Savaşa karşı bir çığlık olarak Gazze grafitilerinin tüm dünyaya açılması

Filistinli, Arap ve diğer milletlerden sanatçılar grafitileriyle bu alanda boy gösteriyor

Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
TT

Savaşa karşı bir çığlık olarak Gazze grafitilerinin tüm dünyaya açılması

Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024
Khaled Hourani'nin foto muhabiri Majdi Fathi’nin çektiği bir fotoğraf üzerine yaptığı grafiti, 1 Ocak 2024

İsmail Gazali

Unmute Gaza Hareketi ya da bir diğer deyişle kampanyası 2023 kasımında New York'taki Guggenheim Müzesi'ndeki bir kıvılcımla başladı. Gazze'deki savaşa karşı çıkan aktivistler, Gazzeli sanatçılar Belal Khaled ve Mahmoud Qassem'ın fotoğraflarından esinlenen İspanyol sokak sanatçısı Escif'in iki grafitisinin yer aldığı iki pankartla müzenin girişini bir süreliğine kapatarak savaşa tepki göstermişti.

Gazze'de acımasız savaşın ortasında güvenilir ve profesyonel Filistinli fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafların çoğaltılmasını teşvik etmek gibi parlak bir fikir doğdu. Gazeteciler ve sanatçılar tarafından çekilen fotoğraflar, Gazze'de her gün yaşanan trajediyi anlatırken savaşın insanlar, hayvanlar ve binalar üzerindeki ezici etkilerini gözler önüne serdi. Bu fotoğraflar daha sonra dünyanın en ünlü sokak sanatçıları tarafından grafiti sanat eserleri haline getirilerek özelde Unmute Gaza (Gazze'nin sesini aç) Hareketi genelde ise İsrail'in Gazze'ye yönelik barbarca savaşına karşı çıkanlarca dünyanın tüm metropollerinde büyük ölçekte küresel bir sanat kampanyasına dönüştürüldü. Kampanya, İsrail'in uluslararası toplumun büyük bir kısmının desteği ve suç ortaklığıyla an be an işlediği kanlı suçları ve azgın katliamları durdurmak umuduyla, yakılmış, yıkılmış ve yok edilmiş Gazze'nin üzerindeki sessizlik örtüsünü kaldırmayı amaçlayan uluslararası bir sanat kampanyası haline geldi.

Soykırıma karşı

Unmute Gaza Hareketi açıklamasında kampanya ile ilgi şu cesur ifadeleri kullandı:

Dünyanın dört bir yanındaki pek çok insan gibi biz de yıllardır Filistin'deki durum nedeniyle travma yaşıyoruz. Filistin ateş altında. Gazze'de binlerce sivil ölüyor. Avrupa'daki ülkelerimizin hükümetleri bu soykırımın suç ortağıdır. Bu soykırım karşısında sessiz kalmaları çok acı verici. Dahası, Gazze'nin etrafını kuşatan duvar artık beton bir duvardan çok daha fazlası. İsrail gazetecilerin Gazze'ye girişini engellediği gibi, elektrik ve internet erişimini de keserek eşitliğe izin vermeyen bir medya duvarı oluşturdu. Neyse ki Gazze’de olup bitenleri belgelemek için hayatlarını riske atan çok sayıda foto muhabiri var. Sanatçıları, bu muhteşem gazeteciler tarafından çekilen fotoğraflara MUTE (sesi kapatma) sembolü ekleyerek sanat eserleri yaratmaya davet ettiğimiz yaratıcı bir hareket başlattık. Halkı, bunu kabul etmediğimizi ve suç ortağı olmadığımızı söylemek için küçük bir jest olarak bu eserleri şehirlerine asmaya teşvik ediyoruz.

Kampanya, İsrail'in işlediği kanlı suçları ve azgın katliamları durdurmak umuduyla, yakılmış, yıkılmış ve yok edilmiş Gazze'nin üzerindeki sessizlik örtüsünü kaldırmayı amaçlıyor

Unmute Gaza Hareketi’nin başlattığı kampanya, Belal Khaled, Mahmoud Bassam, Majdi Fathi, Saher Alghorra, Sameh-Nidal Rahmi, Bashar Taleb, Doaa Albaz, Doaa J. Rouqa, Hamdan Dahdouh, Loay Ayyoub, Maryam Abu Dagga, Mahmoud Hams, Mohammed Al Masri, Samar Abu Elouf, Suhail Nassar, Wissam Nassar gibi Filistinli foto muhabirleri ve sanatçılar tarafından Gazze’deki soykırımın ortasında çekilen fotoğraflara dayanıyor.

