden'ı Kaptan Amerika kostümü giymiş halde arkasında İsrail bayrağı elinde Davut Yıldızlı bir kalkan tutarken gösteren grafiti duvar resminin yanından bisikletiyle geçen İsrailli bir kadın, 15 Nisan 2024 (AFP)

Bu sebeple İran, Hamas'ı mümkün olduğunca korumak amacıyla kalıcı bir ateşkes için baskı yapıyor. Ancak özellikle kendisi ve vekilleri İsrail'e açık askeri baskı yapmaktan caydırıldıkları için elinde bu baskıyı yapabilmesini sağlayacak çok az araç var. Dolayısıyla sadece savaşın kendi içindeki çelişkilerine, bilhassa İsrail’in içinde yarattığı çelişkilere, savaşı ve savaşın ertesi gününü yönetmede ABD ile İsrail arasındaki çelişkilere ve Batılı ülkelerde halkların savaşın sona ermesi için yaptığı baskıya bahis oynayabilir. Öte yandan Gazze’deki bombardımanların yoğunluğunun azalması Batı ülkelerindeki kamuoyunu bir şekilde ‘etkisizleştirdiği’ ve İran'ın İsrail'e saldırısının yönelimini etkileyebileceği düşünüldüğünde bu bahis de İran’a garantili sonuçlar vermiyor. En azından, son zamanlarda savaşın yönetimi konusunda, özellikle de ABD ile İsrail arasında Refah'a olası kara harekatı konusunda yaşanan anlaşmazlığın savaşın gidişatında, yani İsrail'i Hamas'ı askeri ve siyasi olarak kuşatma ve etkisiz hale getirme planından vazgeçmeye zorlamada belirleyici bir çelişkiye dönüşeceği üzerine bahis oynanmaması gerektiğini gösteriyor.

Çatışmanın yoğunlaştığı nokta neresi?

İsrail-İran anlaşmazlığı tam da bu noktada, yani Gazze'deki savaşın geleceği ve ertesi günü noktasında yoğunlaşıyor. Tüm bunlar İran'ı sadece Filistin'le ilgili nedenlerden dolayı değil, tüm bölgesel projesiyle ilgili nedenlerden ötürü ilgilendiriyor. Hamas'ın Gazze'de yenilgiye uğratılması, İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmaya başlaması ve bölge ülkelerindeki vekillerinin zayıflaması demek. Bu da onları daha katı olmaya ve daha fazla baskı aracı kullanmaya zorlayacağından önünde sonunda başlarına bela açabilir.

Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor.

İran'ın cumartesiyi pazara bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının sınırlı olmasının arkasındaki neden de bu. Saldırı, İsrail'i yok etmeye yemin etmiş ve bu doğrultuda askeri yeteneklerini abartmış olan İran'ın, İsrail savunma sistemi karşısında niteliksel olarak dezavantajlı olduğunu ortaya çıkardı. Başka şekilde ifade etmek gerekirse İran, her ne kadar saldırının kasıtlı olarak sınırlandırıldığını ve elinde kullanmadığı ‘daha akıllı’, daha gelişmiş ve daha ölümcül füzeler olduğunu söylese de bir füze programına sahip ve nükleer güç olma eşiğinde bir devlet olarak çizdiği imajı ciddi şekilde sarsıldı. Zira imaj önemli bir konu olmakla birlikte bölge ve dünya halklarının zihinlerinde de İran’ın İsrail’e zarar veremediği, İsrail'i kısıtlayamadığı ve caydıramadığı imajı şekillendi. Sonuç olarak İran gibi stratejisinin büyük bir bölümünü hem içeride hem de dışarıda imaj ve siyasi propagandaya dayandıran bir ülke için bu konu oldukça önemli.

Öte yandan şu an ve özellikle bu saldırıyla ilgili olarak İsrail'in 7 Ekim saldırısında sarsılan caydırıcılık imajının önemli bir kısmını yeniden kazandığı söylenebilir. Ayrıca ABD’nin ve Batılı ülkelerin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığının ne kadar sağlam olduğu ve ABD’nin bölgede kendini dayatma planının devam ettiğini de teyit etti. İran saldırısına verilen ‘kolektif’ yanıt, ortak hareket etme potansiyelinin ve İsrail için faydalarının da bir testiydi.