SDVSF
Foto muhabiri Saher Alghorra tarafından çekilen bir fotoğrafın baz alındığı grafiti, 8 Aralık 2023

Grafiti sanatçılarının bu tarihi jesti hem meseleyle ilgilenenlerin hem de sanatçıların hayranlarının bu asi sanatın felsefesiyle olan ilişkisini, bozulmamış kaynaklarına geri dönerek yeniledi. Gratifinin tarihi, ilk insanların mağara duvarlarındaki ve kayaların üzerindeki çizimlerine, daha sonra Sümer, Babil, Firavun, Kenan, Fenike ve Yunan gibi büyük medeniyetlerdeki yaratıcı modellere ve 19., 20. ve 21. yüzyıl devrimlerine kadar uzanıyor. Artık 1960'lı yıllara gelindiğinde, özellikle New York'ta, bu sanatın patlamasına tanıklık eden gergin bir atmosfer hakimdi. Grafiti sanatı, eleştirmenler tarafından grafitinin öncüsü olarak kabul edilen Darryl McRae, nam-ı diğer ‘Cornbread’, ‘TAKI 183’ takma adıyla bilinen Yunan asıllı ABD’li sanatçı Demetrius, ‘Lady Pink’ lakaplı Ekvadorlu feminist Sandra Fabara ve ‘We Are the Youth’ duvar resmiyle grafitiyi pop sanatıyla bir araya getiren Keith Haring gibi isimlerle avangart bir ifade biçimi olarak başladı.

Azınlıkların sesi

Grafiti sanatı ilk olarak mega kentlerin karanlık dehlizlerinde ortaya çıktı. Otoriteye ve sosyal adaletsizliğe batmış hükümetlerin politikalarına karşı azınlıkların ve öteki sokağın sesini temsil ederek ırkçılık, sansür ve baskı karşısında özgürlük değerlerini savunan sert mesajlar içeren eleştirel ve estetik bir arka plana sahip, karşıt tutumu ifade etmenin açık bir kamusal yöntemiydi.

Siyasi bir aktivist ve film yapımcısı olan İngiliz sanatçı Bansky, grafitiyi anti-kapitalizm, iktidarın maskesini düşürmek, yaygın tüketimciliğe karşı çıkmak ve halkların özgürleşmesinden yana olmak gibi büyük meselelerle ilişkili bir sanat formu haline getirdi. Sadece Londra, Brighton ve Bristol'daki duvarları boyamakla kalmadı, aynı zamanda Batı Şeria ve Gazze'nin duvarlarını da boyadı. Graffiti sanatı, Avrupa’da büyük ses getirdi. Graffiti sanatçıları Kunis ve Freddy, bu asi sanatın ilk sergisini Roma'da düzenlediler. Ardından bu sanat güçlendi, pekişti ve dallanıp budaklanan bir akıma dönüştü. Chris Ellis, Dondi White, Tracy 168, Chris Ellis, Dondi White, Tracy 168 ve eserlerinden biri yaklaşık 110 bin dolara satılan Jean-Michel Basquiat (SAMO) gibi yeni isimler ortaya çıktı. SAMO’nun eserine biçilen değer, bir önceki rekorun sahibi Andy Warhol, Osiris ikizleri, Bradley Theodore, Pichi & Avo, Eduardo Kobra, Bambi, JR ve Sami Aldeek’i geride bırakarak ABD’li bir sanatçı tarafından elde edilen en yüksek miktar oldu.

Bu akım, Arjantinli yazar Julio Cortázar’ın kaleme aldığı ‘Graffiti Story’ (Grafiti Hikayesi) adlı eseri ve grafiti sanatçısı Banksy'nin yönettiği ‘Exit Through the Gift Shop’ (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanından) filmi gibi anlatı ve sinema alanındaki etkileri de oldu.

SDVFBRT
Foto muhabiri Belal Khaled'in bir fotoğrafından yola çıkılarak çizilen grafiti, 24 Ekim 2023

Banksy'nin çok beğenilen ve tartışılan çalışmalarından sonra en ünlü çağdaş grafiti sanatçılarından biri olan ABD’li sanatçı Shepard Fairey, pop müziğin estetiğini Rus propaganda araçlarıyla harmanlamış, Dadacı (Dada) ve Duchampçı (Marcel Duchamp) teknikleri yenilikçi bir şekilde kullanmış, Andy Warhol'un yenilikçi tipografisini benimseyerek yüzen reklam ve haber görüntülerini kolaj haline getirmiştir.

Shepard Fairey de Unmute Gaza Hareketi’ne katıldı. İsrail'in Gazze'yi ayrım gözetmeksizin bombalaması ve insan haklarını hiçe sayması karşısında şoke olduğunu ifade eden Fairey, Gazzelilerin su, elektrik ve temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmalarının ve kitlesel olarak yerinden edilmelerinin hiçbir ahlaki gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Unmute Gaza Hareketi, Gazze'de her gün yaşanan katliamlar karşısındaki sessizlik buzunu kırdı.

Fairey, Filistinli foto muhabir Belal Khaled'in bir fotoğrafından esinlenerek “Bizi duyabiliyor musunuz?” adlı bir sanat eserine imza attı.

Fairey, neden bu başlığı seçtiğiyle ilgili açıklamasında şunları söyledi:

Belal Khaled'in, yaralarından dolayı acı içinde ağlayan ve yüzünden kan akan küçük bir çocuğun fotoğrafından ilham aldım. Bu ve bunun gibi binlerce görüntü, ülke sınırları, etnik köken ve din katmanını ortadan kaldırabilir ve Gazze'de yaşanan temel insani acıları vurgulayabilir. Belal'in fotoğrafındaki ‘Bizi duyabiliyor musunuz? Barışı ummaya devam edelim’ mesajını güçlendirmek zorundaydım.

Dünyanın dört bir yanından grafiti sanatçılarının ilgisini çeken Unmute Gaza Hareketi’ne katılan sanatçılar arasında ayrıca Jomi Montserrat, Eron, Alba Faber, Ernest Zacharevich, Raquel Aparicio, Faith XLVII (Faith47), Nadia Jaber, Mohamed Elghasham, Paula Delphine, Mathieu Bumié, Stefan Creech, Makoto Chi, Emilio Cerezo, Marcos Castro, Maz, Khaled Hourani, Gonzalo Borondo yer alıyor.

CFDBGTN
ABD’li sanatçı Shepard Fairey'in foto muhabiri Belal Khaled'in bir fotoğrafını temel alan grafitisi, 8 Kasım 2023

Öte yandan Greenpeace İspanya gibi diğer sanat, insan hakları ve çevre örgütlerinin de sempatisini kazanarak Picasso'nun ünlü Guernica tablosuna ev sahipliği yapan Madrid'deki Reina Sofia Müzesi'nin girişine ABD’li sanatçı Shepard Fairey'in ‘Can You Hear Us?’ (Bizi Duyabiliyor musunuz?) adlı eserinin yer aldığı bir pankart yerleştirme girişiminde bulundu. Reina Sofia Müzesi, Picasso’nun İspanya İç Savaşı esnasında Nazi Almanya'sının İspanya'nın Guernica şehrini bombalamasını anlatan ve savaş trajedisinin evrensel bir sembolü haline tablosuna ev sahipliği yaptığından Gazze'deki savaşı durdurma çağrısı yapmak için mükemmel bir seçimdi.

Bu yenilikçi girişimle, bu sanatsal hareket Gazze'de her gün tekrarlanan katliamlar karşısındaki sessizlik buzunu kırarak uluslararası toplumun dikkatini bu topraklarda yaşanan gerçekliğe çekti. Bunu yaparken de İsrail'in suç ortakları ABD, Avrupa ve diğer ülkelerin desteğiyle yürüttüğü acımasız savaşın meşrulaştırılmasına ilişkin yaygınlaşan yanlışları düzeltti. Bu sanatsal hareket her ne kadar az ya da azdan biraz fazla miktarda iyi karşılanmış olsa da insani ve estetik değerlerin amansız zaferi karşılığında savaşın barbarlığına, iktidarın acımasızlığına ve yaygın siyasi yozlaşmaya karşı sanatın cesurca yapabileceklerine dair iddianın ve inancın ne denli doğru olduğunu pratik ve uygulanabilir bir şekilde bir kez daha ortaya koyması bir övünç kaynağıdır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.