İran yalnızlaştı

Diğer taraftan İran, kendisini askeri olarak savunacak hiçbir uluslararası müttefiki olmadığından yalnız kalmış gibi görünüyor. Ancak İran, Gazze'deki savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleme başlığı altında ABD’nin kendisiyle arasında angajman kurallarını çiğnemek istemediğinden de emin oldu. Yine de bu, İran'ın güçlü bir konumda, Washington ile karlı anlaşmalar yapabileceğinden emin olması için yeterli değil. İran elindeki kartları kaybettikçe ve gücünün sınırları ortaya çıktıkça Washington, İran'a karşı daha katı bir tutum sergileyecektir. Yani ABD'nin bölgede sükunete ihtiyacı olmasından dolayı kendisiyle anlaşması gerektiği üzerine bahis oynayarak zayıflığını örtbas edemez.

Bu noktada bazı değişiklikler olurken Gazze'nin ve bölgenin 7 Ekim öncesine dönebileceğini düşünmek zor. İran'ın bölgede birçok güç kartına sahip olduğu doğru, ama bu kartları kullanmasının eskisinden daha zor hale geldiği ve özellikle İran için riskler taşıdığı da bir gerçek.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail'in İran'a yanıt verme seçenekleri neler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
TT

İsrail'in İran'a yanıt verme seçenekleri neler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savaş Kabinesi, cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleşen İran saldırısının ardından İsrail'in nasıl bir adım atması gerektiğini değerlendiriyor.

ABD de dahil olmak üzere tüm müttefikler, İsrail'i bölgesel çatışmayı genişletme riskini almamaya çağırdı. ADD Başkanı Joe Biden, ABD'nin İran'a yönelik herhangi bir misilleme saldırısına katkı vermeyeceğini açıkça belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre İsrail'in değerlendirebileceği seçeneklerden bazıları şunlar:

Hava saldırıları

İran'ın hava savunma sistemleri, İsrail ve müttefiklerinin Cumartesi akşamı konuşlandırdığı çok aşamalı sistemden çok daha az sofistike olduğu için İsrail İran'ın saldırısına hava saldırılarıyla karşılık verebilir.

İsrail Hava Kuvvetleri'nden bir subay düzenlediği basın toplantısında hava kuvvetlerinin İsrail'i savunmaya hazır olduğunu belirterek “Savunmanın bir kısmı karşılık vermek ve gerekirse saldırmaktır” dedi.

Subay, “Bu hükümetimize ve kabineye bağlı. Nasıl, ne zaman ve ne yapacaklarına karar vermek zorundalar” ifadelerini kullandı.

Bu tür saldırılar İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üsleri ya da nükleer araştırma tesisleri gibi stratejik tesislere yönelik olabilir.

Eski istihbarat yetkilileri ise enerji santralleri gibi sivil altyapının vurulma ihtimalinin düşük olduğunu ve sivil kayıplardan kaçınılması gerektiğini söylüyor. Bunun nedeni hem uluslararası desteğin daha fazla kaybedilmemesi hem de İranlı yetkililerin siyasi baskı ve kötüleşen ekonomik durum nedeniyle halk baskısına karşı savunmasız olduğu değerlendirmesidir. Zira yüksek sivil kayıpların İran halkının desteğini hükümetin arkasına toplaması muhtemel.

İsrail ayrıca Hizbullah gibi vekil güçleri ya da Suriye ve Irak gibi ülkelerdeki İran hedeflerini de vurabilir. Ancak İran'ın İsrail'e ilk kez doğrudan saldırmış olması, böyle bir eylemin İran'ın kendisini de hedef alan daha geniş bir yanıtın parçası olacağını gösteriyor.

Siber saldırı

İsrail'in yıllar boyunca İran'da benzin istasyonlarından sanayi tesislerine ve nükleer tesislere kadar altyapıyı hedef alan birçok siber saldırı gerçekleştirdiğine inanılıyor ve bunun tekrarlanması misilleme için olası seçenekler arasında yer alıyor.

Bu tür saldırılar enerji üretimi ya da havacılık hizmetleri gibi son derece etkili alanları sekteye uğratabilir. Eski istihbarat yetkilileri, doğrudan hava saldırılarında olduğu gibi İsrail'in genel nüfus üzerindeki etkiyi en aza indirmek için hastaneler gibi altyapıya yönelik saldırılardan kaçınacağına inandıklarını söylüyorlar.

Gizli operasyonlar

İsrail'in geçmişte İran içinde, bazı üst düzey nükleer bilim adamlarına suikast düzenlemek de dahil olmak üzere bir dizi gizli operasyon gerçekleştirdiğine inanılıyor. Şimdi de bu tür operasyonlar hem İran içinde hem de dışında gerçekleştirilebilir.

Diplomasi

İsrail, İran'a yönelik askeri ve istihbari saldırıların yanı sıra Tahran'ı izole etmek için, muhtemelen yaptırımları genişleterek, diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, DMO'nun terör örgütü olarak tanımlanmasında ABD'ye katılmaları için Avrupa ülkelerine yönelik baskıyı arttırdı.


İngiltere, İsrail'in tepkisinin büyük bir gerilime yol açmamasını umuyor

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog bugün (çarşamba) Kudüs'te İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock'u ağırladı. (DPA)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog bugün (çarşamba) Kudüs'te İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock'u ağırladı. (DPA)
TT

İngiltere, İsrail'in tepkisinin büyük bir gerilime yol açmamasını umuyor

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog bugün (çarşamba) Kudüs'te İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock'u ağırladı. (DPA)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog bugün (çarşamba) Kudüs'te İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock'u ağırladı. (DPA)

İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, İsrail'in İran saldırısına karşılık verme kararı aldığının açık olduğunu ve bunu gerilimi en aza indirecek şekilde yapacağını umduğunu söyledi.

Cameron bugün (Çarşamba) İsrail'de gazetecilere yaptığı açıklamada “İsraillilerin harekete geçme kararı aldıkları açık. Umarız bunu mümkün olduğunca gerilimi azaltacak şekilde yaparlar” dedi.

Ülkesinin İran'a eşgüdümlü yaptırımlar uygulanmasını istediğini belirten Cameron, “G7, İran'a net bir mesaj göndermelidir” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, bugün erken saatlerde Kudüs'te İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ile görüştüğünü ve uluslararası toplumu İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısının ardından İran'ın oluşturduğu tehdidi ele almaya çağırdığını söyledi. Herzog, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sabah Cameron ve Baerbock ile ‘dostane görüşmeler’ yaptığını belirterek, ‘tüm dünyanın, bölgede istikrarı baltalamaya çalışan İran rejiminin yarattığı tehdidi ele almak için kararlı ve sıkı bir şekilde hareket etmesi gerektiğini’ vurguladı.


Çin Savunma Bakanı: ‘Tayvan'ın bağımsızlığı’ çağrıları karşısında kayıtsız kalmayacağız

Çin Savunma Bakanı Dong Jun (Arşiv - Çin Savunma Bakanlığı)
Çin Savunma Bakanı Dong Jun (Arşiv - Çin Savunma Bakanlığı)
TT

Çin Savunma Bakanı: ‘Tayvan'ın bağımsızlığı’ çağrıları karşısında kayıtsız kalmayacağız

Çin Savunma Bakanı Dong Jun (Arşiv - Çin Savunma Bakanlığı)
Çin Savunma Bakanı Dong Jun (Arşiv - Çin Savunma Bakanlığı)

Pekin'den bugün (Çarşamba) yapılan açıklamaya göre Çin Savunma Bakanı Dong Jun, yaklaşık 18 ay sonra bu düzeyde yapılan ilk ikili savunma görüşmelerinde, ABD'li mevkidaşı Lloyd Austin'e iki ülke arasında ‘güveni’ güçlendirme çağrısında bulundu.

Çin Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada Dong'un Austin'e “Çin ve ABD, ‘barışı’ en değerli şey, ‘istikrarı’ en önemli konu ve ‘güveni’ de anlaşmaların temeli olarak görmelidir” dediği belirtildi.

Dong iki ülkenin ‘kademeli olarak karşılıklı güven inşa etmesi’ gerektiğini de sözlerine ekledi.

Dong ayrıca, ‘askeri sahanın ikili ilişkilerin gelişiminin istikrara kavuşturulması ve büyük krizlerin önlenmesi için elzem olduğunu’ vurguladı.

Dong, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Joe Biden'ın ‘ikili ilişkileri istikrara kavuşturmaya ve geliştirmeye kararlı olduklarını’ kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığı habere göre Dong ülkesinin, Çin'in topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu savunduğu 23 milyon nüfuslu Tayvan'a ilişkin tutumunu yineledi.

Dong, “Tayvan meselesi Çin'in temel çıkarlarının merkezinde yer almaktadır ve Çin'in temel çıkarlarından ödün verilemez” dedi.

Taipei'nin başlıca askeri destekçisi olan Washington'u üstü kapalı bir şekilde eleştiren Dong, Çin ordusunun ‘Tayvan'ın bağımsızlığını isteyen ayrılıkçı faaliyetler ve dışarıdan gelen gizli anlaşma ve destek karşısında asla boş durmayacağını’ söyledi. Dong ayrıca ABD'yi ülkesinin Güney Çin Denizi'ndeki iddialarına saygı göstermeye çağırdı.

Pekin için Tayvan, 1949'da sona eren Çin iç savaşından bu yana Çin'in geri kalanıyla henüz birleşememiş bir Çin eyaleti.

Pekin, son aylarda Çin ile Filipinler arasında gerilimin arttığı bu geniş deniz alanındaki adaların ve mercan kayalıklarının büyük bir kısmı üzerinde egemenlik iddia ediyor.

Dong, “Güney Çin Denizi'ndeki mevcut durum genel olarak istikrarlı. Bölgedeki ülkeler sorunları çözme iradesine, bilgeliğine ve yeteneğine sahip. ABD, Çin'in tutarlı tavrını tanımalı, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki toprak egemenliğine ve denizcilik hak ve çıkarlarına saygı göstermeli, bölgesel barışı korumak için somut tedbirler almalıdır” ifadelerini kullandı.


Sivas-İstanbul arasında aktarmasız YHT seferleri 4 Mayıs'ta başlayacak

Sivas-İstanbul arasında aktarmasız YHT seferleri 4 Mayıs'ta başlayacak
TT

Sivas-İstanbul arasında aktarmasız YHT seferleri 4 Mayıs'ta başlayacak

Sivas-İstanbul arasında aktarmasız YHT seferleri 4 Mayıs'ta başlayacak

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Sivas-İstanbul aktarmasız yüksek hızlı tren (YHT) seferlerinin 4 Mayıs'ta başlayacağını belirterek, "Sivas'tan 4 Mayıs saat 13.00'te hareket edecek YHT'miz ekspres ve aktarmasız olarak İstanbul'a devam edecek." ifadesini kullandı.

Uraloğlu, yazılı açıklamasında, Türkiye'de demir yolu alanında, yatırımlar ve atılımlar sayesinde, ulaşımda çağ atlatan projelerin hayata geçirildiğine dikkati çekerek, Bakanlık olarak hızlı tren projeleri, mevcut demir yollarının yenilenmesi ve modernizasyonu, yerli ve milli demir yolu sanayisinin geliştirilmesi konularında durmadan çalıştıklarını bildirdi.

Bakan Uraloğlu, vatandaşların güvenli, ekonomik, çevreye duyarlı ve konforlu şekilde ulaşımlarını sağlayabilmek için demir yolu yatırımlarına hız kesmeden devam edeceklerini belirtti.

- Sivas-İstanbul aktarmasız YHT seferleri
Sivas ve Ankara'dan YHT ile seyahat eden yolculardan gelen aktarmasız Sivas-İstanbul sefer talebi doğrultusunda çalışmaların tamamlandığına işaret eden Uraloğlu, şunları kaydetti:

"Sivas-İstanbul aktarmasız yüksek hızlı tren (YHT) seferleri başlayacak. Sivas'tan 4 Mayıs saat 13.00'te hareket edecek YHT'miz ekspres ve aktarmasız İstanbul'a devam edecek. 483 yolcu kapasitesine sahip setler kullanılarak işletilecek ekspres trenlerimiz İstanbul'dan da 08.40'ta hareket edecek, Sivas'a 15.58'de varacak, Sivas'tan 13.00'te hareket edecek ve İstanbul'a 20.08'de ulaşacak."

Uraloğlu, İstanbul-Sivas seferinin 7 saat 18 dakika, Sivas-İstanbul seferinin ise 7 saat 8 dakika süreceğini belirterek, "Ekspres YHT'ler, Sivas-İstanbul arasında Yozgat, Kırıkkale, Ankara, Eskişehir, Arifiye ve Pendik'te duracak. İlerleyen günlerde yolcu taleplerini dinleyeceğiz, gerekli değerlendirmeleri yaparak işletme planı değişiklikleri yapacağız." değerlendirmesinde bulundu.

- "Ankara-Sivas YHT hattını 1 yılda 971 bin kişi kullandı"

Uraloğlu, Ankara-Sivas YHT'nin 26 Nisan 2023'te hizmete girmesiyle Ankara-Sivas arasındaki mesafenin 603 kilometreden 405 kilometreye, 12 saat olan seyahat süresinin 2 saate, Ankara-Yozgat arasının da 1 saate düştüğünü anımsattı.

Güzergah üzerindeki 8 istasyonla hizmet vermeye başlayan hızlı tren hattının Elmadağ, Kırıkkale, Yerköy, Yozgat, Sorgun, Akdağmadeni, Yıldızeli ve son olarak da Sivas'a ulaştığını belirten Uraloğlu, şu bilgileri paylaştı:

"Kırıkkale, Yozgat ve Sivas illerimizin de Ankara merkezli hızlı tren ağına bağlanmasıyla bu illerimizde yaşayan yaklaşık 1,3 milyon vatandaşımız hızlı trenle seyahat etme imkanına kavuştu. Ankara-Sivas arasında günde karşılıklı 3+3 sefer olarak işletilen YHT ile 26 Nisan 2023'te hizmete girmesinden bu yana geçen 1 yılda 971 bin yolcu seyahat etti."


Beşiktaş'taki yangında hayatını kaybedenlerin ailelerine 14,5 milyon liralık destek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Beşiktaş'taki yangında hayatını kaybedenlerin ailelerine 14,5 milyon liralık destek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki iş yerinde çıkan yangında hayatını kaybedenlerin ailelerine yönelik Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) E-Ticaret Sektör Meclisi ile başlattıkları kampanyada biriken 14 milyon 500 bin liranın, ailelere ulaştırılmak üzere İstanbul Valiliğine teslim edildiğini ifade etti.

Bolat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 3 Nisan'da Ankara'da TOBB ile deprem bölgesi için gerçekleştirdikleri "e-Birliktelik Kampanyası"nın tanıtımında, TOBB E-Ticaret Sektör Meclisi ile birlikte Beşiktaş'ta bir iş yerinde tadilat çalışmaları sırasında çıkan yangında hayatını kaybeden 29 emekçinin ailelerine yönelik yardım kampanyası başlattığını anımsattı.

Kampanya kapsamında biriken 14 milyon 500 bin lira tutarındaki yardımın İstanbul Valiliğine teslim edildiğini bildiren Bolat," Valiliğimiz acılı ailelere eşit miktarda bu yardımı hemen dağıtacaktır. 29 emekçimize Cenab-ı Allah'tan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Ailelerine sabrı cemil yüce Allah'tan dilerken, topladığımız bu desteğin mağdur ailelerin acılarını bir nebze olsun azaltmaya vesile olmasını temenni ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Bolat, söz konusu olayda sorumluluğun unutturulmaya çalışıldığını aktararak, şunları kaydetti:

"Bu elim olayın aydınlatılmasını, devam eden soruşturma sonucunda sorumluların ortaya çıkarılmasını ve bu tür elim vakaların tekrarlanmamasını temenni ediyorum. Emekçi kardeşlerimizin aileleri için çağrımıza olumlu cevap veren TOBB E-Ticaret Sektör Meclisi üyesi işletmelere ve Başkan Sayın Ozan Acar'a hassaten teşekkürlerimi sunuyorum."


Antalya'daki teleferik kazasının ardından oluşan enkaz havadan görüntülendi

Fotoğraf: Oktay Özden/AA
Fotoğraf: Oktay Özden/AA
TT

Antalya'daki teleferik kazasının ardından oluşan enkaz havadan görüntülendi

Fotoğraf: Oktay Özden/AA
Fotoğraf: Oktay Özden/AA

Antalya'nın Konyaaltı ilçesindeki teleferik kazasının yaşandığı alandaki enkaz havadan görüntülendi.

Sarısu mevkisindeki Tünektepe Teleferik Tesisi'nde 12 Nisan'da meydana gelen kazanın ardından Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında bölgede inceleme çalışmaları sürüyor.

Teleferik sistemindeki direklerden birinin devrilmesinin yol açtığı kaza bölgesi havadan görüntülendi.

Ortadan ayrılan direk, direğin parçası, kopan direk parçasının zarar verdiği teleferik kabini görüntülere yansıdı. Direğin çarpması sonucu kabinden kopan parçalar ve tellerin etrafa dağıldığı görüldü.

Yetkililer dışında bölgeye girişin izin verilmediği alanda polis ekipleri önlemlerini sürdürüyor.

Ramazan Bayramı tatili dolayısıyla yoğunluğun yaşandığı teleferik tesisinde 12 Nisan'da meydana gelen kazada parçalanan kabinden düşen 1 kişi hayatını kaybetmiş, aynı kabindeki 2'si çocuk 7 kişi yaralanmıştı. Diğer kabinlerde tahliyeleri yapılan 11 kişi de kontrol amaçlı hastaneye kaldırılmıştı.

Sistemin durması nedeniyle havada asılı kalan 24 kabindeki 174 kişi AFAD'ın koordinesinde yaklaşık 22,5 saat süren çalışmaların sonunda kurtarılmıştı.

Kazaya ilişkin gözaltına alınan 14 şüpheliden aralarında eski ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün de bulunduğu 5'i tutuklanmıştı.


İsrail'in 194 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 33 bin 899'a çıktı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail'in 194 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 33 bin 899'a çıktı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 33 bin 899'a yükseldi.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 194 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 56 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 89 Filistinlinin yaralandığı belirtildi.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 33 bin 899'a, yaralı sayısının da 76 bin 664'e yükseldiği aktarıldı.

Açıklamada ayrıca enkaz altında ve yol kenarlarında halen ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.


Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, sıkılaştırılmış seferberlik yasasını imzaladı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 9 Nisan 2024'te Ukrayna'nın Kharkiv bölgesine yaptığı ziyaret sırasında bir toplantıya katıldı (DPA)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 9 Nisan 2024'te Ukrayna'nın Kharkiv bölgesine yaptığı ziyaret sırasında bir toplantıya katıldı (DPA)
TT

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, sıkılaştırılmış seferberlik yasasını imzaladı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 9 Nisan 2024'te Ukrayna'nın Kharkiv bölgesine yaptığı ziyaret sırasında bir toplantıya katıldı (DPA)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 9 Nisan 2024'te Ukrayna'nın Kharkiv bölgesine yaptığı ziyaret sırasında bir toplantıya katıldı (DPA)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ülkede askeri seferberlik şartlarını sıkılaştıran yasayı onayladı.

Ukrayna Parlamentosunun internet sitesinde, Zelenskiy'in seferberlik, askerlik kaydı ve askerlik hizmetiyle ilgili bazı konuların iyileştirilmesine yönelik yeni seferberlik yasasını imzaladığı belirtildi.

Yasa resmi olarak yayımlandıktan 1 ay sonra yürürlüğe girecek.

Ukrayna Parlamentosu, 11 Nisan'da askeri seferberlik şartlarını sıkılaştıran yasa tasarısını kabul etmişti.

- Sıkılaştırılmış seferberlik yasası

Yasaya göre, seferberlik sırasında 18 ila 60 yaş arasındaki erkeklerin her zaman bir askerlik kayıt belgesi taşımaları, bir askerlik sicil ve kayıt bürosu temsilcisinin veya bir polis memurunun talebi üzerine bunu göstermesi gerekecek.

Erkekler ayrıca bir sınır geçiş noktasında veya sınır bölgesinde bir sınır görevlisinin talep etmesi halinde askeri kayıt belgesini göstermek zorunda olacak.

Ayrıca yurt dışında olup da askerlik kayıt belgesi olmayanlar yeni pasaport alamayacak.

Yasa yayınlandıktan sonra askerlik hizmetiyle yükümlü tüm kişilere 60 gün içinde ikamet adreslerini, iletişim bilgilerini ve askeri kayıt verilerini güncelleme zorunluluğu getirilecek.

18-60 yaş arası askerlik hizmetinden sorumlu kişiler, ancak askerlik sicil bilgilerini güncellemeleri halinde Ukrayna'nın yabancı diplomatik kurumlarında konsolosluk hizmeti alabilecek.

 


BM Genel Sekreteri Guterres, BM Libya Özel Temsilcisi Bathily'nin istifasını kabul etti

Birleşmiş Milletler'in Libya Temsilcisi Abdullah Bathily (AFP)
Birleşmiş Milletler'in Libya Temsilcisi Abdullah Bathily (AFP)
TT

BM Genel Sekreteri Guterres, BM Libya Özel Temsilcisi Bathily'nin istifasını kabul etti

Birleşmiş Milletler'in Libya Temsilcisi Abdullah Bathily (AFP)
Birleşmiş Milletler'in Libya Temsilcisi Abdullah Bathily (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, BM Libya Özel Temsilcisi Abdoulaye Bathily'nin istifasını kabul ettiği bildirildi.

BM Sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre, Guterres, Bathily'ye Libya'da barış ve istikrarı yeniden inşa etme yönündeki çabaları için teşekkürlerini iletti.

Bathily'nin istifasını kabul eden Guterres, BM'nin Libyalılar tarafından yürütülen siyasi sürece desteğini sürdüreceğini ifade etti.

Bathily, BM'deki gazetecilere dün yaptığı açıklamada, Libya'da durumun son aylarda kötüleştiğini, bunun iki temel nedeni bulunduğunu, birincisinin Libyalı tarafların statükoyu sürdürme çabası, diğer temel sorunun ise bölgesel ve uluslararası dinamikler olduğunu belirtmiş, "Libya bugün savaş alanına dönüşmüş durumda." ifadesini kullanmıştı.

Bathily, "Libya, egemenliğini yitirme yolunda ilerliyor." uyarısında bulunarak, BM'nin bunu engellemeye çalıştığını ancak dış aktörler tarafından yürütülen farklı girişimlerin BM'nin emeklerini baltaladığını kaydetmişti.

Bu çerçevede BM Güvenlik Konseyinin de büyük rol oynadığını vurgulayan Bathily, "BM Güvenlik Konseyi 2011'de Libya'ya müdahale etme kararı aldı. Bu nedenle sorumluluğunu üstlenmeli. Durumun iyileşmesi gerekirken, üye ülkeler arasındaki koordinasyonsuzluk nedeniyle kötüleşiyor." açıklamasında bulunmuştu.

Bathily, mevcut koşullarda BM'nin başarılı şekilde çözüm için çalışmasının mümkün olmadığına işaret ederek, "Genel Sekreter'e istifamı sundum. Kendisi karar verecektir." ifadesini kullanmıştı.